Batı Neden İran’dan Korkuyor? Güce Dönüşen Coğrafya, Tehdit Olan Fikir/Makale

Batı Neden İran’dan Korkuyor? Güce Dönüşen Coğrafya, Tehdit Olan Fikir/Makale

İran’ın bölgesel bir devletten jeopolitik bir düğüme ve Washington ile Batı’yı kaygılandıran egemen bir fikre nasıl dönüştüğünü mercek altına alan bir rapor.

7 Ekim 2023’te Gazze’ye yönelik işgalci İsrail saldırılarının başlamasıyla birlikte, çatışma artık dar bir coğrafya ya da sınırları çizilmiş geleneksel bir savaş olmaktan çıktı. Cepheler genişledi, çatışma alanları iç içe geçti ve onlarca yıldır bölgesel krizleri belirli sınırlar içinde tutan caydırıcılık denklemleri ya aşındı ya da yeniden tanımlanmaya başladı.

Bu dönüşümün merkezinde ise İran yer aldı. İran, artık bölgesel askeri ve siyasi dengelerin dışında bırakılabilecek bir aktör değil; tersine, çatışma denkleminin yapısal ve belirleyici unsurlarından biri hâline geldi.

Bu durum, uzun süredir sorulan ancak bugün çok daha yakıcı bir hâl alan bir soruyu yeniden gündeme taşıdı: Batı neden İran’dan korkuyor? Bu korku İran’ın jeopolitik konumundan mı kaynaklanıyor, yoksa temsil ettiği ve sınırlarını aşan siyasi fikirden mi?


Gazze’den Yemen’e Uzanan Cepheler ve Yeni Caydırıcılık

Gazze’den başlayan savaş, ABD ve işgalci İsrail’in karşısında tekil bir cephe değil; Gazze, Güney Lübnan, Suriye (Esed rejiminin çöküşünden önce), Irak ve Yemen’e uzanan çok katmanlı bir direniş ekseninin bulunduğunu ortaya koydu.

Bu yapı, topyekûn bir bölgesel savaşı tetiklemeden, ancak çatışmayı da sona erdirmeden, hesaplı bir caydırıcılık mantığıyla hareket ediyor. İran ise bu eksenin hem destekçisi hem de omurgası konumunda bulunuyor.

Bu durum, 2024 ve 2025 yıllarında gerçekleştirilen “Vaat-i Sadık 1, 2 ve 3” operasyonlarıyla somutlaşan yeni caydırıcılık denklemleriyle daha da görünür hâle geldi.


Coğrafya ile Fikir Arasında Bir Kesişim

Bu noktada coğrafya ile fikir kesişiyor: Bir yanda birbirine bağlı bölgesel cephelerde işleyen bir jeopolitik yapı, diğer yanda tek kutuplu küresel düzene ve bağımlılığa karşı çıkan siyasi bir fikir.

Bu nedenle İran’ın konumu, yalnızca hassas bir coğrafyada bulunan bir devlet ya da Batı’nın dayattığı kalıplara başkaldıran bir rejim olarak okunamaz. İran, coğrafya ile fikrin nadir birleşimini temsil ediyor ve bu da onu özellikle ABD açısından kalıcı bir endişe kaynağına dönüştürüyor.


İran Bir Jeopolitik Düğüm: Aşılamayan Bir Konum

İran, küresel sistemin en hassas ve en istikrarsız bölgelerinden birinin merkezinde yer alıyor. Enerji hatları, ticaret yolları ve güvenlik dengeleri açısından Doğu ile Batı’nın kesişim noktasında bulunan İran, çatışmaların kenarında değil, tam merkezinde duruyor.

Basra Körfezi’ne doğrudan kıyısı bulunan İran, küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı üzerinde uzun bir sahil şeridine sahip. ABD Enerji Enformasyon İdaresi’ne (EIA) göre bu durum, İran’a küresel enerji güvenliğini etkileme potansiyeli kazandırıyor.

Ayrıca İran; Orta Asya, Kafkasya, Umman Denizi ve Hint Okyanusu’na uzanan kara ve deniz bağlantılarıyla enerji ve ticaret ağlarının zorunlu geçiş noktası hâline geliyor. Bu da onu barış zamanında olduğu kadar kriz anlarında da vazgeçilmez bir aktör yapıyor.

Bu nedenle İran’ı çevreleme ya da etkisizleştirme girişimleri, siyasi, ekonomik ve güvenlik maliyetleri yüksek hamleler olarak öne çıkıyor.


ABD’nin Değişmeyen İran Algısı

İran’ın bu konumu, ABD karar alıcılarının tarihsel hafızasında da yer alıyor. ABD’nin eski başkanlarından Jimmy Carter, 1977’de Tahran’da yaptığı konuşmada İran’ı “dünyanın en çalkantılı bölgelerinden birinde istikrar adası” olarak tanımlamıştı.

İslam Devrimi’nden sonra ABD-İran ilişkileri köklü biçimde değişse de, Washington’un İran’ın jeopolitik önemine dair bakışı temelde değişmedi.

İran lideri Ayetullah Ali Hamaney de ABD’nin tarih boyunca İran üzerindeki etkisini; ülkenin enerji kaynakları ve stratejik konumuyla ilişkilendiriyor ve devrimle birlikte bu nüfuzun kesilmesinin, Washington’un bitmeyen baskılarının temel nedeni olduğunu vurguluyor.


İran Bir Fikir Olarak: Bağımlılıktan Bağımsızlığa

Ancak Batı’nın İran’a yönelik kaygısı yalnızca coğrafyayla sınırlı değil. Asıl endişe, İran’ın temsil ettiği bağımsızlık fikrinden kaynaklanıyor.

1979’daki İslam Devrimi’yle birlikte İran, Batı merkezli hegemonik düzene entegre olmayı reddeden, kendi siyasi, ekonomik ve güvenlik modelini inşa etmeye çalışan bir devlet hâline geldi.

Batı açısından sorun, İran’ın askeri kapasitesi ya da nükleer programından ibaret değil. Asıl tehdit, Batı dışı bir ülkenin ağır yaptırımlara rağmen ayakta kalabilmesi ve kendi yolunu çizebilmesi.

Bu nedenle İran örneği, yalnızca bir ülke değil, tekrarlanabilir bir model olarak algılanıyor.


“Model” Korkusu ve Sistem Krizi

ABD açısından İran’ın teslim alınamaması, taktik bir başarısızlıktan öte, küresel hegemonya iddiasına yönelmiş bir meydan okuma anlamı taşıyor. Çünkü bağımsız bir modelin başarısı, mevcut uluslararası düzenin mutlaklığını sorgulatıyor.

Bu çerçevede ABD Başkanı Donald Trump da çeşitli açıklamalarında, İran’la yaşanan sorunun yalnızca askeri değil, sistemsel olduğunu dile getirmiş; Washington’un gerekirse “rejim değişikliği” seçeneğini masada tuttuğunu ifade etmişti.


Fikir Nasıl Sınırları Aştı?

İran, doğrudan müdahale ya da vesayet dayatmadan, kendisiyle benzer siyasi hedeflere sahip devletler ve direniş hareketleriyle ilişkiler kurdu. Böylece ABD ve işgalci İsrail karşıtı söylem, Gazze’den Lübnan’a, Irak’tan Yemen’e kadar yayıldı.

Bu süreçte güç ve caydırıcılık kavramları yeniden tanımlandı. Devlet merkezli klasik askeri anlayışın yerine, çok cepheli ve çok aktörlü bir direniş modeli gelişti.

Ortaya çıkan yapı, tek bir merkezden yönetilmeyen; ancak ortak düşman algısı etrafında birleşen bir direniş ekseni oldu.


Sonuç: Coğrafya Fikri, Fikir Coğrafyayı Koruyor

İran örneğinde coğrafya ve fikir birbirini tamamlıyor. Coğrafya, hareket alanı ve stratejik derinlik sağlarken; fikir, meşruiyet, dayanıklılık ve toplumsal mobilizasyon üretiyor.

Eğer İran yalnızca coğrafya olsaydı, kuşatılması mümkün olabilirdi. Ancak İran aynı zamanda bir fikir olduğu için, bu kuşatma girişimleri bugüne kadar sonuç vermedi.

Bu nedenle İran, bölgesel ve küresel düzeyde hesaplanması zor, maliyeti yüksek ve sonuçları belirsiz bir aktör olmaya devam ediyor.

Kaynak: Almayadeen-Çeviri Tevhidhaber

Kaynak:Haber Kaynağı