Abdurrahman Dilipak: Başarı da, yenilgi de Allah'tandır!
Habervakti.com yazarı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını iktibas ediyoruz
Abdurrahman Dilipak: Başarı da, yenilgi de Allah'tandır!/Habervakti.com
Allah (cc) bizi mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. Allah (cc) servet ve iktidarı ülkeler ve halklar arasında evirir-çevirir. Buna iman ettik değil mi? Dahası her doğan büyür. Büyüyen ölür, ölen toprak olur. Bu sadece insanlar için değil hayvanlar ve bitkiler için de böyle. Ve devletler, örgütler, aileler, medeniyetler için de böyle. Kıyamete kadar baki kalacak olan hiçbir şey yoktur. Onun için “Ezel ve beka tartışması” batıldır. Ezeli ve ebedi olan yalnız Allah’tır. (cc)
(Tevbe 25)’da bize ne deniyordu: “Allah birçok yerde, bu arada Huneyn Savaşı’nda gerçekten size yardım etmiştir. O gün çokluğunuz sizi böbürlendirmiş, fakat bunun size hiçbir yararı olmamıştı; o yer geniş olmasına rağmen size dar gelmiş, nihayet geriye çekilmeye başlamıştınız”. Ayetin devamında (26) “… Bunun üzerine Allah, peygamberinin ve müminlerin üzerine kendi katından bir güven duygusu indirdi, bir de göremediğiniz askerler gönderdi ve böylece inkâr edenlerin cezasını verdi. İşte bu, inkârcıların hakkettiği karşılıktır”. İşte böyle, Allah’ın yardımı başınızda peygamber de olsa, insanlar o yardıma müstahak değilse gerçekleşmeyecektir. Her yeni görevlendirmede, göreve gelenler ve görevden ayrılanlar şu ayeti akıllarında tutmak zorundadır: (Âl-i İmrân 26) “De ki: ‘Ey mülkün gerçek sahibi Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır yalnız senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye kadirsin”. Gelenler ve gidenler, gelecek olanlar ve gidecek olanlar bu ayeti akıllarından çıkartmasınlar. Çünkü bu ayet hepimizi bağlar.
Tamam, göreve başlarken bu ayeti okumak güzel, aynı şekilde o makamdan ayrılırken de okumak gerek. Sadece kişiler değil, partiler kazanırken ve kaybederken de bu ayeti aynı imanla okumaları gerek. Bu konu sadece atamalarla ile ilgili değil, partilerin iktidar hesapları için de ülkelerin savaşında da bu böyledir. Bu zenginlik ve sonra ardından gelen iflas ve yoksulluk için de bu böyledir. Sahi biz buna ne kadar hazırız? “Eğer Allah size bir zafer verirse, artık O’na hiçbir kimse galip gelemez. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, O’ndan başka size kim yardım edebilir? Öyleyse mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” (Âl-i İmrân, 160)
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm, 39) o hiç kaybolmayacak. Hem de misgale zerretin hayran yerah ve misgale zerretin şerran yerah” ölçüsünde. Sonunda amellerinizin karşılığında ya Cennetüzzümera’ya doğru ya da cehenneme zümera’ya doğru bir yolculuğa çıkacaksız, din günü, İlahi adalet divanında “amal defteriniz” sağdan veya soldan verileceği günde.
(Ali İmran 152)’de özellikle Uhud Savaşı sırasında yaşanan olaylara ve Müslümanların disiplin zaafına değinerek ibret verici bir ders içerir. Uhud’da başkomutan Resulullah’tı (sav). O’nun yanında ise Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Hamza, Mus’ab b. Umeyr vardı. Halid b. Velid henüz Müslüman olmamıştı ve Ebu Süfyan’la birlikte müşriklerin ordusuna komuta ediyordu. Müslümanlar 700 kişi müşrikler 3000 kişiydi.
Ayette Allah size zaferi tattırdı, ama sonra elinizden kaçırdınız. Allah size keder üstüne keder verdi ki, ne elinizden çıkan zafere (başarıya) ne de başınıza gelen musibete (yenilgiye) fazla üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Zafer geldiğinde şımarmayasın, aşırı sevinip “Biz kazandık, biz güçlüyüz” demeyesiniz. Yenilgi geldiğinde de umutsuzluğa kapılmayasın, “Her şey bitti” diye aşırı üzülmeyesiniz. Çünkü neticeyi tayin eden Allah’tır (cc). O dilerse verir, dilerse alır. Kul sadece sebeplere sarılır ve tevekkül eder. Sahi bu konuda siyasiler, partizanlar ne düşünüyorlar. Evet, “ne varlığa sevinelim ne yokluğa yerinelim” kendi halimize bakalım ve kendimizi düzeltelim. Allah’ın (indinde makamınızı görmek istiyorsanız, sizi neyle meşgul ettiğine bakın. Unutmayalı. Ki, Şeytan’ın varlığı günah işlemenizin bahanesi olamaz. Kibirlenerek haddi aşanlardan olmayalım. Ve birilerini aşırıya kaçıp övmeyelim ve övünmeyelim. Zulüm ve haksız şekilde elde edilen başarı ve zafer, gazaba çıkartılan davetiyedir. (Lokman 18): “İnsanlara yüzünü çevirme (küçümseyerek), yeryüzünde kibirle yürüme. Çünkü Allah, hiçbir kibirli övünen kişiyi sevmez.” (Nisa 369)’da aynı Hakikat ve uyarı tekrarlanır: “Allah, kibirli ve övünen (fâhur) kimseyi sevmediğini açıkça bildirir”. Bu ayet üzerinde tüm partizanlar, trolleri amigolar, futbola gönül verenler, siyaset, ideoloji, dini önderler ve kanaat önderlerini İDOL EDİNEN’ler ve tüm TARAFTAR’lar oturup düşünsünler.
(Kasas 76-82) ne deniliyordu Karun örneği ile: “Karun büyük servet ve başarıya ulaşmıştı. “Bu servet bana kendi bilgim ve gücüm sayesinde verildi” diyerek kibirlenmiş, şımarmıştı.
Sonuç: Allah onu yerin dibine geçirdi. Kavmine öğüt verenler demişti: “Allah’ın sana verdiği servetle ahiret yurdunu ara, dünya’dan nasibini de unutma. İsraf etme ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarma.” Ama o dinlemedi”. (Enfâl 17)yi bu gözle tekrar okumak gerek: “Onları (düşmanlarınızı) siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. (Ey Peygamber!) Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Allah, müminleri kendinden güzel bir imtihanla (nimet ve zaferle) denemek istedi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” Bu ayetin en önemli mesajı: Bedir Savaşı’nda büyük bir zafer kazanılmıştı.
Ama Allah, “Zafer sizin gücünüzle değil, benim yardımımla oldu” diyerek gurura kapı kapatıyor. “Sen attın” demiyor, “Allah attı” diyor. Yani başarıda “Ben yaptım, benim stratejim, benim cesaretim” diye gururlanmak yasaklanıyor.
(Âl-i İmrân 126)’da bize şu hatırlatmada bulunulur: “Allah bunu (meleklerin yardımını), sadece size bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yapmıştır. Yardım ve zafer ancak mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah katındandır.”
Uhud zaferinin elimizden kaçması bağlamında Allah, Müslümanlara zaferi tattırıp sonra imtihan için elinden aldı ve şöyle buyurdu:
(Ali imran. 152-153) “Ant olsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan vadini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, zaaf gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi (kaçıp hezimete uğradınız). (Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah, müminlere karşı çok lütufkârdır. O zaman siz (savaş alanından) dönüp hiç kimseye bakmadan yukarı doğru çekiliyordunuz; Peygamber ise arkanızdan sizi çağırıyordu. Allah, kaybettiklerinizin ve başınıza gelenlerin üzüntüsüne katlanabilmeniz için size keder üstüne keder verdi. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Burada hem zaferde gururlanmama hem yenilgide aşırı üzülmeme dersi var.
Her ikisi de Allah’tandır (cc). (Fetih 29)’da bize hatırlatılan şudur: Zafer geldiğinde gurur ve kibir değil, şükür ve secde gerekir. Zafer sonrası müminlerin hali ayette belirtildiği gibi şöyledir: Secdeye kapanırlar, kibire kapılmazlar. Bilirler ki zafer de bir imtihan vesilesidir. Allah dilerse verir, dilerse alır.
Uhud savaşı’nda Allah mü’minlere verdiği sözü yerine getirdi: O’nun izniyle düşmanları kırıp geçirdiler. Ama arzuladıkları zaferi onlara gösterdikten sonra gevşediler, emir konusunda tartıştılar ve isyan ettiler. Kimi dünyayı istiyordu, kimi ahireti. Sonrasını biliyorsunuz. Peygamber onları arkalarından çağırırken birileri dağa doğru kaçıyor, dönüp çevreleri ne bakmıyordu. Bunun üzerine Allah (cc) onlara keder üstüne keder verdi ki, ellerinden kaçana (zafere, ganimete) ve başlarına gelene (yaralanma, şehadet) fazla üzülmesinler diye! Zafer de yenilgi de Allah’ın (cc) iradesi içindedir.
Bize her hâlükârda şükür gerekir. Hiç şüphesiz ki, yenilgi ile sonuçlanan bir işte niyet, akıl ve gayret olarak üzerine düşeni yapanlar yine de kazanmıştır. Zaferle sonuçlanan bir işte niyet, yöntem, akıl ve gayret bakımından zafiyet gösterenler ise, görünürde o zaferin içinde muzaffer diye ilan edilseler bile Allah (cc) nazarında ve din gününde adı kaybedenler listesinde yazılacaktır.
Konformist ve Hedonist, Mütrefin’lerden olan zamane Müslümanları zorluk ve çile istemiyor. Halbuki, Allah (cc) bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde hayır murat etmiş olabilir. Biz günde 40 kez, “Bize Hakk’ı hak, batılı batıl göster, Hak’ta toplanmamızı nasibe diyoruz, Fatiha’yı okurken. “Bizi zor imtihanlara sokma” demeyelim, bizim için zor bir imtihan takdir edilmişse “bize yardım et ve işimizi, kolaylaştır, bize sabır ve güç ver, bizi Rıza’nın tecellisinin vesilesi kıl” diyelim Çünkü Allah (cc) bizi mükafatlandırmak için bazan zalimleri başımıza musallat eder ki, O bizim ellerimizle zalimleri cezalandırsın ve mazlumlara yardım etsin, böylece cennetteki, derecemizi yüceltsin.
Unutmayalım, “Allah (cc)nin kolaylaştırdığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş yoktur”. Bazen yenilgiyle imtihan eder, ta ki, zaferin de yenilginin de Allah’tan (cc) olduğunu bilelim diye. Yarışta ya da sınavda, seçimde ya da ihalede, atamada zahiren kazanan tarafta değil de kaybeden tarafta olmak, Allah (cc) nazarında kaybetmek olmayabilir. Kaldı ki, her zorluktan sonra bir kolaylık, geceden sonra sabah vardır. O bir kapıyı kapatırken, kim bilir belki bizim için daha hayırlı bir kapı açmaktadır. “Hak şerleri hayreyler, sen sanma ki gayreyler, Arif anı seyreyler, görelim Mevlam neyler. Neylerse güzel eyler”.
Sabreden, şükreden, Hak yolda direnenlere Selam ve dua ile.
