Abdurrahman Dilipak: 'Ahde Vefa' mı dediniz!

Abdurrahman Dilipak: 'Ahde Vefa' mı dediniz!

Habervakti.com yazarı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını iktibas ediyoruz

Abdurrahman Dilipak: 'Ahde Vefa' mı dediniz!/HABERVAKTİ.COM

Ahid’de, Ahidleşme’de temel referans “Elestü bezmi”nde “Kalu bela” zamanında, Allah (cc) yarattığı kul’u olan insanla konuştu, kendi rızasını açıkladı ve insanlar da “evet kabul ettik” dediler. Bu aynı zamanda bir ahidleşme idi. Eğer insanlar Allaha verdikleri sözde dururlar, “ahitlerine bağlı kalırlarsa, Allah onlara altın dan ırmaklar akan bir cennet vadediyordu. Eğer sözlerini durmazlarsa, onları Cehennem azabı ile korkutuyordu. Bu sebeple Tevrat’a “Ahd-i Atik / Eski ahid), İncil’e “Ahd-i Cedid / Yeni Ahid” denir. Çünki Allah’ın peygamberleri üzerinden gönderdiği kitaplar, bu ahdin hükümlerini ihtiva eder.

Elestü bezmi”nin dayanağı şu ayettir: (Araf 172) "Hani Rabbin, Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine şahit tutarak: 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' demişti. Onlar da: 'Evet (Rabbimizsin), şahit olduk' demişlerdi. (Bu,) kıyamet günü: 'Biz bundan habersizdik' demeyesiniz diyedir."

İşte asıl “vefa” gösterilmesi gereken ahid budur ve daha sonra yapılacak hiçbir ahid, bu temel esasa aykırı olmamalıdır. Bu çerçeve içinde kalmak şartı ile, Allaha ve resulüne verilen söze aykırı olmamak şartı ile yapılan sözleşmelere sadakat da şarttır. “Biad” da bu çerçeve içinde olmak durumundadır. “Ahid” Arapçada “Söz verme, taahhüt, antlaşma, yeminle bağlılık, anlaşma anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim'de hem Allah ile kul arasındaki sözleşme, hem de insanlar arasındaki söz ve anlaşma için “Misak” da kullanılır. “Mîsâk” Kuvvetli ahid, sağlam antlaşma, pekiştirilmiş sözleşme, yeminle bağlanmış söz anlamına gelir. Misak-ı Millî (Millî Misak, Millî Yemin) aslında, Kuva-i Milliye’nin, Müdfa-yı Hukuk anlayışı ile, 1. Mecliste kurtuluş savaşına ruh veren, derinlik kazandıran bir ahitnamedir.

“Vefa” ise Sözünde durma, sevgide/sadakatte sebat etme, verdiği ahdi bozmama, bağlılıkta devamlılık demektir. İslâm ahlâkının en temel prensiplerinden biridir. Kur'ân'da ahde vefa emredilir ve bozmak şiddetle yasaklanır. Kur'ân'da bu kavramlar şöyle geçer: "Ahde vefa gösterenler, işte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Mü'minûn 8), "Verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü ahid (söz) sorumluluk gerektirir." (İsrâ 34), "Kim Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, Allah ona büyük mükâfat verecektir." (Fetih 10).

Sonuçta Ahit, Allah ile kul arasındaki sözleşme ve beşerî/dünyevi anlamda, esas sözleşmeye aykırı olmamak şartı ile anlaşmasını ifade eder. Dünyevi menfaat karşılığı, nas’a aykırı verilen sözler ve sözleşmeler batıldır ve gazaba müstelzimdir. Bu sebeple ahde vefadan söz edenler, önce yapılan ahdin, misakın, Biat’ın ilahi rızaya bağlı olup olmadığına bakmak gerekir. Buna dikkat edilmezse e, Şeytan tarafları ahit, biat ve vefa ile aldatmış olur. Dikkat etmek gerek, Şeytan insanı Allah’la aldatmaya kalkışabileceği gibi, peygamber, şeyh, biat, ahde vefa gibi, dini anlamda özel bir değere sahip kavramlar üzerinden de aldatabilir. Hristiyanlar insanları Hz. İsa üzerinden aldatmadılar mı, ya da Biad ediyorum diye sapkın bir şeyhe sadakatle bağlılık onları cennete götürmez. Kur’an’a göre ahde vefa, iman ederek Allah ile ahitleşmiş müminin en temel ahlâkî yükümlülüğüdür. Sözünü tutmayan ne Allah'a ne de insanlara karşı güvenilir sayılmaz. Burada ahde vefa Müminin ahlaki borcudur. Kur’an-ı kerim’de “ahit” kelimesi ve türevleri 50 kadar yerde geçer.

Bu konuda yolumuzu aydınlatan, bize istikamet belirleyen ayetler şunlar: (Mâide 1) (En başa konan ve genel hüküm veren ayet) Ey iman edenler! Akitlerinizi (yaptığınız anlaşmaları/sözleşmeleri) tam olarak yerine getirin. Haram kılındığı size bildirilenlerin dışındaki hayvanların etleri size helâl kılındı. Ancak ihramlı iken avlanmanız helâl değildir. Şüphesiz Allah dilediği hükmü verir. (Bu ayet, surelerin başında yer alır ve hem Allah ile kul arasındaki ahdi, hem de insanlar arası anlaşmaları kapsar. Ahde vefanın temel emridir.) (Bakara 177). Ayet

(İyiliğin tanımı içinde) Antlaşma yaptıklarında sözlerinde duranlar... (Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik; Allah’a, ahirete... inanan; malını sevdiği halde... veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve antlaşma yaptıklarında sözünde duran; sıkıntı, hastalık ve savaşta sabredenlerin yaptığıdır. İşte onlar doğru olanlardır, işte onlar takva sahipleridir.) (İsra 34). Ayet

(Yetim malı bağlamında genel emir) ... Ahde vefa gösterin. Çünkü ahit (verilen söz) bir sorumluluktur. (Erginlik çağına erişinceye kadar yetimin malına en güzel şekilde yaklaşın. Ahde vefa gösterin. Çünkü ahit bir sorumluluktur.) (Mü'minûn 8) Ayet

(Kurtuluşa erenlerin vasıfları) Onlar ki, emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler (sadık kalırlar). ....)Müminlerin vasıfları: Namazı huşu ile kılanlar, boş şeylerden yüz çevirenler, zekâtı verenler, iffetini koruyanlar, emanetlerine ve verdikleri söze riayet edenler... İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Meâric 32). Ayet

(Cennet ehlinin vasıfları) Onlar ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler. Yükselenler: Namazı huşu ile kılanlar... emanetlerine ve verdikleri ahde riayet edenler... İşte onlar cennetliklerdir. (Nahl 91). Ayet

(Allah'ın emri) Allah’a verdiğiniz sözü yerine getirin. Yeminlerinizi sağlama bağladıktan sonra bozmayın. Allah’a verdiğiniz sözü yerine getirin. Yeminlerinizi pekiştirdikten sonra bozmayın. Çünkü Allah’a verdiğiniz söz üzerine Allah’ı kefil kıldınız. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir. (Fetih 10). Ayet

(Hudeybiye biad’ı bağlamında) ... Kim ahdini bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahde vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir. Bu ayetler, ahde vefanın hem dünyevî (insanlar arası güven) hem uhrevî (kurtuluş ve cennet) boyutu olduğunu gösterir. Kur’an, ahdi bozmayı nifak ve fısk’la ilişkilendirirken, vefa göstermeyi müminlerin alâmeti sayar. Özetle tekrarlanan en temel mesaj şu: Ey iman edenler! Sözünüzde durun, ahdinize sadık kalın; çünkü bu, imanın ve takvanın gereğidir. Allah ahde vefa gösterenleri sever ve onlara büyük mükâfat vadeder.

Allah (cc) bize, “bilmediğiniz bir işin, bir şeyin peşine düşmeyin” der. İnsanlar bilmedikleri bir mezhebin peşinden gidiyor. Aslında atalarından tevarüs eden kabulleri, geleneği miras olarak devralıyorlar ve “atalarının dinini takip ediyor, onu sorgulamıyorlar. Partiyi bilmeden partici oluyorlar, tarikatı bilmeden tarikatçı. Bilmedikleri bir dine iman ediyorlar. Ya da bildikleri şeylerin doğru olup olmadığını sorgulamıyorlar. Bunu kendilerinin anlayamayacağını düşünüyorlar. Eğer Hak ile batıl, doğru ile yanlış, güzel ile çirkin, iyi ile kötüyü ayırt edecek bir akıl ve zekaya sahip değilseniz zaten size iman da gerekmez. Kafanızı birilerine kiraya verdi iseniz, onun her sözünü mutlak doğru kabul ediyorsanız, o peşinden gittiğiniz, idol edindiğiniz kişi sizin İlahınız ve Rabbiniz olur. Gerçekten iman edenler İslam inancına göre, resullerini, nebilerini İlah ve Rab edinmezler. Onun için biz kelime-i Tevhidi söylerken “Hz. Muhammed” in (sav) Allah’ın Kul’u ve resulü olduğunu ikrar ederiz.

Sakın ahde Vefa’dan söz ederken, temel ahdinize vefasızlık etmeyin. Kimseyi mutlaklaştırmayın, size söylenen her söze inanmayın, her işi yapmayın. Üzerinde düşünün ve İlahi rızaya uymuyorsa, “Hayır” deyin, daha önce işi tam anlayamadınızsa soru sorun, dizin daha önce verdiğiniz sözlerle, Allah ve Resulüne ahdinize ters düşüyorsa “Hayır” deyin. Hatta o şey, açıkça muhkem nas’a aykırı ise, elinizle, dilinizle engellemeye çalışın, onu da yapamıyorsanız, oradan uzaklaşın ve onlara buğuz edin.

Bizim bütün işlerimizin Hubbu lillah ve buğzu lilllah dairesinde olmalıdır. Onun için besmele çekişimizde Allah’ın adını anar ve lanetlenmiş, taşlanmış şeytanın şerrinden Allah’a sığınırız. Selam ve dua ile.