Ahmet Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

Taş, gül ve su…

Yerimiz belli olsun” yaklaşımı muhafazakâr kültürün tanıdığı bir mecazdır.

Nemrut ateşler yaktırmış ve Hazreti İbrahim’i içine atmıştır. O sırada bir güvercin gagasında bir damlacık su ile yola çıkmış, ateşe doğru uçmaktadır. Güvercine denir: Bu bir damlacık su ile o ateşi nasıl söndüreceksin? Güvercin der: “Sizi anlıyorum ama hiç olmazsa yerim belli olsun.”

Bir anekdot daha anlatalım:

Hallac-ı Mansur “Ene’l Hak” dediği için taşlanmaktadır. Taş, taş, taş… Bir kere taşlanmaya görün insanlar taşlama şehvetine kapılırlar bizim dünyamızda. Taşlanıyor Hallac. O arada dost olarak tanıdığı birisi bir gül atıyor Hallac’a… Hallac acı acı gülümsüyor. “Bu taşlar değil ama dostum senin gülün acıttı yüreğimi.”

Yanı başımızda bir savaş var. Evet, İran da geçmiş epeyce eylemi ile çok masum değil, ama savaşı başlatan o değil. Üzerine çullanılan o ve üzerine çullanılmasında en azından bir sebep “Müslüman ülke olması.”

Üzerine çullananlar dün Gazze’de çocuk kanı ile banyo yapanlar. Netanyahu İsrail’i ve onun burnundan tutup sürüklediği Trump Amerika’sı….

Türkiye uzun süre “tarafsızlık” diye nitelenen ve genelde “olumlanan” bir yerde duruyor. Ancak 19 Mart tarihinde Riyad’da “12’ler bildirisi” diye anılacak olan ve özünde “İran’ı kınayan” bir bildiriye imza atıyor.

Bildiri, “Bizler… diye başlıyor, Türkiye, Suudi Arabistan, Ezarbaycan, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Katar, Suriye Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanları” diye katılımcılar sayılıyor, “ve aşağıdaki hususlarda mutabık kaldık” diye bildiri metnine geçiliyor.

Mutabık kalınan metin şöyle:

1. İran’ın Saldırılarının Kınanması:

İran İslam Cumhuriyeti tarafından kardeş bölge ülkelerine, Türkiye’ye, Azerbaycan’a ve Ürdün’e yönelik gerçekleştirilen balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarını en sert şekilde kınıyoruz. Sivil yerleşim alanlarını, kritik enerji altyapılarını, havaalanlarını ve diplomatik misyonları hedef alan bu saldırılar uluslararası hukukun açık bir ihlalidir.

2. Egemenlik ve Meşru Müdafaa:

Hiçbir devletin egemenliği ve toprak bütünlüğü ihlal edilemez. İmza sahibi ülkeler, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi uyarınca kendilerini savunma ve vatandaşlarını koruma konusundaki meşru haklarını saklı tutarlar. İran’ı, komşu ülkelerin iç işlerine müdahale etmekten ve bölgeyi istikrarsızlaştıran vekil güçleri desteklemekten derhal vazgeçmeye çağırıyoruz.

3. İsrail’in Bölgesel Gerilimdeki Rolü ve Gazze:

Bölgedeki gerilimin temel nedeninin İsrail’in Gazze Şeridi’nde devam eden saldırıları ve Filistin halkına yönelik sistematik zulmü olduğu gerçeğinin altını çiziyoruz. İsrail’in Lübnan ve Suriye’nin egemenliğini hiçe sayan provokatif eylemleri, bölgeyi topyekün bir savaşın eşiğine getirmektedir. Kalıcı barış, ancak 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulmasıyla mümkündür.

4. Deniz Güvenliği ve Ticaret Yolları:

Hürmüz Boğazı ve Bab el-Mendeb Boğazı başta olmak üzere, uluslararası ticaret yollarının ve enerji koridorlarının güvenliği küresel ekonomi için hayati önemdedir. Bu bölgelerdeki seyrüsefer serbestisini tehdit eden her türlü girişim kabul edilemez.

5. Uluslararası Topluma Çağrı:

Uluslararası toplumu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni, bölgedeki saldırganlığı durdurmak ve diplomatik kanalları canlandırmak için somut adımlar atmaya davet ediyoruz. Bölge ülkeleri olarak bizler, barışın tesisi için ortak irademizi korumaya kararlıyız.”

Bildirideki İsrail paragrafının Türkiye’yi temsilen toplantılara katılan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın çabalarıyla metne girdiği bildiriliyor.

Bu iyi.

İran’ın füze atışlarıyla olumsuz etkilenen ülkelerin İran’ın sorumluluğuna dikkat çekmeleri de anlaşılabilir. Ancak bildiride “Amerika’nın İsrail ile birlikte, hatta İsrail’in güdümünde ilk saldırıyı gerçekleştiren ve halen de saldırgan tutumu sürdüren ülke olarak adının zikredilmemesi” özel bir “koruma“ gördüğünün işareti olarak okunmayı hak ediyor.

Bu bildiri talebinin kim tarafından dillendirildiği ve Türkiye tarafından nasıl bir ihtiyacı karşıladığı, üzerinde durulacak hususlar.

İmzacı ülkelerin bir kısmı Trump’ın “baş koruma vergisi diye nitelenen cizyeye bağladığı ve biat aldığı” ülkeler. İran savaş sürecinde bu ülkeleri “vekalet rolleri” gerekçesiyle hedef aldı. Türkiye ise son zamanlarda bu ülkelerle problemli ilişkileri normalleştirdi ve muhtemelen bu “normalleştirme”nin uzantısı olarak böyle bir bildiride onlarla yan yana bulunmayı da “normal” gördü.

Bu geleceğe dönük bir tercih.

İsrail öncelikli bir bildiri mi bu, değil. İsrail kısmı “Tek boyutlu olmasın” diye ve Fidan’ın hassasiyetiyle eklemlenmiş bulunuyor. Diğer imzacılardan bir kısmı Trump’ın koordinesi sonucu İsrail’le “İbrahim Anlaşmaları”nda buluşanlardan oluşuyor.

İsrail tepkisi”ni bildiriye ekleten Hakan Fidan acaba “Bu savaşı başlatanlar arasında Trump Amerika’sı da var, şu anda da Trump’ın İran’ı yenme şehveti savaşı sürdürüyor” gibi bir hamlede bulundu mu? O kulisi yayanlar, “Amerika – Trump” boyutuna dair bir kulis bilgisi nakletmiyorlar.

Bu durumda, İran’daki 168 kız çocuğunun okullarında iken yakıldığı ateşi söndürmek için su taşımıyoruz, bu belli.

Bir de Hallac’a taş atmak – gül atmak meselesi var. Bu bildirinin o yönde de bir anlamı bulunuyor mu, varın siz değerlendirin. İsterseniz İran’ın Hallac olup olmadığını da tartışabilirsiniz. Yani Türkiye’den bakınca “Müslüman bir ülke sayılıp sayılmadığını…” İran’dan bakınca kim nasıl görünüyor o da ayrı bir konu tabii.

Belli ki İran’a Gazze akıbeti yaşatılmak isteniyor. Trump – Netanyahu cinayetleri arttıkça 12’ler bildirisini saklamak için epeyce çaba göstermek gerekecek.

Bu yazı toplam 72 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar