Ahmet Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

O ateş yanıyor!

Ateş Sinan Ateş ateşi. Eşinin yüreğinde bir kor, annenin- babanın yüreğinde bir kor.

Adalet istiyorlar.

Öte yanda MHP merkezi sustukça çıkmaza giriyor, konuştukça çıkmaza giriyor.

Semih Yalçın, belli ki yaptığı acayip açıklama ile Ateş ailesinin yüreğindeki koru bir kere daha alevlendirdi.

Orada bir sorun var. MHP işin içinden çıkamıyor. Kim neye nereye kadar katıldı, ya da katılmadı, ortaya çıkarmak için çırpınsanız ya.

O cinayet trafiği nerede başlayıp nerede bitiyor, kimlere nasıl ulaşıyor da, dün Ülkücü çocuklara rehberlik eden bir genç bilim insanının şehadetine sahiplenilmedi? Ne oldu gerçekten?

Devlet Bahçeli’nin Sinan Ateş’i görevden alma sırrı neydi ki, şehadet günlerinin tam ortasında bu sırdan söz edildi?

Bunu merak etmeyecek mi insanlar?

Kıvranılıyor, bu görülüyor, ama Bursa’da şehit ocağında yaşanan acılar o kadar yüksek ki, tüm muğlak açıklamaları boşa düşürüyor.

Ayşe Ateş, her cümlesi ile, hatta o cümlelere yansıyan vakur duruşu ile, Semih Yalçın dahil merkezdeki tüm yapılanmayı hesaba çekiyor.

Bu duruş nasıl gölgelenir ki?

Evet, susmak da çetrefilli, konuşmak da…

MHP başka bir şey yapabilmeliydi.

Ülkücü yola hizmet etmiş bir insan sokak ortasında vurulduğunda, en yüksek sorgulamayı yapabilmeli, katillerin peşine düşebilmeliydi. Bahçeli’nin sesi gürdür. Asıl o zaman çok daha gür çıkmalıydı.

“Evlatlarımı feda etmem” derken, bu Sinan Ateş değilse hangi evladından söz ettiğini daha açık ortaya koymalıydı.

Sonunda mevcut iktidarın ortağıdır. Ağırlığını cinayetin çözülmesi istikametinde koymalı, İçişleri Bakanı’nı herkesten önce göreve çağırmalıydı.

Ama sanki iktidarın diğer ve MHP’nin ikircikli tavrına bakıp suskunlukları paylaşmayı tercih etti. Her gün acayip haberler geliyor cinayet soruşturmasından. Savcı değişiyor, MHP milletvekilinin evinde cinayet sanığı arayan polis bir yerlere gönderiliyor, yakala bırak, yakala bırak…. Zihinler “Bu iş nereye gidecek?” kaygıları içine sürükleniyor.

Olay MHP’nin olayı değil. İktidarın büyük kanadı, MHP’nin rahatsız olacağını düşünerek hareket ediyorsa, gerçekten çok yanlış hareket ediyor demektir. Bu iş sorgulanır. Bu iş MHP ile sınırlı kalmaz.

Ayşe Ateş, yetim çocuklar, Sinan Ateş’in annesi, babası, , tüm aile, orada durup bakıyorlar. Türkiye de bu bakışı görüyor. Bence herkes işin ciddiyetini anlamalı.

YSK AVANTAJ MI?

Soru: İstanbul’da YSK’nın Ak Parti’nin talebi istikametinde 2019 mahalli seçimlerinin ilk turunu iptal etmesi Ak Parti’ye kazandırmış mıdır?

Bunun cevabını herkes çok iyi bilir: Birinci seçimde 13 bin olan fark, ikinci seçimde Ak Parti adayı aleyhine 800 bine çıkmıştır.

Sebep? YSK’nın toplumun adalet duygusunu zorlayacak biçimde Ak Parti talebine uygun karar vermesidir.

YSK ile ilgili böyle bir hafıza vardır ve halen çok diridir.

Şimdi, muhalefet itiraz etse bile Tayyip Erdoğan’ın 3’üncü defa adaylığı sonunda YSK’nın önüne gelir, o da iktidar – muhalefet herkesin beklediği gibi “Adaylıkta sakınca olmadığı” yönünde karar verir. Böylece Erdoğan’ın adaylığının önünün YSK tarafından açıldığı gibi bir izlenim doğar.

Peki böyle girilen bir seçimin sonucu nasıl olur?

Daha doğrusu bu soruyu “Bu seçim de yargı marifetiyle gidilen İstanbul’un ikinci turuna benzemez mi?” diye sormak lazım. İnsanlar adaletin kanırtıldığı gibi bir izlenimle, bu defa doğrudan Tayyip Erdoğan’a Binali Yıldırım akıbeti yaşatmazlar mı?

Ne diyordu Bülent Arınç, “Yalvardım, iptal için başvurulmaması için” gibi bir şey değil mi? Gidildi de ne oldu?

Aslında muhalefet Erdoğan ile yarışmak istiyor. Onların gönlünden Erdoğan yönetimine millet iradesi ile son vermek var. Olur olmaz ayrı, ama öyle bir arzuyu izhar ediyorlar.

Bu durumda, diyorum, YSK’yı bir kere daha problemli bir rol içine sürüklememek için belki bir uzlaşma yolu bulunabilir: Karar Meclis’ten çıkar, seçim 6 Nisan öncesine alınır ve eski seçim kanununa göre bir seçim yapılır. Meşruiyeti tartışmalı bir seçimden de Türkiye korunmuş olur. Erdoğan da alın akıyla yarışır.

Bu yazı toplam 303 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar