Abdurrahman Dilipak:…Ve savaş başladı!
Habervakti.com yazarı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını iktibas ediyoruz
Başladı, başlayacak derken, diplomatik müzakereler devam ederken, “Tanrıyı kıyamet savaşına zorlamak” isteyen, “Evengelik Satanist, Pedefolik Siyonistler”in istedikleri oldu ve savaş başladı. Onlar Moloch’u tanrı edinmişlerdi. Molch’a çocuk kurban etmek yetmemişti, insanlığı kurban etmek istiyorlardı. Ama daha ilk günden görünen o ki, evdeki hesap çarşıya uymadı. Daha ilk günden ABD ve İsrail birlikte, bölgedeki üslerini kullanarak yaptıkları ortak saldırır ardından, İran’ın askeri, lojistik, kamu yönetim binaları, füze ve nükleer kapasitelerini hedef alan savaş başladı.
“Tarihin sonu”nu getirecek bir “Medeniyetlerarası savaş”tan söz ediyorlardı, o savaşı başlatmış oldular. ABD ve İsrail Iranı vururken, İran ABD ve İsrail dışında, ABD’in BAE, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Ürdün, Suudi Arabistan ve Irak’taki askeri, ABD üsleri ve ABD ve İsrail personelinin kullandıkları binaları vurdu. ABD artık sadece Doğu Akdeniz ve Hind okyanusundaki donanmalarını ve Tabi İsrail’in askeri üslerini kullanabilecek. Hatta Basra Körfezi'ne bile giremeyecek. Girerse kapana sıkışacak ve çıkamayacak.
İran 7 ülkedeki ABD’nin askeri tesisleri vurdu. Bu üsler, aynı zamanda o ülkeleri korumak ve caydırıcı bir etki yapması için orada inşa edilmişlerdi. Bu gün o üsler, bırakın o ülkelerini korumasını, hepsi birer savaş paratonerine döndü bir anda.
Geçen gün “Rusya Araştırmaları Enstitüsü” şu haberi geçti: “ABD'li emekli albay Douglas Macgregor: "İran'ı başarıyla yok ettikten sonra, dikkatler Türkiye'nin yok edilmesine çevrilecek. Kaçınılmaz olarak Türkiye, İsrail ile karşı karşıya gelecek, bu muhtemelen Suriye'de olacak. Türkiye birçok açıdan İran'dan iyi. Gerçek bir donanması var. NATO'nun en iyi ordusuna sahip. Bir sonraki adım Türkiye'yi yok etmek. O yüzden kendimizi kandırmayalım, mesele bundan ibaret. Mesele İsrail'in ne istediğidir."
Dikkat ederseniz İran Türkiye’deki ABD üslerine saldırmadı. İlginçtir, ülkelerinde Amerikan üssü bulunan ülkelerin neredeyse tamamı, saldırılar karşısında ABD ve İsrail'le birlikte hareket etme kararı aldı. Oysa üsleri kapattıkları yabancı ülke askerinin ülkelerinden ayrıldıklarını açıklasalar İran'ın hedefi olmaktan çıkacaklardı. Ama bu defa da, Epstein dosyaları ortaya saçılacak, ülke ve ülke yönetimi ABD ve İsrail’in hedefinde olacaktı. Allah’ı hesaba katmıyorlardı hemen hemen hiç biri güya bunlar Müslüman ülkelerdi. Görünen o ki, bu savaş devam ederken ve savaş bittikten sonra rahat yüzü görmeyecekler. “Gideceği limanı bilmeyen kaptana hiçbir rüzgar fayda sağlamaz”. “Oltayı yutan balık yem istemez!”
Ben bir yandan Ramazan’da saldırmazlar diyordum, ama bunlar Müslümanların bayramlarında hep saldıra geldiler. Yine saldırabilirler diye de düşünmüyor değilim. Netanyahu birkaç gün içinde İran’ın belini kırdıktan sonra Kadir gecesi öncesi Mescid-i Aksa’ya saldırmak, oraya girişi yasaklamak istiyordu. Yani Gazze krizini bir şekilde “çözmüşlerdi(!?). Aslında topu taca atmışlardı ve “Diplomatik müzakereler yoluyla” zaman kazanmak istiyorlardı(!?) Şimdi sıra Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya gelmişti. Bu savaşın ardından Batı Şeria ve Gazze dışında işgal altındaki topraklardaki Filistinlilerin yaşadıkları Öbekleri oradan çıkartıp, Suriye ve Lübnan’a, Ürdün’e ve Sina’ya doğru sürmek istiyorlardı.
Ve Ankara’nın çözüm diye önerdiği şeyler, savaşa hazırlık sürecinde zaman kazanmaya yönelikti. Yani o yöntem savaşın hazırlık dönemi ile ilgili oyunun bir parçası idi.
Diplomatik çözüm aslında sahada kaybedenlerin masada kazanmaları için onlara bir fırsat verir, tehditler, şantajlar her şey mümkün. Bir de işin Psikolojik harp yönü tabi. Dünya kamuoyuna, hedef ülke halkına ve kendi, kamuoyunuza bir mesaj vermeniz gerekiyordu tabi. Bütün bu tedbirlere rağmen, İran'a saldırılar başlayınca sokakta dans eden kadınlar, Türkiye’de Atatürk posterli laiklik mesajları İsrail’in psikolojik harp taktiklerinin devrede olduğunu gösteriyor. Sahi bu süreçte neden hiç kimse Chabat’dan söz etmiyor.
Geçen günler lehlerine bir sonuç doğurmayıp, aksine dünyada giderek daha fazla tepki almaya başlayınca, daha ilk günden paniklemiş gözüküyorlar. Trump İran’da kaybederse, ilk ara seçimde de çoğunluğu kaybeder. Hatta koltuğunu da!.
İsrail2in hesabına göre, İran operasyonunun ardından İran ve sınır komşuları ayrıca Irak, Suriye, Ürdün ve Lübnan’ın sınırları, rejimleri, iktidar yapılarının yeniden düzenlenmesi için bir konferans düzenlenebilir. Aslında “Gazze forumu”, buraya giden yolda bir adımdı.
TeoPolitik bir savaş için, Mehdi ve Mesih tartışmalarının öncesinde, İran’ın İmamet Misyonun Necef/Kerbela’da kurulacak yeni bir “Kutsal Şia devleti” üzerinden hem Arab ve Fars Şia’sı, he de Şii-Sünni çatışması için yeni bir zemin üretilebilir.
Bölgede kirli bir oyun oynanıyor. Uluslararası örgütler, ülkeler, ülkelerin yöneticileri büyük ölçüde bu kirli oyunun figüranları durumuna düşürüldü. Bölgede oynanan oyun “Hisseli Harikalar Kumpanyası”na döndü. Her sabah Trump’un bir demagojisi ile uyanıyor. Onun yanında Netanyahu dünyaya meydan okuyor. Siyasiler ve uluslararası örgütler, sert açıklamalar, daha daha sert açıklamalar yaparak günlerini geçiriyor. Tabi ki bunların hiç biri sadra şifa değil? Peki ABD savaş cephelerini genişleterek, kendini geri dönülmez bir noktada, emri vakilerle İran savaşını dünya savaşına dönüştürmek için Kuzey Kore ve Tayvan’a saldırır mı? Her şey mümkün ama bu işlerin bugün bir garantisi çok. Siyaset çok kırılgan bir zeminde devam ediyor. Öte yandan Trump ve Netenyahu gibi Şeytani profillerin ne yapacaklarından emin olmak çok mümkün değil.
Sahi gelinen noktada İsrail’le ticaret kesildi mi? İsrail’e destek veren firmaların mallarını boykot nasıl gidiyor?. Yeni bir Filonun Gazze için yola çıkması bekleniyordu, bu durumda onun akıbetini tahmin etmek de kolay olmayacak.
Benim anlamakta zorluk çektiğim, bir yandan İsrail’e çok sert (!?) mesajlar verilirken, Chabat’a dokunan yok. Epstein bütün dünyada lanetleniyor ama yargı 3 maymunları oynuyor tüm dünyada. UCM Netenyahu ve İsrail’i savaş suçlusu olarak mahkum etti, uygulanmıyor. ABD Mahkemeyi ve üyelerini tehdit ediyor, kimsenin sesi çıkmıyor. Ankara hem uluslararası sistemle birlikte hareket ediyor, hem uluslararası sistemin dayatmalarına sözel olarak karşı çıkıyor. İklim konferansı Türkiye’de yapılacak. Chemtrails, 5G, Nesnelerarası iletişim, Trans Humanizm, Biyolojik cinsiyet tartışması, Aşı, UN WOMAN ve İstanbul sözleşmesi tartışılmaya devam ediyor.
Bir yandan İsrail’e karşı savunma sanayimizi güçlendiriyor, öte yandan İsrail’in savunma sanayi şirketi ile ortaklık kurup onu İstanbul’daki fuara davet ediyoruz. Onu protesto eden gençleri de sanık sandalyesine oturtuyoruz. Tabi bu ortaklık rasgele bir ortaklık değil. Savunma sanayinin ihtiyaç duyduğu bir çok malzemeyi, doğrudan ve dolaylı olarak İsrail’den temin ediyoruz.
Bu mavi boncuk siyaseti ile bir yere varmak mümkün değil. Müslüman ülkeler için tek çözüm, “Allah’a ve ahiret günü”ne iman olmalı. Allah’ın kolaylaştırdığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş yoktur. Allah (cc) bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istiyor” da, peki biz ne yapıyoruz? Aslında bütün sır bu sorunun cevabında.
“Laik devlet” dedikleriniz hadiseye tamamen teo-politik açıdan bakıyor, biz Hz. Ömer beyannamesinden bile bahsedemiyoruz?
Ha! Bu arada Netanyahu ve Suudi Veliahd prensi Selman İran’a müdahale edilmesi konusun en fazla ısrarcı olan ülkelerin başında geliyormuş. Ama Selman öte yandan müzakere sürecini destekleyen grubun içindeki en aktif ülkelerden biri idi. Burada Selman’ın ikili oynadığı sonucu ortaya çıkıyor.. Günümüzde siyaset böyle yapılıyor!? Selman’ın Netanyahu ile birlikte Trump’a operasyon baskısı haberinin kaynağı Washington Post’du.
Savaşın ilk aşamasında taraflar şimdi kendi hasarların tesbit edip, karşı tarafın gücü ve imkanları, planları üzerinden yeniden düşünmeleri gerek. Görünen o ki, ABD bölgedeki üslerini bundan sonra rahat bir şekilde kullanamayacak. Çünkü açık, kolay ve yakın bir hedef. O ülkelerde kendi topraklarından İran’a saldırmalarına razı olmayacak. ABD yarın çekip gittiğinde bu ülkeler, orada birlikte yaşamaya devam edecekler. Bu arada ABD ve İsrail kendi ülkeleri ve dünya halkları nezdinde bekledikleri desteği görmediler. Selman gibi bazıları ABD’ye bizi İran’dan kurtar derken, öte yandan İran'ın tepkisinden korkarak soruna diplomatik çözüm bulunması için müzakere ve diyalog çağrısı yapıyordu, Türkiye ile beraber. Eğer bundan sonra ABD ve İsrail köşeye çok sıkışırsa ve kaybettiklerini anlamaya başlarlarsa, “arka kapı diplomasisi” yoluyla, İslam ülkelerinden bir grubu harekete geçirip, Kendilerine (ABD, İsrail ve İran’la) ateşkes ve diyalog yapmaları için çağrı yaptırıp, sonra da “biz diyaloğa hazırız ve açığız, siz buna önce İran’ı ikna edin” diyebilirler. Trump’dan ve Netanyahu’dan her şey beklenir. Selam ve dua ile..
