Abdurrahman Dilipak: Ahiretten söz edelim mi?
Habervakti.com yazarı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını iktibas ediyoruz
Abdurrahman Dilipak: Ahiretten söz edelim mi?/Habervakti.com
Alemlere rahmet olarak gönderilen ahir zaman peygamberi, “ağzınızın tadını kaçıran ölümü sıkça anınız” der. Bir Müslüman için dünya hayatı oyun – eğlence yeri değil, sürgün yeridir. Ölüm Müminler için “asude bir bahar ülkesi”dir. “Dünya sürgününün sonu, Eve dönüş”, “kavuşma” günüdür. Şeb-i Arus’tur.
Kur’an- Kerim, dünya malı-mülkü, parası, şöhreti, iktidar sevgisini ve dünyadan ayrılma / ölüm korkusuna “Vehn” adını verdiği “manevi bir hastalık” olarak görür.
Biz ölüm deyince mezarlıkları, çürüyen cesetleri hatırlıyoruz. Ölen insan için uyandırılacakları gün ahiret hayatında 1 ya da 1,5 güne tekabül etmektedir.
Ashab-ı Kehf’i hatırlayın, Kehf 25. Ayette ne deniyordu “Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler.” Kehf 19. Ayet’de haber verildiğine göre, onlar bir gün ya da daha az kaldıklarını düşünüyorlardı. “Böylece onları dirilttik ki, aralarında sorsunlar. İçlerinden biri dedi ki: 'Ne kadar kaldınız?' Dediler ki: 'Bir gün ya da bir günün bir kısmı kadar.' Kimisi de: 'Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir' dedi…”
Dünya hayatı ve ahiret hayatı, arada geçen süre hakkında bize şu ayetlerde önemli bilgiler verilir: (Rum 55-56)’da “Kıyamet günü gelip çattığında, suçlular yemin ederek ancak bir saat kadar (dünyada) kaldıklarını sanırlar. İşte böyle (dünyada da aldanmışlardı). İlim ve iman sahipleri ise şöyle derler: 'And olsun, siz Allah'ın kitabında (yazılı) süre boyunca, diriliş gününe kadar kaldınız. İşte bu, diriliş günüdür. Fakat siz bunu bilmiyordunuz.” İlginçtir o zalimler ahiret hayatına uyandıklarında oradan baktıklarında dünya hayatı onlar için bir saat gibi kısa bir zaman gözükecek. (İsra 52) aynı konuya dikkat çekilir. “O gün sizi çağırır, siz de O'na hamd ederek hemen icabet edersiniz ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı sanırsınız.”
(Mü'minun 112-114) “(Allah) der ki: 'Kaç yıl yeryüzünde kaldınız?' Derler ki: 'Bir gün veya bir günün bir kısmı kadar kaldık. Sayanlardan sor.' Der ki: 'Eğer bilseydiniz, pek az kalacaktınız!'” Mahşerde sorgu sırasında insanlar, dünya hayatında ve alem-i Berzah’ta geçen tüm süreyi bir gün veya daha az zannederler. (Casiye 24-26)’da “Dediler ki: 'Hayat ancak bu dünya hayatımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder.' Onların bu hususta hiçbir bilgisi yoktur. Onlar sadece zanna göre hüküm veriyorlar. De ki: 'Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet günü bir araya getirir. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
İnsanlar dünya hayatında ihtirasları yüzünden kısacık ömürlerindeki para, mal, şöhret, iktidar hırsı uğruna asıl yurtları olan ahiret yurdunu yok sayıyorlar.
Gazze’de yaşananları görüyorsunuz. Orada insanlar Şehadete koşuyorlar. Ölümsüzlüğe koşuyorlar. Siz acı, kan, gözyaşı görüyorsunuz oysa. Ölümsüz olmak, ölüm acısını duymak istemiyorsanız, Allah’tan Şehitlik dileyin. Bakın şehitlerle ilgili kitapta bize ne deniyor: (Bakara 154) “Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz.”
(Âl-i İmrân 157-158) “Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’tan size gelecek olan mağfiret ve rahmet, onların topladıkları (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır. Ölseniz de öldürülseniz de muhakkak Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.” (169-171) “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilakis onlar diridirler; Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar. Allah’ın lütfundan kendilerine verdikleriyle sevinç içindedirler. Arkalarından henüz kendilerine katılmamış olanlara da kendilerine hiçbir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelerler. (Onlar) Allah’ın nimetine ve keremine, Allah’ın Müminlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.”
(Nisâ 69) “Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, Sıddıklar, şehitler ve Salihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştır!” (Nisâ 74) “Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşırken öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.”
(Tövbe 111) “Şüphesiz Allah, Müminlerden, karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. (Bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da olan bir vaad’dir. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır? O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir.”
(Hadid 19) “Allah’a ve peygamberlerine iman edenler var ya, işte onlar Rableri katında Sıddıklar ve şehitlerdir. Onların mükâfatları ve nurları vardır. İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir.”
Bakın eceliniz siz yaratıldığını gün tayin edildi. Ecelinizden önce ya da sonra ölmeyeceksiniz, rızkınızdan az ya da çok yemeyeceksiniz, kaderinizden başka bir kader de yok. Siz isteseniz de istemeseniz de Galu bela zamanındaki elestü bezmi’ndeki “ahit günü”nde bu işler oldu, bitti, mühürlendi. Dünya hayatı onun sayfa sayfa hayata geçirilmesidir. Din günü ile ahit günü ile dünya hayatındaki işlerin hesap günüdür. Allah yolunda ölmek ya da öldürülmek aslında ölümsüzlük beratıdır Müslümanlar için. Onun için Resulullah “Ölmeden önce ölünüz” der.
Cennet ya da Cehennem dediğiniz ne ki! Bu dünyada kim, ahit günündeki söze sadık kalarak ne kadar iyilik, güzellik üretti ise Allah’ın bunun karşılığını size kat kat fazlası ile size karşılığını ikram edeceği yere Cennet diyoruz. Kim ahit gününde verdiği söze ihanet eder ve bu dünyada ne kadar haksızlık, kötülük, acı üretti ise, onun tam karşılığının verildiği yerdir cehennem.
Aslında bu dünyada kim ne kadar iyilik ya da kötülük üretiyorsa, o din günü ürettiklerinin karşılığını görecektir. İnsanlar bu dünyada yaptıkları ve yapmaları gerekirken yapmadıkları, söyledikleri ya da söylemeleri gerekirken söylemedikleri ile ya kendi cennetlerine sırtlarında tuğla taşıyor olacaklar ya da kendi cehennemlerine kendi sırtlarında kömür taşımış olacaklar. Kim ki o gün miskal (zerre) kadar iyilik ve kötülük üretmişse onun karşılığını olacaktır.
Biliyorsunuz değil mi, Şehitler, bizim gördüğümüzden farklı bir şey görüyorlar. Allah onların gönüllerinden korkuyu alıyor, acıyı siliyor, onlar cennet müjdesi ile kendilerinden geçiyorlar. Parçalanan cesetlerdeki acılar ise aslında ona sebep olanların akıbeti için belirleyici bir ceza olarak onu yapanlara tattırılacak bir ölçü oluyor.
Firavun Maşite annemizin çocuklarını onun gözü önünde tek tek öldürttü. Kucağındaki bebeği alıp, onun kızgın sacın üzerine attı. Rivayet edilir ki, o bebek, Hz. İsa örneğinde olduğu gibi konuştu. Kendinden geçmek üzere olan annesine seslendi ve “Diren anne! Onların yaktıkları ateş bana acı vermiyor!” dedi. Hz. İbrahimi ateşe attıklarında da ateş onu yakmamıştı, tıpkı denizin Hz. Musa’yı ve yol arkadaşlarını boğmadığı gibi.
Bizim Gazze’de gördüğümüz vahşet, aslında o zulme sebep olanların başlarına gelecek cezanın sebebini ve sonucunu bize göstermektedir. O zulme muhatap olanlar ise o gün rableri katında mükafatlandırılacaktır. Siyonist bir Haham Müslümanları şehit edin, onlar bunu çok istiyor. O Siyonist şehitliği ne anlama geldiğini bilmiyor. Bize gelince “Ecel”imiz ömrümüzün kefilidir. Cehennem onları çok özlüyor. Onlar da kaçtıklarını sandıkları şeye doğru koşuyorlar. Bu dünyada tartışıp durduğumuz şeylerin hakikatinin bize gösterileceği bir gün var. Selam ve dua ile.
