Makale: Muhasara İçindeki Topraklarda Aşk.
İşgalin soykırımına rağmen davanın ve kulluğun aşkını muhafaza edebilen Zeynebî kadınların gıpta edilesi hikayesi...
İranlı Psikolog Dr. Seher Kanati Melekî tarafından hazırlanan makalenin orijinal Farsça metni İran'da yayınlanan "Kheradvarzi Dergisi"nde yayınlanmıştır. Çok kıymetli bilgiler ve tespitler barındıran makaleyi okuyucuya sunmadan önce; makaleyi Farsça'dan Türkçe'ye tercüme eden Sayın Abdürrahim AY'a, makalenin Türkçe yayınlanması için uygunluk onayı veren Kheradvarzi Dergisi'nin saygı değer yönetimine ve Sayın Dr. Seher Ghanaati Malekî Hanımefendi'ye teşekkürlerimizi sunuyoruz.
GİRİŞ
Kuşatma altındaki Gazze’nin kalbinde, bombardımanın harabeye çevirdiği yapılar arasında bir kadın dimdik durmaktadır. Kendi evinin enkazından geçici bir mutfak kurar. Çocuğunu kucağına alır, ona ninni söyler ve onu yarının mücadelesine hazırlar. Bu görüntü, yakın tarihin en büyük mucizelerinden birinin özeti gibidir: Filistinli kadınlar yıkımın içinden geleceği nasıl örmektedir?
Psikolog ve üniversite öğretim üyesi Dr. Seher Kanaati Melekî, araştırmasında Filistin’de kimliğin nesilden nesile aktarılmasında en büyük sorumluluğu kadınların üstlendiğini ortaya koymuştur. Direniş destanlarını anlattıkları hikâyeler ve söyledikleri ninniler aracılığıyla çocukların kalplerine nakşedenler, bu anneler ve büyükannelerdir.
Bu kadınlar, derin imanları ve Allah’a olan tevekkülleri sayesinde yalnızca kendileri dimdik ayakta kalmamış, aynı zamanda bütün dünya için direnişin örnek şahsiyetleri hâline gelmişlerdir.
Bu kadınlar, hiçbir kuşatmanın direniş ruhunu kuşatamayacağını göstermişlerdir. Sevgi, iman ve kararlılıkla yalnızca hayatta kalmakla yetinmemiş, aynı zamanda dünyanın bütün mazlumları için bir umut kaynağı hâline gelmişlerdir.
Muhasara İçindeki Topraklarda Aşk.
Anneler, yıkımın içinden geleceği nasıl tasarlıyor?
Dr. Seher Ghanaati Malekî
Psikolog, Danışman, Ünv.Öğrt.Grv.
Filistinli kadınların kimliğinin geçmiş kuşaklardan yeni nesillere nasıl aktarıldığı ve bu kimliğin gelişip güçlenme süreci, Filistin toplumunun sosyolojik açıdan incelenmesinde son derece temel ve önemli meselelerden biridir. Bu konunun araştırılması kendine özgü bir derinlik ve karmaşıklık taşımakta, dolayısıyla titiz ve kapsamlı bir çözümlemeyi gerekli kılmaktadır.
Anlatıların aktarılması ve kimliğin oluşumu, farklı araç ve kanallar üzerinden gerçekleşmiştir. Dil, edebiyat, medya, kültürel kimlik ve millî kimlik, Filistinlilerin sıkı sıkıya bağlı kaldıkları ve kuşaktan kuşağa sözlü aktarım yoluyla korudukları başlıca unsurlar olmuştur. Sonuç olarak sanat ve medya da anlatıların ve kimliğin kuşaklar arasında aktarılmasını mümkün kılan temel etkenler arasında yer almıştır.
Kimliğin Kuşaklar Arası Aktarımında Kadınların Rolü
Filistinli kadınların bu süreçteki rolüne özel bir önem atfedildiğinde şu temel soru ortaya çıkmaktadır: Filistinli kadınlar bu tarihî görevi hangi çerçeveler içinde ve hangi yöntemlerle yerine getirmişlerdir?
Bu sorunun cevabı, onların anlatıcılık biçimlerinde saklıdır. Kadınlar geçmişte yaşanan tarihî olayları ve hikâyeleri, genç kuşaklarla gerçekleştirdikleri sohbetler ve anlattıkları kıssalar aracılığıyla aktarmışlardır. Bu anlatılar; kadınların kendi gündelik hayat tecrübelerini, kendilerinin ve anne babalarının onlarca yıl boyunca yaşadığı direniş hikâyelerini, toplumsal ve siyasal mücadeleleri kapsamaktaydı.
Örneğin anneler ve büyükanneler, işgal dönemlerine veya Filistinlilerin zulme karşı gösterdiği direnişe ilişkin destanları hikâyeler biçiminde torunlarına anlatmışlardır.
Kadın şairler ve yazarlar da Filistinli kadınların duygularının ve yaşanmış tecrübelerinin aktarılmasında önemli bir rol oynamışlardır. Edebiyat ve şiir aracılığıyla bu deneyimleri tasvir etmiş ve yeni kuşaklara ilham vermişlerdir.
Edebiyat ve şiir, geniş kitlelere ulaşabilen ve kolayca erişilebilen araçlar olarak tarih ve kültürün etkili biçimde aktarılmasını sağlar. Bir milletin tarihî ve kültürel mirasının gelecek kuşaklara taşınmasında önemli bir işleve sahiptir. Bu alandaki en tanınmış isimlerden biri, dünya çapında bilinen Filistinli şair Fedvâ Tûkân’dır.
Kimliğin Kuşaklar Arası Aktarımında Sanat ve Medyanın Rolü
Sanat ve medya da kimliğin kuşaklar arasında aktarılmasında büyük bir etkiye sahip olmuştur. Öyle ki farklı ülkelerde Filistin temalı ve Filistin’in özgürlüğünü savunan sloganlar içeren şarkılar ile görsel sanat eserleri ortaya konulmuştur.
Filistinli kadınlar bu süreçte kendi hayat hikâyelerini anlatmak amacıyla görsel sanatlardan, tiyatrodan ve sinemadan yararlanmışlardır. Çok sayıda yönetmen ve yazar da bu kadınlardan ilham alarak Filistinli kadınların yaşamlarını eserlerinde tasvir etmeyi başarmıştır.
Medya, bu meselenin etki gücünü önemli ölçüde artırmıştır. Çoğunlukla işgalci Siyonist rejimin kontrolünde bulunan medya tekellerinin uyguladığı bütün sansürlere ve oluşturduğu engellere rağmen, bu halkın özgürlük talebi ve maruz kaldığı zulmün sesi yine de bu kanallar aracılığıyla dünyanın dört bir yanına ulaşmaktadır. Bu gelişmeler, farklı topluluklar aracılığıyla ve kadınların yürüttükleri toplumsal faaliyetler ile aktivizm sayesinde gerçekleşmiştir.
Filistinli Kadınların Dijital Ortamdaki Etkinlikleri
Filistinli birçok kadın, sosyal medya platformlarından yararlanarak kendi yaşam deneyimlerini paylaşmaktadır. Kadınların sosyal medyadaki bu faaliyetleri, farklı ülkelerde çalışmalarını sürdüren pek çok işletmeyi de etkilemiştir.
Körfez bölgesinde kadınların sahibi olduğu birçok restoran, ev yapımı yemekler hazırlayıp satmaya başlamıştır. Birleşik Arap Emirlikleri’nde yaşayan bir kadının, bir aylık gelirinin tamamını Filistin halkına bağışlamaya karar verdiği bilinmektedir.
Bu girişimden ilham alan ve çeşitli Arap ülkelerinde internet ortamındaki ya da online denilen mağazalar işleten çok sayıda kadın da kendi imkân ve tercihlerine göre bir hafta, bir ay veya birkaç ay boyunca elde ettikleri kazancı direniş cephesine bağışlamıştır. Daha sonra dünyanın farklı bölgelerinden kadın ve erkek pek çok işletme sahibi de bu dayanışma hareketine katılmıştır.
Kadınların direniş tarihinde ve kendi haklarını elde etme mücadelesinde üstlendikleri rol son derece köklüdür. Bu anlatı, çok eski dönemlere kadar uzanmaktadır. Günümüzde ise çoğunlukla genç kuşakların kullandığı medya araçları, dijital içerikler, belgeleme çalışmaları ve film yapımı gibi yeni imkânlar ortaya çıkmıştır.
Gençler, anneleri ve büyükanneleri aracılığıyla kendilerine aktarılan millî kimlik ve direniş kimliği sayesinde bu araçları, uğradıkları zulmü dünyaya duyurmanın bir vasıtası hâline getirmişlerdir. Dünya genelinde ortaya çıkan bu uyanış dalgasının önemli sebeplerinden biri de budur.
Üzerinde durulması gereken önemli konulardan biri, Filistinli kadınların kurduğu toplumsal dayanışma ağlarıdır. Son derece etkili olan bu ağlar aracılığıyla kadınlar ortak çalışmalar yürütmekte; müşterek hedefler çerçevesinde dayanışma ve yardımlaşma bağlarını güçlü bir biçimde kurmakta, korumakta ve sürekli genişletmektedir.
Bu ağlar, kriz dönemlerinde ruh sağlığının korunmasına, toplumsal bütünlüğün sürdürülmesine ve direniş cephesinin güçlendirilmesine katkı sağlamaktadır.
Filistinli kadınlar elbette çok sayıda güçlük ve engelle karşı karşıyadır. Ancak bu zorluklarla mücadele ederken edindikleri tecrübeler sayesinde olgunlaşmış, gelişmiş ve söz konusu engelleri aşmanın yollarını da bulmayı başarmışlardır.
Direniş Ruhuna Sahip Kadınların Psikolojik Özellikleri
Direnişçi kadınların, zorluklar ve krizlerle karşılaştıklarında daha etkili hareket etmelerine ve mücadelelerini sürdürmelerine yardımcı olan özellikler nelerdir? Esasen sebat ne anlama gelir? Direniş kavramı neyi ifade eder?
Direniş; zorluklar karşısında kendimizi koruyabilmek, hedeflerimize ve değerlerimize bağlı kalmak ve teslim olmamak demektir. Direniş ruhuyla yetişen kadınlar, bütün güçlüklerle karşılaşmalarına rağmen çabalarını sürdürür ve teslim olmazlar.
Gerek İslami nitelikteki büyük çaplı toplantı ve gösterilerde, gerek kendi ülkemiz İran’da, gerekse dünyanın başka bölgelerinde kadınların sesi çoğu zaman erkeklerin sesinden daha gür çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle kadınlar, kendilerini yalnızca slogan atmakla görevli kişiler olarak görmemekte, bizzat o toplumsal hareketlere öncülük etmektedirler.
Bu öncülük ve ilerletici güç ruhunun yaygınlaşmasındaki etkenlerden biri, muhtemelen İranlı kadınların ortaya koyduğu örnektir. Başka bir deyişle İran İslam Devrimi, İranlı kadının yalnızca kendisini inşa etmesini sağlamakla kalmamış, aynı zamanda bugün sonuçlarını gördüğümüz yeni kadın modellerinin ortaya çıkmasına da zemin hazırlamıştır. İçinde yaşadığımız çağ, “yakın iletişim çağı”dır. Bu yakın iletişim her zaman şeytani amaçlara ve kötücül eğilimlere hizmet etmek zorunda değildir; maneviyatın ve sahih değerlerin yararına da kullanılabilir.
Evlatlarını alnından öperek savaş meydanına gönderen Filistinli anneler, bunun en açık örneklerinden biridir. Dünya materyalizm ve natüralizme yönelirken, ideali ve hedefi uğruna ciğerparesini öpüp cepheye gönderen bir annenin görüntüsüyle karşılaşmaktadır. Üstelik bu anne, evladının geri dönme ihtimalinin son derece düşük olduğunu da bilmektedir.
Bu özellikler, söz konusu kadınların zorluklar ve krizlerle karşılaştıklarında daha güçlü hareket etmelerine ve direnişlerini sürdürmelerine yardımcı olmaktadır.
Genel olarak maneviyat, bireyin güç ve destek bulabileceği elverişli bir membadır. Ruh sağlığının iyileştirilmesi sürecinde de olumlu bir işleve sahiptir. Maneviyat, kişinin hayatın zorlukları karşısında daha dayanıklı olmasına, daha derin bir huzur hissetmesine ve daha güçlü bir aidiyet ile toplumsal destek duygusu geliştirmesine yardımcı olur.
Başka bir açıdan bakıldığında maneviyat, bireyin hayatına daha derin bir anlam kazandırmasını; daha güçlü bir amaç duygusu ve daha yoğun bir varoluşsal derinlik tecrübe etmesini sağlar. Bu durum da umut ve motivasyonun artmasına katkıda bulunur.
Bu kadınlar genellikle geleceğe karşı iyimserdir. En zor şartlarda dahi olayların olumlu yönlerini görmeye çalışırlar. Filistin ve Gazze’den ulaşan görüntülerde, elde ettikleri çok az miktardaki yiyeceğe rağmen nasıl büyük bir sevinç ve yüksek bir moralle ailelerini bir araya getirmeye çalıştıkları ve herkesin maneviyatını güçlendirdikleri görülmektedir.
Bugün Filistin kendi ayakları üzerinde durmaktadır. Dışarıdan bakıldığında, “Ne yazık ki öldürülüyor ve yok ediliyorlar” denilerek bir güçsüzlük görüntüsü algılanabilir. Ancak bu, yıllardır eli boş hâlde bütün imkânlarla donatılmış bir güce karşı direnen Filistin’in ta kendisidir.
Filistin halkı, “içsel ve manevi bir saf tutuş” olarak adlandırılabilecek bir güç sayesinde üstün gelmeyi ve söz konusu kuvvetlerin karşısında durmayı başarmıştır. Böyle bir millet, hiç kimsenin mağlup edemeyeceği bir silahla donanmıştır. İnşallah bu halk zafere ulaşacaktır.
Direnişçi kadınlar, kendi değerlerine ve yeteneklerine sarsılmaz bir inanç duyarlar. Başarabileceklerinden emindirler. Bu özgüven, inişli çıkışlı ve zorlu yollarda sağlam adımlarla ilerlemelerine yardımcı olur. İslami öğretilerin ve İslam kültürünün etkisiyle yetişen, Batı’nın kendilerine karşı sürekli tartışma ve olumsuz algı oluşturma çabalarına direnebilen bu kadınlar, seçkin şahsiyetler olarak tanıtılabilir. Böylece kâmil ve yüce Müslüman kadın örnekleri ortaya çıkmıştır.
Dünya, Müslüman kadının kendi kimliğini ve kültürel hakikatini görünür kılmasına muhtaçtır. Müslüman kadın, “Ben kimim?” sorusunun cevabını dünyaya göstermelidir. Kadın; kendine özgü kadınlık özellikleri, derin imanı, Allah’a tevekkülünden kaynaklanan sağlamlığı ve kararlılığı, iffeti ve namusuyla toplumda son derece özel ve istisnai bir rol üstlenir. Bu, hiçbir erkeğin aynı biçimde yerine getiremeyeceği bir roldür.
Örnek kadının niteliklerini takı, makyaj ve erkeğin eğlence aracı olmakla tanımlayanlar, İslam’ın mantığında ve bakış açısında kadının özünü, temelini ve gerçek mahiyetini kavrayamazlar.
Bir kadın, yaşamı, evi, çocuğu ve ailesi dâhil olmak üzere sahip olduğu bütün maddi imkânları ve varlıkları kaybettiğinde bile, varoluşunun özü sapasağlam ayakta kalmakta, hatta sürekli gelişip güçlenmektedir. Bunun kaynağı, onun kadınlığa özgü nitelikleridir.
Onunla konuşulduğunda, ne kadar sağlam ve kararlı durduğu görülür. Bu duruş, kendi içinde bağımsız ve güçlü bir düşünce ile kimliğin oluşmuş olmasından kaynaklanmaktadır.
Bunu tek bir cümleyle şöyle ifade etmek mümkündür: “Bu kadın, kalbinde taşıdığı bilinçli iman ruhuyla bu mertebeye ulaşmıştır. Bu hâl, dışarıdan kendisine kazandırılmış bir özellik değil; tamamen özgür iradeyle ve bilinçli biçimde benimsenmiş bir duruştur.”
Kadının İslâmî Kimliği
İslâmî kimlik anlayışında kadın, kadınlığa mahsus niteliklerini ve kendi kimliğini korurken aynı zamanda manevi değerlerin varlık gösterdiği alanlarda da yer alır. Toplumsal ve siyasal meselelerde, sabır ve direnişte, siyasal katılımda; hatta siyasal kavrayış, zekâ ve basiret bakımından etkin bir konum üstlenir.
Kadın, millî hedefleri ve İslam medeniyetinin ihtiyaç duyduğu amaçları doğru biçimde tanır; çağın araçlarını kavrama, ilerleme ve hakkaniyet konusunda kendisini donatır. Diğer taraftan evin içinde de daha fazla huzur ve sükûnet tesis etmeye, aynı zamanda gelişimini sürdürmeye çalışır. Bütün bunları bir arada gerçekleştirebilme imkânına sahiptir.
Dünyada, özellikle de büyük İslam toplumu içerisinde anne, bütün inşa edicilerden daha güçlü bir inşa edici ve bütün değerli varlıklardan daha değerlidir. Son derece gelişmiş elektronik araçlar, hatta füzeler üreten büyük bilim insanları da cesur mücadele insanları da bu kadınların ve annelerin yetiştirmesiyle zuhur etmişler.
Hakikatte kadın, uzayın fethini mümkün kılacak araçları dahi üretebilir. Ancak bunların hiçbiri, yüce bir insan yetiştirmek kadar önemli değildir. Bildiğimiz kadarıyla bu yeteneğe en güçlü biçimde sahip olan kişi annedir. Anne; yüksek değerlerle donanmış, kıymetli ve derin bir kimliğe sahip bir nesil yetiştirebilir.
Bu kadınlar yeni şartlara hızla uyum sağlayabilir, kendi tecrübelerinden ders çıkarabilir ve değişen koşullara ayak uydurabilirler.
Diğer taraftan bu kadınlar, duygusal, ailevi, dostane ve toplumsal destek ağlarına sahiptir. Hatta kendileri de bu destek ağlarının bir parçasını oluştururlar. Kolektif nitelikteki bu duygusal dayanışma ve destek ilişkisi, psikolojik dayanıklılığın artmasında son derece önemli bir rol ifa etmektedir.
Sosyal Medyada Direnişçi Kadınlar
Filistinli kadınların sosyal medya platformlarından yararlanmaları; dijital kampanyalar düzenleyerek veya insanları duygusal bakımdan harekete geçirebilecek konuları gündeme taşıyarak kamuoyunu bilinçlendirmeleri, dünya halklarının desteğinin kazanılmasında son derece önemli bir rol oynamıştır.
Bu kadınlar; dostlarına, ailelerine, çocuklarına ve eşlerine karşı güçlü bir empati duymalarının yanı sıra başkalarına yardım etme konusunda da büyük bir istek taşımaktadır. Aynı zamanda dünya kadınlarında empati duygusunun uyanmasını sağlayan önemli bir etkendirler. Bu nedenle bugün Filistin’e destek amacıyla gerçekleştirilen hareketlerde kadınların sesi oldukça güçlü çıkmaktadır. Bu faaliyetler, söz konusu kadınların kendi morallerini de güçlendirmektedir.
Bu özellik, kadınların zorluklar ve krizlerle karşılaştıklarında daha etkili hareket etmelerine ve direnişlerini sürdürmelerine yardımcı olmaktadır. Bu kadınların ve yetiştirdikleri kuşakların ruh sağlığı, zulme başvuran ve sonradan edinilmiş, yapay bir kimliğe sahip olan kişilerin ruh sağlığından çok daha güçlüdür.
Örneğin Filistinli kadınların, imkânların son derece kısıtlı olduğu şartlarda dahi çevrelerindeki yıkılmış evlerin arasında canlı bir hayatın izlerini bulmaya çalıştıklarını görmekteyiz. Gerektiğinde evlerinin enkazından bir bölümü temizlemekte, orayı yeniden bir eve benzetmekte ve yemek pişirmeye başlamaktadırlar.
Gazzeli birçok kadın içerik üreticisi, bu araçlar sayesinde çeşitli kampanyaları gündeme taşımayı başarmış; Gazze halkının içinde bulunduğu şartların doğru biçimde yansıtılmasında ve dünya kamuoyunun desteğinin kazanılmasında ziyadesiyle etkili olmuştur. Yoğun haber sansürüne maruz kalan Batı ülkelerindeki insanlar dahi bu seslere, kampanyalara ve bilinçlendirme çalışmalarına ulaşmıştır. Günümüzde insanlar gruplar hâlinde Filistin halkına destek verenlerin safına katılmaktadır.
İşgalci rejime yönelik tepki ve Filistin’in özgürleştirilmesi meselesi ise bugün dünyanın hür ve vicdan sahibi insanlarının başlıca sloganlarından biri hâline gelmiştir.
Filistinli Kadınların Direniş Modeli Oluşturması
Bunca felaket yaşanmışken bu nitelemelerin ne anlam taşıdığı sorusu akla gelebilir. Filistinlilerin yaşadığı korku, işgal altındaki topraklarda yaşayan ve esasen o topraklara ait olmayan kişilerin yaşadığı korkudan oldukça farklıdır.
Çocukların askerî saldırılar sebebiyle istemeden korku ve kaygı yaşamaları doğaldır ve kaçınılmazdır. Ancak burada önemli olan, anne babaların ve özellikle kadınların, Filistinli çocukların zihinlerinde kendi kahramanlarını ve kadim örneklerini yeniden canlandırmaya çalışmalarıdır.
Bu durum, Filistinli çocukların da anne ve babaları gibi birer kahramana dönüşmelerine yol açmaktadır. Kendileriyle yapılan konuşmalarda sloganlar söylemekte ve şiirler okumaktadırlar. Savaş saldırılarından yalnızca üzüntü duymakla kalmayıp, anne ve babalarıyla birlikte bu sürecin içinde yer almaktadırlar. Henüz küçük yaştaki çocuklar dahi harekete geçme iradesi, cesaret ve düşmanın karşısında durma kararlılığı göstermektedir.
Elbette kadınların ve annelerin çocuklarıyla kurdukları bu davranış biçimi; korku, güvensizlik ve benzeri sebeplerle ortaya çıkabilecek sorunların etkisini azaltmaya yardımcı olmaktadır. Böylece çocuklarda ilerleyen yıllarda görülebilecek ruhsal ve psikolojik bozuklukların düzeyi önemli ölçüde düşebilir.
Ancak yalnızca bu etken yeterli değildir. Psikolog ve doktorlardan oluşan uzman ekiplerin bulunması, zarar görmüş kişilerle iletişim kurması ve güvensizliğin devam ettiği bir ortamda bile onların psikolojik güvenliğini ve ruh sağlığını mümkün olduğunca korumaya çalışması gerekmektedir. Bu, dünyanın bütün özgür insanlarının ortak sorumluluğudur.
Genel olarak Filistin’de yaşanan acı olaylar karşısında üç tür yaklaşım bulunmaktadır:
1. Birincisi, duygusal ve ruhsal-psikolojik yaklaşımdır.
2. İkincisi, inanç ve iman temelli yaklaşımdır.
3. Üçüncüsü ise bilgi ve idrak temelli yaklaşımdır. Bu yaklaşım, din felsefesi çerçevesinde ele alınabilir.
Bağlı bulunduğumuz dinî inanç ve ilkeler açısından bakıldığında, Filistin halkının özellikle psikolojik bakımdan direnebilmesinin temelinde inançları, imanları ve bu üç yaklaşımı bir araya getiren tutumları bulunmaktadır. Bu bütünlük nihayetinde Allah’ın kudretinin insan gücünün üzerinde olduğunu ve Filistin’de yaşanan bütün hadiselerde ilahî iradenin diğer tüm etkenlere üstün geldiğini göstermektedir.
Son zamanlarda kadınların direniş cephesindeki temel stratejileri daha görünür hâle gelmiştir. Kadın ve erkekten oluşan her ailede anne ve baba, çocukların eğitimi ve yetiştirilmesinden sorumludur. Toplumun temel hücresi olan aile, ancak onun direği sayılan annenin gerçek ve doğru konumu belirlendiğinde sağlıklı biçimde işleyebilir. Böyle bir yapıda eğitim ve gelişim süreci doğru yönünü bulur.
Bu temel hücre dirençli ve sağlıklı olduğunda, ailelerin yan yana gelmesiyle toplumun bütünü de sağlıklı ve dirençli bir yapıya kavuşur. Filistinli aileleri ayakta tutan ve her türlü şart altında zorluklara direnebilmelerini sağlayan unsur, direniş ruhunu güçlendirmeye çalışan bu kadınların varlığıdır.
Şöyle denilebilir: “Kadınların direniş cephesindeki temel yaklaşımı, doğrudan ve etkin biçimde sahada bulunmalarıdır. Bu etkin katılım, kendisini farklı şekillerde göstermektedir.”
Umutlarını koruyan anneler görmekteyiz. Pek çok anne, yeni doğan çocuğuna “Aksâ” adını vermektedir. Gelinlik giymiş genç kadınların Filistin’in yıkıntıları arasında yürüyerek kendi topraklarıyla gurur duyduklarına da şahit olmaktayız.
Bütün bunlar, söz konusu kadınların ruhsal ve psikolojik dayanıklılıklarının göstergesidir. Bunun kaynağı araştırıldığında aileye ve ailenin merkezinde bulunan evin kadınına, yani anneye ulaşılır. Anne, direniş ruhuna sahip gelecek kuşakları yetiştirmekten oluşan tarihî görevini doğru ve sağlam biçimde yerine getirebilmektedir.
Böylece bugün fiilen mücadele sahasında duran ve kendisi için aktif bir yaklaşım benimseyen kadın, temel görevlerinden birinin neslin devamını sağlamak olduğunu düşünmektedir. Filistinli kadınların çok sayıda çocuğu vardır. Filistin topraklarının işgalinden yaklaşık yetmiş yıl sonra dahi Filistinli anneler hiçbir şart altında teslim olmamış ve nesillerini çoğaltmayı sürdürmüşlerdir.
Dikkat çekici hususlardan biri de Filistinli ailelerin çocuklarını farklı ailelerin yanına dağıtmasıdır. Böylece bir bombardıman meydana geldiğinde aynı aileye mensup bütün çocukların birlikte hayatını kaybetmesinin önüne geçilmeye çalışılmaktadır.
Bu uygulama, direniş ruhuna sahip kadınların zekâsının, üretkenliğinin ve zorlu şartlara çözüm geliştirme kabiliyetinin bir göstergesidir.
Filistinli Kadınların Sabrı
Sabır, bu kadınlarda son derece belirgin bir özelliktir. Onlar, Hz. Zeyneb’i hatırlatan bir sabra sahiptirler. Yaptıkları konuşmalar dijital platformlarda da yayımlanmaktadır. Bütün bunların yanında iffetli bir hayat sürmekte; aile içinde güvenli bir ortam oluştururken her türlü şart altında bu yaşam biçimlerini korumayı başarmaktadırlar.
Şefkat ve merhamet de bu özelliklere eklendiğinde, adeta ışık saçan bir sevgi ve duygu kaynağına dönüşürler. Bir videoda yaşlı bir kadının ninni söylediği, direniş cephesindeki savaşçıların da bu ninniyi tekrar ettiği görülmüştü. Bu görüntü, direnişçi kadınların şefkat ve merhametinin, onların mücadele içindeki güçlü varlığının bir göstergesidir.
Kadınların oluşturduğu ve çocuklarının moral kazanmasını sağlayarak direniş cephesinde mücadele etmelerine destek olan bu ortamların etkisi gerçekten göz ardı edilemez.
Filistinli kadınlar, tıpkı İranlı kadınların savaşan birliklere sağladığı destek gibi, cephede fiilen savaşan güçlere lojistik ve teşkilat desteği sunmaktadır. Dayatılmış savaş ve Mukaddes Savunma döneminde de kadınların cephe gerisinde küçük üretim atölyeleri kurdukları, tarımsal ürünler hazırlayarak bunları savaşçılara ulaştırdıkları ve böylece mücadeleye katkıda bulundukları görülmüştür.
Mukaddes Savunma döneminde kadınların ortaya koyduğu bu direniş örneği, gerek Lübnan’da gerekse Filistin’de direniş cephesinde yer alan kadınlara önemli ölçüde ilham vermiştir.
Direniş Cephesi Savaşçılarının Yetiştirilmesi
Direniş savaşçılarının yetiştirilmesi, bu kadınların çocuklarını hiçbir korkuya kapılmadan farklı yaşlarda direniş cephesinde yer alabilecek, fedakârlık gösterebilecek ve gerektiğinde hayatlarını feda edebilecek şekilde yetiştirmeleri anlamına gelmektedir ki bu kolay bir iş değildir. Bu anneler, kendi kimliklerini çocuklarına aktarmaktadır. Millî sevgi, toprağa bağlılık, vatana duyulan aşk ve sahip oldukları aidiyet duygusu, onların gücünü katbekat artırmaktadır. Başka bir kadın, bu denli yoğun baskılar altında psikolojik ve ruhsal yüklerin karşısında yenik düşebilir; depresyona girebilir, kaygı yaşayabilir veya şiddetli korkularla karşı karşıya kalabilirdi. Ancak bu kadınlar, umut ruhunu daha da güçlendirmişlerdir. Kendi topraklarında kalmış, tarihin ve direnişin anlatıcıları hâline gelmişlerdir.
Kriz Zamanlarında Direniş Cephesi Toplumlarının İç Dinamizmi
İsrail’in stratejik hesaplarında dikkate alınmayan hususlardan biri, İran toplumunun, Filistin toplumunun ve genel olarak direniş cephesini oluşturan toplumların kriz anlarında sahip oldukları iç dinamizmdir.
Bu toplumlar yalnızca bir devlet veya idarî yapıdan ibaret değildir. Aksine etnik, dinî, tarihsel ve hatta toplumsal cinsiyete ilişkin kimliklerin iç içe geçtiği geniş bir toplumsal zemin niteliğindedir. Bu zemin varlığını sürdürdüğü müddetçe düşmanın tehdidi toplumu yıpratmakla kalmaz; aksine dayanışma ve birliğin güçlenmesini sağlayan bir etkene dönüşür. İran toplumunda da ülke bir tehlikeyle karşılaştığında içten içe kendisini yeniden yapılandırmaya başlar ve farklı kimlik katmanları ayrışmaya değil, varoluşsal bir bütünlüğe yönelir. Bu bağ yalnızca toplumsal bir bağ değildir; aynı zamanda kültürel ve tarihsel bağların derinleşmesine de katkı sağlamaktadır. Bunun bir benzeri Filistin topraklarında da bulunmaktadır. Şüphesiz kadınlar, söz konusu toplumsal yeniden yapılanma sürecinde son derece merkezî ve temel bir rol üstlenmektedir. Kadınları kriz anlarında yalnızca edilgen gözlemciler veya iradesiz mağdurlar olarak gören geleneksel kabullerin aksine, direniş cephesindeki kadınların tarihsel ve yaşanmış tecrübeleri bambaşka bir gerçeğe işaret etmektedir. Bu kadınlar etkili aktörler, toplumsal sermayenin taşıyıcıları, dayanışma ağlarının kurucuları ve hepsinden önemlisi direniş anlatısının muhafızlarıdır. Üstlendikleri bu rol, hem yeni kuşakların yetiştirilmesinde hem de direnişin sürekliliğinin sağlanmasında anlam kazanmaktadır. Bu tür kadınlar; sağlık, eğitim, aile, sahadaki faaliyetler ve özellikle günümüzde medya gibi alanlarda etkin biçimde yer alarak önemli roller üstlenmişlerdir. Onlar yalnızca toplumsal bağları kurmakla kalmamış, bazı kesimlerin tehdit olarak gördüğü kültürel çatlakların içinden direniş mevzileri inşa etmiş ve ayrışmayı dayanışmaya dönüştürmüşlerdir.
Kadınların, kimliğin bu şekilde yeniden inşa edilmesinde son derece belirleyici bir role sahip olduklarını kabul etmeleri gerekir. Gerçekte onlar, içinde bulunduğumuz çağda bugünü geleceğe bağlamakta ve topluma, krizlerin ortasında kendisini yeniden kurabilme imkânı sunmaktadır. Bu alandaki zafer, hiçbir bakımdan askerî alandaki zaferden daha az önemli değildir. Zafer, tam olarak ortak ve kolektif bilincin oluştuğu zeminde şekillenir. Kadınların ve erkeklerin kesintisiz direnişi, gençlerin yaratıcılığıyla birleştiğinde, direnişin özünde görünürlük kazanan güçlü bir bütünlük meydana getirir. Bütün bu unsurlar bir araya gelerek toplumsal ve ortak bir başarının yolunu açmaktadır.
Bugün ister burada kalalım ister ayrılalım, yine de galibiz. Çünkü tarih daima direnen mazlumların yanında yer almıştır. Bizler; acıların, umutların ve işgalci rejimin uykularını kaçıran kadınlarla erkeklerin mirasçılarıyız.
İnşallah, Filistin’in kimliğini ve direnişini anlatmayı başaran, bu uğurda şehit olan iki Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile ile Ferah Ömer gibi kadınlar örnek alınarak yola revan olunur. Bugün her kadının başlı başına bir medya olduğu söylenebilir. Her kadın, direnişin sesini taşıyan canlı bir habercidir.
Kendi vatanında yaşamayı sürdüren ve topraklarını terk etmeyen Filistinli kadınların her biri, HAMAS gibi siyasal oluşumlarda etkin biçimde yer almakta ve cesur, dirençli kuşaklar yetiştirmektedir. Bu kadınlar direnişin efsanevi şahsiyetleri kabul edilmekte; dağlar gibi dimdik duruşlarıyla sabrın ve kararlılığın sembolü hâline gelmektedirler.
TEVHİDHABER
