Abdurrahman Dilipak:Bayram değil, seyran değil...

Abdurrahman Dilipak:Bayram değil, seyran değil...

Habervakti.com yazarı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını iktibas ediyoruz

ABDURRAHMAN DİLİPAK:BAYRAM DEĞİL, SEYRAN DEĞİL.../HABERVAKTİ.COM

Avrupa’dan Ankara’ya sıcak mesajlar gelmeye başladı. Bayram değil, seyran değil, AB’nin bu yakınlaşma arzusu nereden kaynaklanıyor dersiniz. Bu ilgi AB’den 2018’den beri dondurulmuş olan Türkiye’nin üyeliğine yeşil ışık sayılabilir mi?

Son haftalarda ilişkilerde bazı olumlu gelişmeler yaşanıyor; bunlar daha çok ekonomik iş birliği, gümrük birliği güncellemesi, belli meslek grupları için vize kolaylığı ve stratejik ortaklık alanlarında yoğunlaşıyor. "Stratejik ortaklık” dedikleri savunma alanında iş birliği gündemde. Avrupa Türkiye konusunda ihtiyatlı yakınlaşma çabasında. Öncelikleri bizi, Kore tecrübesinden yola çıkarak “ucuz asker deposu” gibi gördüklerinden “asker” ihtiyaçlarını buradan karşılama düşünceleri var. Bize şöyle bir akıl da verebilirler: “gömen gençleri, işsizleri askere alın bize gönderin”. Rusya ile muhtemel bir çatışmada 2. Cephe, yani, muhtemel bir “vekalet savaşı” için savaş paratoneri, sıçrama tahtası olarak Türkiye’nin Jeo Politik, Jeo Stratejik ve Teo Politik öneminin farkındalar ve bunu kendi güvenlikleri için değerlendirmek istiyorlar. Türkiye bu anlamda göç, güvenlik, iklim, ekonomi gibi sebeplerle stratejik bir ortak olarak görülüyor.

1999'dan beri AB aday ülkesi ve 2005'te üyelik müzakereleri başladı. Ancak Kıbrıs sorunu, yargı bağımsızlığı, temel haklar ve demokrasi alanındaki gerilemeler ileri sürülerek, süreç 2018'den beri askıda. Bugüne kadar sadece 1 fasıl, “Bilim ve Araştırma” fasılı tamamlandı, 16 yeni fasıl açıldı ve 8 fasıl Kıbrıs sebebi ile bloke edildi.

Öte yandan üyelik için gerekli reformlarda ilerleme kaydedilmediği için müzakereler dondurulmuş halde. AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, son raporlarda Türkiye'de hukuk devleti ve demokrasi standartlarından uzaklaşıldığını vurgulamıştı. AB Komiseri Marta Kos, 5-6 Şubat’ta Ankara'da Hakan Fidan, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve diğer yetkililerle görüştü. Görüşmelerde Türkiye'nin AB üyelik süreci de ele alındı, ancak öncelik gümrük birliğinin modernizasyonu, vize kolaylıkları ve mülteci desteği oldu. Taraflar, 1995 tarihli gümrük birliğinin güncellenmesi için çalışmaya devam etme konusunda anlaştı. Avrupa Yatırım Bankası'nın (AYB) Türkiye'deki faaliyetlerini yeniden başlatması memnuniyetle karşılandı ve 200 milyon avroluk yenilenebilir enerji kredisi imzalandı!

İş’in püf noktası şurası; AB, Türkiye'yi Ukrayna sonrası dönemde, savaş sonrası yeniden yapılanma, Karadeniz güvenliği konularında kritik bir ortak olarak görüyor ve ilişkileri bu anlamda "yeni bir gözle" değerlendirme eğiliminde. Bu gelişmeler, AB-Türkiye ilişkilerinde bir "ısınma" sinyali verse de bu merhalede üyelik için yeşil ışık anlamına gelmiyor. AB çevrelerinden verilen mesaj Müzakerelerin yeniden başlaması, Türkiye'de hukuk, demokrasi reformları ve Kıbrıs gibi jeopolitik sorunların çözülmesine bağlı. Hukuk başlığı altında İmamoğlu, Demirtaş davaları, Kürt sorunu, 15 Temmuz sonrası yaşanan KHK’larla ilgili. AB tarafında bir yandan genişleme yorgunluğu yaşanırken, öte yanından üyelik için Ukrayna ve Moldova savaş şartlarında ve Ukrayna’daki yolsuzluk, hukuksuzluğa rağmen öncelikli.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in son dönemde Türkiye ile ilgili son açıklamaları genellikle stratejik ortaklık, gümrük birliği modernizasyonu, göç/vize ve güvenlik iş birliği gibi pratik alanlara odaklanıyor; tam üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına dair net bir taahhüt veya yeşil ışık yok. Bu konuda AB ülkelerinin Türkiye’ye ihtiyacı var çünkü. Özellikle de askere!

Von der Leyen AB’de Genişlemeden Sorumlu Komiser Marta Kos'un 5-6 Şubat 2026'daki Ankara ziyaretini destekleyen bir yaklaşım sergiliyor. Von der Leyen'in daha önce Erdoğan'la yaptığı önceki görüşmelerde vurguladığı "yeni bakış açısı" ve "güvenin yeniden inşası" AB’nin Türkiye ile ilgili niyetlerinin ürkek bir dışa vurumu niteliğinde. Kos, "AB ve Türkiye ilişkilerine yeni bir bakış açısıyla yaklaşmanın tam zamanı geldi" derken bu ifadeler Von der Leyen'in açıklamaları ile paralellik gösteriyor. Ancak Von der Leyen AB’den gelecek bir taleple masaya oturmak yerine, DEİK örneğinde olduğu gibi Ankara’nın talepleri konusunda pazarlık masasında kendini talep eden değil, Ankara’nın taleplerini değerlendiren bir konumda kalmak istiyor. Onların kafasında, Türkiye konusunda hala Özel statüde bir iş birliği söz konusu! Öte yandan, Türk iş dünyasının (DEİK) 31 Ocak 2026'da Financial Times'ta yayımlanan Türk iş konseylerinin Von der Leyen, Costa ve Metsola'ya hitaben "üyelik yolunun açılması" için AB liderlerine açık mektubu na AB'den bir "evet" veya yeşil cevabı gelmedi. Görünen o ki, Ankara’dan birçok konuda taviz içeren teahhüd için daha çok "diyalog” beklentisi var.

Von der Leyen, Erdoğan'la görüşmelerinde (son yıllarda birkaç kez) "zor zamanlarda iş birliği" vurgusu yapıyor, ancak tam üyelik için "reform şart" çizgisini koruyor. AB'nin 2025 Türkiye İlerleme Raporu'nda da Türkiye "aday ülke" olarak geçse de "gerileme" notları ağır basıyor ve müzakereler fiilen donmuş halde. Güncel gündem (bugün için Leyen daha çok Rusya'ya yeni yaptırım paketi, Ukrayna desteği, Avrupa savunma stratejisi gibi konularla meşgul.

AB üyeliği sürecinin temelini oluşturan Ankara Anlaşması (Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Bir Ortaklık), 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara'da imzalandı. Anlaşma, Türkiye'nin 1959'daki ortaklık başvurusunun ardından iki yıl süren müzakereler sonucu gerçekleşti ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu anlaşma, Türkiye-AB / AET / Avrupa Ekonomik Topluluğu ilişkilerinin hukuki temelini oluşturur. Anlaşma, hazırlık, geçiş ve nihai gümrük birliği aşamalarını öngörür. Tam üyelik perspektifi de bu anlaşmanın 28. maddesinde yer alır.

Bizim batı ile bütünleşme aşkımızın kökleri Cumhuriyetle başlar. Misuari, ardından Menderesle devam eder. 1950-60 arası DP Balıkesir milletvekili İbrahim Sıtkı Yırcalı'nın "Batıya Kalkan Tren" adlı eseri, 1965 yılında yayımlandı. Yırcalı'nın kitabı Dönemin Batı'ya yönelimini kültürel/entelektüel boyutta yansıtan bir örnek olarak ayrı bir önem taşır. Yırcalı aynı zamanda da Boraks Consalideth’in Türkiye temsilcisi idi.

USS Missouri gemisi, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Münir Ertegün'ün cenazesini getirmek üzere 5 Nisan 1946 tarihinde İstanbul'a geldi. Bu ziyaret, Soğuk Savaş'ın başlangıcında ABD'nin Türkiye'ye desteğinin sembolü olarak kabul edilir; Sovyet tehditlerine karşı caydırıcılık mesajı taşıyordu ve Türk-Amerikan ilişkilerinde dönüm noktası oldu. Geminin ziyareti 9 Nisan'a kadar sürdü. Bu 3 olay, Türkiye'nin önce ABD, sonra Avrupa’ya entegrasyon sürecinin önemli kilometre taşlarıdır: Missouri’nin gelişi ABD ile yakınlaşma ve Soğuk Savaş ittifakı başlangıcı. Bu 3 ayda İstanbul’da Fuhuş sektörü görünür olmasının ötesinde canlandı, Genelevlerin duvarları boyandı. Geminin gelişi sırasında yoğun bir halk coşkusu oluşturulmaya çalışıldı, bandolarla özel karşılama törenleri, sigara çıkarılması, pullar basılması, basının haberi manşetten vermesi gibi olaylar yaşandı,

Camilerin minareleri arasına asılan mahyalara "Welcome" yazıldı mı? Evet, kesinlikle yazıldı. 5-9 Nisan 1946'daki USS Missouri ziyareti tek parti dönemi CHP yönetimi altında, İstanbul'un bazı camilerinin minareleri arasına "Welcome / Hoş geldin" yazılı ışıklı mahyalar asıldı. Missuari gemisinin demirlediği yerdeki Dolmabahçe Camii'ne "Welcome" mahyası asıldı – fotoğrafları hâlâ dolaşımda. Fatih’teki Bezmiâlem Valide Sultan Camii ve bazı kaynaklarda diğer camilere de benzer mahyalar gerildi. Ayrıca Kız Kulesi'ne "Welcome Missouri" yazılı afiş asıldı, Boğaz'da ışıklı tabelalar vardı. Mesela Asya yakasındaki fenerde "Welcome Missouri" elektrikli lambalarla yazıldı.

Batılılaşma yolunda neler, neler yapmadık ki? 1946'daki USS Missouri ziyareti sırasında (5-9 Nisan 1946) genelevler, özellikle Karaköy/Abanoz Sokağı'ndaki resmi genelevler beyaza badana edildi, iç-dış temizlik yapıldı, çalışan kadınlar sağlık kontrolünden geçirildi, en seçkin doktorlar denetimde bulundu, Anadolu'daki bazı genelevlerden "en güzel sermaye kızlar” İstanbul'a getirildi ve ziyaret süresince Türk erkeklerine giriş yasaklandı ve sadece Amerikalı askerlere tahsis edildi. Jeffrey Epstein o zaman henüz doğmamıştı, “Müslüman Türkiye”de bu olay Epstein’in doğumundan 6 yıl önce yaşandı. Kemalist CHP mesela LGBT konusunda genel olarak hala aynı kafadadır. Ve tabi, DP geldi, bu temel politikalarda köklü bir değişiklik olmadı. CHP liler bu işleri paldır-küldür yaparken, DP’liler daha usturublu yapıyordu. Bu kafa, mesela Antep’de, Tekbir getirerek, kurban keserek genelev açılışı yapacaktır.

AB ve ABD’nin Türkiye ilgisinin temelinde İsrail’in varlık ve güvenliğinin olduğunu unutmamak gerek. Dün yaşananları doğru okumadan bugün yaşananları doğru yorumlamak mümkün değil. Bugünü anlamadan da sağlıklı bir gelecek inşa edemezsiniz. Türkiye AB’ye girecekse, KKTC’nin AB’nin çağrısına uymasını neden engelliyorsunuz. AB’ye katılma şartı olarak PKK’lıları ve KHK’lıları, onlar istiyor diye serbest bırakacaksanız, bunu başkaları ile niye “pazarlık eder gibi” bir algı oluşturmaya çalışıyorsunuz ki! Sahi, gerçekten DEİK, Turhan’ın çizdiği gibi, yavrularını emziren anaç domuzu emmek, domuz çobanının “domuz sürüsü”ne bir koyun gibi katılmak mı istiyor? Hani AB “Haçlı ittifakı” idi. Bugün iktidara gelenler, o gün iktidara yürürken böyle diyorlardı. Şunu bilelim, Dostumuz, stratejik ortağımız, üyesi olduğumuz ve olmaya çalıştığımız yapıların tamamı AB de ABD de NATO da Epstein sürecinin bize gösterdiği bir gerçek var, o da bugünün “Deccaliyet”i temsil ediyorlar. Karar vericiler bunu akıllarından çıkartmasınlar. Selam ve dua ile.

NOT: Gaziantep'te 1990’da (o dönem "Ortadoğu'nun en lüks/modern genelevi" olarak lanse edilen) yeni bir genelevin açılışı yapıldı. Açılış töreninde kurban kesildi, dualar okundu, tekbir getirildi "Allah-u Ekber" nidalarıyla yapıldı. SHP/CHP Belediye başkanı Celal Doğan'ın konuşmasında "Vatan evlatlarına hayırlı uğurlu olsun" gibi ifadeler kullanıldı. 1884'te 2. Abdülhamid döneminde "Kerhane Yönetmeliği" ile Galata ve Pera'da lisanslı genelevler açıldı. Bu, fuhşu denetim altına alma ve zührevi hastalıkları önleme amacı taşıyordu. 1906'da Galata civarında yaklaşık 100 genelev vardı.1915'te ülke genelinde 359 resmi genelev tespit edildi; 1884'te 2. Abdülhamid döneminde "Kerhane Yönetmeliği" ile Galata ve Pera'da lisanslı genelevler açıldı. Bu, fuhşu denetim altına alma ve zührevi hastalıkları önleme gayesi taşıyordu. Ayrıca Acem'in Evi (Aksaray'da İranlı İbrahim'in işlettiği lüks gayri resmi genelev, 19. YY 2. yarısında, “Langa Fatma” adıyla bilinen ilk genelev patroniçesi tarafından 2. Abdülhamid döneminde açıldı, Cumhuriyet'te o sokak Zürafa Sokağı adını aldı.