Kıyıya vurma vakti...

 

Sibel ERASLAN

Onu tanıdığımda 11 yaşına yeni basmıştı. Şimdi 25"inde. Beş altı ay evvel evlendirdik Ömer Faruk"u. Eşi Hande, okul arkadaşı, Kartal Anadolu İmam Hatip"ten. Ne çok şey taşıdılar omuzlarında, yaşlarına hiç de uygun olmayan demirden ağırlıkları yüklendiler. Üzerlerine asfalt döken buldozerlerin altından doğruluyor bu çocuklar. Türkiye derecesi yaparak girdikleri liseden, infaz edilerek çıktılar. Alan kısıtlaması, puan daraltması, ip üstünde burnunda tabak çevirmece, ağzıyla kuş tutmaca, çimento dökülmüş tabuttan elinde tavşanla çıkmaca, neler neler... Onlar İmam Hatipliler.
Bazıları Avrupa"ya, Amerika"ya gitti, bazıları pazarlama elemanı, matbaa işçisi, şifalı bitki satıcısı oldu. Ömer Faruk ise Gerçek Hayat"ta yazıişleri müdürü oldu. Beş cümleyle 25 yıllık hayatlarını anlatıvermek elbette mümkün değil. Yaşadıkları her türlü dışlanma, ayrımcılık ve ötelenmeye rağmen, üzerlerine örtük mermerin bağrından sabırla çıkarttılar yaşam filizlerini. Hayata her şeye rağmen dört elle sarıldılar. Elalem buluğ döneminin en fırtınalı günlerinde, yüzünde çıkan bir sivilceden sebep intihar etmeyi düşünürken, onlar sivilcenin kitabını yazdılar. Ömer Faruk"un güvey olacağı gün sıvazladığımız sırtı, şimdilerde ince bir hastalıkla cebelleşiyor. Kemo-terapi diyorlar, hecelere ayırıyorum bunu: -kem- bir şey adından belli, -ter-e basıyor adamı, -pi- sayısı, 3.14… Ömer"in Samson misali omuzlarını döven gür saçları, yeniden uzayacaklar eminim... Başka emin olduğum bir şey daha var; Ömer Faruk henüz çok küçük, Allah"ım ona izin ver!
-
Ege kıyılarına bir yunus vurdu geçen hafta. Birileri, Allah"ın cezası birileri, yunusun karnını kör bir çakıyla deşip iyice işkence etmişler. Hâlâ ölmeyip, hâlâ çırpındığına bir hayli de hayret ettikten sonra, özenle oturup düşünüp taşınıp bir plan kurmuşlar; zavallı yunusun kuyruğuna iki büyük kaya bağlayarak onu denize atmışlar... Yunus hem kanıyor şerha şerha, hem de ayağına taş bağlı. Kime anlatsın başından geçenleri, kime yazsın mektubunu? Yunus ölmemiş. Her şeye rağmen ölmemiş. Son bir gayretle kıyıya vurmuş. Kıyıya dilsiz bir imza gibi vurmuş...
Gökyüzü hâlâ üzerimizde mi? Yıldızlar düşmemek için kendilerini nereye bağlıyorlar? Yaşamak, ah yaşamak, zıkkımın kökü bir suça dönüşmüşse yaşamak birilerinin gözünde, onu özenle korumak gerek. Yaşamayı korumak gerek!
-
Birilerinin burnu doksan derecelik bir yokuşu tırmanırken ığıl ığıl kanıyor işte. Diğerleriyse, ihtiyar ve sırtı pek, kolesterol sorunu var dediklerine bakma turp gibi sağlıklı, cüzdanı ve kasası bir hayli şişkin birileri, doğuştan şanslı, dört ayak üstü, hep papaz hep pilav yer cinsinden, geğirgeç birileri... “Zıkkımı düzeltmekten” bahsediyor.
Yunusların karnını kör bir çakıyla deşmiş olmak yeterli gelmiyor onlara... Nasıl yapsak da yoketsek diye düşünüp taşınıyorlar. İşi gücü bırakıp kuracakları pusuya odaklanmışlar, hesap ettikleri ağır çekime alınmış bir ölüm, çocuklarla yunusları, yani şu zıkkımları, nasıl etsek de düzeltsek? “Kuyruklarına ve ayaklarına kayalar bağlasak da öcümüzü almış olamayız” diyorlar. Düzeltmek dedikleri şey, öldürmekle eşdeğer o eprimiş sözlüklerinde.
En düzgün ve uslu çocuk, ölü bir çocuktur. Ölmeden yatırıyorlar mezarlara. “Gençliğim eyvah” türküsüne namzet, ölmeden evvel mezarlara koyuyorlar. Gerisi Aynalı Çarşı. Her yan olmuş Aynalı Çarşı. Aynalı Çarşı içinde vurdular beni! Ve zakkum çiçekleri, uzun zakkum tarlaları… Düzeltilmiş, uslandırılmış binlerce çocuk cesedi...
-
Şimdi küçük Yunus, kıyıya vurma vaktidir!
Bir imza gibi kıyıya vurma vakti.
Başına zorla dikilmiş zakkum ağaçlarından fişek gibi bir itirazla fışkırma vakti.
Bugün kıyıya vurma vakti!
NOT: Bugün 17.00"de TAKSİM TÜNEL"deyiz. “Darbeye Karşı 70 milyon Adım” yürüyüşünde...

vakit

Bu yazı toplam 616 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar