SUUDİ ARABİSTAN, SANA’YA KARŞI YENİ BİR DENİZ KOALİSYONU KURMAYI DEĞERLENDİRİYOR

SUUDİ ARABİSTAN, SANA’YA KARŞI YENİ BİR DENİZ KOALİSYONU KURMAYI DEĞERLENDİRİYOR

Suudi Arabistan’ın, Riyad’a yönelik deniz ablukası uygulayan Sana yönetimine karşı çok uluslu bir deniz koalisyonu oluşturmayı değerlendirdiği bildirildi.

Suudi Arabistan, Sana’nın Kızıldeniz’de oluşturduğu denklemi bozmaya yönelik daha önceki deniz koalisyonlarını hatırlatan bir adımla, Sana’ya karşı çok uluslu bir deniz koalisyonu kurma seçeneğini değerlendiriyor.

Bu girişim, bölgede daha önce başarısız olduğu ortaya çıkan bir tecrübenin yeniden yaşanabileceğine ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde gündeme geldi.

Daha önce deniz seyrüseferini koruma ve deniz koridorlarının güvenliğini sağlama gerekçesiyle uluslararası koalisyonlar oluşturulmuş, ancak bu güçler Sana kuvvetleri karşısında hedeflerine ulaşamamıştı.

Bu girişimlerin başında Avrupa Birliği’nin “Aspides” misyonu geliyordu. Misyon, Gazze’ye destek amacıyla Sana tarafından “İsrail oluşumu” ile bağlantılı gemilere uygulanan deniz yasağını kaldırmayı hedefliyordu.

Ancak Aspides misyonu amacına ulaşamadı ve İsrail bağlantılı deniz taşımacılığını eski durumuna döndüremedi. Söz konusu yasak, Ekim 2025’te Gazze’de ateşkes ilan edilmesine kadar yürürlükte kaldı.

ABD DE KIZILDENİZ’DE HEDEFİNE ULAŞAMADI

Benzer bir durum, ABD’nin Kızıldeniz’de Sana kuvvetleriyle girdiği çatışmalarda da yaşandı.

Washington, “İsrail oluşumunu” desteklemek ve Sana’nın operasyonlarını durdurmak amacıyla bölgeye önemli miktarda askerî ve deniz gücü sevk etti. Buna rağmen ABD güçleri, belirlediği hedefleri kabul ettiremedi ve operasyonları sona erdiremedi.

Çatışmaların sonunda Washington ile Sana arasında gerilimi durduran bir anlaşmaya varılması, askerî seçeneğin ABD’nin istediği sonuçları sağlayamadığını ortaya koydu.

Bu açıdan bakıldığında, Suudi Arabistan öncülüğünde yeni bir deniz koalisyonu kurulması, büyük uluslararası güçler tarafından daha önce denenmiş ancak Sana’nın oluşturduğu denklemi bozamamış bir seçeneğin yeniden gündeme getirilmesi anlamına geliyor.

Bu durum, aynı tecrübenin yeniden yaşanmasının ne kadar faydalı olacağı ve kurulması planlanan koalisyonun ABD ile önceki uluslararası ittifakların başaramadığı bir şeyi başarıp başaramayacağı sorularını gündeme getiriyor.

BABÜLMENDEP VE KIZILDENİZ’DE GERİLİM RİSKİ

Yeni bir koalisyonun en tehlikeli yönü yalnızca askerî çatışmaların sonuçlarıyla sınırlı değil. Böyle bir adımın Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz’de çatışmaları yeniden alevlendirme ihtimali de bulunuyor.

Bölge, küresel ticaret açısından hayati öneme sahip bir geçiş güzergâhını oluşturuyor. Geniş çaplı bir gerilim, uluslararası deniz taşımacılığını tehdit edebilir ve tedarik zincirlerindeki aksaklıkları artırarak dünya ekonomisini olumsuz etkileyebilir.

Koalisyona yeni ülkelerin katılması da söz konusu devletleri doğrudan sonuçlarla karşı karşıya bırakabilir.

Sana’ya karşı oluşturulacak herhangi bir koalisyona katılmaları durumunda, bu ülkelerin gemileri ve denizcilik çıkarları hedef kapsamına girebilir. Bu ihtimal, Sana’nın kendisini hedef alan koalisyonlara katılan ülkelere yönelik daha önce ilan ettiği denklem doğrultusunda değerlendiriliyor.

Bu nedenle Suudi Arabistan’ın oluşturmayı değerlendirdiği deniz koalisyonu, Sana karşısında başarısızlıkla sonuçlanan geçmiş ittifakların yeniden üretilmesinden ibaret kalabilir.

Aynı tecrübenin yeniden denenmesi, çatışma alanının genişlemesine ve Kızıldeniz ile Babülmendep’in açık bir gerilim sahasına dönüşmesine yol açabilir.

Böyle bir gelişmenin taşıdığı risklerin yalnızca çatışmanın taraflarıyla sınırlı kalmayacağı; uluslararası deniz taşımacılığını, küresel ticareti ve dünya ekonomisini de doğrudan etkileyebileceği belirtiliyor.