Abdurrahman Dilipak
HER ŞEY KONTROL ALTINDA MI?
…ve bugün bayramın son günü. Elveda ey Şehr-i Ramazan.
Her şey, ama her şey, Allah’ın iradesi, bilgisi kontrolü altındadır. Şeytan da, Şeytan’a tapanlar da Allah’ın iradesine bağlıdır. Ondan başka bir İlah ve Rab yoktur. O her şeyi görüyor, duyuyor, biliyor. O zaman ne gam. Allah’a ve ahiret gününe iman edenler için gam yok. İnsanoğlu endişelenecekse, başkalarının yaptıklarından değil, kendi cahilliğinden, nefsinin azgınlığında korksun.
Birileri evet kötülük yapıyor. Allah (cc) da onlara mühlet veriyor. Böylelikle onlar zulümlerini artırıyorlar. O ölçüde de Allah’ın gazabı artıyor. Onlar için hazırlanan Cehennemi bu şekilde hak ediyorlar.
Birileri zulmedenken, Allah onları bizim ellerimizle cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istiyor, ama Gazze olayında bunu gördük, bir türlü bu sorumluklarımızı kuşanmıyoruz. O zaman Allah (cc) de o zalimleri başımıza musallat ediyor. Aslında bizim üzerimizdeki İlahi gazap ve ceza bu dünyada iken bizi yakalayabiliyor.
İçimizdeki o kadar çok beyinsiz var ki, onlar akıllarını dünya çıkarları dışında başka bir şey için kullanmıyorlar. Güçlülerle beraber olup onların koruması altında çıkarlarını sürdürmek istiyorlar. Onun için “İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helak eder misin Allah’ım” diye düşünmemiz gerekiyor. Allah o taifeye benzememizi, onları ve dost ve veli edinmememizi emrediyor, ama dinlemiyoruz. İşte o zaman onları yakacak ateşin bize de dokunacağını haber veriyor kitap. Haksızlıklar karşısında susanları “dilsiz şeytan” olarak tanımlayan bir peygamberin ümmetiyiz biz!
Savaş çıkacakmış, ekonomi çökecekmiş, kaderimizde varsa bunlar, bunlar olacak. Allah’ın ipini bırakıp şeytanın ipine tutunanlar için hak ettiklerinin karşılığını bu dünyada da görecekler öbür dünyada da.
Şöyle düşünmemiz gerekmez mi, “bizi ateşe atsalar. Allah (cc) ateşe ‘serin ol’ der ve o ateş bizi yakmaz. Bizi suya atsalar su bizi yutmaz, bir balık gelir götürür bizi. Önümüze deniz çıksa, deniz çekilir yol verir bize. Susuz kalsak, yerden de su çıkar, kayadan da.
Şunu görelim artık Allah’ın kolaylaştırdığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş yoktur. Eğer Allah’ın ipinden tutunursak o bizi korur. Bir Musibet gelse başımıza Allah cc) sabır ve güç vererek bize yardım edecektir. O zor imtihanlara girmeden, bedel ödemeden Cenneti nasıl hak edeceğiz.
Hz. Ali “Ecel’im ömrümün kefilidir” diyor. Ecelim gelmeden beni kim öldürebilir ki, ecelim gelmişse beni kim yaşatabilir ki! Müslüman ölüm korkusu taşımaz. Onu “dünya sürgününün sonu” olarak görür. O gün kavuşma günüdür, Şeb-i Arus’tur yani. “Dünya sevgisi” “ölüm korkusu”nu tetikliyor. Hz. Ali’nin penceresinden bakınca gam yok!
Hem zaten değil mi ki, Allah (cc) bizi mallarımız canlarımız sevdiklerimizle, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan etmeyecek mi? Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah (cc) hayır murat etmiş olamaz mı?
Mafia, Epstein çetesi, İsrail ve ABD, bugün yaşadıklarımız ve daha sonra yaşayacağımız her şey Allah’ın iradesi içindedir. Bu anlamda sürpriz yok ve bütün oluş, hercümerç aslında bir imtihandır. Sahi neden, kimden, niçin korkuyorsunuz ki? Sığınacaksanız Allah’a (cc) sığının, korkacaksanız Allah’tan korkun!
Kabe yıkılacaksa yıkılacak, Mescid-i aksa da. Daha önce bu mabetler defalarca yıkıldı ve defalarca yine yapıldı. Yine yıkılacaksa yıkılır. Hem Mekke, Medine, Kudüs’teki o yapılar kutsal değil. Onlar insan yapımı… Mukaddes olan o alan. “Arz-ı mukaddes” dediğimiz o coğrafi alan. Onun kutsiyetine kimse zarar veremez. Buna teşebbüs edenler, oranın sahibi tarafından cezalandırılır. Bu arada bu yapıların tek bir taşına, tek camına, kilimine zarar gelsin istemeyiz. Zaten ne zaman yıkılacak diye telaşlanmaya gerek yok, zaten bu gün Kudüs, Mescid-i Aksa, Ömer Mescidi işgal kuvvetlerinin kontrolünde, Mekke-i Mükerrem, Medine-i Münevvere, Kabe-i Muazzama ve Mescid-i Nebevi ise Selman’ın kontrolünde. Bu durum bile Müslümanların yüzünü kızartmaya yeter. Bakın bu konuda eğer biz üzerimize düşeni yapmaz, bu olayları görmezden gelir, o mekanların izzetine sahip çıkmazsak, bu “Allah’ın ipi”ni bırakmak demektir. O zaman da Allah (cc) bizim ipimizi bırakır. O zaman görürüz günümüzü!?
Mescid-i Aksa ve Gazze ve tabi diğer mukaddes beldeler konusunda Müslüman ülke yöneticilerinin ve cemaat denilen toplulukların sessizliği utancımızdır.
Şu şöyle demiş, bu böyle yapmış, evet yapacaklar. Biz yapmayın, etmeyin, tevbe edin diyeceğiz onlar yapmaya bizimle alay etmeye devam edeceğiz. Bebek kanı içecekler, kollarına Kafir diye dövme yaptıracaklar, öldürmeyeceksiniz diyeceğiz öldürecekler, çalmayacaksınız diyeceğiz çalacaklar, zina etmeyin diyeceğiz onlar fuhuş yapacaklar. Biz kafirleri zalimleri dost ve veli edinmeyin diyeceğiz, onlar onlarla birlikte yürümeye devam edecekler. Allaha kul olun, kula kulluk etmeyin diyeceğiz, onlar kula kulluk edecekler, din ve devlet büyüklerini İlah ve Rab edinecekler. Put yapmayacaksınız ve onlara tapmayacaksınız diyeceğiz, onlar Moloch’larına liderlerinin büstlerini her yere koyup onun karşısında kıyama duracak, esas duruşa geçecekler. Anne babanıza üf bile demeyin diyeceğiz onlar suratlarını asıp bizden uzaklaşacaklar. (…)
Biz bunlara hoşgörü ile bakalım, ya da “bize ne” mi diyelim. Hayır haksızlıklar karşısında tarafsız da olamayız, sesiz de kalamayız. Eğer onlar cehenneme doğru koşarken biz sessiz ve tarafsız kalırsak dilsiz şeytan oluruz. Haklı tarafın yanında dururken, haksız tarafa son kez güzel ve hikmetli sözlerle onları haksızlık yapmaktan, zulümden vazgeçmeye çağıracağız. Burada Müslüman bir eylemle iki maslahat gerçekleştirmiş oluyor. Biz mazlumu dünyevi zulümden kurtarmak için bir tavır koyarken, aslında asıl büyük yardımı biz haksız tarafa yapıyoruz. Onları Hak’ka ve zulümden, kötülükten vazgeçmeye çağırırken, aslında onu cehennem ateşinden kurtuluşa çağırıyoruz. Eğer bu iki kişiyi bu anlamda sulh etmeyi başarırsak, 3. kazanan biz olacağız. Ve her iki tarafın sevabına ortak olacağız. Eğer bir taraf zulme sapar, zulmünde ısrarcı olursa, ona karşı mazlumun yanında yer alırız. Bu durumda Allah bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmış, mazlumlara yardım etmiş oluruz. Ve burada da biz iki taraftan birini cezalandırdığımız, ötekini koruduğumuz için Allah’ın rızasını kazanmış olacağız. Yine burada en kazançlı çıkan biziz.
O zaman Gazze’ye bakıp sadece vahşeti görmeyelim. O lanet ettiklerimiz Cehenneme doğru koşuyorlar. Onlar için Allah’tan (cc) cezasını istiyorsunuz ya, Allah da onlara mühlet veriyor ve yokuş aşağı gider gibi gittikleri yolda daha fazla cehennemi hak ediyorlar. Bir takım canlar da, bir anda başka bir boyuta geçiyor ve dünya kafesinden kurtulup ölümsüzlük alemine uçuyorlar. Onun için şair “Ölüm asude bir bahar ülkesidir bir rind’e” diyor.
Hakk’ın rızasının peşinde isek, kitabın gösterdiği yönde, Resulullah’ın ayak izinde yürüyorsak bizim için gam yok. “Mahzun” da “Pişman” da olmayacağımız bir gelecek bekliyor bizi. O zaman ne gam! Geriye 2 tercih kalıyor, Allah’ın rızası’nı seçmek, ya da Şeytanın peşine takılıp onun gideceği yere gitmek. İman, güzel ahlak, amel-i salih, Hak ve adalet üzere bir hayat, sabretmek ve sabrı tavsiye etmek Cennete gitmek için yeter.
Hz. İbrahim’in babası Putperest. Hz. İshak’tan olan torunu Esav iman edenlerden değil. Hz. Lut Hz İbrahim’in yeğeni. Kavmi ona iman etmiyor. Hz. İshak’ın diğer oğlu Hz. Yakub, onun da 13 oğlundan 11’i Hz. Yusuf’u kuyuya atıyor. Bazan çileli bir yolculuk kişi için bir mektebe dönüşüyor. Çile onu olgunlaştırıyor. Kardeşleri Yusuf’u kuyuya attı ama, bu yolculuğun sonunda Mısır’a sultan olmak vardı! Bu yolculuğunda köle pazarında satıldı, iftiraya uğradı, hepse düştü.
Al-i İmran’ın başına gelenlere bakın. Hz. İsa, Hz. Meryem, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya’nın ne çileli bir hayatı var!
Cennet her zaman ve her yerde cennete eşit mesafededir. Puthane’den de Cennete geçiş kapısı vardır, Firavunun sarayından da. Peygamber evinden de cehenneme açılan bir kapı vardı. Geleceğin ham hayalleri ile vakit geçirmeyin; geçmişin, esatirin menkıbeleriyle de övünmeyin, avunmayın. Dedeniz kral olsa bugün siz köleyseniz size bir faydası var mı? Babanız Putperest olsa, siz İbrahim’seniz, size bir zararı var mı? Babanız peygamber ama siz gemiye binenlerden değilseniz, kim kazandı, kim kaybetti. Allah’ın gazap ettiklerine merhamet edilmez. Hz. İbrahim’in babası, ya da Hz. Nuh’un oğlu için Allah merhamet etmedi. Ebu Leheb’in “zihniyet ikizleri”, “kalbi mühürlenenler” için de.
Selam ve dua ile.