Ahmet Taşgetiren
Sürecin düğümlendiği nokta bu olmasın
Bahçeli süreçte oldukça cömert yürüyor: “İki Ahmet göreve, Demirtaş evine ve Öcalan umuda…”
“Barış güvercini tek kanatlı uçmaz, Öcalan üzerine düşeni yaptı…” sözü de ona ait. Yani “Biz de üzerimize düşeni yapmalıyız.”
Zaten bu işi “Öcalan’la götürme” çıkışını da onun cesaretine borçluyuz!
Meclis’te oldukça geniş kapsamlı bir temsile sahip Komisyon çalıştı, çalıştı ve altında oy birliği imzası bulunan bir rapor çıkardı. Rapor Başkan Kurtulmuş’un elinde bekliyor.
Komisyon kararında yer alan “AYM, AİHM kararları derhal uygulansın, kayyımların yerine seçilenler getirilsin” gibi talepler ayrı kanun çıkarılmasına bile gerek kalmadan uygulanabilecek şeyler.
Ama rapor üzerindeki blokaj sürüyor. Süreç ilerlemiyor. DEM biraz da el yükselterek bastırıyor, Öcalan “iş kontrolden çıkabilir” gibi zorlamalar yapıyor, ama “İrade” çıkmıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan bile “sürecin enfekte edilmesi” riskinden bahsetti, bu niyetteki kötü odaklara işaret etti, “buna müsaade edilmeyeceği”ni söyledi, ama süreç durup duruyor.
Rivayet o ki, silâhlar tam bırakılmadı. Peki bundan Bahçeli’nin haberi yok mu da o süreci ilerletmeye çalışıyor?
Belli ki blokaj İttifak’ın Ak Parti ayağında, orası da gözünü Cumhurbaşkanı ve Ak Parti genel başkanı Tayyip Erdoğan’a kilitlemiş durumda. Oradan “İlerleyin” gibi bir “talimat” gelmeden grup adımını atmaz, bu belli.
Peki orasındaki hesap nedir? Ki o hesap netleşmeden sürecin bedelini üstlenmek zor görünüyor?
Sürecin “Terörsüz Türkiye” söylemine destek var. Kim istemez “Terörden arınmış” Türkiye’yi?
Süreç bir yandan “Öcalan sembolizmi” ile yola koyuldu, çünkü Öcalan’ın örgüt üzerindeki nüfuzu kullanıldı, ama aynı sembolizm, “kötü, kanlı hafızası” ile süreci dibe çekiyor. Süreci Öcalan ile birlikte pazarlamak zor. Oysa DEM, Öcalan’ın “sayın”lığını ve ondan “Statü” üretmeyi “Amentü” haline getirmiş gözüküyor. DEM’in başka talepleri de bu koyundan birkaç deri çıkarma arzusunu ortaya koyuyor.
Erdoğan iradesi, Bahçeli’nin çok da önemsemediği bu sorunlara bakarak mı teennili – blokajlı davranıyor, yoksa süreçten başka çıktılar alamama kaygısı mı blokajda etkili oluyor?
“Başka çıktılar…?”
Süreçle iç içe geçen bir “siyaset planlaması” bulunduğunu bilmeyen yok. Türkiye, yeni bir seçime doğru ilerliyor.
Seçimde Tayyip Erdoğan aday olacaksa, -ki hemen herkes olmak istediğini düşünüyor- iki şey lâzım. Bir, aday olmasının önündeki engelin kaldırılması, iki sandıkta yeniden seçilmesinin garanti edilmesi.
Aday olabilmesi için ya süresi bitmeden Meclis’in erken seçim kararı alması gerekiyor ya da Anayasa’nın değiştirilerek üçüncü defa seçilebilme imkânının tanınması.
Anayasa değişikliği riskli, çünkü yeterli sayı bulunamazsa referanduma gidilmesi gerekebilir, referandumda halk oyu ile önünün kesilmesi ihtimali de var.
O zaman Meclis’te erken seçim kararı almak. Bunun için de DEM oylarının Cumhur İttifakı oylarına eklenmesi…
DEM ile büreç bağlamında böyle bir alt hesap yürüyor mu? DEM’liler “Yok, diyor, böyle hesaplar işin ülke için hayati önemini gölgeler.” Buna inanılmalı mı? Ben “soru” kalırım böyle durumlarda.
Erdoğan için ikinci mesele, seçime girip kazanamama riski. Bunu istemeyeceği, ya da kazanamayacağı seçime girmemek…. Tayyip Erdoğan’ı tanıyan herkesin ortak fikri.
Peki seçim garanti mi? Şu anda Cumhur İttifakı oyları yüzde 40’ları zor buluyor. Acaba sürecin içinden “DEM oyları”nın Erdoğan’a desteğe dönüşmesi çıktısı da elde edilebilir mi?
Öcalan, örgüte “silâhı bırak, kendini feshet” çağrısında bulunduğu gibi “Kürt oyları Erdoğan’a” gibi bir çağrıda da bulunur mu? Bu çağrı Kürt oylarını Erdoğan’a akıtır mı, buna karşılık Öcalan’la ilgili negatif hafıza muhafazakâr – milliyetçi oylarda tepkiye yol açar mı?
Bunların Ak Parti mutfağında değerlendiriliyor olması tabii.
DEM’in Erdoğan cenahının bu tür hesaplarını dikkate almadığı da düşünülemez. DEM’den gelen açıklamalarda pazarlık iddiaları reddediliyor. Ama masanın diğer yanında beklenti varsa onu görmemek de söz konusu olmaz.
İBB dâvâsında “itirafçılık” düzeninin nasıl işletildiğini gördü Türkiye… Malınıza mülkünüze el konulması, kızınızın, gelininizin, oğlunuzun da gözaltına alınıp aylarca içerde kalması riskine karşı şu ifadelere imza atmak… Belli ki bu pazarlık konmuş bir çok insanın önüne… Ki şimdi o itirafçılar iftiralarını geri çekiyorlar.
Süreçte pek çok başlık var. DEM’in, Öcalan’ın, örgütün talepleri var. Devletin rezervleri var. Bir de siyasi hesaplar var.
Yeraltı dizisinin son bölümünde genç evlat babasını bir uyuşturucu mafyasının elinden kurtarmak için babasının arkadaşlarına ihanet etti…
Demem o ki pazarlık böyle yürür bu işlerde, ihanetin kimden hangi insani zaaf kullanılarak geleceğini bilemezsiniz.
Belki de DEM ve Öcalan, şeffaf olmayan alanda, al-ver ilişkisinde bir şeylere ikna edilmeye çalışılıyordur.
Dikkatle izlenmeye değer bir süreci yaşadığımız kesin.