Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Kuantik siyaset

Derin Gerçekler

Bundan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Yaratılış’tan bugüne, dünyanın en büyük dönüşümlerden birinin eşiğindeyiz. Hz. Muhammed (sav) dünyaya teşrif ettiğinde o “ben zamanın ikindi vaktindeyim buyurmuştu. Biz alemlere rahmet olarak gönderilen ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Ve biz zamanın “Akşam” vaktindeyiz. Zaten “Yatsı” vaktinde biz olmayacağız inşallah. Dünyaya tapanlar, taptıkları dünyada Cehennemi görüb ölümü dileyecekler. Ölüp dirilip cehenneme atıldıklarında ise, dünya hayatındaki azab onlara bir kaçacakları yer gibi görünecek de o dilekleri de gerçek olmayacak.

Kuantum mantığını anlamadan Kuantum siyasetini anlayamayız. Kuantum matematiğini anlamadan da bu mantığı anlamak pek mümkün değil. Hatırlayın eskiden Romen rakamları kullanılırdı. Sonra Müslümanlar 1 ve Sıfırı buldu. Ardından ara sayılar, “Ondalık sistem” kuruldu. Ardından elektiriği bulunca gördük ki, her şey bir frekans ve dalga boyundan ibaret. Mors alfabesi aslında bir “nokta” ve bir “çizgi” kombinasyonundan ibaretti.

Mors alfabesi şöyle bir şeydi:

Mors Alfabesi Nedir? Mors... - Türkiye Zeka Vakfı | Facebook Mors Alfabesi (Kodu) Nedir? Nasıl ve Nerelerde Kullanılır? - Evrim Ağacı

Mors alfabesi nokta ve çizgi şeklinde gönderilen ışık ve/veya sesleri kullanarak bilgi aktarma 1832-35 yıllar arasında telgraf haberleşmesi için Samuel Morse tarafından oluşturuldu. 1837'de de kullanılmaya başladı. Aslında bilgisayar yazılımda kullanılan “1 ve 0” da mantık aynı mantık.

Bir örnek olması açısından ‘Selam‘ kelimesinin ikili sistemdeki karşılığına bir bakalım: Bilgisayarda SELAM şöyle yazılır: S 01010011, E 01100101, L 01101100, M 01101101.. Mesela bilgisayarda siz “Başak” yazarken, o bunu şöyle kaydediyor: “0100001001100001011100110110000101101011”. “Ay” yazacak olursanız onu da şöyle yazacak: “01000001010111001”. Yani “0”ı “nokta kabul edin, “1”i de “Çizgi” kabul edin. O zaman bu kelimeyi .-…..-.-.---..- şeklinde yazmam gerekecekti. Bu şablon Latin kaligrafisi üzerine oturtulmuş bir yazım biçimidir. Peki bütün bunları, tek bir “nokta” ile yazmam mümkün mü? Evet mümkün. Zaman ve mekandan münezzeh bir ortamda hıza da gerek yok. Herşey heryerdedir ve Herşey aslında “bir şey”dir. Sanırım ne dediğimi anlamak için Hz. Musa’nın Hızır aleyhisselamla yolculuğunu, Denizin yarılmasını, Asa-yı Musa’yı Hz. Süleymanın Belkısın tahtını getirmesini ve karıncalarla, kuşlarla konuşmasını, Hz. İsa’nın babasız dünyaya gelmesi, ölüleri diriltmesi ve bebekken konuşmasını, Hz. Meryem’in sırrını, Hz. Muhammedin (Sav) İsra olayını birlikte düşünmek gerek.

Herşey atom zannediyorduk. Şimdi atomaltı parçacıkları konuşuyoruz. “Misgale zerretin”i şimdi yeni anlamaya başladık. Meğerse Makro kozmoz, mikro kozmoz’un kesretinden oluşuyormuş. “Sıfır” da yokmuş, “1 varmış” ama o bizim bildiğimiz sayıyla zikredilen “bir” değil. “Gul hüvellahu Ehad. Allahussamed”. “Vahdet-i Vucud” değil bu ama ondan tümüyle gayrı olan bir şey de değil. Bu gelinen noktada “Tarihi Maddecilik”, “Evrim teorisi” filan hepsi çöküyor. Herşey bir şeyin eseri olarak vucud buluyor. “Zahir” oluyor. O alemde sadece bir şeyin. Titreyişi var. Şimdilerde buna dalga boyu ve frekans deniyor. Madde zannettiğimiz şey bu şeyin kar taneleri gibi kolanizasyonu ve kombinasyonundan ibaret. Birim alandaki kesafetine, nefs, ruh, can üflenmesinden ibaret. Buna bir de akıl verilince o zaman ona irade ve sorumluluk da veriliyor işte. O zaman da ona “Hadi seç” deniyor.. Asıl SEÇİM bu! Her şey “Kün” emrinde gizli ve “fe yekun”un sırrı ise “İsrafil’in sur”unda gizli! O “sur’un sırrı”, sedleri, surları yıkacak perdeleri parçalayacak olan sırdır ve o sır ile gözlerdeki perde kalkacak, Gerçeklik aleminden Hakikat alemine geçeceğiz. Ve perdesiz gözlerin göreceği hakikat ya gözlerimizin aydınlığı olan Cennetin nuru ya da gözlerin karardığı olan cehennem ateşi olacak. “Gerçeklik alemi” izafidir. “İzafiyet teorisi” oradan gelir. “Rolatif”tir, yani, zaman, mekan ve şartlara göre değişkenlik gösterir. Hakikat alemine insanlar gerçeklik dünyasından akıl, tefekkür, ilim, hikmet, sezgi, tecrübeyle yükselir. Buraya insan tekrarlanan bilgi yolu olan eğitimle değil, Maarif ve İrfan yolu ile ulaşır. Onun için “bir anlık tefekkür, bin yıllık nafile ibadetten daha hayırlıdır” denmiştir. Onun için “iki günü birbirine eş olan aldanmıştır” denmiştir.

Bilgisayar bu seriyi çok hızlı okuduğu için biz bunu kullanıyoruz. Şimdi şöyle düşünelim; bir nokta bir çizgi çiziyoruz da, o çizgi de noktalardan oluşuyor. Biliyorsunuz bir alan 3 noktadan oluşur. Sonuçta her biri 1 olan ve tekrar eden noktalardan söz ediyoruz. Sadece bu noktaları yeri farklı. “Tek nokta”.. Sahi biz Zaman ve Mekandan münezzeh bir Allah’ın kullarıyız değil mi? Ve her yaratılmış olan şey, belli bir zaman ve mekan içinde hayat bulmaktadır. İnsan, Melek, Cin ve Şeytan, Ay, güneş ve yıldızlar, kendi kozmik alanı içinde yaşamaktadır. Hz. Ali’nin dediği gibi "İlim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı"..

Neyse bu konu uzun bir konu.. Aslında bu konu bir makaleden çok daha fazla bir hacime sahip. Birileri bu bilgi ile insanın yeni bir mitolojik çağı başlatabileceği, insanının Tanrı olabileceği gibi bir vehme kapıldı. Hararri bunu söylüyor aslında. “Tanrı Parçacığı”nı bulduk dedikleri şey, ya da Şeytani anlamda TransHumanizm böyle bir aklın ürünü. Şimdi Kuantik akılla yaratılış, “Galu bela” ve “Elestü bezmi”nde yaşananlar böyle bir şey. Şeytan’ın Dine ve dindarlara meydan okuması, İnsanın kendini İlah ve Rab ilanı da böyle bir şuuraltının dışa vurmasından başka bir şey değil gibi sanki.

Bugünkü bilim de, Teknoloji de Newton aklının ürünü. Gelinen noktada o bizim bugünkü bilim de, teknoloji de, savunma sanayi falan hepsi radikal bir dönüşüme uğrayacak. Enerji, emek, bilgi, ışık, Biyoloji, Alem (Evren) bilgisi, herşey, Matermatik, Fizik, Kimya, Din, Tarih algısı, gelecek tasavvuru. Yıllar önce Malezyada bir grub 7’li bir sayısal sistem üzerinde çalışıyordu. Büyük değişime hazır olmak gerek. Eğer aklımızı başımıza toplarsak, yeniiden diriliş mümkün. Değilse büyük helake hazır olalım.. Ama bizimkiler henüz bunun farkında değiller. Siyaset, Bürokrasi, Akademi, Sermaye, Diyanet boşlukta yürüyor. Bugün MicroChiple üretilen tüm teknik cihazların geleceği yok. NanoChip ve NanoTüp ile üretilen sistemlerin Global networkü üzerinden yeni bir dünya inşa ediliyor. Kim gelirse gelsin, yeni, çok farklı bir dünya ile karşı karşıya kalacağız. Yakın gelecekte eski dünyanın yasaları da çöp olacak. Biz hala eski dünyanın bataklığını, eğitim, siyaset, yasa düzeni ile sulamaya devam ediyoruz. Dünyevi olan herşey değişirken, Hakikatin aslı değişmeyecek, ama algısında yeni ufuklar açılacak. Temel kitab ve hedef değişmeyecek.

Kim bu dünyada zerre-i miskal iyilik yapanlar kat kat fazlasını, kim o miktar kötülük yapmışsa, onun tam karşılığını eksiksiz görecek. Cennet bu dünyadaki iyilikleriniz, cehennem kötülüklerinizin karşılığının tattırılacağı yerdir. Biz iş ve sözlerimizle, bu dünyadan ahirete ya kendi cennetimize kendi sırtımızda tuğla, ya da kendi cehennemimize, kendimizi yakacak kendi edinimlerimiz karşılığı kendi sırtımızda yakıt taşıyacağız.

İmanı elde tutmanın ateşi elde tutmak gibi zorlaşacağı günlere doğru gidiyoruz. Gazze ‘ye bakın. Şatafatlı mitinkler, haşin demeçler yayınlayıp, sert, daha sert kınamalar O çocukların başına gelenler bizim de, bizim çocuklarımızın da başına gelmesini engelleyemeyebilir.. Ne diyordu ayet: (Nisa 75): “Size ne oluyor da Allah yolunda, yani, o ezilen erkekler, kadınlar, yavrular uğrunda savaşmıyorsunuz! Baksanıza! Ey bizim Rabbimiz, halkı zalim olan bu memleketten kurtar, bize yiğit bir bahadır gönder diye yalvarıp duruyorlar”.

Sorun temelde, ekonomik ya da politik değil. Temel bir sorun var. Biz insanlar Allah’ın ipini bıraktık, Allah da bizim ipimizi bıraktı. Allah’ı ve ahiret gününü unuttuk. Evet, itiraf edelim, övünmeyi-dövünmeyi bir kenara bırakıp tevbe edelim ki, “Biz zalimlerden olduk”.. Din, ahlak, aile, eğitim malum. İlmiye, Kalemiye ve Seyfiye’nin de hali ortada. “aman efendim aman / galiba ahir zaman / manzarası yurdumun / tufan gününden yaman”. Anlatılan Nostradamus’un kehaneti değil, Necip Fazıl’ın şiirinden mısralar ve bunlar görünen bizim köyün hikayesi: “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak! / Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak: Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden, / Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden”. Evimizin halini anlatırken, saki “İstanbul Sözleşmesi” sonrasını anlatıyor. Bugünlük bu kadar yeter sanırım. Son bir söz: “Eski hal muhal, ya yeni hal, ya izmihlal” Tek bir “sayı” ile “4 işlem”(!?)i nasıl yapacağız, onun mantığı başka zamana.

Selam ve dua ile.

Not: HayyKitap’da Ramazan Biçer ve Eda Alemdar’ın “Kuantum boyutunda İstihbarat” isimli bir kitabı çıktı. Doğru yönde ileri doğru bir adım. Benim Kayıt yayınlarında çıkan DUA kitabında da bu konuya dolaylı olarak dokunmuştum aslında.

Bu yazı toplam 253 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar