Abdurrahman Dilipak: Krizi bitirecek bir çözüm yok!

Abdurrahman Dilipak: Krizi bitirecek bir çözüm yok!

Habervakti.com yazarı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını iktibas ediyoruz.

Abdurrahman Dilipak: Krizi bitirecek bir çözüm yok! /Habervakti.com

Hakka çağırdı. Peşinden gidenlerin sayısı el yapımı ahşam bir geminin yolcularından ibaretti. Yolcuların yarısı ehlileştirilmiş ve gemiye gelen hayvanlardan ibaretti.

Düşünsenize Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Vefatı: Hicri 11 yılı (Miladi 632)’de gerçekleşti. Hz. Osman’ın Şehadeti: Hicri 35 yılı (Miladi 656) Resulullah’ın vefatından 24 yıl sonra. Kerbela Olayı ve Hz. Hüseyin'in Şehadeti ise : Hicri 61 yılı (Miladi 680). Hz. Muhammedin vefatından 50 yıl sonra.

Hz. Musa Kavmini Firavunun zulmünden kurtardı, bir Mucize ile Sina’ya geçtiler, Hz. Musa Sina’ya gidince 40 gün sonra sahabe hükmündeki bu insanların önemli bir bölümü puta tapmaya başladılar. Hz. Musa döndükten sonra kavminden yükselen itirazlar sonucu başlarında Hz. Musa, Hz. Harun, aralarında Hz. Yuşa olduğu halde ve önlerinde bir kıta melek emanet sandığını, ahid sandığını taşırken, Kudüs’e giden 10 günlük yolu 40 yılda zor aştılar. Hz. Harun yolda vefat etti. Hz. Musa ise Kudüs’ü göremedi.

Allahtan başka kurtarıcı yok. Peygamberlerin görevi de Halkı kurtuluş için Hakka çağırmaktır.

Şu gelirse şöyle olur, bu giderse halimiz nice olur diye kendinizi kandırıp durmayın. Siz Musa iseniz Firavunun sarayında da olsa cennete giden bir yol bulursunuz, siz Esav isenız, gemiye binmeyenlerdenseniz, babanız ya da oğlunuz peygamber de olsa kurtuluşa erenlerden olmayacaksınız. Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Nuh kıssalarını okuyun göreceksiniz.

O büyük soygunlar, vurgunlar, çökmeler, ihaleye fesat karıştırmalar, kumpaslar, torpil ve rüşvet işi yapanlar, yalancı şahidlik’ler, adaletsiz kararlar, Riba ile zengin olanlar, Gazze’deki o katliamlar olmasa cehennemin 7. Katına ne gerek vardı ki! Allah (cc) oraları dolduracağını söylüyor. Cehennem Cennetle kıyaslanamayacak kadar büyük..

Orada 27 Mayıs’ın, 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın, 15 Temmuz’un ve bugünlerin, geçmiş günlerin, gelecek günlerin, tüm zaman, mekan, kavimlerin davaları, hesabları, yaptıkları ve yapmaları gerekirken yapmadıkları ile yeniden görülecek. Hiçbir şey gizli kalmayacak, o gün köleler efendilerinden hesaplarını soracak haklarını alacak. Patronlardan hırsız işçilerinin çaldıklarının hesabı sorulacak. Hesaba çekilmeyecek kimse yok.

Sahi, masum peygamberler bile, hiç düşündünüz mü, niye tevbe istiğfar edecekler. Şüphesiz onlar Allah (cc) indinde izzet ve itibar sahibi kişilerdir. Akıl ve irade sahibi herkesin iyilikleri ve kötülüklerinin önlerine konulacakları bir gün var.

Bakın birilerini “ulu önder”, “kurtarıcı lider”, “İdol” edinenler kadar, kendilerini İlah ve Rab konumuna yükselten, La yüs’el, sözlerine tartışmasız, itiraz edilemez öcüde itead edilenler de, o gün yaptıklarından pişmanlık duyarak, utanç, üzüntü ve korku içinde, haksızlık yaptıklarının karşısında aciz bir şekilde keşke toprak olarak kalsaydım da bu günleri görmeseydim diyecekler.

Hadi birileri buna inanmıyorlar da “Allah’a ve ahiret günü”ne iman ettiklerini söylüyorlar da, neden ötekiler gibi davranıyorlar, onlara imreniyor, onları dost ediniyor ve onların peşinden gidiyorlar ki.

Bunların ağızlarından çıkan sözlerle ayaklarının gittiği yön aynı değil. Ne Kadere inanıyorlar ne rızıg’a ve ne de ecele! O, bir rind için “asude bir bahar ülkesi” olan ölümü akıllarına bile getirmek istemiyorlar. Ölüm onlar için, ölümlü bir dünyadan ölümsüzlüğe geçiş günü değil çünkü. Ölüm Rabbe kavuşma günü” değil onlar için. Nefislerini ele geçiren Şeytan onların şuuraltına sürekli ölüm korkusunu pompalıyor. Oysa Resulullah demedi mi “ağzınızın tadını kaçıran ölümü sıkça anınız” diye. Keyfiniz kaçıyor değil mi, ölümü hatırlayınca.

Krizi bitirecek hiçbir şey yok. Allah cc bizi mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle kimi zaman artırarak kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. Biz teklif edilen keyif çatmak, oyun ve eğlence değil, tefekkür, direniş, çiledir. Manevi bir neşe’den söz ediyorum.. Krizlerin biri biter biri başlar. Bizim görevimiz yeryüzünde adaletin, barışın hürriyetin ikame etmesi için mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle haksızlıklara karşı direnmektir.

Allah (cc) bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım et ek istemektedir. Haksızlıklar kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, bizden istenen mazlumun yanında zalime karşı çıkmaktır. Bu anlamda bir kavme olan öfkemiz, düşmanlığımız bile bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmemelidir.

Hiçbir Müslüman dünyada olup-biten şeyleri görmezden duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip değildir, olamaz. Hadiseler karşısında adil şahid’ler olmak zorundadır. Bizim görevimiz, Hakkın ve halkın gören gözü, işiten kulağı tutan eli haykıran sesi olmaktır. Yanlış yapan kimse yanlışa karşı olmamız, doğru sözü desteklememiz gerekir. Ötekilerin yanlışını gören ve kendi takımının yanlışını görmezden gelenler adil şahid’lik görevini ihlal etmiş sayılırlar.

Aklımızı kiraya vermeyelim. Gerçeklerle yüzleşelim. Her şey zıddı ile kaimdir. “Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın, gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın. Dikkat edelim, bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde hayır olabilir. Biz bilmeyiz Allah (cc) bilir.

Şunu unutmayalım: Allah’ın kolaylaştırdığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş yoktur. Hayır da şer de Allah’ın iradesi içindedir. Allah cahil ve zalim bir topluluğa yardım etmez. Bizden istenen yaşadığımız zamana, mekana, olaylara, kişilere karşı adil şahid’ler olmaktır. Belalar-musibetler ne kadar büyük olursa olsun, Allah’ın yardımı bize ulaştıktan sonra yenemeyeceğimiz hiçbir zorluk değiliz. Yeter ki, biz Allah’ın rızasının tecellisinin vesilesi olalım. Bilelim ki, tabii afetler, savaşlar, Şeytan ve onun dostları da Allah’ın iradesi içindedir.

“Görelim Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler. / Hak şerleri hayreyler, sen sanma ki gayreyler / Arif anı şeyreyler / Görelim Mevlam neyler!”. Selam ve dua ile.