Ahmet Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

Sistemin asıl döküldüğü alanlar

Başta mı sorayım sonda mı, bilemedim. En iyisi yazıya başlayalım da, sonunda ne gelirse bakarız.

-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla emekliye 5 bin lira verildi, çünkü emekli boğuluyordu. Ancak “Çalışmayan emekliye” diye şerh düşüldü. Ancak “Çalışan emekli” de boğulduğu için çalışıyordu, tepkiler oldu, bir irade-i şahane daha sudur etti, “Hadi çalışan emekliye de verilsin” buyuruldu. Aradan sadece bir ay geçmişti. Birinci karar nasıl sudur etmişti, ikinciye neden gelinmişti?

“Bu 5 bin liracıklar, emeklinin hangi tükenmişliğine çare olur?” diye bir soru sormayacağım, ekonomin orası ayrı bir bahis, orada tükenmişlikler, sadece emekli ile sınırlı değil, ama tükenmişliklere böyle “5 bin lira ona, üç bin ötekine” türü yamalarla çare bulunacağını düşünmek yönetim üslubu adına çok garip duruyor…

Gelelim ekonomi yönetimi ve faiz meselesine:

-Merkez Bankası’nın en son toplantısında faizler, beklentilerin de ötesine geçerek, hani “faiz artırımına yukarıdan hiçbir itiraz yok, MB istediği kararı alıyor” mesajı verircesine 500 baz puan daha artırıldı ve politika faizi yüzde 40’a çıktı. Sene sonuna kadar bir kere daha artırılabileceği ve yüzde 42.5 ya da 45’te hitama ereceği tahmin ediliyor.

Bilen de biliyor bilmeyen de biliyor ki, bu faiz oranı, sayın Cumhurbaşkanı’nın “Faiz sebep enflasyon sonuç” mottosuyla da, tabii onun kaynaklandığı “Nass var nass” yaklaşımıyla da bağdaşmıyor.

Bu “yaklaşım”lar, kişisel planda kalsa sorun yok, ama 85 milyonluk bir ülkenin tüm insanlarının hayatlarını ilgilendirdiğinde acayip sorun çıkıyor.

Açık değil mi? Ya o politikalar doğruydu ya bunlar? Sayın Cumhurbaşkanı mevcut kadroya güven duyduğuna ve desteklediğine dünyayı inandırmak için olağanüstü çaba gösteriyor. İnandırabiliyor mu, finans ve iş çevreleri “Seçim söz konusu olunca her siyasetçinin kimyası değişir” değerlendirmesi ile “Bir de yerel seçim sonuçlarını görelim” gibi bir tavır içindeler mi, kim bilir.

Acaba önceki politikalar mı doğruydu, bugünküler mi? Öncekiler doğru idiyse, neden görevden alındılar, bugünküler doğru ise, neden yıllarca o politikada ısrar edildi ve daha önemlisi ülkeye enflasyonu böylesine tırmandırıp, vatandaşı boğan bir ekonomik vasat reva görüldü?

Buradaki daha önemli soru ise, “Karar verici”nin tekleştiği bu sistemde, bu tür, yıllarca süren ve sonradan “Böyle yapmamalıydık” denilen politikaların önü nasıl alınır? Ya da toplum olarak bedel ödemeye mahkum muyuz?

Bu konu epey uzatılabilir, ama başka konular var, yazılacak…

-Şu İçişleri Bakanlığının yaptığı “kara para, mafya, uyuşturucu çetesi ve öteki….” bilumum operasyonlar… Bütün bunlar Ali Yerlikaya bakanlığa getirildikten sonra mı ortaya çıktı pıtırak gibi… Meğer memlekette neler olmuş neler… Meğer sosyal medya fenomenleri, güzellik salonu işletenler ne çılgınlıklar yapmış… Meğer spor camiası ile banka müdür – müdirelerinin içine girdiği geçmişin banker ve halka açık şirket vurgunlarını andıran milyon dolarların euroların havada uçuştuğu alicengiz oyunları yapılıyormuş… Meğer kırmızı bültenle arandığı halde ev satın aldığı için Türk pasaportu verilen mafya babaları, uyuşturucu çetesi baronları memlekette fink atmaktaymış… Bütün bunların bir bakan değişmesi ile ortaya çıkıvermiş olması şaşırtıcı değil mi? Sanırsınız ki yeni bakan “Bunlar eskiden de vardı ama üzerine gidilmemiş” gibi bir intiba uyandırmak için çaba gösteriyor… Ama olan bitene baktığınızda da, orada görülmeyen, biriken ve biriktikçe kokusu dünya aleme yayılan bir cüruf var.

Maalesef o cüruf dünyadan da görülüyor ve ülkenizi “Gri liste”ye alıveriyorlar…

Şu OECD’nin FATF diye kısaltılan Kara Para Aklama ile Mücadele Örgütü’nün Ekim 2021’de Türkiye’yi dahil ettiği liste… Şükür ki “Black list - Kara liste”ye alınmamışız. Baktım gri listede de bizimle birlikte şu ülkeler varmış: Arnavutluk, Bahamalar, Barbados, Kamboçya, Gana, İzlanda, Jamaika, Moğolistan, Myanmar, Pakistan, Nikaragua, Panama, Suriye, Uganda, Yemen ,Zimbabve, Ürdün ve Mali… Kara Listede de Kuzey Kore ve İran bulunuyormuş…

Her gün haberlere

-Orda bir dosya var, Sinan Ateş cinayeti dosyası… Dosyanın bir ucu Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP ile iltisaklı… Ankara’nın göbeğinde sokak ortasında öldürülen bir ülkücü… Ülkü Ocakları Başkanı iken Bahçeli tarafından görevden alınan bir isim. Cinayet zanlıları yine Ülkü Ocakları camiasından… İşin içine bir eski MHP milletvekilinin adı karışıyor. Ve Sinan Ateş’in ailesi, dosyanın örtülmemesi için çırpınıyor.

Endişenin kaynağı, MHP’nin bir şekilde iktidarı paylaşıyor olması… Herkes merak ediyor: Bu dosya sağlıklı bir biçimde ele alınır mı?

-Bu soru, “Yargıdaki sancı” ile birlikte daha anlamlı hale geliyor… Evet Yargıda da sancı var.
Bir Cumhuriyet Başsavcısı HSK’ya ihbar mektubu yazdı, bir hakim görevden alındı… Ama Yargı bünyesinde o mektuptan daha ötesinin olduğu da herkes tarafından biliniyor…

Yazı böyle uzayıp gidebilir. Bütün bunların sistemle ilgili bir yanı olduğu açık. Sistemle ilgili konu ise, bizzat sayın Cumhurbaşkanı tarafından yüzde 50 artı 1’le gündeme getirildi. Ama sanki sistemi bir başka boyutu ile gündeme getirilme ihtiyacı var. Mesela şu ekonomi politikalar neden böyle oldu, neden birileri milyon dolarlarla fink atarken birileri altta boğuluyor, neden gri listedeyiz , bu mafyatik baronlar neden bizim ülkemizi mesken tutmuş da kimsenin haberi olmamış vs?

Bu yazı toplam 411 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar