Bilgiyi MOSSAD'dan mı CIA'den mi aldı?
CIA mi MOSSAD mı söyledi? MİT mi söyledi, nasıl biliyorsunuz?sorusuna cevap...
İşte Kaynak'ın konuşmasından satırbaşları
'Mahir KAynak bilgileri nereden alıyor?' sorusuna cevap vermek istiyorum."Bu kadar bilgiyi nereden öğrendiniz? CIA mi MOSSAD mı söyledi? MİT mi söyledi, nasıl biliyorsunuz?"sorusuna cevap vermek istiyorum. Hayır! Yüzümü ALLAH a döndüm ve onun ilhamı ile duydum. Benim gibi insanlar yalnızmış gibi görünürler. Ama öylesine güçlüdürler ki, o yalnızlık aslında bütünleşmenin ifadesidir. Düşünüyorum sadece. Doğruyu bulmak için uğraşıyorum. Hiçbir önyargım olmadan evvela soru soruyorum sonra buna cevap arıyorum. Mesela son günlerde sorduğum bir soru şu: Cephane dolu bir kamyonu birisi ihbar etmiş.
Bize iyilik ediyor ve ben evvela iyilik edene teşekkür etmem. Bu iyiliği bana kim yaptı? Niçin yaptı? Bileniniz var mı? Nereden geldi bileniniz var mı? Yok! Son zamanlarda bir de bakıyoruz ki adeta bir iyilik meleği var ve bizi darbeden kurtarmak için binlerce sayfa belge getiriyor, önümüze döküyor. Kim yapıyor ALLAH aşkına diye soran yok. Hâlbuki ben her zaman şunu söylerim:"Bir gün bahçenizde yılanın başının ezildiğini görürseniz teşekkür etmekle yetinmeyin. Bunu kim öldürdü diye sorun. Bugün yılanın başını ezen yarın sizin başınızı ezer."deyin. Şu anda biz bilmediğimiz kimselerin desteğine mazharmış gibi, bizi darbelerden kurtaracakmış gibi hava içindeyiz. Hâlbuki başka hedefleri, başka amaçları var ve bu amaçları hiç birimiz bilmiyoruz. Yalnız gazeteler sabahtan akşama kadar diyorlar ki; şu yakalandı, şunu öğrendik, şunu bildik yazıyorlar. Ben yakalananları savunmuyorum. Belki suçlu belki suçsuzdurlar. Ben bu tür tartışmaların içerisine girmiyorum. Sadece diyorum ki; arkasında kim var, bize iyilik gibi görünen eylemin. Burada yapılan işleri formüle edelim, sonra gerçeklerini söyleyelim. Şu anda Türkiye'de ciddi bir operasyon vardır. Bu operasyonun amacı Türkiye'nin ideolojisini değiştirmektir. Çünkü bizim kuruluştan beri ideolojimiz dışa kapalıdır. Kendi sınırlarımız içerinde geçerlidir. Biz, tek ulus, tek devlet, tek millet düşüncesindeyiz. Türkiye'nin yeni rolü bu ideolojiyle yürütülemez.
BU BÖLGENİN ORTAK PAYDASI İSLAMİYET'TİR
Ne olacak peki? Siz mademki çevre ülkeler üzerinde etkin olacaksınız, o zaman her şeye karşı eşit mesafede duracaksınız. Bu bölgenin ortak paydası İslamiyet'tir. Öyle ise laikliği İslam karşıtlığı olarak algılamayacaksınız. Bu ideolojiyi değiştireceksiniz. Ve kapalılıktan çıkıp bölgesel bir güç olarak bir ideolojiye sahip olacaksınız. Bunu biz düşünmedik, bizi buna getiriyorlar. Bakın dikkat edin, yapılanların hepsi bu değil. Mesela Kürt sorunu diyoruz, zannediyoruz ki bölücülük. Hayır! Bize sadece şunu söylettiler: Kürde Kürt deyin.
İkincisi: Ermeni Açılımı. Etrafınızdaki devletler, milletler hangi soydan gelirse gelsin, ayrım gözetmeksizin onlarla iyi geçinin. Bu bağlamda işleri biraz kolaylaştırıyoruz, vizesiz geçişler falan sağlıyoruz etrafa karşı. Bütün bunlar bir bütün. Fakat şu var bu bizim ürettiğimiz bir proje midir? Yoksa dünya şartlarının gerektirdiği şeyleri mi yapıyoruz? Bunu bir sormak lazım. Demek ki meseleye olumlu olumsuz bir sıfat takmadan önce ne yapılacağına bakmamız lazım. Peki, nereden çıktı Türkiye'nin böylesine güçlü bir ülke haline gelmesi? Diyoruz ki: siz zaten bunca yıldır çok yanlış bir dünyada yaşadınız. Soğuk savaş döneminde zannettiniz ki bir tarafta Sovyetler Birliği var öbür yanda NATO var ve bunlar birbirinin düşmanı. Hadi canım siz de. Hiç alakası yok. Olay şöyleydi: SSCB ile ABD omuz omuza Almanya ile savaştılar. Onu yendiler. Yendikten sonra oturdular, Yalta'da dünyayı bölüştüler. Şurası senin şurası benim dediler ve el sıkıştılar. Dışarı çıktıklarında ise birbirlerini düşman ilan ettiler. Niçin düşman ilan edip böyle bir çatışma ortamı yarattılar? Çünkü kendi nüfuz bölgelerini ancak bu şekilde muhafaza edebilirlerdi. Eğer gerginlik olmasaydı ABD Batı Avrupa'yı etrafında toparlayabilir miydi? Şuna dikkat ettiniz mi; ideolojiler bir sınır içerisindedir. Mesela Polonya kapitalizmi seçemez, Fransa ve İtalya sosyalist olamaz. Niye? Herkes kimin payına düştüyse oranın ideolojisini benimsemek zorundadır. Mesela Portekiz deseydi ki; ben sosyalist olacağım, ona denirdi ki; olamazsın arkadaş, sen başkasının payındasın. Biz de Batı Bloğu'nun payına düştük ve demokrat olduk ve bölgede bir gerginlik yaşadık.
ALLAH, ALLAH! BU NE BİÇİM DÜŞMANLIK!
Bu denge bozuldu. Nasıl bozuldu? ABD'nin içerisinde küresel sermaye dediğimiz bir yapı oluştu. Bu yapı yeni, bağımsız güç haline geldi. Bunun nasıl olduğunu size kısaca anlatacağım. ABD ile Japonya biliyorsunuz bir savaş yaptılar ve büyük çapta insan kaybettiler. Üstelik Japonlar Pearl Harbor 'da baskın yapmışlardı. Savaş bitince Froito imparator olarak kaldı. ABD, Japonya'ya sermaye ve teknoloji verdi. Allah, Allah! Bu ne biçim düşmanlık! Bir Japon mucizesi doğdu. Buna siz de Japon mucizesi dediniz fakat ben dedim ki Japonya ABD 'nin kölesi haline geldi. Nasıl oluyor? Şimdi mekanizmayı anlatacağım. Japonlar bir otomobil üretti, ABD'ye sattı Toyota on beş bin dolar. ABD bu arabaya bindi. Peki, on beş bin dolar ne oldu? Japon, alacağını getirdi, ABD bankasına yatırdı. ABD'nin kullandığı bir otomobil bir de üstüne on beş bin dolar var. İşte bir koyundan böyle iki post çıkarılır. Ve bu ABD bankalarında Japon paraları birikti, hepiniz duymuşsunuzdur, bugün Japonya dünyanın en büyük rezerv sahibi ülkesidir. Trilyon dolarla ölçülen döviz rezervi. Bu ABD'nin çok hoşuna gitti. Başka böyle bir ülke var mı? Dediler ki ÇİN var, bunlar bir tas pirinç için bütün gün çalışır. Aaa ne kadar iyi. Hadi çocuklar, Japonya'ya yaptığımızı oraya da yapalım. Yabancı sermaye, teknoloji, hadi üret. Üretti, sattı ABD 'ye. Şimdi ne oldu? Birincisi; Çin'in ürettiğini ABD tüketiyor, ikincisi karşılığında parasını getiriyor ABD'nin bankalarına yatırıyor. Avrupalılar da tasarruflarını ABD ye yatırıyor, Ortadoğu petrollerinden gelen paralar da ABD bankalarına yatıyor.
KOMÜNİST SSCB'LİLER NASIL OLDU DA MİLYAR DOLARA SAHİP OLDULAR?
Büyük bir güç nasıl olunuyor? Bu gücü elinde tutanlar giderek ABD yönetiminden uzaklaştılar.Kendileri bir güç haline geldi. Büyük bir parasal güç o kadar etkili oldular ki, sizin büyük bir güç zannettiğiniz, nükleer silahları olan Rusya bu küresel sermayenin eline geçti. İki yüz milyar dolara yakın para sarf ettik. Yeltsin'in Döneminde Rusya'yı ele geçirdik. Silaha orduya ne gerek var. Bu Rusların komünizm için hayatlarını feda edeceklerini düşünüyorduk. Bir Rusya ki ordusu adını rejimden alan kızıl ordu. Birden bire kapitalist oldular. Kimse aldırış etmedi. Kimse karşı çıkmadı. Sonrada başka bir şey oldu. Renkli devrim. Ukrayna'da, Kazakistan'da, Kırgızistan'da Saros devrimi oldu. Küresel sermaye kendi başına büyük bir güç haline geldi. Evvela Rusya'daki güç ayıldı ve dedi ki: hayrı biz buna teslim olmayacağız. Yeltsin gitti. Yerine Putin geldi. O dönem de büyük sermaye sahibi olanların elindeki mülkleri aldı başkalarına verdi kapitalizme geçmedi. Birinden aldı birine verdi. Şu soruyu hiç birimiz sormadık. Bu SSCB de komünizm varken herkes memur ve işçiydi. Bunlar nasıl oldu da üç beş sene içinde milyar dolarlara sahip oldular ve dünya zenginlerinin üst sıralarına yerleştiler.
Gitti Abromoviç mesela futbol takımı satın aldı. Rusya da insanlar ekonomik sıkıntıdan kırılırken bu adam nasıl birkaç senede bu kadar zengin oldu diye sormadık. Ondan sonra ABD şöyle düşündü: ABD bankalarında bu para var. Bunlar dünyaya hâkim ama bunlar ABD'li değil. Bunların milliyeti yok, vatanı yok, hiçbir coğrafyaya bağlı değiller. Adamın elinde on trilyon dolar var. Akşam Paris'e gider. Sonra boğazda rakı içer dünyayı oradan idare eder ve ABD'yi bırakır giderler. Böyle bir tehdit algılaması oluştu. Onlar da bu sefer küresel sermayeye karşı tavır aldılar.
10-15 YIL İÇİNDE ÇİN'İN MİLLİ GELİRİ AMERİKA'YI SOLLAYACAK
Sizin son zamanda bir kriz olarak algıladığınız şey aslında küresel sermayenin tasfiye sürecidir. Bakın dikkat edin! Bankalar battı. Bunlar kimin parası? Amerika'nın parası değil ki. Bu işin içinde Amerika'nın bir kuruşu yok. Nereden biliyorsun diye sorarsanız, hesabını mı tuttun derseniz, evet hesabını tuttum. Çünkü Amerika'da iç tasarruf oranı %0. Hatta negatif. Hiç tasarruf yok. Japon'u tasarruf etmiş getirmiş. Çinlisi tasarruf etmiş getirmiş. Dünyada ne kadar adam varsa parasını Amerika'ya yatırmış. Neden? Çünkü güvenli ülke. Şimdi bunlar yavaş yavaş kaybetmeye başladılar ve yeni Amerikan Stratejisi şu. Rusya ile birlikte dediler ki, biz geçmişte dünyayı barış içinde götürdük. Eğer bu Avrupa'ya bıraksaydık durmadan savaş yapıyorlar milyonlarca insan ölüyordu. Şimdi tekrar bunların eline bırakamayız. Bu küresel sermayeyi tasfiye edelim. Bizim için rakip Çin ve Avrupa'dır. Bunlar kalkınma potansiyeli olan güç olabilecek ülkelerdir. Belki duymuşsunuzdur. Önümüzdeki on beş yıl içinde Çin'in milli geliri Amerika'yı sollayacak ve Amerika içinde bir tehdit Çin olacaktır. Peki şu soruyu niye sormadınız. Ya bu Amerikalılar ahmakmı? Kendisini tehdit edecek bir ülkeyi kalkındırmak için ellerinden geleni yapıyorlar sorusunu sormadınız. Olur mu böyle bir şey. Şimdi Rusya için de böyle. Rusya dedi ki Benim zengin doğal kaynaklarım var ve Çin ile sınırdaşım. Onun hedefi orta Asya dır. Öyleyse ikimiz Çin'i çerçevelemeliyiz. Başka, Avrupa ekonomisi ve kültür düzeyi nedeniyle bizi tehdit edebilecek ikinci güç olacaktır.
Öyleyse Avrupa'yı da kontrol altında tutalım dediler. Şu anda Avrupa Birliği'nin dağilmakta olduğunu görmüyor musunuz? Giderek parçalanıyor. Bir birlik ve bütünlük oluşmuyor. Avrupa bu ekonomik krizden fena halde zarar gördü ve AB artık çöküyor. Türkiye'nin geçmişte, gerçekte en büyük hedefi AB üyesi olmak. Şimdi artık bunu görmüyoruz. Ben o günden beri AB ye gireceğiz diyenlere, olmayacak bir yere girilmez diyordum. Olmayacak ki giresiniz. Fakat hepimizi bunu büyük bir alternatifmiş gibi gördük. Peki, ne yapacağız öyleyse? Bu ikisinin Ortadoğu enerji kaynaklarına girmesini engelleyelim. Bunu nasıl yaparız peki? Buranın korunmasını Türkiye 'ye bırakalım bu birincisi. İkincisi Afrika'ya kimse gitmesin. Çünkü önümüzdeki dönemde sorun gıda maddesi sorunu olacaktır. O halde Afrika'nın kapısını da kapayalım. Çünkü şu anda Afrika üzerinde büyük bir çekişme var. Toprakları sınırlı ve nüfusları fazla olan ülkeler Afrika'dan yer satın almaya başlıyorlar. İşgal değil yer satın almaya. Çin ve Hindistan orada yer satın alıyor. Hatta Türkiye'den de bazılarının oradan yer satın almak niyetinde olduklarını işittik.
ABD VE RUSYA, AVRUPA'YA KARŞI TÜRKİYE'Yİ KULLANIYOR
Amerika ve Rusya, Çin ve Avrupa'ya karşı Türkiye'yi kullanmaya karar verdiler. Peki nasıl bir Türkiye bununla mücadele edebilir? Biraz evvel söylediğimiz gibi Türkiye'nin ideolojisi böyle bir şeye müsait değil. Kendi sınırları içinde kalmak zorunda olan bir ideoloji. Aslında şunu da sorabilirsiniz. Biz neden böyle bir ideoloji belirledik? Bunu isteyerek mi yaptık? Efendim bu bir yerde de o dönemin galip devletlerine verilmiş bir teminattır. Biz o zaman dedik ki öyle bir Türkiye yaratacağız ki geçmişteki topraklarla bütün ilişkileri kesilecek. Sınırlarımız yalnızca bu çizgilerimiz olmayacak her alanda Osmanlıdan farklılaşacağız. Bu bir teminattı. Bunu yapılması gerekliydi. Ben o zamanı hiçbir zaman eleştirmiyorum. En güzelini en muhteşem şekilde yaptılar ve şöyle bir benzetme yapıyorum. Diyorum ki o dönemde kökümüzden sökülecek bir ağaç idik ve Türkiye'yi kuranlar dibimizden kesilmeye razı oldular. Kökümüzden söktürmediler ve bu gün biz bu kökün yanından fışkıran bir fidanız ve ağaç olacağız. Kökümüzden sökselerdi kalmayacaktık. Dibimizden kestiler razı olduk çünkü yenilmiştik. Topraklarımızın %80 ini kaybettik.
Ama yenilgiyi hiç kabul etmediğimiz için bunları doğru anlayamıyoruz. Biz hiçbir zaman yenilmedik diyoruz. Sonuç olarak içine kapalı bu ideolojinin değişmesi lazımdı. Hemen düğmeye bastılar. Bu ideolojinin en büyük savunucusu kim? Türk Silahlı Kuvvetleri. Eee kolay canım ne olacak? Birçok darbe teşebbüsleri vardır. Belki kendileri teşvik etmiş ve yine kendileri bant kaydına almışlardır. 2003 yılındaki konuşmalar kayda alınıyor. Zannedebiliyor musunuz beş bin sayfalık belge silahlı kuvvetlerin dışına çıkıyor. Bunu böyle yapabilir miydik biz? Nasıl yapabilirdik? Silahlı kuvvetler ile masaya oturulabilir; komutanlarım yeni bir dünya ile karşı karşıyayız. Bu yenidünyaya adapte olalım. Bu yenidünya bizi daralmayacak küçültmeyecek ama biz kendimizi bu yenidünya ya uygun hale getirmez isek bizi ezerler değiştirirler veya alternatif çözüm ararlar diye oturup konuşabilirdik. Ama biz bunu konuşmuyoruz.
İNGİLTERE "TÜRKİYE'Yİ VERMEM" DEDİ, 1960 DARBESİNİ TEŞVİK ETTİ
Herkes bizi yönlendirmek suretiyle istediği sonuca ulaştırıyor. Bakın Türkiye her zaman yönlendirilmiştir. Bütün darbeler dışarıdan yönlendirme ile olmuştur. Herkes zanneder ki kimisi darbeden yanadır kimisi karşısındadır. Ama ne darbeden yana olan ne de karşısında olan bu darbenin niçin yapıldığını bilmez. Ben arkadaşlara şöyle bir soru sordum. Dedim ki: 1960'ta darbe Atatürkçüler tarafından yapıldı. Kime karşı yapıldı? Celal Bayar'ın temsil ettiği bir iktidara karşı yapıldı. Atatürk'ün son başbakanı Celal Bayar'dı. Şimdi önümüzde iki seçenek var ya ATATÜRK kendi ilkelerine ihanet eden bir kimseyi başbakan yapacak kadar geleceği görmüyordu ya da darbe Atatürkçülere karşı yapıldı. Hangisini kabul edersiniz? Böyle bir sorunumuz var. Ben o tarihte bu olayın analizini şöyle yaptım; dedim ki bakınız ikinci dünya savaşı oldu ikinci dünya savaşından önce Türkiye, İngiltere'nin kontrol ettiği bir alandaydı. Yani İngiltere nüfuz bölgesinde telakki ediliyordu. Biz kendimizi dünyanın en bağımsız ülkesi sanıyorduk ama dışarından bakılınca bunlar İngiliz nüfuz bölgesinde deniliyordu. İkinci Dünya savaşından sonra İngiltere galip gelmiş olmasına rağmen üzerinde güneş batmayan imparatorluk bir ada devletine dönüştü ve onun bıraktığı yerlere Amerika girdi. İngiltere tüm Ortadoğu'ya egemendi ve Ortadoğu'yu ele geçirebilmek için Osmanlı'yı yıktı. Fakat sonra İngiltere'nin elinde olan tüm topraklar ABD'nin eline geçti. İngiltere "ben bırakmam" dedi özellikle bu bölgenin kilit ülkesi olan "Türkiye'yi vermem" dedi, geldi 1960 darbesini teşvik etti. Bilindiği gibi Celal Bayar Türkiye'yi küçük Amerika yapacaktı. Amerika'yla ittifak yapan Celal Bayar'ı İngiltere tavsiye etti İsmet Paşa Avrupa'dan yanaydı. Avrupa'yla bütünleşmek istiyordu. Nitekim 1963 yılında da Avrupa İle ortaklık anlaşması yapıldı. Burada kimseyi eleştirmiyorum kimse yanlış anlamasın. Ben sadece seyrediyorum, ne oldu diye bakıyorum. Biriniz AB'ye girmek iyidir İsmet Paşa iyi yaptı diyebilir, diğeri ABD ile bütünleşmek iyidir Celal Bayar' a yazık oldu diyebilir ben ona karışmam. Ben olayı anlatıyorum sadece.
İNÖNÜ'CÜ DEMEK, BÜROKRAT DEMEKTİR
Bakınız İsmet Paşa ile Ecevit arasında çatışma oldu yani İsmet Paşa Ecevit tarafından devrildi. O dostça bir ayrılık değildi. Peki, aralarındaki fark neydi? Aynı CHP içinde birbiri ile çok farklı iki kişi vardı. Şu anda Deniz Baykal'ın nerde olduğunu nasıl bilirsiniz? Mesela Ecevit ile iyi geçindi mi? Hayır! O zaman bu İnönücü derim. İnönücü ne demek? Bürokrat demek. Bürokrasiden yana demektir. Ben böyle tasvir ederim. Geçmişte de Atatürk ile İnönü arasındaki farkı böyle görürüm. Atatürk halkçıdır İnönü bürokrattır. Aralarında da böyle bir farklılık oluşmuştur. Şimdi demek ki bizim içimizde yapılan şeyler bir ideoloji değişikliğidir. Şu an için yapılan şey Türkiye'yi bölme parçalama için yapılan şey değildir. Peki, Kürt Meselesi ile ülkeyi bölmek istemediler mi? Bölmek isteyen var istemeyen var. Şöyle söyleyeyim; iki farklı Türkiye tasavvur eden iki tane güç var. Birincisi AB diyor ki; Güneydoğu'yu Türkiye'den ayıralım böylece milli geliri yüksek, homojen, kültür açısından daha üst düzeyde bir bölgeyi AB içerisine alırız ayrıca daha küçük olduğu için de AB içindeki etkinliği de sınırlı olur. Avrupa için gayet güzel bir proje. İkincisi; Amerika'nın projesi ise Avrupa'nı bölgeye inmesini engellemek bunu yerine Türkiye'nin Bölge Üzerinde ikinci bir güç odağı olması istemek.
KÜRT'E KÜRT DEDİK, PKK'YI TASFİYE ETTİLER
Amerika, siz Kürde Kürt deyin bu iş bitsin diyordu. Nitekim bakın kürde Kürt dedik. PKK'yı tasfiye ettiler. Bakın yirmi beş senedir uğraşıyoruz. Şu an bitirdiler. Siyasetle bitti. Demek ki çözümde siyasetteymiş. Şu anda kandildekileri nereye götüreceklerinin pazarlıklarını yapıyorlar. Ancak buna karşı Avrupa kendi projesini gerçekleştirmek için rahat durmayacaktır. Bir kitlesel kültür çatışması yaratmak ve böylece planladığı bölünmenin yaratılmasını isteyecektir. Onun için bu yıl 21 Mart'a dikkat edelim.
Şimdi bakınız; o askeri kamyonla taşınan cephaneyi ihbar eden o büyük demokrat adam bir şey daha ekliyor, diyor ki; Türk Silahlı Kuvvetleri bu silahları 21 Mart ta nevruz da kullanacaktı. İyimi? Yani 21 martta TSK'nin halka bomba atacağını söylüyor. Hayır, kendileri atacaklar ve suçu da ordunun üzerine yıkacaklar. Ordu gider de halkın üzerine bomba atar mı? Peki, niye bu ihbarın arkasına bu iliştirildi. Bizim askerimiz sanki kendi halkına karşı her türkü şiddeti kullanan bir asker haline getirildi. Buradan şunu söylüyorum. Diyorum ki dünya ölçeğinde bir mücadelenin içindeyiz. Bu mücadele bizim önümüzü ve ufkumuzu açacaktır. Ve biz bölgesel bir güç olmak fırsatı ile karşı karşıyayız. Bu şansı kullanalım. Ama sadece başkaları bizi bir yere götürmesin içinde bizimde payımız olsun bizde kimin ne yapıp ne ettiğini bilelim eğer götürülen yer iyi değilse sapalı, yolu değiştirelim. Bilmezsek nasıl değiştireceğiz. Olayları iyi kavrayalım.
ORDU DARBEYE HİÇBİR ZAMAN KARAR VERMEZ
Tamam, yedi sekiz sefer darbe olmuş olabilir. Konuşmuşlardır belki de. Ben mesela bir darbe teşebbüsü olup olmadığını nasıl anlarım? Şöyle düşünelim. Diyelim AKP iktidarda ve bunun da alternatifi yok. Muhalefet partilerinin iktidara gelmesi mümkün değil. Peki, onu iktidardan düşürmek isteyenler alternatif bir hareket yapabilir mi? Evet mesela büyük bir sermaye grubu, iktidar ile arası iyi değil. Çünkü yeni bir güç odağı yaratılıyor ve İstanbul sermayesi tasfiye ediliyor ve onları destekleyen çok büyük bir medya var. Bu medya tehdit altında. Ben bunların yerinde olsam bir siyasi parti yaratırım ve desteklerim. Zaten partiler böyle oluşur, kendi kendine oluşmaz. Bunu yapmadılar. Demek ki bunlar başka çözüm peşindeler. Bakın bu darbe olabilir. Askerler uygulayıcıdır. Karar verici değildir. Hiçbir zaman ordu darbeye karar vermez. Bu bir süreçtir sakin olmamız lazım.
