Siyonist Gazete Haaretz: Trump İran’da Zafer Değil, Gösteri Peşinde
Siyonist Haaretz gazetesi, Trump’ın İran karşısında sonuç alamadığını, buna rağmen mutabakatı “zafer” gibi pazarlamaya çalıştığını yazdı.
Doğum günü kutlamaları ise demokratik teamülleri yıkıp kişisel yüceltmeye hizmet eden ek bir araçtı.
Donald Trump, Atlantic City’deki en pahalı kumarhaneyi inşa etmeye karar verdiğinde başkalarının parasından tek bir kuruş bile esirgemedi. İnşaat projesi giderek daha iddialı hâle geldi, kapsamı genişledi, altınla süslendi ve maliyeti sonunda 1 milyar dolar olarak hesaplandı. Proje çöktüğünde ise Trump borçları başkalarının sırtına yükledi ve bunu bir başarı hikâyesi olarak anlatmayı sürdürdü.
O günden bugüne, ister başkan olarak ister savaş zamanında olsun, Donald Trump yalnızca Donald Trump’ı önemser. ABD’nin güvenlik çıkarları, hatta İsrail’in çıkarları bile, onun kendisini kazanan taraf gibi gösterme ihtiyacının gerisinde kalır. Trump’ın çıkış stratejisi, yalnızca kendisine ayrılmış “altın bir şemsiye”dir.
Trump’ın başkan seçilmeden önceki en iddialı projesi “Taj Mahal” kumarhanesiydi. İflas eden bu kumarhane, İran’la varılan anlaşmayı anlamak için kullanışlı bir anahtar niteliğinde. Trump, 1987 yılında inşaat haklarını satın aldığında bütçe 250 milyon dolardı. Kısa sürede bu rakam 930 milyon dolara çıktı. Ancak bu paranın büyük bölümü Trump’ın kendi parası değildi. Trump, yatırımcılardan 675 milyon dolar toplamıştı. Bu yatırımcılar Trump’a tamamen güvenmeseler de, bir kumarhaneyi iflasa sürükleyebilecek biriyle karşı karşıya olduklarını düşünmemişlerdi.
1990 yılına gelindiğinde kumarhaneyi işletmenin maliyetinin, elde edilen kazançtan daha büyük olduğu ortaya çıktı. Bunun yanında Trump, hizmet aldığı onlarca müteahhitlik şirketine 70 milyon dolar borç biriktirdi. “Taj Mahal”in hikâyesi, Trump’ın projelerinin çoğu gibi sona erdi: Krize sebep olan Trump dışında çok sayıda insanın bedelini ödediği bir iflasla.
Trump aynı şeyi 2004 yılında en zayıf durumdaki çalışanlarına da yaptı. Kurduğu bir başka şirket için yeni bir iflas açıklamaya hazırlanırken, çalışanlarını emeklilik fonlarını bu şirkete yatırmaya teşvik etti. Sonuçta onun yönetimi altında çalışan yaklaşık 400 kişi, milyonlarca dolar değerindeki birikimlerini kaybetti. Trump’ın tarzı budur; Mar-a-Lago’dan Tahran’a kadar değişmeyen bir tarz.
İran’la varılan ateşkes anlaşmasının Trump dışında kimseyi memnun etmesi beklenmiyor. Açıklama için seçilen zamanlama rastlantı değil ve büyük ihtimalle müzakerelerde gerçek bir ilerlemeyle de bağlantılı değil. Trump her şeyden önce dış görünüşle ve kamuoyundaki imajla meşgul. Olayları, televizyon haber kanalları için içerik üreten bir reality show yapımcısı gibi ele alma eğiliminde.
Trump, İran’da hiçbir hedefe ulaşamadığını kabul edebilecek durumda değil. Ancak özellikle büyük medya gürültüsü ve gösterişli sahneler eşliğinde sunulduğunda, açık ve kaba yalanları destekçilerine pazarlayabileceğine hâlâ inanıyor. Bunu 2020 seçimlerinde de yaptı; seçimlerin çalındığı iddialarını tekrarladı, Kongre binasının basılması sürecinde bu iddiaları sürdürdü ve yazarın “büyük yalan” olarak nitelendirdiği söylemi durmaksızın yineledi.
İran rejiminin Amerikan ve İsrail savaş makinesi karşısında ayakta kaldığını, savaşmayı ve Hürmüz Boğazı’nı baskı aracı olarak kullanarak karşılık vermeyi sürdürme kararlılığında olduğunu gören Trump çaresiz kaldı. Zafer ilan etmenin herhangi bir yolunu aradı. Ancak İranlılar ona defalarca bunun mümkün olmadığını hatırlattı.
Aslında Trump 38 kez anlaşmanın yalnızca birkaç gün meselesi olduğunu vadetti. Her seferinde de zayıflığı ve başarısızlığı ortaya çıktı. İlk kez, imajını İran tarafından küçük düşürülmeler zincirinden geçmeden koruyacak temiz ve sorunsuz bir çıkış stratejisi bulamadı.
7 Nisan’daki ilk ateşkesten bu yana, çok satan “Anlaşma Sanatı” kitabının imzasını taşıyan adamın bu alanda pek de usta olmadığı görüldü. Aksine Trump, birbiri ardına ültimatom veren, ardından her seferinde süreyi yeniden uzatan başarısız bir sanatçı gibi göründü.
Aradığı tek şey, destekçilerinin gözünde kendisini zayıf göstermeyecek bir çıkış stratejisiydi. Alışıldık Trump çözümünü yine televizyonlara uygun dramatik bir etkinlikte buldu: 80. doğum günü vesilesiyle düzenlenen UFC dövüşüyle birlikte anlaşmanın ilan edilmesi. Bu, bir devlet başkanının düşünce tarzından çok Fox News’teki bir yapımcının düşünce tarzına benziyordu.
ABD Başkanı, Amerikan geleneğine pek de uygun olmayan bir şekilde 80. doğum gününü Beyaz Saray kompleksi içinde kafes dövüşü gösterisiyle kutlamaya karar verdi. Pek çok açıdan bu etkinlik, mevcut başkanlık döneminin bir uzantısı niteliğindeydi. Trump bu dönem boyunca demokratik gelenekleri ve teamülleri kişisel yüceltme uğruna yıkmayı sürdürdü. Bu ise yalnızca Trump destekçilerini ikna eden bir tavırdı.
Ona büyük bir heyecan duymayan, ancak yine de Cumhuriyetçi bir başkanı tercih eden Cumhuriyetçiler bile bu gösteriden memnun değildi. Onlara göre bu tablo, Beyaz Saray’ın konumuna ve saygınlığına zarar veriyordu.
Trump kendi sosyal medya platformunda “İran İslam Cumhuriyeti ile anlaşma tamamlandı” diye yazdı. Bu paylaşımla Cumhuriyetçilerin bundan sonraki siyasi mesajını güncelledi: Donald Trump 2020’de Joe Biden’ı yendi, 2026’da da İran’ı yendi.
Trump ayrıca şöyle yazdı: “Herkese tebrikler! Ey dünyanın gemileri, motorları çalıştırın. Bırakın petrol aksın!”
Trump’ın ve Amerikan yönetiminin resmî tutumunda Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına büyük önem veriliyor. Ancak boğazın hangi şartlar altında açılacağına değinilmiyor. Daha da önemlisi, savaş başlamadan önce boğazın zaten açık olduğuna işaret edilmiyor.
Bu anlamda Trump, 27 Şubat’ta ortada olmayan bir sorunu çözmüş gibi kendisini sundu. Arkasında ise ateş, duman, yıkım ve biriken düşmanlıklar bıraktı; İran’la ilgili temel ve köklü sorunlara hiçbir çözüm getirmedi.
Trump yönetimindeki Amerikan idaresi, İran ve Pakistan’ın da yardımıyla, ortada imzalanmış bir barış anlaşması olmadığı gerçeğini örtmeye çalışıyor. Aslında cuma günü İsviçre’de imzalanması beklenen anlaşma bir barış anlaşması değil; Hürmüz Boğazı’nın açılmasını garanti altına alan ve nükleer dosya ile balistik füzeler gibi daha karmaşık konularda müzakerelere ek süre tanıyan bir mutabakat zaptından ibaret.
Başka bir ifadeyle Trump, yazara göre her zamanki gibi bütün hayati kararları gelecekte belki de hiç gelmeyecek bir tarihe erteliyor. Nükleer program meselesi çözülmeyecek, Lübnan meselesi çözülmeyecek, diğer sorunlar da çözülmeyecek. Buna karşılık Trump, İran artık var olan bir sorun değilmiş gibi davranabilecek.
Trump, İran savaşını hiçbir şey elde etmeden bitiriyor. Geriye ise yaralanmış ama her zamankinden daha kararlı bir İran yönetimi, rejime muhalif olmakla birlikte ABD’ye de karşı olan bir İran toplumu ve hiç olmadığı kadar yalnızlaşmış, dışlanmış bir İsrail bırakıyor.
Sonraki durak: Havana
Trump, siyasi kariyerindeki son İran faslını bir daha bu dosyaya dönmeme niyetiyle kapatıyor. “Fetih yolculuğundaki” bir sonraki durak olan Küba’ya ilişkin planları ise hâlâ belirsizliğini koruyor.
Bununla birlikte, Marco Rubio hem dışişleri bakanı hem de ulusal güvenlik danışmanı görevlerini birlikte yürüttüğü sürece, Trump’ı Havana’da rejimi devirmeye yönelteceği varsayılabilir.
Yazara göre Trump, İran’la karşılaşmadan başarısızlıklar ve aşağılanmalarla yüklü şekilde çıkarken, Küba’da rejimi devirmek ona imajını onarmak ve siyasi egosunu tatmin etmek için cazip bir seçenek gibi görünebilir.
Dünyanın geri kalanına gelince; Marco Rubio bu hafta Trump’ın doğum günü töreninin küresel bir etkinliğe dönüşeceğini söyledi. Trump’ın Silikon Vadisi ve Florida’dan gelen misafirleri için düzenlediği dövüşlerden sonra Rubio, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın UFC’ye ödeme yapacağını açıkladı. Bu ödeme, Trump’ın eski dostu ve ilk seçim kampanyasından bu yana destekçilerinden biri olan UFC Başkanı Dana White ile varılan anlaşmanın ardından yapılacak.
Rubio, “Bu, Amerikan yumuşak gücünün mükemmel bir örneği” dedi. Ona göre ABD, kafes dövüşleri düzenleyerek küresel konumunu güçlendirecek.
Yazar, Marco Rubio’nun Amerikan yumuşak gücünden son kez 2022 yılında söz ettiğini hatırlatıyor. O dönemde Rubio, Küba’ya yönelik düşmanlığı dışında siyasi vizyonunun büyük bölümünden vazgeçmeden önce hâlâ yeni muhafazakâr çizgideydi. O zaman Joe Biden yönetimini yumuşak gücü yeterince kullanmamakla eleştirmişti.
Yazar ayrıca bu kurumun, Trump’ın görev döneminin başında Elon Musk tarafından dağıtıldığını savunuyor. Bunun sonucunda dünya genelinde milyonlarca ihtiyaç sahibine ulaşan hayati yardımlar ortadan kalktı.
Rubio, dört yıl önce Biden’a gönderdiği bir mektupta “yumuşak gücün gerçek olduğunu ve bunun bizim ulusal çıkarımıza hizmet ettiğini” yazmıştı. Dışişleri Bakanlığı’nı, “komünist Çin’in artan etkisine karşı koymak” için USAID finansmanına öncelik vermeye çağırmıştı.
Yazara göre Rubio, tarihin en etkili insani yardım kuruluşlarından birinin rolü sona erdirilirken itiraz etmedi. Ancak bugün Trump’ın himaye ettiği dövüş organizasyonlarının bir diplomasi biçimi gibi pazarlanmasına katılıyor.
Musk’a gelince; yazara göre o da Trump gibi kararlarının bedelini ödemedi. Yazar, Musk’ın politikalarının dünyanın en yoksul çocuklarını gıda ve yardımdan mahrum bırakmaya katkı sunduğunu ileri sürüyor. Yazısını, Musk’ın bu hafta “yeni altın çağ” olarak adlandırdığı dönemde tarihin ilk trilyoneri olarak tarihe geçtiğini belirterek bitiriyor.
Bu yazıda yer alan görüşler yazara aittir; Tevhid Haber’in yayın politikasını bağlamaz.
Netanel Shlomovitz - Haaretz
