Ahmet Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

Siyasette ahiret dosyası

Bir tasavvuf büyüğüne “Şeyhler ahirette müritleri kurtarır mı?” diye sormuştum.

Cevabı “Şeyhler önce kendilerini kurtarsınlar” şeklinde olmuştu.

Ahiret işinin ne kadar ciddi olduğunu bilenler, “zerre miktarı” ölçüsüyle hareket ederler. “Zerre”ler görülür çünkü orada.

Seçim sürecinde “Ahiret motivasyonu”nun da etkin biçimde kullanılacağı görülüyor. En son Tarım Bakanı “Verdiğiniz oyun ahiretteki hesabını düşünün” türünde sözler söyledi. İnsanlar bunu cami kürsülerinden de duyacaklar, siyaset kürsülerinde de… Gazete köşelerinden de “Ahiret hassasiyeti” hatırlatılacak.

Kime?

Vatandaşa…

Bizim memlekette neredeyse sadece “vatandaşın oyu”nun hesabından bahsedilir mahşer ortamında.

Aslında biliriz, mesela Halife Ömer, “Dicle kenarında kurtun parçaladığı koyunun hesabının kendisinden sorulacağı” bilinci ile devlet yönetirdi. Bu hesap verme derdi Ömer için taşınması bel büken bir yüktü. Onun için oğlunun kendisinin yerine halife olması -devleti yönetme sorumluluğu- teklif edildiğinde “Bir evden bir kurban yeter” diye itiraz edecekti.

Bizde yukardan aşağıya ülke yöneticilerinin hiçbirinin ahiret hesabından söz edilmiyor.

Herkes sıfır atıkla gidiyor anlaşılan öteki dünyaya…

Acaba hukuk alanında kanun hükmünde kararnamelerle icra edilen yargısız infazların ya da yargı sürecinde verilen yanlış kararlarla insanların yaşadığı mahrumiyetlerin ahirete giden tozu bile yok mu?

Yolsuzluk dosyaları pirü bak mı? “Kiramen katibîn” diye bilinen yazıcı melekler hiçbir şey yazmadılar mı, yoksa bu dünyadan öteye geçerken etkin bir temizleme ameliyesinden mi geçildi?

Tamam anladık, insanların birbirine ahiret duyarlılığı hatırlatması iyidir. Orası zor yerdir gerçekten. Ebediyet hayatının tayin edildiği yerdir. Vatandaşlarımızda bir “Ahiret hassasiyeti”nin olması da iyidir. İnsanı yanlış hareket noktasında tetikte bulundurur.

Belli ki vatandaş, ülke yönetiminde etkili olduğu bir tek şey konusunda “oy verme” tavrında hassasiyete davet ediliyor. “Mazlum milletleri düşün” diyor mesela Tarım Bakanı. Doğru, oy verirken siyasi iradenin mazlum milletlere bakışını değerlendirmek gerekir.

Ama vatandaş, oy verirken, ülkenin kötü yönetilmesine destek vermeme noktasında da uyarılabilir. Mesela;

-Yolsuzluk yapanlara, yolsuzluğa vesile olanlara, yolsuzluğa göz yumanlara oy vermek de vebaldir, denebilir.

-Bir tek insanın haksız yere cezaevine konması da vebaldir, denebilir.

-Aç yatanlardan haberdar olmamak da vebaldir, denebilir.

-Ahireti, dini hassasiyetleri, başkalarını tehdit için ya da kendi siyasetinize yarar sağlamak için kullanmak da vebaldir, denebilir. “Din adına konuşma tekeli” de vebaldir, denebilir. Dinin böyle hoyratça kullanılması yüzünden genç insanların dini duygularının yaralanmasına yol açmak da vebaldir.

Ahireti hatırlatanlara “Sizin dosyanız pirü pak mı?” diye sorulabilir gerçekte. “Zerre miktarı kir yok mu siyaset dosyanızda?“

Evet siyasetin de, oy vermenin de bir ahiret hesabı vardır. Ama bu noktada herhalde en derin kaygıyı hissetmesi gerekenler, karar verici, uygulayıcı konumda olanlardır. Bir fermanla binlerce insanın tabir caizse kaderini belirleyenlere, başkalarına ahiret hassasiyetini hatırlatmak değil, hesaba çekilmeden önce kendi kendilerini hesaba çekmek yakışır.

ERDOĞAN’IN LİDERLİĞİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan Amerika’da bir tv kanalına verdiği mülakatta söylüyor o sözü:

“Hiçbir lider attığı adımdan sonra, ben yanlış yaptım, demez. Liderler girdikleri bir yoldan geri dönüşleri zor olan insanlardır.”

Belli ki bu söz kendi “liderlik tarzı”nı da anlatıyor. “Ben yanlış yaptım” diyemeyen, “girdiği yoldan geri dönüşü zor olan” bir “Lider”in Türkiye’yi yönettiğini düşündüğümüzde bütün iktidar alanlarında tedirginlik duymamak mümkün mü? Mesela “Ekonomist” olduğunu Amerika’lılara da anlatmaya çalışan “Lider”imizin yüzde 80 enflasyonu, Batılı ülkelerin en çok yüzde 10’lara çıkan enflasyonundan daha kabul edilebilir görmesi, Liderliğin hangi özelliği ile izah edilecektir? Liderimiz, “Amerika’da raflar boş” sözünü Amerikalıların test edeceğinden emin olarak söylemiştir muhakkak.

Sayın Cumhurbaşkanı “Liderler girdikleri bir yoldan geri dönüşleri zor olan insanlardır” sözünü söylerken, acaba sadece Amerikalılar duyar, Türkiye’de önemsenmez bu söz, gibi mi düşünmüştür?

“Lider ben yanlış yaptım demez” yaklaşımı kurallaştığında, toplumlara düşen hem liderin yanlışlarına razı olmak hem de yanlışların bedelini ödemek midir?

İlginç sözler söylüyor sayın Cumhurbaşkanı dünyaya açıldığında… İbretâmiz… Çok ibret verici…

Bu yazı toplam 91 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar