Ölen Küçük Kızın Ailesinden Basın Açıklaması(FOTO)
MAZLUMDER İstanbul, İhmal Sonucu Domuz Gribinden Ölen Betül Bilgili Hakkında Basın Açıklaması Yaptı
![]() |
İstanbul'da domuz gribi nedeniyle ölen ilk kişi olan Betül Bilgili'nin ihmal sonucu ölümü üzerine MAZLUMDER İstanbul Şubesi bir basın açıklaması yaptı.
Betül Bilgili'nin ailesinin de katıldığı basın açıklamasını MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Av. Cihat Gökdemir yaptı. Gökdemir açıklamada ilk olarak Betül Bilgili'nin "gribal enfeksiyon, karın ağrısı ve istifra" şikayetleri nedeniyle fenalaşarak Başakşehir Devlet Hastanesi'ne götürüldüğü 31 Ekim Cumartesi gününden 1 Kasım Pazar günü hayatını kaybetmesine kadar geçen süreci ayrıntıları işe anlattı.
Av. Cihat Gökdemir, benzer ihmallerin çok sık gerçekleştiğini belirterek sağlık sisteminin ve bürokrasisinin çözümsüzlüğü ortadayken, bazı doktorların bireysel davranış bozuklukları ve ihmallerinin de bu çözümsüzlüğü artırdığını söyledi.
Gökdemir açıklamasının sonunda şunları söyledi "'Sağlık hakkı' ve 'yaşam hakkı'nın kutsallığına ve dokunulmazlığına inanan MAZLUMDER, Betül'ün ölümünden sorumlu olanların bir an önce ortaya çıkarılması ve başka 'sağlık hakkı ihlalleri'ne neden olunmaması için öncelikle sağlık personeline 'insani davranış ve empati' eğitimi verilmesi, hastanelerin sıkı denetime tabi tutulması, işlevsiz hale gelen 'hasta hakları kurulları'nın iyileştirilmesi için başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere yetkililere çağrıda bulunmaktadır".
Cihat Gökdemir'in ardından Hasta Hakları Aktivistleri Derneği Başkanı Orhan Demir söz alarak Betül Bilgili'nin ölümünde birçok hasta hakları ihlalli olduğunu, buna benzer olayların çok sık yaşandığını belirtti. Demir, sorumlu olan tüm yetkililerin istifa etmesi gerektiğini söyledi.
Son olarak konuşan Betül Bilgili'nin ailesi de hastanelerde karşılaştıkları ihmalleri anlatarak sağlık sistemindeki bütün aksaklıkların bir an önce çözülmesi gerektiğini söylediler.
MAZLUMDER İstanbul Şubesi Basın Bürosu
ilgili Basın Açıklaması
Domuz gribi olarak bilinen A (H1N1) tipi virüsü nedeniyle Türkiye'de ilk ölüm 25 ekim 2009 tarihinde gerçekleşmiş olup yirmiyi aşkın kişi hayatını kaybetmiştir. Derneğimize başvuruda bulunan Bilgili ailesinin 13 yaşındaki kızı Betül ise İstanbul'da domuz gribi nedeniyle ölen ilk kişi olmuştur.
Yapılan başvuruda 30 Ekim 2009 Cuma günü, "gribal enfeksiyon, karın ağrısı ve istifra" şikayetleri nedeniyle Başakşehir Devlet Hastanesi'ne götürülen 13 yaşındaki Betül Bilgili'ye hastanede serum takılmış ve antibiyotik tedavisi önerilerek evine gönderildiği ve aşağıdaki süreci yaşadıkları ifade edilmiştir.
Ancak hastalığının 4.gününde (31 Ekim 2009) fenalaşan Betül'ü, ailesi tekrar Başakşehir Devlet Hastanesi'ne götürmüş, hastanedeki doktorlar tarafından kamuoyunda bilinen adıyla,"domuz gribi şüphesi" ile domuz gribinde İstanbul ilindeki pilot hastanelerden biri olduğu ilan edilen Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiştir.
Akşam üzeri ambulans ile Haseki Hastanesine götürülen küçük kız, "çocuk hastalıkları" bölümünde hiçbir tetkik yapılmadan "karın ağrısı var, apendistten kaynaklanıyor olmalı" denilerek aynı hastanenin "genel cerrah"ına yönlendirilmiştir. Genel cerrahi doktoru tarafından "küçük kızın rahatsızlığının apendist olmadığı" belirtilerek, çocuk bölümüne gönderilmiş ise de, çocuk hastalıkları bölümünde "cerrahi müdahale gerektiren bir durumu olmadığını gösteren belge getirilmediği" gerekçesi ile hastanın tedavi edilemeyeceği ifade edilmiştir.
Haseki Hastanesi personelinin birkaç hastaneye telefon ettikten sonra aileye "hiçbir hastanede yer olmadığı" belirtilmiş, aile bir süre bekledikten sonra daha fazla beklemenin bir fayda sağlamayacağını düşünerek söz konusu belgeyi düzenletebilmek için İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesine gitmiştir. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde "randevu almadıkları" gerekçesiyle ve ilgisizlikle karşılaşmış, "hastanın neden bu hastane getirildiği" konusunda ambulans yetkililerine nezaket dışı tavırlar sergilenmiş, Hastane Başhekim yardımcısının özel telefonuyla ancak nöbetçi doktorla görüşme imkânı bulabilmiştir. Hasta yakının yanına gelen doktor (!) da aileye çeşitli hakaretlerde bulunduktan sonra, hastadan kan aldırmış ve "başka yapacak bir şeyimiz yok" diyerek hastayı beklemeye terk etmiştir.
Bu bekletilme sırasında Betül'ün "sırtım ağrıdı, biraz uzansam" taleplerine de hastane personeli "yatış izni olmadığı" gerekçesi ile bir yatağı dahi hastadan esirgeyerek 5 saat boyunca sedye üzerinde ölümünü beklemesine sebep olmuşlardır. Beş saatin sonunda Betül'ün "cerrahi müdahaleyi gerektiren bir rahatsızlığı olmadığı, bazı değerlerinin tetkik gerektirdiği" ifade edilerek Haseki Eğitim Ve Araştırma Hastanesine geri gönderilmiştir. Aile Haseki Hastanesine geldiğinde bu sefer başka bir bayan doktorla karşılaşmış ve bu bayan doktorun hastayla yeterli derecede ilgilenerek önce göğsünü dinlemesiyle durumun ciddiyetinin farkına varılabilmiştir. Bayan doktor Betül'ün"vücudunun soğuduğu, tansiyonun alınamadığı ve kan dolaşımının yavaşladığı, acilen yoğun bakıma alınması gerektiği"ni beyan etmiştir.
Bu kez de aileye "yoğun bakım ünitelerinin dolu olduğu ve başka bir hastaneye sevk edilmesi gerektiği" belirtilmiştir. "Boş yoğun bakım ünitesi" bulmak için tüm Hastaneler aranmış, en son Özel Haliç Hastanesinde boş yer olduğu öğrenilmiş ve Özel Haliç Hastanesine gönderilmek üzere tekrar yola düşen Betül'ün küçük bedeni, bu akıl almaz hastane trafiğine daha fazla dayanamayarak hayata yenik düşmüştür.
Betül'ün ailesine Eyüp Devlet Hastanesi tarafında ölüme ilişkin verilen belgede beş ayrı ölüm nedeni olabileceği belirtilmiştir. Ancak aile, İstanbul Valisi'nin medyaya yaptığı açıklama ile çocuklarının "domuz gribine" yakalanarak vefat ettiğini televizyonlardan net olarak öğrenebilmiştir.
Sayın Vali, hiçbir araştırma ve soruşturma yapmaksızın Betül'ün ölümüyle ilgili medyaya alelacele "sağlık personelinin ihmali yok" açıklaması yapmış, daha sonra da "gerekli soruşturma başlatıldı" diyerek soruları geçiştirmiştir. Peşin hükümle "ihmal yok"a karar veren bürokrasinin soruşturmasına da artık vatandaşlarımız güvenmemektedir.
Sağlık sisteminin ve bürokrasisinin çözümsüzlüğü ortadayken, bazı doktorların bireysel davranış bozuklukları ve ihmalleri de bu çözümsüzlüğü artırmaktadır. Senelerdir vatandaşların "kutsal görev" olarak addettikleri "doktorluk mesleği"nin saygınlığını ve itibarını korumak da başta doktorlara ve mesleki örgütlerine düşmektedir. Oysaki son birkaç senede MAZLUMDER'e doktorların hasta ve hasta yakınlarına karşı kötü ve küçük düşürücü muameleleriyle ilgili sayısız şikâyet gelmektedir.
MAZLUMDER, Betül'ün "sağlık hizmetinden faydalanma", "tıbbi gereklere uygun teşhis", "tedavi ve bakım", "hastaya tıbbi özen gösterilmesi" haklarını ihlal ile hayatını kaybetmesine neden olan doktorlar ve diğer sağlık personelinin hukuki ve cezai sorumluluğu için gerekli işlemler başlatılması ve disiplin soruşturmaları başlatılarak sorumluların ortaya çıkarılması gerektiğini yetkililere hatırlatmaktadır.
13 yaşındaki Betül'ün ölümü insanların en temel haklarından olan "sağlık hizmetlerine erişim", "tedavi ve bakım" haklarının, "yaşam hakkı"nı elinden alan boyutlara ulaştığını ve sağlık alanında acil iyileştirmelere gidilmesi gerektiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
"Sağlık hakkı" ve "yaşam hakkı"nın kutsallığına ve dokunulmazlığına inanan MAZLUMDER, Betül'ün ölümünden sorumlu olanların bir an önce ortaya çıkarılması ve başka "sağlık hakkı ihlalleri"ne neden olunmaması için öncelikle sağlık personeline "insani davranış ve empati " eğitimi verilmesi, hastanelerin sıkı denetime tabi tutulması, işlevsiz hale gelen "hasta hakları kurulları"nın iyileştirilmesi için başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere yetkililere çağrıda bulunmaktadır.
MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı
Av. Cihat GÖKDEMİR






