Abdurrahman Dilipak
Trump geldi aşka, Trump'ın aşkı başka!
Trump büyük show'a hazırlanıyor. İlk büyük show, ABD'nin kuruluşunun ilk millennium'unun ilk jübilesi 4 Temmuz Cumartesi günü. Kutlamaların bütün eyaletlerde yıl sonuna kadar sürmesi planlanmış. 250. yıl kutlamaları dolayısıyla "Giving 4th" ile Amerika'nın tarihinin en büyük insani yardım kampanyası olsun isteniyor, 25. yıl dolayısıyla. Yardım süresince yardım temalı konserler ve etkinlikler düzenlenecek bütün ülkede. Bugünün sürekli hâline getirilmesi, 4 Temmuz'un insani yardım maksatlı verme günü ilan edilmesi bekleniyor.
Bir de ABD'nin 250. kuruluş yılı vesilesiyle "America’s Time Capsule"ı (Amerika’nın Zaman Kapsülü), 4 Temmuz 2026’da Philadelphia’daki Independence National Historical Park’ta gömülecek ve 2276’da ABD'nin Bağımsızlık Bildirisi'nin yayımlandığı günün 2. jübilesinde, yani 500. yılında açılacak. Kapsülün içinde ne olacağı açıklanmadı ama bütün eyaletlerden gelen özel bilgi paketleri olacak. Önemli kişilerin ve kurumların hazırladıkları mektuplar ve paketler bu kapsülde yer alacak. Kongre tarafından kararlaştırılan resmî, ulusal kapsüldür. Genel olarak kutlamalar 1 Temmuz'da başlayacak ve 5 Temmuz akşamına kadar sürecek. Resmî kabuller 3-5 Temmuz arasında gerçekleştirilecek.
Trump'ın elini çabuk tutup, 250. yıl kutlamalarının sarhoşluğuyla toparlanıp 7 Temmuz Salı günü Ankara’da çalışmalarına başlayacak olan NATO toplantısına katılması bekleniyor. O coşku ile Trump'ı zaptetmek kolay olmayabilir. Bu jübile sarhoşluğu ile NATO ülkelerine ayar vermeye kalkabilir; Rusya’ya, İran’a, İsrail konusunda İslam ülkelerine ve Netanyahu'ya söyleyecek sözleri olabilir. Tabii bu arada son zamanlarda sürekli övdüğü Türkiye’ye de söyleyecek sözleri olabilir.
Sosyal media'ya bakarsanız, Trump zaten bugünlerde uzaylılarla, galaktik sorunlar konusunu konuştu. Trump yeni misyonu ile "Galaktik barış"ın mimarı olarak öne çıkıyor. O zaten Tanrı'nın oğlunun manevi oğlu değil mi (!?). Yani o bir yandan pedofilik, satanist, siyonist olmakla suçlanırken, aynı zamanda "Tanrı'nın torunu" olduğunu söylüyor. Zaten onun için "Naz ve niyaz" makamında dedesini kıyamet savaşına zorlamıyor mu? "Kıyamet savaşı"na soyunan "Galaktik bir barış elçisi" o. Eğer bu uzaylılar ile ilgili NASA’nın bir açıklama yapması beklendiği iddiaları doğru ise, dünyanın "alçak irtifa uyduları" ile desteklenen bir illüzyon saldırısı ile başlayacak, siber savaşa dönüşüp multidisipliner şekilde devam edecek hibrit bir savaşa hazır olması gerek. Konvansiyonel savaşlar bu süreçte devam edecek, çünkü o silahlar ve mühimmat stoklarının tüketilmesi gerekiyor.
Uzun zamandır sözü edilen Mehdi ve Mesih beklentileri sahte bayrak operasyonları ile kuvveden fiile çıkartılabilir. Yecüc-Mecüc saldırıları da öyle. Bu in, din, kehanet, kıyamet teolojisi, mitoloji, teknoloji, astronomi ve astrolojisi ile ilgili bir konu. Eric von Daniken’in "Tanrıların Arabaları"nı hatırlayacaktır 60’lı yıllarda yaşayanlar, daha sonra "Yıldız Savaşları" geldi. Tarık Yıldızı dünyamıza yaklaşıyor, Şira da öyle. Kimine göre bunlar Marduk, Niburi, Sirius ile ilgili. Bu süreçte birçok tabii afet yaşanacak bu rivayetlere göre; suların yükselmesi, depremler, volkanların patlaması, yağmur, kar, dolu, fırtına, hortum say say bitmez. İşte tam da böyle bir zamanda Yecüc-Mecüc ve uzaylılar. Öncesinde Mehdi-Mesih’in dönüşü. Bu "Galaktik komplo" daha şimdiden 2026 Olimpiyatları için düzenlenen etkinliklerde satanist sembollerle kendini göstermeye başladı. İslam ülkeleri de orada ama buralar satanist, siyonist ve pedofiliklerin yuvalandıkları yerler. O karşılaşmalarda zafer kazanmanız, ödül almanız, Filistin bayrağı açmanız, ülkenizin İstiklal Marşı'nı söyletmeniz bu gerçeği değiştirmiyor. Devletler bu işin bakanlık düzeyinde teşvikçisi ve katılımcısı.
Ulusal İstihbarat eski direktörü Tulsi Gabbard'ın 12.6.2026’da görevden ayrılmadan hemen önce "ABD’nin biyolojik laboratuvarları" ile ilgili açıklamasını görmüş olmalısınız. Gabbard, o gün ABD'nin 30'dan fazla ülkede 120'den fazla biyolojik laboratuvarı finanse ettiğini gösteren deklasifiye edilmiş istihbarat bilgilerini açıkladı. Bu, Ukrayna'daki laboratuvarları da kapsıyor. Bu belgeler tehlikeli patojenler ile "gain-of-function" araştırmalarını içeriyor.
Gabbard, ABD'nin dünya genelinde 120'den fazla tehlikeli biyo-laboratuvarı fonladığını gösteren gizli belgeleri halka açtıktan hemen sonra saray yalanlasa da Gabbard, laboratuvarların "var olmadığını savunanların aksini söyleyenleri yabancı ajan olmakla ve Amerika'ya ihanetle" suçlandığını aktardı. Gabbard açıklamasının devamında "ABD hükümetince finanse edilen bu biyoloji laboratuvarlarının birçoğu şu anda veya daha önce tehlikeli ve son derece bulaşıcı patojenler kullanarak, bazı durumlarda tehlikeli 'Fonksiyon Kazanımı' araştırmaları da dâhil olmak üzere, çok az görünürlük veya denetimle araştırma yapmakta" dedi.
Şimdiye kadar bu laboratuvarların varlığı ve finansmanıyla ilgili kanıtlar Amerikan halkından bilinçli şekilde gizlenmişti. Bu ABD destekli biyolojik laboratuvarların varlığı, geçmişi, konumları ve finansmanı konusunda güçlü çevreler tarafından sistematik olarak örtbas edildi. Tek gizlenen laboratuvarlar bunlar değil. Açık denizlerdeki gemilerde yapılan çalışmalardan kimse söz etmiyor. Hatırlarsanız UK Ultra beyin manipülasyonunun insan üzerindeki deneyleri İstanbul’da HZİ Vakfı üzerinden yapılmıştı. Kemalist görünümlü Sümerolog İlmiye Çığ, ABD destekli TSK içindeki Özel Harp ve Psikolojik Harp elemanları ile bu çalışmalar HZİ Vakfı üzerinden yapılmıştı. Bugün insan üzerinde yapılan deneylerin bir kısmı Afrika’da, bir kısmı aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Balkanlar, Kafkasya, Ön Asya’dan kaçırılan çocuklar üzerinde Ukrayna’da yapıldı.
Tekrar Ukrayna konusuna dönecek olursak, aslında Ukrayna; İsrail, ABD, NATO’nun pis işlerinin kotarıldığı bir ülke. Para, uyuşturucu, fuhuş, kumar... İsrail’in 3. ülkelerle ilişkilerinde arka kapı görevi gören bir ülke. Özellikle Almanya, Ukrayna’yı çok istiyor. Biliyorsunuz Almanya II. Dünya Savaşı sonrası, Hitler rejimi üzerinden işgal altındaki ülke statüsünde. Almanya’nın doğusu Ruslara bırakılmıştı, batısı ABD, İngiltere ve Fransa’ya. Görünmeyen 4. ülke İsrail’di. Berlin de doğu-batı diye ikiye bölünmüştü. Daha sonra Doğu Almanya ve Doğu Berlin de SSCB’nin dağılmasından sonra Almanya’ya devredildi. Doğu Almanya Rus işgalinden kurtuldu ama Almanya batı işgalinden hâlâ kurtulamadı. Ukrayna batıya bağlanacak olursa, Almanya da gizli işgalci ülkelerin üs ve imkânlarını, eş zamanlı olarak NATO ve AB ülkeleri, İngiltere’nin kirli, kayıt dışı işlerini Ukrayna’ya kaydırmak istiyor. Ukrayna’yı onlar o gün geldiğinde paratoner, kara kutu, sıçrama tahtası, tampon, savaş paratoneri olarak kullanmak istiyor. Tabii Ukrayna üzerinden Karadeniz, Gürcistan’ın da katılımı ile bir NATO kuşatması altına alınmış olurken NATO’nun egemenlik alanı Hazar Denizi'ne kadar uzatılmış olacak.
Aslında Japonya ve Kore’de de Almanya’ya benzer bir durum var. Bu topraklar da Amerikan işgali altında, Kuzey Kore de Çin etki alanı içinde. Tek sorun Tayvan değil. Dün ABD Çin’i Japonlardan kurtardı, bugün Japonya Çin korkusundan ABD’nin himayesine muhtaç ama ABD’nin ülkesindeki statüsünü ise bir türlü içine sindiremiyor. K. Kore’nin G. Kore’ye tehdidi aslında bu ülkelerin üzerinden paradoksal bir etki yapan bir Demokles kılıcı gibi üzerlerinde sallanıp duruyor.
"Texel ırkı koyunlar" diye görsellerden bu hayvanların resmine bakarsanız bize yedirilen hayvanların nasıl bir canlı olduğunu görürsünüz. Artık inek, domuz, koyun, keçi, köpek genleri taşıyan canlılar var piyasada. Bu koyunlar klonlama yoluyla elde ediliyorlar. 'Embriyodan üretilmiş' bu kuzular, dişi bir hayvanın yapay yollarla döllendiği ve ardından 6 gün sonra bu embriyoların ondan alınıp taşıyıcı anne olacak hayvanlara aktarıldığı, bir çeşit hayvanlar üzerinde yapılan tüp bebek operasyonunun, hayvanlar arası embriyo transferi sonucunda ortaya çıkan yavrulardır. Bu şekilde genetik gelişimin, en iyi hayvanlardan alınan döllerin sayısının en yüksek seviyeye çıkartılması yoluyla, bu iş maksimum verimliliğe ulaşmak için yapılır. Bu hayvanların ülkemizde pazarda büyük bir alıcısı olduğunu da belirtelim. Texel’in zaten Türkiye’de de bir temsilciliği bulunmaktadır.
2026 itibarıyla Bill & Melinda Gates Vakfı Hindistan’da çok sayıda pilot proje yürütür. Vakıf, Serum Institute of India (Pune), Bharat Biotech (Hyderabad), Hetero Labs, BioE gibi firmalarla ortak aşı ve biyoteknoloji çalışmaları yapar. Grand Challenges India (BIRAC ile ortaklık) gibi programlar üzerinden biyoteknoloji araştırmalarına fon sağlar. Gates, Hindistan’ı "deneme laboratuvarı" (laboratory to try things) olarak niteler. Monash University bağlantılı World Mosquito Program (WMP) adlı projeyi Gates uzun yıllar fonladı. Bu proje ile resmî açıklamaya göre hedeflenen Wolbachia bakterisi taşıyan sivrisinekler üreterek Zika gibi hastalıkları azaltmaktı. Burada yapılan Ar-Ge çalışmaları sonucu Kolombiya (Medellín)'de dünyanın en büyüklerinden biri olan, haftada 30-40 milyon sivrisineğin üretildiği fabrika bugün hâlâ aktif. Brezilya (Curitiba - Wolbito do Brasil)'deki fabrikada yılda 5 milyar sivrisinek yumurtası üretiliyor. Bugün Gates ve benzeri projeler için merkezi konuma sahip 20’ye yakın ülkede merkezleri var. Şu ülkelerde: Endonezya, Sri Lanka, Vietnam, Meksika, Avustralya, Fiji, Vanuatu, Brezilya, Kolombiya, El Salvador, Honduras, Laos, Kiribati, Yeni Kaledonya (Fransa’ya bağlı), Timor-Leste (Doğu Timor’da Bill Gates Vakfının WMP faaliyeti var). Bill Gates’in sadece ABD’de yaklaşık 100.000 – 110.000 hektar tarım arazisi var. Bunlar 19-20 eyalette dağılmış. En büyükleri Louisiana, Arkansas, Arizona’da.
Bu çiftliklerde geni ile oynanmış bitkiler ve hayvanlar da üretilmektedir. Gates Vakfı GDO’lu tohumları iklim değişikliği (!?) ile uyum için desteklediklerini açıklamaktadır. Gates Foundation, Afrika’da verimli süt inekleri için gen düzenleme (CRISPR) araştırmalarına fon desteği sağlamaktadır. Bill Gates’in nüfus azaltma, biyolojik silah gibi konulara olan ilişkisi hep tartışma konusu olmuştur. Bu iddialar CoVID ve mRNA skandalından sonra daha da artmıştır. Bu konuda tek sabıkalı da kuşkusuz Bill Gates değildir.
ABD’nin nereden geldiğini biliyoruz, bugün artık nereye gittiğini de görüyoruz. Ortalama 3 insan ömrü kadar bir tarihleri var. ABD böyle giderse 2. jübileyi asla göremez. Amerikan yüzyılının sonuna geldik. Kızılderili, kara derililerin gözyaşı, sarı ırkın sömürülmesi, insanlığın dolar üzerinden soyulmasından ibaret bir zenginliğe sahip bir ülkeden söz ediyoruz. Selam ve dua ile.