Ramazan Deveci: Amerika’ya Karşı Olmak, Küresel Adalet Mücadelesi Vermektir…
İslami Analiz.com yazarı Ramazan Deveci'nin yazısını iktibas ediyoruz
Dünyanın iki kutba ayrıldığı dönemde, Rusya (SSCB) Sosyalizmle birlikte dinsizliği, ateizmi bir devlet politikası olarak uyguluyordu.
Amerika’da ise doların üzerinde “Tanrıya Güveniyoruz” yazıyor ve Amerika’da devlet başkanları İncil’e el koyarak yemin ederek göreve başlıyorlar.
Altmışlı yetmişli yıllar, Türkiye’de İslami mücadelenin bir anlamda komünizmle mücadele olarak algılandığı yıllardı. Bu yıllarda Türkiye’de İslami cemaatler, Rusya’yı (SSCB) din düşmanı görüyor, Amerika’yı ise kendilerine daha yakın hatta Türkiye’ye göre dini özgürlüklerin daha fazla olduğuna inandıkları, bir özgürlükler ülkesi olarak değerlendiriyorlardı.
Altmışlı yıllarda Mısır’da Şehit Seyyid Kutup ise şöyle diyordu: “Amerika’dan nefret ediyorum ancak en çokta Amerika’nın vicdanına sığınan Müslümanlardan nefret ediyorum.”
1979 yılında İran’da İslam devrimi gerçekleşmiş, devrimde Komünizm ve Kapitalizme hayır sloganını yükselten İmam Humeyni, İslam dünyası için asıl tehlikenin Amerika’dan geldiğini ve Amerika’nın büyük şeytan olduğunu söylemişti.
Yetmişli yıllarda Türkiye’de siyaset sahnesine çıkan Milli Görüş lideri Rahmetli Erbakan, Müslümanlar için asıl tehlikenin Komünizm değil Siyonizm ve Siyonizm’in en büyük destekçisi Amerika olduğunu ifade ediyordu. Rahmetli Erbakan işgalci İsrail rejiminin büyük İsrail projesinden bahsederek bu projenin hedefinin Türkiye dahil birçok İslam ülkesini parçalamak olduğunu anlatıyordu. Bunu engellemek için İslam ülkelerin birlik olması gerektiğini söylüyordu. O yıllarda bazı muhafazakar sağcı çevreler tüm bunları söylediği için rahmetli Erbakan’a yeşil Komünist diyorlardı.
Evet, görünürde 70li yıllarda da bugünde Amerika’nın dinin varlığına karşı bir duruşu yoktu. 90lı yıllarda sosyalizm, kapitalizm karşısında yenilecek ve SSCB dağılarak yerine Rusya kurulacaktı. Sovyetlerin dağılması ile birlikte yerine kurulan Rusya, sosyalist politikalardan sınırlı bir kapitalizme evrilirken ateizmi devlet politikası olmaktan çıkaracaktı. Artık Rusya’da da ibadet yerlerine dokunulmuyor yeni cami ve kiliseler serbestçe açılabiliyordu.
80li yıllarda Afganistan’da Rusya’ya karşı silahlı mücadele veren Müslümanları mücahit diye nitelendiren ve onlara yardım eden Amerika, 2000li yıllarda kendine karşı direnen Afganlıları ise terörist diye nitelendirecekti.
Emperyalist Amerika’nın dine ve dindarlığa bakışı:
Varlığını kutsal kitabına dayandıran birçok düşünür tarafından din devleti olarak nitelendirilen Siyonist İsrail rejimin en büyük destekçisi olan ve Ortadoğu politikasını İsrail’in güvenliği üzerine kuran Amerika’nın Yahudiliğin düşmanı olmadığı hatta Siyonist Yahudiliğin en büyük destekçisi olduğu ortada. Ancak Siyonizm karşıtı olan Yahudilerin Amerika’dan aynı desteği görmedikleri de bir gerçek…
Parasına “Tanrıya güveniyoruz” yazan ve devlet başkanları Hıristiyanlığın kutsal kitabı İncil’e yemin ederek göreve başlayan Amerika’nın Hıristiyanlığın düşmanı olduğunu söylemekte mümkün değil. Ancak Lübnan’da Hizbullah’ı destekleyen, Filistin’de Hamas’ı destekleyen Hıristiyanların Amerika tarafından dost olarak değerlendirilmediğini de görüyoruz..
Bir Şeriat devleti olan Suudi Arabistan’ın en büyük destekçisi olan, Ilımlı İslam olarak nitelendirdiği düzlemde faaliyet yürüten birçok İslami cemaatleri de destekleyen Amerika İslam dinine de düşman gözükmüyor!!!
Öyle ise Amerika hangi dine düşman? Bu sorunun yanıtına geçmeden önce şu soruyu yanıtlayalım.
Amerika emperyalist bir ülke midir?
Eğer bu soruya hayır diyorsanız yani Amerika’nın emperyalist olmadığını söylüyorsanız, Dünya’da yüzün üzerinde ülkede bulunan askeri üsleri ile ülkelere müdahale edip, ülkelere yönetici belirlemeye çabaları ile oralara iddia ettiği gibi demokrasi ve barış götürdüğünü düşünüyorsanız, Amerika’nın hiçbir dine düşman olmadığına inanabilirsiniz.
Örneğin Irak’a müdahale edip bir milyonun üzerinde insanın ölmesine sebep olurken, yüzbinlerce insanı katlederken, tüm bunların Irak petrolleri ile bir ilgisinin olmadığını Irak’a demokrasi getirme çabası olduğunu düşünüyorsanız ya da Afganistan’a müdahale edip binlerce insanı katletmesini teröre müdahale olarak görüyorsanız Amerika’nın emperyalist olmadığını söyleyebilirsiniz.
Kendisi her türlü nükleer silaha sahipken, İran ve benzeri ülkeleri nükleer silaha sahip olacak dünya güvenliğini tehdit edecek, ya da teröristleri destekliyorlar diye mahkum ederek insafsızca ambargo uygulamasını, İran halkını açlığa ve sağlık sorunlarına mahkum etmeye çalışmasını, dünyanın güvenliği ile izah ediyorsanız Amerika’nın emperyalist olmadığını iddia edebilirsiniz.
Gerçi ABD Donald Trump döneminde, Amerika emperyalist emellerini insan hakları ve demokrasi götürüyorum söylemleri ile gizleme gereği duymuyor. Son Venezüella hadisesinden sonra Amerika’nın politikalarını emperyalistçe bulmayanlar oldukça azalmıştır diye düşünüyorum.
ABD’nin Venezüella ile ilişkileri, Venezüella’nın dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkelerinden biri olmasından dolayı petrol merkezli olarak ilerlediği biliniyor. ABD başkanı Donald Trump Venezüella petrolündeki emperyalist hedeflerini birçok kez açıkça dile getirdi.
Venezüella’da 1999 yılında Hugo Chávez’in iktidara gelmesiyle Amerika emperyalizmine tavır almış bu tavrından dolayı da Amerika emperyalizmin açık müdahalesi ile karşı karşıya kalmıştır. Hugo Chavez’den sonra iktidara gelen Nicolas Maduro’da Chavez’in anti Amerikancı çizgisini sürdürmüş ve bu çizgisinden dolayı ABD, Nicolas Maduro yönetimine askeri bir müdahalede bulunarak bir başka ülkenin başkanını mafyavari bir tavırla kaçırarak saçma sapan gerekçelerle yargıladığını iddia etmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezüella’ya yönelik müdahaleleri, yalnızca askeri seçeneklerle sınırlı kalmamış; ekonomik yaptırımlar, diplomatik baskılar, muhalefet destekleri ve rejim değişikliği girişimleriyle çok boyutlu bir karakter kazanmıştır.
Bütün bu yaşananlar Amerika emperyalizminin ve Amerika rejiminin gerçekte bir mafya rejimi olduğunu göstermektedir.
Böyle bir Amerika gerçekliğini görmezden gelip Amerika’yı özgürlükler ülkesi görmek yada, Amerika gerçekliğini görüp gücünden dolayı Amerika’nın yanında durulması gerektiğini düşünmek ve söylemek kelimenin tam anlamı ile Amerikancılıktır.
Dünyanın onurlu insanlarının bu mafya rejimine ve Amerikan emperyalizmine karşı ortak bir mücadele bilincini geliştirmeleri gerekiyor.
İslam antiemperyalist bir dindir ve bir Müslüman’ın Amerikancı olması düşünülemez. Şayet hem Amerikancı hemde Müslüman olduğunu söyleyenler var ise onlar ya Amerika gerçekliğini yada inandıkları dini tanımıyorlar demektir.
Bir din zulmetmemeyi, zulme karşı olmayı, zalimlere karşı mücadele etmeyi emrediyorsa, bir din adaleti, adalet için mücadele etmeyi emrediyorsa, dünyada adaletin hakim olmasını hedefliyorsa o din antiemperyalisttir. Çünkü emperyalizme karşı olmadan dünyada adalet mücadelesi vermek mümkün değildir.
Bir din sadece ibadeti ve ahlaki değerleri emrediyor, yeryüzünde zulümlerle ve zulme uğrayanlara yani adalet ve adaletsizliklerle ilgilenmiyorsa o dinin antiemperyalist olmadığını söylemek mümkündür.
İslam’ın esası tevhit ve adalettir. Tevhit insanın Allah’la olan ilişkisini, Adalet ise insanın insanla ilişkisini düzenler.
İslam, Müslümanlara kendi yaşamlarında adil olmalarını, zalimlere ve zulümlere karşı mücadele etmelerini emretmektedir. İslam insanlığa adil bir toplum adil bir dünya vaat etmektedir.
İslam tarihi boyunca, Müslümanların bunu istenen anlamda gerçekleştirememiş olması bu gerçekliği ortadan kaldırmaz.
İslam antiemperyalist bir dindir ve Amerika İslam’ın antiemperyalist duruşuna düşmandır. Müslümanlar adalet mücadelesinden vazgeçer, Amerika ve diğer Emperyalist ülkelere karşı bir duruş ortaya koymazsa Amerika’nın böyle bir İslami anlayışla bir sorunu olmaz ve böylesi İslami çalışmalara destek bile olur olmuştur da.
Amerika’nın ılımlı İslam çalışmaları içerisinde yer alan cemaatler hiçbir düzlemde, Amerika’nın zulümlerine emperyalist politikalarına karşı bir duruş ortaya koymamışlar, taraftarlarında en azından bir Amerika karşıtlığı olmamasını sağlamışlardır. Amerika’nın bugün Suudi Arabistan’ın gerici şeriat yönetimi ile hiçbir sorununun olmaması, Suudilerin Amerikan’ın emperyalist politikalarına destek olmasının bir sonucudur.
Ancak Kuran Müslümanlara zalimlerle mücadele etmeyi yeryüzünde adalet mücadelesi vermelerini emretmektedir.
“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver.” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda mücadele etmiyorsunuz (savaşmıyorsunuz)” (Nisa-75)
"Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, İnsanlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor." (Nahl, 90).
"Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun….." (Mâide, 8).
Kuran Müslüman’ın yaşamının merkezinde adaletin olmasını, düşmanlarına bile adaletle muamele etmelerini, zalimlere karşı mücadele etmelerini, yerel ve küresel düzlemde adalet mücadelesi vermeleri gerektiğini emretmektedir.
Küresel adalet mücadelesinin ifadesi emperyalizme ve dünyanın günümüzdeki en büyük emperyalistti Amerika’ya karşı olmak Amerika’nın zulümlerine karşı mücadele etmektir. Amerika’ya karşı olmadan yapılacak adalet mücadelesi doğru samimi bir adalet mücadelesi olmaz.
Yerel adalet mücadelesi ise yaşadığın toplumdaki her türlü adaletsizliğe bu adaletsizlik kime yapılırsa yapılsın, kim yaparsa yapsın karşı olmak ona karşı bir duruş ortaya koymaktır.
Zulüm sana yada içinde bulunduğun cemaate yapıldığında adaleti hatırlamak, adalet konusundaki samimiyetsizliğin bir ifadesidir. Yada küresel adaletsizliklerden bahsedip yerel adaletsizlikler karşısında duyarsız kalıyor ve mazur görmeye çalışıyorsan, bu duruşta adalet mücadelesi değildir, belki bir ulus mücadelesi olabilir.
Sonuç olarak İslam’ın esası olan adaleti ayakta tutmadan Allah’ın razı olacağı Müslüman olmak mümkün değildir. Küresel ve yerel adaletsizliğe karşı onurlu bir duruş ortaya koymadan da ilahi anlamda adalet mücadelesi verilmiş olmaz.
