Ahmet Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

AYM’nin kararı ve konumu boşlukta

Herkes, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’tan bir hamle bekliyor. Can Atalay için bir adım atsın.

Nasıl bir adım?

Hataylılar oy vermiş, milletvekili seçmiş. Ama adam hapiste. AYM “Hapiste tutamazsınız, tutarsanız hak ihlalinde bulunmuş olursunuz” diye karar vermiş. İki defa üstelik. Devleti birincisinde hak ihlalinden 50 bin, ikincisinde 100 bin lira tazminata mahkûm etmiş.

AYM’nin emsal kararları var, Ömer Faruk Gergerlioğlu (HDP – DEM Parti) ve Enis Berberoğlu (CHP) hak ihlali kararına TBMM uyum gösterdiği için Meclis’te göreve başlamışlar. Herkes bekliyor ki, Meclis Başkanı, bu AYM kararına da uysun ve Atalay’ı göreve başlatsın.

Ama bu arada bir şey oldu. Önce davanın görüldüğü 13. Ağır Ceza Mahkemesi, ardından Yargıtay 3. Ceza Dairesi, AYM kararlarına uyarak anayasal görevlerini yerine getirmemek bir yana, üstelik 3. Ceza Dairesi, AYM’ye yönelik ağır suçlamalar içeren mütalaalar ortaya koydu.

3. Daire kararı, ortaya konan mütalaalara da bakınca, karara uymuyor olmanın getirdiği “AYM’yi fiilen işlevsiz kılma” bir yana, AYM’nin nerede ise varlığını sorgulayan bir nitelik taşıyor.

Ortada iki yargı kurumunun karıştığı bir “Yargı krizi” mi var, yoksa devletin temel kurumlarının birbirini yediği bir “Devlet krizi” mi?

Mesele böyle bir sorunun tartışıldığı noktaya gelirken, gözler İcra’nın ve Yasama’nın nerede durduğu sorusuna çevrildi.

Önce Cumhur İttifakı’nın etkin ortağı Devlet Bahçeli, kendine özgü keskin üslubuyla, ardından daha belirleyici konumda olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “hakemlik” rolünden yola çıkıp 3. Daire mütalaasına hak veren bir tavra evrilerek, bu arada Adalet Bakanı “Yargı süreci devam ediyor”dan “Ortada kesinleşmiş bir yargı kararı var” deyip, Can Atalay mahkumiyetine işaret ederek, aslında AYM kararını saf dışı bırakmaya yöneldi.

En son Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul’da, Murat Kurum’un adaylığının açıklandığı toplantıda bir cümle kurdu. Yeni CHP Genel Başkanı’ndan “Özgür Efendi” diye bahsettiği cümlede adını vermeden, sanki biraz da sonra gelecek tavırların işaretini verecek tarzda, Can Atalay’la ilgili yaklaşımını da ortaya koydu. Cümle şöyleydi:

31 Mart seçimlerinde Özgür efendi’yi de özgürleştireceğiz. Daha bismillah demeden, anayasal düzene kastetmekten 18 yıl ceza almış bir teröristi adeta Meclis’ten cezaevine tünel kazarak kurtarma peşinde düşüyor.”

“Anayasal düzene kastetmekten 18 yıl almış bir terörist…” Bu bir Cumhurbaşkanı tanımlaması. Yine Cumhurbaşkanı’na göre onun Meclis’e getirilip göreve başlatılması da “Meclis’ten cezaevine tünel kazarak kurtarma…” faaliyeti… Bir ana muhalefet liderinden “Özgür Efendi” diye bahsetmenin bir Cumhurbaşkanına yakışıp yakışmadığı konusu ayrı bir mesele…

Cumhurbaşkanı’nın bu tavrı koyduğu bir durumda TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un ne yapacağı merak ediliyor. Kurtulmuş AYM Kararına mı uysun, yoksa Yargıtay 3. Daire kararına ve onun yanında yer alan Cumhur İttifakı liderlerinin kararına mı?

Bu sorunun “siyaseten” verilecek cevabını tahmin etmek zor değil. Böyle durumlarda bir Meclis Başkanı’nın, Yasama erkinin temsilcisi olmasından, dolayısıyla bağımsız hareket etmesinden, dolayısıyla bir “yiğitlik” yapabilmesinden bahsedilebilir. Böyle yaparsa, bir devlet krizini suhuletle çözen Meclis Başkanı olarak tarihe geçer. Numan Bey, en azından diyelim Cumhurbaşkanı ile, Cumhur İttifakı’nın diğer bileşeni ile görüşüp, “Hadi AYM’yi ezdik geçtik, ya sonrası?” diye bir soru üzerinde düşünülmesini sağlayabilir. “AİHM kararları için, Avrupa Konseyi ile ilişkiler için ne düşünüyorsunuz?” gibi bir müzakere zemini açabilir. En azından “AYM üyelerini bir dinlesek, bunların nerede ise tamamı bizim tayin ettiğimiz insanlar, neden ikinci defadır böyle davranıyorlar, bir sorsak….” diyebilir.

Ne dersiniz, açabilir mi?

Keşke hepimiz yanılsak…

İki yüksek yargı kurumu arasındaki krizden geçtik, Cumhurbaşkanı’nın ve iktidar paydaşı parti liderinin bile bir Yüksek Yargı Kurumu (AYM) ile iletişimsizliği noktasına geldik.

“İletişimsizlik” önemsenmeyebilir, yargı, yasama, yürütmenin bağımsızlığından söz edilebilir… Ama çarklar birbirini yemeye başlamışsa, orada, o erkler sağlıklı işlemiyor anlamına gelir.

Bu konu Türkiye’de yeni değildir. Ak Parti iktidarlarının ilk safhalarında icranın ve yasamanın üstünde bir yargı mekanizması söz konusu idi, o zamanlar jüristokrasi (yargıçlar yönetimi) çok tartışıldı da, ama epeyce bir zamandır yargı yapısı bir hayli değişti, yasal çerçevede değişti, kadrolar olarak değişti…

Gelinen noktada kadroları belirlemiş olmakla da yetinmiyor, her yapılanı onaylayan, olmazsa boy hedefi haline getirilen bir yargı alanı oluşturmayı mı hedefliyoruz?

Mevcut durumda AYM üyelerinin ne düşündüğünü merak etmemek elde değil.

Bizim yargı dosyamızın dünya tarafından nasıl görüldüğünü de herhalde ekonominin başına getirildikten sonra “Rasyonaliteye dönmekten başka çaremiz yok” diyen Mehmet Şimşek’e sormak gerekiyor.

Bu yazı toplam 262 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar