İmam Humeyni'den Gorbaçov'a İslam'a Davet Mektubu

İmam Humeyni'den Gorbaçov'a İslam'a Davet Mektubu

İmam Humeyni’nin Gorbaçov’a gönderdiği mektubun tam metni

İMAM HUMEYNİ’NİN GORBAÇOV’A GÖNDERDİĞİ MESAJIN TAM METNİ

Bismillahirrahmanirrahim

Sayın Gorbaçov!

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Yönetim Heyeti Başkanı.

Size ve Sovyet milletine mutluluk ve esenlikler dilerim.

Yönetime gelmenizden sonra, öyle görünüyor ki dünyanın siyasi durumu ve özellikle de Sovyetlerin sorunlarına yeni bir yaklaşım başlatmış bulunmaktasınız. Bu cesaret ve ataklığınız dünyada halihazırda mevcut olan dengeleri sarsabilecek, olaylara sebep olabileceğinden kimi hususları hatırlatmayı gerekli gördüm.

Her ne kadar bu girişim ve düşürmelerinizin parti içi sorunları ve bu sorunların yanı sıra halkınızın kimi problemlerini çözmeye yönelik girişimler olması mümkün ise de, bunun dünyanın devrimci evlatlarını yıllar yılı demir perdeler ardındaki zindanlara hapseden sisteminizde (öğretinizde) değişikliklere yol açması bakımından da önemlidir ve eğer bu girişimlerinizde daha kapsamlı adımlar atmaya niyetliyseniz başarılı olmanıza yol açacak ilk husus, Sovyet halkına en büyük darbeyi indiren seleflerinizin Allah ve Din düşmanlığı siyasetini yeni baştan gözden geçirmeniz ve dünyada ortaya çıkan gelişmelere karşı koymanın tek yolunun bu olduğunu bilmenizdir.

Eski komünist liderlerin iktisat alanındaki hatalarının Batının cennet gibi görülmesine yol açması mümkündür. Ama gerçek bundan başkasıdır. Siz eğer sosyalizm ve komünizmin ekonomik sorunlarını Batı kapitalizmine kucak açarak çözmek isterseniz sadece toplumunuzun hiçbir derdine çare bulmamakla kalmaz, başkalarının gelip sizin hatalarınıza çare aramak zorunda kalmasına da yol açmış olursunuz. Çünkü eğer bugün Marksizm ve onun ekonomik ve toplumsal reçeteleri bir çıkmazla yüz yüze gelmişse Batı dünyası da başka alanlarda ve başka şekillerde darboğazlarla karşı karşıya bulunmaktadır.

Sayın Gorbaçov!

Şunu iyi bilmeniz gerekmektedir ki, ülkenizin temel problemi mülkiyet, iktisat ve özgürlük sorunu değildir. Asıl sorununuz Allah’a inancınızın bulunmamasındır. Batıyı da iptizal ve çıkmaza sürükleyen asıl husus budur. Asıl sorununuz varlığı var kılan yaratıcı Allah’la uzun süreli ve faydasız mücadelenizdir.

Sayın Gorbaçov!

Artık herkes anlamıştır ki bundan böyle komünizmin yeri dünya siyaset müzesidir. Çünkü Marksizm insanın hiçbir sorununa çözüm bulamamıştır. Çünkü maddeci bir öğretidir o; ve maddecilikle insanlığı Batı’da ve Doğu’da pençesinde ezip duran manevi soranlara çözüm bulunamaz.

Sayın Gorbaçov!

Sizin bazı hususlarda Marksizme sırt çevirmemiş olmanız ve konuşmalarınızda bu sisteme bağlılığınızı ifade etmeniz mümkündür ama siz de biliyorsunuz ki durum böyle delildir. Komünizme ilk darbeyi Çin lideri indirdi; ikinci ve bugün için son darbeyi de siz indirmiş oldunuz. Bugün artık dünyada Komünizmden eser kalmamıştır. Ama sizden komünizm zindanından çıkıp Batı zindanına ve Büyük Seytan’ın pençesine düşmemenizi istiyor ve yetmiş yıldır ülkenizin alnında bir kara leke olarak yer eden komünizmi ortadan kaldırma iftiharını elde etmenizi diliyorum.

Bugün artık sizin yanınızda yer alan ve halkları ile vatanlarından yana tavır takınma niyetinde olan ülkelerden hiçbiri çatırdayan ke¬miklerinin sesi ayyuka çıkan Komünizm daha çok güçlensin diye yeraltı ve yerüstü kavgalarını heba etmek istememektedir.

Sayın Gorbaçov!

Kimi Cumhuriyetlerinizde camilerin yetmiş yıllık bir aradan sonra ibadete açılması ve minarelerinden Allahu Ekber nidalarıyla Kelime-i Şehadetin işitilmesi bütün Muhammedi (s.a.v) İslam’ın taraftarlarını sevinç gözyaşlarına boğdu. Bu vesileyle sizi bir kez daha maddi ve manevi dünya görüşleri üzerinde düşünmeye davet etmek istedim.

Maddeciler dünya görüşlerinde bilginin kaynağı olarak duyuları esas almış ve duyumsanamıyan şeyleri ilim dışı kabul ederek varlığı mad¬deden ibaret saymışlar, madde olmayan hiçbir şeyin var olmadığını iddia etmişlerdir. Bunlar Allahu Teala’nın varlığı, Vahiy, Nübüvvet ve Kıyamet gibi gaybi hususların tümünü efsane saymaktadırlar. Oysa İlahi dünya görüşünde bilginin kaynağı duyu ve akıldır ve akla uygun olan bir şey duyumsanamasa bile ilmin kapsamı içindedir.

Bu nedenle de varlık, gayb ve şuhudtan (görünürden) müteşekkildir ve madde olmayan şeylerin de varlığı mümkündür. Tıpkı maddi varlığın soyuta (mücerrede) dayanma ihtiyacında olması gibi, durumsal bilgi de akli bilgiye ihtiyaç duyar. Kur’an-ı Mecid, maddeci düşünce tarzını eleştirmekle ve “Allah yoktur, çünkü olsaydı görünürdü.” (“Allah’ı görmedikçe sana inanmayız”) diyenlere şöyle seslenmektedir:

(“O’nu gözler derk edemez ama O, gözleri derk eder ve latiftir, haberdardır.”)

Aslında sizin için ilk ve temel konu olan, aziz ve yüce Kur’an’ın vahiy, nübüvvet ve ahiret konusundaki delillerini şimdilik ele almayalım. Esasen sizi burada İslâm felsefesi sorunlarına çekmek de istemiyorum.

Şurası tartışma götürmez bir husustur ki, madde ve cisim her ne olursa olsun kendinden habersizdir. Taştan bir heykel veya bir insan heyke¬linin bir yanı öbür yanından haberdar değildir. Oysa açık bir şekilde görüyoruz ki insan ve hayvan çevresinde olup bitenlerden haberdardır. Bunlar nerede olduklarını, çevrelerinde nelerin olup bittiğini ve dünya’da nasıl bir mücadelenin sürüp gittiğini bilmektedirler. O halde insanda madde üstü, maddeden ayrı ve maddenin ölmesiyle ölmeyen bir şey vardır. İnsan fıtri olarak her şeyin en mükemmeline taliptir ve siz de çok iyi bilirsiniz ki insan dünyanın mutlak gücünü ele geçirmek istemekte ve yetersizliklerden kaçınmaktadır. Eğer dünyayı kendisine verseniz ve başka bir dünyanın da mevcut olduğunu söyleseniz o dünyayı da ele geçirmek ister. İnsan ne kadar bilgin olursa olsun- bilmediği bir bilginin mevcudiyeti kendisine duyurulduğunda o bilgiyi de elde etmek için çırpınır. O halde kişinin gönül vereceği mutlak bir güç ve mutlak bir bilginin mevcudiyeti gereklidir. Biz bu mutlak güç ve bilgiyi bilmesek bile inancımız odur ki bu güç ve bilginin kaynağı Allah’tır. İnsan Allah’ta fani olmak (Fenafil’lah) için mutlak Hakka ulaşmak ister. Her insanda mevcut olan ebedi yaşama, süreklilik arzusu, ölümsüz ve sonsuz bir dünyanın varlığının delilidir.

Eğer bu alanda inceleme yapmak istiyorsanız bu ilimlerin uzmanlarına Batılı filozofların yazdıklarına ilaveten Meşşaiy hikmet alanında Farabi ve İbn-i Sina’nın (Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun) yazdıklarına başvurmalarını emredebilirsiniz ki bu yolla her türlü bilginin dayandığı İlliyet (nedensellik) ve Maluliyyet (nedenlilik) prensiplerinin duyu eseri değil, aklın eseri olduğu ve her türlü delilin kendisine dayandığı külli manaların (genel yasaların) duyumsanabilir değil, akledilebilir (uslamlanabilir) oldukları anlaşılsın. Ayrıca bu uzmanlar Suhreverdi’nin (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) Hikmet’i İşrak’a ilişkin kitaplarına başvurarak size çizim ve her türlü maddi varlığın duyudan münezzeh bir sırf nura ihtiyaç duyduğunu ve insanın kendi gerçekliğini kavramasına yarayan zati şuhudi idrakinin göz duyusuna ihtiyacı bulunmadığını da anlatabilirler. Bu büyük üstatlara Sadrul-Muteellihin’in (Allah kendisinden razı olsun ve onu Nebiler ve salihlerle birlikte haşretsin) Hikmet-i Mütealiye’sine başvurarak ilmin hakikatının maddeden ayrı bir varlık olduğunu her türlü düşünmenin maddelerden münezzeh olduğunu ve maddi kurallara mahkum olmadığını göstermelerini emredebilirsiniz.

Sizi bundan daha fazla yormak istemiyor ve son olarak ariflerin ve özellikle de Muhyiddin İbnul Arabi’nin kitaplarına dikkatinizi çekmek isliyorum. Eğer bu büyük insanın anlattıkları hakkında bilgi sahibi olmak isterseniz, bu hususlarda araştırmaları bulunan birkaç zeki üstadınızı birkaç sene içinde bu nazik ve hassas konuyu öğrenmek üzere Kum’a gönderebilirsiniz. Çünkü bu ince hususları başka bir yolla öğrenmeleri mümkün değildir.

Sayın Gorbaçov!

Bu hususları anladıktan ve bu girişten sonra sizden İslam hakkında derinlemesine araştırmalarda bulunmanızı istiyorum. Bu istek ise İslam’ın ve Müslümanların size ihtiyacı olmasından değil, İslâm’ın yüce ve evrensel değerlerinden kaynaklanmaktadır. Bu değerler milletlerin kurtuluş ve esenliğine imkan sağlayacak ve kördüğüme dönüşen sorunlarını çözebilecek değerlerdir.

İslam’ı incelemek sizi Afganistan Sorunu ve buna benzer sorunlardan uzak tutabilecektir ve bilin ki biz tüm dünya Müslümanlarını kendi ülkemizin Müslümanları gibi kabul etmekte ve kendimizi onların alınyazısına ortak saymaktayız.

Kimi Sovyet Cumhuriyetlerinde dini merasimlere nisbi oranda da olsa izin vermeniz artık dinin toplumu uyuşturan bir etken olduğu düşüncesinden vazgeçtiğinizi göstermektedir. Acaba İran’ın süper güçlerin karşısına sarsılmaz bir dağ gibi dikilmesini sağlayan bir dini, toplumu uyuşturan bir afyon saymak mümkün müdür? Acaba tüm dünyada adaletin gerçekleşmesinden yana olan ve insanın tüm maddi ve manevi zincirlerden kurtulmasını isteyen bir din toplumu uyuşturan afyon mudur?

Ama evet, İslam ilkeleriyle İslami olmayan ülkelerin maddi ve manevi kaynaklarının süper güçlerin ve güçlülerin eline geçmesine sebep olan ve halka “din siyasetten ayrıdır” diye telkinde bulunan bir din, evet toplumu uyuşturan bîr afyondur. Oysa bunu yapan bir din değildir ve halkımız bu tür bir dine “Amerikancı din” adını takmış bulunmaktadır.

Son olarak açıkça ilan ediyorum ki İran İslam Cumhuriyeti, İslam Dünyası’nın en büyük ve en güçlü merkezi olarak sizin itikadî eksiklikle¬rinizi tamamlayabilecek güçtedir.

Maamafih İran İslam Cumhuriyeti geçmişte olduğu gibi iyi ve karşılıklı komşuluk ilişkilerinden yanadır ve bu münasebetleri muhterem say¬maktadır.

“Hûda’ya tabi olanlara selâm olsun”

Ruhullah el-Musevi el-Humeyni

1 Ocak 1989