Abdurrahman Dilipak
Kutsal mekanların güvenliği üzerine!
Derin Gerçekler
Bu sene Mescid-i Aksa’da, yani İsra’nın gerçekleştiği makamda ilk kıblemiz, namazın farz kılındığı yerde haftalardır Cuma namazı, son birkaç haftadır vakit namazları ve sonunda bayram günü de bayram namazı kılınamadı. Bu utanç bize yeter. Bu rezalet kınama mesajları ile geçiştirilemez.
Bu rezalet kadar bir başka rezalet ise, Kabe’de ve Medine’de Ravza-i Mutahhara’da İsrail’i kınamak, Gazze’den, Filistin’den, Kudüs’te ve Mescid-i Aksa da yaşananlardan söz etmek yasak!
Şu artık açık bir gerçek; Mescid-i Aksa’nın yıkılması için geri sayım devam ediyor. Mescid-i Aksa yıkılırsa yerine Süleyman Mabedi inşa edilecek. Bunun anlamı şu: Artık Tanrı’nın kırallığı için arz-ı Mev’ud coğrafyası hedefe alınacak.
Trump çağırınca bir araya gelen İslam ülkeleri devlet ve hükümet başkanları, Genel Kurmay ve İstihbarat başkanları derhal toplanıp, Mukaddes mekanların güvenliği ve yönetimi için özel bir merkez oluşturulmalı ve her Müslüman ülkeden gelecek askerler ve polisler mukaddes beldelerin güvenliği için daimi bir komutanlık oluşturmalı. Suud ailesi de, Şeyh ailesi de Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’nin sorumluluğunu taşıyamıyor. Aynı şekilde, Mescid-i Aksa çevresinde de böyle bir koruma kalkanı oluşturulmalıdır. Yoksa olacağı tahmin etmek zor değil, Mescid-i Aksa’yı yıkıp yerine Süleyman Mabedini inşa etmek istiyorlar. Mekke-i mükerreme ve Medine’ye yönelik sahte bayrak saldırıları ile de bu bölgede güvenlik zaafiyeti ortaya çıkartılarak, Mekke ve Medine’ye giriş çıkışlar sınırlandırılabilir.
Bu anlamda acil olarak Beyn-el Müslimiyn bir konferans düzenleyerek, kutsal mekanların statüsü, güvenliği ve yönetimi için ayrı bir merkez oluşturulmalıdır.
Belki Suriye hükümeti ile konuşularak Suriye’de konuşlandırılacak, özellikle Mescid-i Aksa’nın ve mukaddes makamların güvenliği ile ilgili bir savunma gücü oluşturulmalı ama, bugün için bunu telaffuz etmek bile istemeyeceklerdir, Hz. Ömer emannamesi’nden bile söz etmekten çekinenler. Mesela Bugünkü Suudi yöneticiler böyle bir fikre kesinlikle karşı çıkacaklardır.
Bakın eğer İsrail Mescid-i Aksa’yı yıkarsa, İslam ülkelerindeki Müslümanlar, başlarındaki işbirlikçi rejimleri uzun süre başlarında tutmaz.
İran karşısında ABD başarılı olamadı. Yine aynı şekilde İsrail de perişan edildi. Eğer Müslümanlar bugün birlik olup bu konuda bir adım atmazlarsa yarın çok geç olacaktır.
Görünen o ki, Trump da, Netenyahu da dünya kamuoyunda psikolojik üstünlüğü kaybettiler. Ancak geri adım da atmak istemiyorlar. Cephede aslında bölgedeki tüm Amerikan üsleri vuruldu. Tesisleri vurulmaya devam ediyor. İşgal altındaki topraklarda birçok İsrail yerleşkesi yerle bir edildi. İsrail ve/veya ABD İran’a karşı Taktik Nükleer başlık kullanabilir. Böyle bir dünyada insanlık vicdanı bunu kabullenmeyecek, İran İsrail’in Nükleer santrallerini kapasitesini hedef alacaktır. ABD ve İsrail kaçtıklarını zannettikleri şeye doğru koşuyorlar. ABD ve İsrail ne geri çekilebilir ne de daha ileri gidebilir.
Bu arada Trump’ın dokunulmazlığı kaldırılması konuşuluyor. “Azil” konusu gündemde. Netenyahu’nun affedilmesi için Adalet Bakanlığı İsrail Cumhurbaşkanından talebte bulunuyor. Nasıl olsa BM Güvenlik konseyi kilitlendi, Uluslararası Ceza Mahkemesi de işlevsiz kaldı. Bu şartlarda ABD seçimlerinde Cumhuriyetçilerin seçimi kaybedeceği açık. Netenyahunun da yeniden bir seçim kazanması zor. Her ikisi içinde 7yolun sonu gözüküyor. Ama onlar Mesih’in dönüşü ile ilgili kendi halklarını oyalayabilmek için kehanetlerini güncelleme gereği duyuyorlar ve tanrı diye taptıkları Şeytanlarını kıyamet savaşına zorlamaya devam ediyorlar.
Çin ve Kuzey Kore; ABD ve İsrail’e karşı İran’ı her anlamda desteklerken, Çin ve K.Kore İslam ülkeleri ile daha yakın ve sıcak bir temas sağlamak için kendi sınırları içindeki Müslüman halkların dini özgürlüklerinin sınırları genişletme yönünde mesajlar veriyorlar. Müslümanlara yönelik baskıları hafifletme yönünde bir takım adımlar atıyor, açıklamalar yapıyorlar. Rusya’dan, Putin’den de Müslüman ülkelere benzer çağrılar geliiyor.
Bu arada İsrail’e yaklaşan Hindistan suçüstü oldu. Onlar da ABD ve İsrail’le birlikte aynı gemide batıyorlar.
Rusya’nın politikası daha farklı. ABD düşerse tek başına Çin’in çok fazla güçlenmesinden kaygı duyuyor. Avrupa ile ABD’nin arasının açılması Rusya’nın işine yarıyor. Böylece NATO parçalanmış olacak. Avrupa üzerinde ABD’nin örtülü vesayeti de kalkmış olacak. Belki bu sürecin sonunda, eğer Fransa ve İngiltere evet derse, Almanya da vesayet rejiminden kurtulmuş olabilir.
AB bu süreçte sadece güvenlik sorunu yaşamıyor, bir de ekonomik kriz yaşıyor. Ukrayna AB’nin genişleme politikasında kilit bir role sahip. AB Ukrayna’yı birliğe katarak Karadeniz’de etkinliğini artıracak. Bunun ardından Gürcistan ve Ermenistan’ın, diğer bazı Türki Cumhuriyetlerin AB ile yakınlaşması sonucu, AB bir yandan Rusya’nın güneyinde, yumuşak karnında güç sahibi olurken, öte yandan Hazar Denizi’nde de bayrak göstermiş olacak. Bu senaryoda Ukrayna kilit bir role sahip. Rusya ile Avrupa arasında bir de Baltık sorunu var tabi. Rusya aslında sadece Ukrayna’yı istemiyor. Balkanlarda eski günlere geri dönmek istiyor. Eğer bunu başarırsa hem Baltık Denizi’nde, hem de Adriyatik’te bayrak gösterebilecek.
Herkesin kendine göre bir hesabı var. Mesela İngiltere mevcudu korumak istiyor. Çin ve Hindistan kendi kabuğundan dışarı çıkmak istiyor. İslam dünyasının birlik sorunu var. Kendi arasında ekonomik, güvenlik, sanayi ve tarım alanında, madencilik alanında iş birliğine ihtiyaçları var. Bu kadar devletçik, emirlik, sultanlık çok fazla. Bu ülkelerin sınır, rejim ve iktidar yapılarını İngiltere, Fransa belirledi. Bir kısmı Rusya’ya bırakıldı bir kısmı Amerika’ya. Bu emperyal güçlerin çizdikleri sınırların aşılması gerekiyor. Çok zor bir süreç. Ama bu birlik sağlanmazsa, yarın hepsi, İran, Afganistan, Irak, Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan, Yemen, Sudan, Libya, körfez ülkelerinin başına gelen felaketlere benzer Felaketlerle baş etmeye çalışmak zorunda kalabilirler.
Artık Ulus devletler de Uluslararası düzen de çöktü. 19.YY savaş yıllarında Kapitalizm, Komunizm ve Faşizmin gölgesinde oluşan kavram ve kurumlarla geleceğin dünyasını açıklamak mümkün değil.
Şimdi her şeyi yeniden düşünmemiz gerek.
Bu düzenin yıkılması da uzun sürecek yeni düzenin inşası da öyle. Merhametimiz gazabımızdan, sevgimiz nefretimizden büyük olmadan bu savaş kazanılmaz. Daha akıllı, daha dürüst, ahlaklı ve daha cesur olmamız gerek. Kurtarıcı beklemeden kurtuluş için Allah’ın İpine tutunmamız gerek.
Biz Allah’ın Dininin izzetini korumakta gaflete düşecek olursak, biz Allah’ın İpini bırakırsak, Allah da bizim ipimizi bırakır, işte o zaman akıbetimiz hayır olmaz, hüsran olur. Çileli yıllar daha uzun sürer.
Şimdi el ele tutuşma günü. Şimdi birlik olma günü. Dünyanın tüm akıllı, dürüst, ahlaklı, namuslu, cesur insanları birleşin. Farklılıklarımıza rağmen barış içinde bir arada yaşamak için adalet, barış, hürriyet temelinde bir hukuk toplumu inşa edelim.
Selam ve dua ile.