İran–Amerika&İsrail Savaşının Gölgesinde, Sahabe Tartışmaları…

İran–Amerika&İsrail Savaşının Gölgesinde, Sahabe Tartışmaları…

İslami Analiz.com Yazarı Ramazan Deveci'nin yazısını iktibas ediyoruz

Siyonist İsrail, büyük şeytan Amerika’nın sınırsız desteği ile 7 Ekim Aksa Tufanı sonrasında Gazze’yi yerle bir edip yüzbinlerce Sünni Müslüman’ı soykırıma uğratırken, Gazze’deki Sünni Müslümanların gerçek anlamda yardımına koşan ve onlar için bedel ödeyen, Lübnan’daki Şii Hizbullah, Yemen’deki Şii Zeydi Ensarullah ve Şii İran İslam Cumhuriyeti oldu.

Yaklaşık bir aydır, 7 Ekim Aksa Tufanı gelişmelerinin sonucu olarak, Siyonist İsrail ve Amerika İran İslam Cumhuriyeti’ne ve Lübnan Hizbullah’ına insafsızca saldırıyor. İran’ı ve Hizbullah’ı yok etmek için, bu Siyonist ittifak İran’a saldırırken, adı İslam ülkeleri olan birçok ülke topraklarındaki Amerika üstlerini açarak, Müslümanlara yapılan saldırıya destek oluyorlar.

İçinde yaşadığımız ülkede ise bazı yazar çizer ve sözde alimler bir İslam ülkesi saldırıya uğramış, masum çocuklar ve kadınlar katledilirken, Sünnilik için Şia tehlikesine karşı uyarı görevlerini hatırladılar. Sünni Gazze’deki Müslümanlar masum çocuk ve kadınlar katledilirken kafe boykotu ile cihat edip hiçbir bedel ödemeyenler, Şii Müslümanların Sünni Müslümanlar için ödediği bedel karşısındaki aşağılık komplekslerini bastırmak için, Şia’yı nasıl kötüleriz, Mezhepçilikle Müslümanlar arasındaki gelişecek sevgiyi nasıl engelleriz derdine düştüler. Bu noktada en çok kullandıkları şey de Şia’nın sahabeye bakışı oldu.

İşte bu durumdan dolayı Şia’nın ve Ehli Sünnetin sahabeye bakışını bu yazımda değerlendirmek istedim.

Sahabe, genel olarak Şia’da da Ehli Sünnet’te de aynı şekilde tarif edilir. Sahabe: Peygamberimizi görüp sağlığında ona iman etmiş kişilerdir.

Ancak Şia, sahabelerin tamamını otomatik olarak “adil ve hatasız” kabul etmez. Şii alimlere göre sahabe olmak elbette faziletli bir durumdur Ama her sahabenin doğru yolda kaldığı garanti değildir. Şii alimlere göre Kuran’daki sahabelerle ilgili övgüler sahabelerin peygamberimizin sağlığındaki tavırları ile ilgilidir.

Şia genel olarak sahabeye saygı duyar ancak çokça sevilen sahabeler Hz. Ali ve Hz. Ali’nin yanında duran Selman-ı Farisi, Ebu Zer el-Gıfari, Mikdad bin Amr, Bilal-i Habeşi ve Ammar b. Yasir gibi her zaman Hz. Ali’nin yanında duran her zaman Ehli Beyti destekleyen sahabelerdir.

Şia’ya göre bazı sahabeler, Peygamber’den sonra siyasi veya dini konularda hata yapmıştır. İmamiye Şia’sına göre rabbimiz Maide suresinin 67. Ayetinde Peygamberimizden kendisinden sonra Hz. Ali’nin imametini ashabına tebliğ etmesi istenmiş, Peygamberimiz de Gadir’i Hum’da bu tebliği gerçekleştirmiştir.

Yani Şia’ya göre Peygamberimiz, halifeliği daha doğru ifade ile imameti Allah’ın emriyle Hz. Ali’ye bırakmıştır. Bu ilahi emre rağmen bazı sahabeler farklı bir yol izlemiştir. Şia bu tavırlarından ve hilafet döneminde Hz. Ali’ye karşı gösterdikleri tepkilerden dolayı bazı sahabelere çeşitli eleştiriler yöneltmişlerdir. Bazı Şii alimler zaman zaman bu eleştirileri hakaret derecesine götürseler de her zaman diliminde makul Şii alimler eleştiriye evet ancak hakaret haramdır diye fetva vermişlerdir.

İran İslam Cumhuriyeti’nin Amerika tarafından şehit edilen rehberi Ayetullah Ali Hamaney, Hz. Peygamber’in eşlerine ve sahabeye hakaret etmenin haram olduğuna dair fetva yayınlamıştır ve bu fetva resmi sitesinde mevcuttur.

Ayetullah Ali Hamaney şahsen canlı olarak kendi kulaklarımla dinlediğim bir konuşmasında şöyle demişti: “Hangi Şii, Sünni Müslümanların kutsal saydığı şeylere hakaret ediyorsa bilin ki o İngiliz Şii’sidir. Hangi Sünni’de Şii Müslümanların kutsal saydığı şeylere hakaret ediyorsa bilin ki o Amerika Sünni’sidir.”

Sahabeler hakkında kötü söz söylemekten kaçınılması gerektiğini vurgulayan ve haram olduğunu söyleyen Şii alimlerden biri de Iraklı büyük Ayetullah talid merci Ali el-Sistani’dir. Ayetullah Sistani’nin bu fetvasını da resmi sitesinde bulmak mümkündür.

Yine Lübnanlı Şii alim Ayetullah Muhammed Hüseyin Fadlallah da eserlerinde özellikle de İslam ve Mantık-ı Kuvvet isimli eserinde ve bazı hutbelerinde, Sahabeler arasında hatalar olduğunu kabul eder, ancak sahabeye hakareti eleştirir bu konuda ölçüsüz davranan Şii alimlere de sert tepki gösterir. Hatta Fadlullah Şii alimlere seslenerek halkın yanlışlarına karşı daha duyarlı ve gayretli olunması gerektiğini söyler.

Bu olumlu örnekleri çoğaltmak mümkün olduğu gibi internet sitelerinde YouTube’de yayınlanan videolarda sahabeye hakaret eden alim kılıklı Şii’leri de görmek mümkün. Olumlu örnekleri görmeyip olumsuz örnekler üzerinden mezhepçilik fitnesini hele ki böyle bir zaman diliminde körüklemek Siyonizm’e hizmet etmek değildir de nedir?

Ehl-i Sünnet alimlere göre ise, bütün sahabeler genel olarak “adil” kabul edilir. Bu anlayışa “sahabenin adaleti” denir.

Sahabelere arasında derece farkı olduğu kabul edilmekle birlikte bütüncül olarak tüm sahabelere saygı duyulur hepsinin adil olduğu kabul edilir, sahabenin hata yapıp günah işleyeceği teorik olarak kabul edilmekle birlikte sahabe eleştirilmediği gibi eleştirenler de hoş karşılanmaz.

Sünni alimlere göre sahabeler İslam’ı ilk yaşayan ve aktaran nesildir. Aralarında hata yapanlar olsa bile eleştirilmezler eleştirenler de kınanır. Çünkü Kuran ve hadislerde sahabeler övülmüştür ve bu övgüler tüm sahabe içindir.

Sahabeler arasındaki ihtilaflara Sünni yaklaşımı özlü ifade ile söylersek “Ali haklıydı ancak Muaviye de haksız değildi” şeklindedir.

Sahabeler arası olayları Sünni dünya konuşmamayı gündeme almamayı tercih etmiştir. Kerbela gibi İslam tarihinin en acı olayına karşı ifade edilen söz “Allah elimizi bu olaylara bulaştırmadı biz de dilimizi bulaştırmayalım” dır.

Sünni alimlerin Cemel gibi Sıffın gibi binlerce sahabenin öldüğü savaşları değerlendirmesi “iki taraf da içtihat etti, hata eden de sevap alır” anlayışı ile olmuştur.

Ancak elbette azda olsa Ehli sünnet içerisinde de sahabeyi özellikle Muaviye ve Amr b. As gibi sahabelere sert eleştiriler getiren alimler çıkmıştır. Şehit Seyyid Kutup İslam’da Sosyal Adalet isimli eserinde Hz. Osman’a hilafet dönemindeki uygulamaları için ciddi eleştiriler getirmiştir.

Esasen ilkesel olarak Ehli Sünnete göre peygamberlerden başka kimse masum günahsız değildir. Hatta peygamberlerin bile zelle denilen hataları vardır. Dolayısı ile sahabelerin de elbette birçok hataları günahları olabilir. Ancak Ehli Sünnet bu ilkeyi çok uygulamamış uygulayanları da hoş karşılamamıştır. Sanıyorum birazda Şia’nın sahabe eleştirilerine tepkisel olarak Ehli Sünnet sahabeye karşı aşırı korumacı bir tavır geliştirmiştir. Şia’nın Kerbela merkezli olarak tarihi olayları sürekli gündemde tutmasına karşılık Ehli Sünnet tarihi olayları konuşmamayı tercih etmiştir.

Kuran Ehli kitaba seslenerek Al-i İmran suresinin 64. Ayetinde aramızdaki ortak bir kelimede birleşmeye davet ederken, Al-i İmran 103. Ayette Müslümanlara bir ve beraber olmayı dağılıp ayrılmamayı emrederken, bir Müslüman topluluğu dışlamak, Müslümanların vahdetine zarar verecek söylemler geliştirmek doğrumudur? Böylesi bir tavır Kuran’a uygun olur mu? Üzerinde düşünmek gerekiyor.

Birçok Sünni Müslüman’ın Şia sahabeye hakaret ederken onlarla bir ve beraber olamayız dediğine şahit oldum. Elbette hakaret kabul edilebilir bir şey değil ancak hakareti haram sayan onca Şii alimi yok saya bilir miyiz?

Kaldı ki Sünni dünyanın kendisini de sahabe kabul edip saygı duyduğu, Hz. Muaviye diye kendisinden hadis rivayet ettiği Muaviye sahabeye hakareti cami minberlerinden yaptırmış biridir. Hz. Ali’ye lanet etmeyi ret ettiği için sahabeden Hicr b. Adiy ve arkadaşlarını katletmiş biridir.

Hicr b. Adiy, Hz. Ali bağlılığıyla bilinen bir sahabiydi. Muaviye dönemindeki Hz. Ali’ye yönelik olumsuz söylemlere, hakaretlere karşı çıktığı için Kufe’de arkadaşları ile birlikte tutuklandı (kaynaklara göre 11 kişi) ve Şam’a gönderildi. Muaviye tarafından kendilerine, Hz. Ali’ye lanet okumaları ya da ölüm arasında bir tercih sunuldu. Hicr ve bazı arkadaşları bunu reddedince, Şam’da idam edildiler. Bazı rivayetlere göre diri diri toprağa gömüldüler.

Muaviye döneminde cami minberlerinden hatta Cuma hutbelerinde sahabeye, Ehli Sünnete göre de üstünlük derecesine göre sahabelerin seçkinlerinden biri olan Hz. Ali’ye ve Ehli Beytine, hakaret, lanet bir gelenek haline getirilmişti. Bu gelenek Emevilerin içinden çıkan raşid halife Ömer b. Abdulaziz dönemine kadar sürmüştü. Allah ondan razı olsun Ömer b. Abdulaziz bu yanlış uygulamayı kaldırmış Cuma hutbelerinde Nahl suresinin 90. Ayetinin okunması geleneğini başlatmıştı. Bugün bile Cuma hutbelerinde bu ayet okunmaktadır.

Ehli Sünnetin sahibi gibi davranıp, kim Ehli Sünnet, kim Ehli Sünnetin dışında ona karar veren ve Şia sahabeye hakaret ediyor diye Şii Müslümanları İslam dışına iterek, mezhepçiliği körükleyen bu alim, yazar ya da sosyal medya fenomeni kişilere sormak istiyorum: Şii Müslümanlar Biz Muaviye’nin yaptığını örnek aldık, onun Hz. Ali’ye yaptığını bizde başka sahabelere yapıyoruz ama onun gibi sahabe de öldürmedik Sıffın’da binlerce sahabenin ölmesine vesile olmadık şimdi aynı şeyi yaptığımız halde Muaviye’ye hazreti diyor saygı duyuyorsunuz ama bize ise hakaretler ediyor İslam dışına itiyorsunuz bu iki yüzlülük değil midir, Muaviye’ye helal olan bize niye haram derlerse ne diyeceksiniz?

Elbette sahabeye hatta sahabe gibi değerlerimizi bırak sıradan bir Müslüman’a bile hakaret kabul edilemez. Bu yanlışı kim yaparsa yapsın ister Muaviye ister de Şii- Sünni alim ya da başka kişiler olsun kabul edilemez meşru görülemez. Ancak sahabelerde yanlış yapabilir nitekim yapmışlardır da bu yanlışlar saygı çerçevesinde eleştirilir. Hatta sahabenin kimi tavırları Şii Müslümanlara göre hata yanlış olurken Sünni Müslümanlara göre yanlış olmayabilir. Bu noktada önemli olan birbirimizi farklılarımızla kabul edebilmektir. Şii ve Sünni Müslümanlar kendi aralarında bile her konuda yüzde yüz aynı düşünmezler düşünmeleri de mümkün değildir. Öyle ise Al-i İmran suresinin yüz üçüncü ayetinde dile getirilen ilahi emre itaat ederek Müslümanlar arasında birliği vahdeti zedeleyecek, zarar verecek söylem ve eylemlerden her zaman ve zeminde sakınmamız gerekiyor.

Küresel zulmün somut ifadesi olan Amerika’ya ve Amerika’nın ortağı yönlendiricisi Siyonizm’e karşı Şii- Sünni Müslümanlar olarak birlikte mücadele etmek zorundayız. Hatta bu mücadelede yeryüzünün tüm mazlum halkları ile, bu zulme karşı çıkan yeryüzündeki tüm onurlu insanlarla birlik olmak zorundayız. Milli Görüş lideri rahmetli Erbakan yarım asrı geçen mücadele hayatı boyunca bize düşman olarak hep Siyonizm’i gösterdi. Siyonizm’le mücadeleyi öğretti. Erbakan hoca vefatından kısa bir süre önce İran İslam Cumhuriyetine yaptığı bir ziyarette “Milli Görüş İran’da iktidar’da Türkiye’de muhalefette” demişti. Bugün kendisini Erbakan hocanın öğrencisi olarak gören kimilerinin İran tehlikesinden bahsettiğini görünce hayretler içerisinde kalıyorum.

Bu tür söylemler hedef şaşırtmadır ve Siyonizm’in oyununa gelmektir. Şii olsun Sünni olsun bugün dünya Müslümanlarının en önemli düşmanı Siyonizm yani Siyonist soykırımcı İsrail ve onun en büyük destekçisi büyük şeytan Amerika’dır. Gazze’de yaşanan 7 Ekim Aksa Tufanı’ndan beri süren soykırımdan sonra Müslümanların bu meseleleri tartışıyor olmalarını şaşkınlıkla, hayretle izliyorum. Ama ne yazık ki, İslam dünyasının gerçekliği bu.

Rabbimden direniş cephesine zaferler nasip etmesini, Dünya Müslümanlarına birlik vahdet kardeşlik şuuru vermesini diliyorum.