Eldivensiz yüzleşme
ABD’nin İran planı, savaştan çok içeriden çökertme ve kaos üretme stratejisine dayanıyor.
Eldivensiz yüzleşme
İbrahim el-Emin, El-Ahbar, 14 Ocak 2026
ABD’nin İran’a karşı geniş çaplı bir savaş başlatması için mantıklı nedenler aramak gerçekçi sonuçlara ulaştırmaz. Donald Trump’ın altı ay önceki açıklamalarına bakanlar, tek bir hava saldırısıyla İran’a karşı “mutlak zafer” kazandığını düşünen ve Husilerin teslim olmayı talep ettiği gerekçesiyle onlara karşı savaşı durdurduğunu ilan eden adamın, bugün “Büyük İran’ı inşa etmek”[1] adına rejimi devirmek için kendisini “ilahi bir görev” ile karşı karşıya bulduğunu görür.
Trump’ın lügatindeki “büyüklük”, ABD içindeki uygulamalarını da kapsar; zira kastettiği büyük bir ülke değil, süper güçtür. Görünen o ki böylesine fevri bir kişilik, büyük ölçüde kendi şahsi düşünce yapısını yansıtan tercihlerin esiri haline geliyor. Tüm dünyanın iradesini kırabilecek “Kovboy” imajı peşini bırakmıyor ve onu sürekli cezbediyor. Münasip bir tokat yiyene kadar da ateşten atını sürmeye ve tüm beşeriyetin suratına kılıcını savurmaya devam edecek.
İsrail ile birlikte, ekonomik durum gerekçesiyle İran’daki tüccar zümresinin[2] başlattığı protestoları çalmakta acele ettikleri açıkça görülse de bu protestoların sönümlenmesini hazmedemedi. Bu noktada, ister İran hükümeti ile eylemlerin arkasındaki taraflar arasındaki uzlaşma olsun, ister ABD ve İsrail adına çalışan casusların İran sahnesini bir kıyıdan diğerine taşıma konusundaki başarısızlığı olsun, nedenlere hiç aldırmıyor. Bu yüzden Trump, doğrudan veya İsrail üzerinden dünyanın bu bölgesinde mutlak hakimiyet kurmaya dayalı asıl projesine hızla geri dönüyor.
Trump bu kez İsrail’in isteneni gerçekleştirme kapasitesinin kalmadığını kavradı. Düşmanın İran’ı bitirmeye hazır olduğuna dair iddialarının hiçbiri artık kullanıma uygun değil. Dolayısıyla ABD, geniş çaplı savaşlar ve benzeri görülmemiş imha operasyonları bölgede tam kontrol sağlamaya yetmediyse, Amerikan mantığına göre “uygun gücün” henüz kullanılmadığı, yani daha yüksek seviyede bir gücün devreye sokulması gerektiği sonucuna vardı. Trump, İran’a açacağı gelecek savaş için herhangi bir bahane veya gerekçe sunma zorunluluğu da hissetmiyor. Esasen her türlü geleneksel gerekçeden sıkılmış durumda ve “Karakas Seferi”nin[3] ardından bariz biçimde, kendisi için uygun gördüğünü yaptığını, başkalarının görüşlerini veya eleştirilerini dinlemeye tenezzül etmediğini söyledi.
Pratikte, yılbaşından önceki toplantılarda Trump ile bir numaralı müttefiki Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat, İran’a nasıl olağandışı bir darbe indirileceği üzerine kuruluydu. Hedef sadece boyun eğdirmek değil, diğer savaşların istenen sonuçları vermediği kanaatiydi. İki yıllık yıkım ve katliam sürecinin ardından İsrail, bugün yeniden “Hamas’ı silahsızlandırma” sloganına dönüyor, aynı zamanda Hizbullah’ın toparlandığını kabul ediyor; Suriye’deki değişim ise bölgenin geneline yeterince yansımadı. Buna ek olarak, Arap dünyasında resmi ve toplumsal düzeyde şekillenmekte olan dönüşümler, benimsenen şiddet stratejisine hizmet etmiyor.
Bununla birlikte, diğer sahalarda hasat toplamaya girişmeden önce yok edilmesi gereken bir direniş güçleri merkezi varlığını koruyor. İran’a yönelik büyük saldırı fikri, 12 günlük[4] turun onu farklı bir siyasi konuma itmek için yeterli olmadığı ve İran’ın belirli bir toparlanma düzeyini korumasının direniş güçlerine daha geniş bir hareket ve gelecek çatışmalara hazırlık alanı sağladığı varsayımına dayanıyor. Böylece Trump, İsrail’in kanaatiyle uyumlu olarak şu sonuca ulaşıyor: İstenen şey “başı koparmak”,[5] yani İran’daki rejimi vurmak; böylece bölgenin tamamında her şey daha kolay hale gelecek.
Amerika’nın yeni stratejisi bu bağlamda anlaşılabilir. Fakat rejimi devirme hedefi, geleneksel bir askeri harekatla sınırlı kalamayacak kadar çok unsur gerektirir. Trump, devasa bir ateş gücüyle desteklenen hava harekatının İran’daki yönetim sistemini değiştirmeye yeteceğini sanıyorsa da generalleri onu bu seçeneğin verimsizliği konusunda erkenden uyardı. İsraillilerin de desteklediği bu değerlendirmeye göre, herhangi bir askeri harekatın kendisini yarı yolda karşılayacak birilerini bulması şart. Bundan kasıt, ister içerideki güçlerden ister muhaliflerden olsun, İran içinden rejime karşı darbe talep edenlerin çıkmasıdır; savaş ancak o zaman kesin bir fayda sağlayabilir. Bu yüzden Trump’ın İranlılara yüksek sesle şöyle seslenmesi gerekiyordu: Sokaklara dökülün ve İran yönetimine saldırın, biz size yardım etmeye geliyoruz.
ABD’nin İran’a karşı atabileceği adımlara dair resim bulanık görünmüyor. Askeri veya güvenlik odaklı “sürprizlerden” dem vurulması, operasyonun temel amacının İran’daki karar merkezini zayıflatmak, otoriteyi sahadaki işleri yönetemez hale getirmek ve farklı türde bir müdahaleye imkan verecek geniş çaplı bir isyanın kapısını aralamak olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Bu anlamda, herhangi bir Amerikan-İsrail askeri veya güvenlik harekatının merkezi hedefleri, bizzat İran karar merkezini hedef almaya odaklanacak. Bu da Lider Ali Hamaney’e suikast senaryosunun birinci madde olarak gündemde olduğu, haziran savaşında Milli Güvenlik Konseyi üyelerine yönelik başarısız suikast girişiminin tekrarlanacağı ve kapsamlı bir kaos ortamı yaratmak amacıyla polis ve iç güvenlik merkezlerine ağır ve geniş çaplı darbeler indirileceği anlamına geliyor; elbette Amerikalıların askeri mevzi ve merkezlere hava saldırıları düzenlemesi de ihmal edilmiyor.
Yine de rejimin teslim olması veya değiştirilmesi şeklindeki ana hedef, farklı türde bir yerel unsura ihtiyaç duyuyor. Bu unsur, olağanüstü hal koşullarında hareket etmesi son derece zor olacak onlarca vatandaştan oluşan basit topluluklar olamaz. Yani herhangi bir saldırının öncelikli hedefi, İran’ı geniş çaplı bir kaos ve silahlı şiddet sarmalına sokmak. İsrail, olayları bu yöne itebileceğini, bu kaosu güvenlik ve istihbarat açısından yönetebileceğini düşünüyor; ayrılıkçı gruplar da kendilerini harekete geçmek için olağanüstü bir fırsatın önünde bulabilir.
Tüm bu anlatılanlar, yapılabileceklerin bir provası olmaktan öteye gitmiyor. Ancak temel soru, ilk ve son tahlilde, İran’ın siyasi dayanma gücü değil, Amerikalılara, İsraillilere ve bölgedeki müttefiklerine karşı vereceği askeri ve güvenlik cevabının niteliği etrafında düğümleniyor. Buna, İran sokağının genelinin ve özellikle rejim taraftarlarının, içeriden yönlendirilen herhangi bir isyan veya darbe girişimine vereceği tepkinin ne olacağı sorusu da ekleniyor.
Hesapta olmayan bir şey yaşanmazsa, cevabı almak için birkaç saat veya gün yeterli olacak. (İbrahim El-Emin, El-Ahbar - Çeviri: Emre Köse, harici)
“Yazıda yer alan ifadeler yazara aittir; TevhidHaber’in yayın politikasını yansıtmayabilir.”
[1] İbrahim el-Emin, burada ABD Başkanı Donald Trump’ın dün kendi sosyal medya platformu Truth Social’dan yaptığı açıklamaya işaret ediyor. Trump, mesajında sembolleşmiş “MAGA” (Amerika’yı Yeniden Harika Yap) sloganını, “MIGA” (Make Iran Great Again – İran’ı Yeniden Harika Yap) olarak güncellemiş, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin! Kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin! Katillerin ve tacizcilerin isimlerini kaydedin. Ağır bir bedel ödeyecekler. Göstericilerin anlamsızca katledilmesi sona erene kadar İranlı yetkililerle tüm görüşmeleri iptal ettim. Yardım yolda!” demişti. (ç.n.)
[2] Metinde “tüccar zümresi” olarak çevirilen ifade, İran sosyopolitiğinde çok kritik bir öneme sahip olan “Bazaari” (Çarşı Esnafı) kesimine atıftır. Geleneksel tüccarlar, İran’da hem ekonomik gücü hem de muhafazakâr din adamlarıyla olan ittifakları nedeniyle hükümetin belkemiği sayılır. Yazar, bu sınıfın ekonomik nedenlerle sokağa dökülmesinin ABD ve İsrail tarafından rejimi devirmek için bir fırsat olarak görüldüğüne, ancak bu “çalınan” protestoların sürdürülemediğine dikkat çekmektedir. (ç.n.)
[3] Venezuela Devlet Başkanı ve eşi Cilia Flores’in 3 Ocak’ta Karakas’taki konutlarında ABD özel kuvveti Delta Force tarafından kaçırılarak New York’a götürüldüğü operasyon. (ç.n.)
[4] Geçtiğimiz yıl haziran ayında İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük karşılıklı saldırı dalgası. (ç.n.)
[5] Bu ifade, İsrail güvenlik doktrininde İran’a karşı sıkça kullanılan “Ahtapot Doktrini”ne (Octopus Doctrine) bir göndermedir. (ç.n.)
