Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

“İSLAM BİRLİĞİ” Mİ DEDİNİZ?

Bu kafa ile gidecek olursak İslam birliği bir hayal. Böyle bir birlik için önce “Müslümanlardanım” diyen “güzel sözlü, akıllı, dürüst ve cesur, merhametli, sabırlı, adil” insanlara ihtiyacımız var.

Zaten değil mi ki, “İnnemel mü’minine ihvatün”. Bize kardeşliği emreden Allah’ımız. Hani işlerimiz istişare ve şura ile idi, yaşadığımız zamana, mekana, kişilere ve olaylara karşı adil şahidler olacaktık, tarihi övgü ve sövgü kitabı olarak okumayacaktık. ehliyet ve liyakatı esas alacaktık, insanların algıları ile oynamayacaktık.

İman ettik demekle yakamız bırıkılıvermeyecek. Ayet “Ey iman edenler iman ediniz” der. Bir başka kesim için “Mü’min olduk demeyin, Müslim olduk” deyin “Beni yönet demeyin, beni gözet “diyecektik. Din ve devlet, Allah’tan başka bir İlah, Rab, kurtarıcı kabul etmeyecektik. Cahillerden, zalimlerden, müstekbir’lerden, mütrefin’lerden olmayacaktık.

Bugünkü Müslümanım diyenlerinin çoğunun aslında, sorsan ezbere okuyacakları Amentüden bile haberi yok. Bir çoğu İslam hakkında yeterli bilgiye sahib değil. Bilmiyorlar, bilmediklerini bile bilmiyorlar.

Bir dernek, bir vakıf, şirket, kooperatif kurduktan sonra kavga eden, kendi aralarında anne-babalarından kalan mirası paylaşamayan, komşularından, akrabalarından habersiz insanlarla İslam Birliği kuramazsınız.

Bırakın İslam Birliğini, Sünni birlik, Şii birlik, Selefi Birlik, Maturidi – Eş’ari birliği bile kuramayız. Bırakın mezhebi, Nakşi, Kadiri Birliği kurabilir misiniz? Hadi daha da daraltalım, Risale-i Nur Birliği kurabilir misiniz? Türk’ü kaç grub, Okuyucu-yazıcı, Yeni Asya’cı, Bir de Kürt’ü var, Kürtçe risale-i Nur okuyan Nu Bihar, Med Zehra, Zaten Gülen Cemaat’ı ve Tahşiye grubu kendi aralarında ilmen, seyfen cihad halinde. Risale-i Nur davası temelde “İman, İhlas, Uhuvvet” değil mi?

İslam Birliğinin önündeki en büyük engel, Avami bir Selefiliğin Modifiye edilmiş şekli olan Vehhabizm, Safevi Şiası ve moda tanımı ile Ehli Sünnet ve Sufilik. Ya hu Selefi dönemi yok sayarsanız, İslam’ı yok ederseniz. Selefilik İslam’ın bir bütün olarak yaşandığı ilk dönem. Kur’an-ı Kerim o dönemde toplandı, Vahiy katipleri o zamanda yaşadılar.

Ardından gelen Şia dönemi, Hz. Ali ve Ehlibeyt dönemi ve onların yanında alınan Selefiliğin son dönemi değil mi? Biz hepimiz Hz. Ali ve ehli beyt tarafındayız. Ehli sünnet vel cemaat diye mezheb mi olur. Her Müslüman hem selefi, hem Hz. Ali taraftarı olarak Ali Şia’sından ve sünnet ehli, İslam cemaatı’nı kendi aid olduğu Cemaat olarak kabul eden bir anlayışa ihtiyacımız var. Biz dinimizi kendi aramızda parçaladık.

Öte yandan her Selefi Vehhabi değildir, Her Şii farklıdır. Şia-yı mufaddıla’sı, Şia’yı Gulat’ı ve Şia-yı sebbe’si var. Zeydilerin Şafilere yakınlığı, Caferiliğe yakınlığından fazladır. İmam-ı Caferi Sadık ise İmam-ı Azam’ın hocalarındandır. Bu arada Şia’yı din gibi gören de var, Şia’yı tekfir eden de. Zaten Vehhabiler hem Şia’yı hem Sünnileri, daha çok da Sufileri tekfir eder. Sufiler de Selefiler için “Hidayet rehberi yazar, Şia’yı zaten tehdit olarak görür. “ehli sünnet” kimliğini Şia’ya karşı kullanır daha çok. Kimi Şii’lere göre tek İslam vardır o da kendileridir. Ötekiler kendilerine din arasın..

Türkler Maturidi, Arab’lar Eşari diye bir taksim var, o yetmiyor, Türk İslam’ı, Arab İslam’ı, Fars İslam’ı var. Bu tarih ve gelenekle ilgili sosyolojik biraz da politik bir durum. Dinle, etnik kimlik birbiri ile ilişkilendiriliyor. Bu tehlikeli bir bakış açısı. İslam Allah’ın dini’dir. Bakın sosyolojik gerçekler, istatistik verilen dini değil, dindarları tanımlar. Tek bir İslam vardır. İslam’a ön ve sonuna bir ekleme yapılmaz. Kim ki ona bir şey ekler ve ondan bir şey çıkartırsa kişi eklediği ve çıkarttığı ile başbaşa kalır, din aradan çıkar.

Aynı Allah’a (cc), resulüne (sav), kitaba iman edenler tek bir millet, tek bir ümmet, tek bir cemaattır. Kim ki kendini bunların dışında konumlandırıyorsa, kendileri ya yeni bir ilah, ya yeni bir kitab, ya da yeni bir resul bulmuştur.

Bakın, öyle bir noktaya geldik ki, kimilerinin dini mezhebleri olmuş sanki. Allah (cc)nin emrine uymazsanız haram, resulün sünnetine uymazsanız mekruh, ama birileri gibi düşünmezseniz, onların peşinden gitmezseniz dinden çıkarsınız.

Ben Müslümanlardanım. Fırkai Naciye meşru mezheb ve fırkalar içinde dinini Allah, resul ve kitaba has kılan beyn-el müslimin bir topluluktur. Unutmayalım ki, muhkem nas ile sabit bir konuda içtihad olmaz. Müeteşabih ayetler konusunda usule uygun olan ama farklı görüşlere ayrılan mezhebi görüşler bizim için ihtilaf konusu değildir ve olamaz. Mezheb’ler meşru anlamda ancak bu alanda var olabilirler ve mezheb farklılıkları Müslümanlar için bu anlamda bir sorun teşkil etmez. İttifak ettiğimiz zaman birlikte hareket eder, ihtilaf ettiğimizde birbirimizi meşru görürüz. Tartışamayız. Unutmamak gerekir ki, bu dünyada tartışıp durduğumuz şeylerin hakikatinin bize gösterileceği bir gün var. Kitab’da uyarılmadık mı, bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murad etmiş olabilir..

Bakın bu kafa ile Müslüman toplulukları birlik olmak için bir araya toplarsanız, kapıda bir ambulas bir de polis ekibi hazır olsun, ne olur ne olmaz, Parti, dernek, sendika, tarikat, cemaat birbirine girebilir..

Milli Görüşe bakın, İslam birliği için çıktığımız yolda Erbakan gidince Milli Görüş kaç gruba ayrıldı? Bugün AK Parti, Saadet, YRP, hatta Deva, Gelecek aynı yerden geliyor. Has Parti vardı, o AK Partiye katıldı. D8’i kurmuştuk, Endonezya ile Malezya kolay kolay bir araya gelmez. Pakistan ile Bengladeş de. Bengladeş, düne kadar tek parti dönemi CHP kafasıyla yönetiliyordu. Türkiye, İran, Mısır kendi içinde ne kadar uyumlu!? Geriye kaldı Nijerya, onu kimle eşleştirebilirsiniz. Bu arada “birleşelim“ dedikçe bölünüyoruz. Önce Sudan, ardından Somali, sırada yemen var. Libya’nın hali malum. Türk dünyası desen, Kıbrıs Rum kesimini tanıyor, ama KKTC’yi tanımıyor. Azerbaycan desen Gazze’ye karşı İsrail’in yanında. Irak bölünmüştü, şimdi Suriye’yi tartışıyoruz. Ha bu arada din dil, tarih coğrafya 23 Arab ülkesi var. Bunlar da birlik içinde değil. Türkiye desen yarım asırdır Türk-Kürt sorununu çözemedik. Daha sayayım mı?

Unutmayalım ki, Şeytanın varlığı günah işlememizin bahanesi olamayacağı gibi, karanlık da aydınlığı yokluğudur. Sanırım övünmeyi dövünmeyi bırakıp, önce ahlak ve tevhid konusunda kendi nefsimizi bir gözden geçirmemiz gerek. “İnni küntü minezzalimiyn” dememiz gerek. Yeniden Müslüman olmamız gerek. Yoksa İslam birliği hep bir hayal olarak kalacak.

Bakın, bugün Ümmetin birliği konusunda kim liderlik tartışması başlatırsa bu işi başlamadan bitirir. Bunun “tarihi haklar” filan iddiası da olamaz. İslam Milleti’nin , Ümmet/in birliği için herkes çalışsın, liderlik konusunda, birliğe katılanlar kendileri seçerler. “Ben” diyenler dünyada da ahirette de kaybeder.. Siyasetin gölgesinde bu iş olmaz.

Hem zaten bugünkü şartlarda, böyle bir birlik kurulacak olursa muhtemelen o birlik, İslam’a, Müslümanlara değil, “kurucu babalar”a hizmet eder. Bu birliğe giden yolda ilk adım Müslüman’ların yeniden iman etmesi / Müslüman olması. Sonuç’da her topluluk layık olduğu gibi idare edilecek.

Kapıda Mehdi, Mesih, Deccaliyet tartışmaları var. Bu tartışma bu gün İslam dünyasında büyük bir fitne sebebi olacağa benziyor. Bunu önlemek için daha akıllı, daha sabırlı, daha merhametli, daha adil olmamız gerek. İslam düşmanları bu konuda çok ciddi çalışmalar yaptılar. Adnan Oktar, tüm İslam ülkelerindeki kıyamet, Mehdiyet, Mesihiyet çalışmalarının haritasını çıkarttı ve her yerde şimdiden uyuyan hücreleri var. Bu konuda acele etmemek lazım. “Acele işe Şeytan karışır”. Ve tabi geç kaldık, daha fazla da geç kalmamamız gerek.

Bu siyaset, bu Sivil toplum, bu cemaat aklı ile bu işi başaramayız. Bunu bilelim. Kendi fırka ve cemaatleri içinde bile “ittihad”ı gerçekleştiremeyenlerin, böyle bir iddia ile ortaya çıkmaları düşünülmemeli, hatta bunu bir tehdit olarak not etmek gerek.

Selam ve dua ile.

Bu yazı toplam 7 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar