Abdurrahman Dilipak: Uluslararası düzen de çöktü, hukuk da!

Abdurrahman Dilipak: Uluslararası düzen de çöktü, hukuk da!

Habervakti.com yazarı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını iktibas ediyoruz

Abdurrahman Dilipak: Uluslararası Düzen De Çöktü, Hukuk Da!/ Habervakti.com

Dünyada bölgemizde yeni bir oyun kuruluyor. Trump fincancı dükkanındaki fil gibi. Uluslararası örgütler de çöktü. Tump DSÖ’den de çekildi, iklim anlaşmasından da. BM bu durumda giderek işlevsiz hale geliyor, NATO’da. AB bu ahval şerait altında ne kadar dayanır göreceğiz. ABD’nin ayrılmak için hazırlık yaptığı 66 örgüt var. Trump gemileri yakıyor. Kendi kurdukları düzeni kendileri yıkıyor. Sebebi yeni dünya düzenini kendileri inşa etmek istiyor. Yani, bu Kapitalist düzen yıkılması bir çok insan için fazla bir anlam ifade etmiyor. Çünkü inşa edilmeye çalışılan düzen daha otoriter. Artık ulus yok, Demokrasi de Cumhuriyet de yeniden tanımlanmaya çalışılıyor. Dün nüfusunu radikal ölçüde düşürmeye hazırlanıyorlar. Trans Humanizm sonrası Yeni siber yönetimde insandan çok yapay zekalı, nesnelerarası iletişimin NESNEsi olacak BİREY’ler üretilecek. Ankara’da birileri şimdiden bu siber dönüşüme hazırlanıyor gibi sanki.. Kimliklerimize, biyolojik cinsiyetimizden bağımsız toplumsal cinsiyet kimliğini ifade eden GENDER’i yazan BİREY kim?

Yeni dünyanın inşasına giden yolda bir siber savaşa hazır olalım böyle giderse.


1650’lerde hayat bulmaya başlayan Vatikan’la sömürdükleri zenginlikleri paylaşamayınca kendi aralarında 100 yıl savaşın sömürgeci derebeyleri arasında yapılan anlaşmaya ile kurulan ULUS DEVLET’ler 1789 Fransız devrimi ile Kilise dışında da halkın kendi yöneticilerini seçme iradesi esas alan yeni Ulus devletlerin ortaya çıkışından bu yana 200. yılında, arkasında 2 dünya savaşı ve bir soğuk savaş bırakan Uluslararası düzen de çöktü, uluslararası hukuk da. Bugünkü devletlerin ulusal kimlikleri, rejimler, iktidar yapıları ve sınırları, eğitim, gıda, sağlık, güvenlik politikaları hep bu ulus devletin arkasında derin yapılar tarafından belirlenmişti. Evet bu gün bu düzen çöküyor. Hem de bizim üstümüze, bu çöküşün ağır faturasını da insanlığa yıkacaklar. ABD tarihlerinin büyük soygunlarından birini daha hayata geçirmeye hazırlanıyor. Henüz yerine nasıl bir düzen kurulacağı belli değil. Kaotik, belirsizlik ve çatışmalarla dolu bir sürece doğru sürükleniyoruz. Globalistlerin arkasındaki Şeytani güçler artık kimsenin gizlisi değil. Yahudi/Siyonist-Haçlı karması bir koalisyon Kehanetlerden yola çıkarak, İnsanlık tarihini büyük ölçüde sonlandırmak istiyor.

Trump “Fincancı dükkanına giren fil gibi” her yere saldırıyor. Bu Satanist, Pedefolik Siyonistlerin bugün dünyayı “kaostan sonra kurulacak düzen” için Terminatör olarak kullanıyorlar. Trump’in görevi bitince onun da ipini çekecekler. O mayınlı tarlaya sürülen bir günah keçisi, Melek maskeli ins’in Şeytanlarından biri.

Düne kadar Suriye’de ne oluyordu? SDG unsurları hem DAEŞ hem Şam yönetimine karşı operasyonlar yapıyordu. Ne oldu da bir da tarım ve petrol alanlarından geri çekildiler.

Yunanlıların Sakarya’dan geri çekilişini hatırlayın. Yunanistan Sakarya üzerinden İstanbul’a ilerlemek istiyordu. Karadan girecek Yunan birlikleri Trakya’yı kurtaracaklardı. Ankara köşeye sıkışmış, Mustafa Kemal Başkenti Kayseri’ye taşıma hazırlığı yapılıyordu. İngiltere ve Fransa Yunanistan’a desteğiyle, İzmir’e tahliye gemileri gönderdiler. Ruslar ve İngilizler Yunanistan’a karşı bize askeri yardım ve silah, mühimmat verdiler. Yunanistan hızla geri çekilirken halk onların peşinden koşarak yakaladıklarını esir aldılar. Çatışmalarda Yunan güçleri bozguna uğradı. Sonunda Yunanlılar “geldikleri gibi gittiler”. SDG ve PYD’nin durumuna ona benzedi. Bu durumu anlamak için Taksim anıtındaki Rus generallerin heykelleri ile ilgili gerçekleri bilmek gerek.

SDG Fırat’ın doğusundan başlayarak, Tenef üssünden batıya yönelip Davud Koridorunu geçip, Cebel-i Dürz ve Golan tepelerinde, Lübnan’daki Litani Irmağını takip ederek doğu akdenize ulaşmayı hayal ediyorlardı. Kürtler ve diğer gayri Müslüm unsurlar, İsrail ve ABD’nin himayesinde vatan sahibi olacaklardı. SDG zaten bu anlamda Amerikan, İngiliz, İsrail muhibler cemiyetine dönmüştü. Bu ülkelerin bölgede tetikçiliğini, Böyle bir kurtuluş savaşı, bağımsızlık, özgürlük savaşı yok.

Suriye’de Şam yönetimi üzerinden yeni bir plan söz konusu. Kürtler, SDG, KCK, PYD unsurları geldikleri yere Irak’a yönlendiriliyor. İran’da bir “dış müdahale” değil (!?) içerideki yerel halka destek görünümlü bir bir operasyon söz konusu. Bunlardan biri İran, Afganistan ve Pakistan üçgeninde Hindistan destekli bir bağımsızlık hareketi, ABD’ye körfeze girmeden Hind okyanusu üzerinden bölgeye doğrudan müdahale imkanı verecek. Bağram üssüne dönmek istemesinin asıl sebebi, Afganistan üzerinden Çin, Hindistan ve İran’ı kontrol etmek ve Afganistan’daki, İran ve Pakistan’daki Belüc hareketini desteklemek. Bu süreçte Hindistan üzerinden Pakistan’ın baskılanması söz konusu.

İki Azerbaycan’ın birleşmesi konusunu daha önce yazdım. Yeni olan durum şu Irak’a sürülen SDU/PYD unsurlarının İran Kürdistan’ına destek vermesi. SDG’nın ani geri çekilmesi aşiretlerin ayaklanması, Suriye ordusunun tek başına elde ettiği bir başarı değil. ABD sürece müdahale etmedi. Bu senaryoya göre Kürtler, batıya doğru ilerlemeyi durdurup, doğuya doğru, İran Kürdistan’ına yardıma yönlendiriliyorlar. SDG ve Barzani kontrolündeki Kürt unsurlara yeni bir görev söz konusu. Böylece Kürdistan’a giden yolda bir rota değişikliği, Suriye örneğinde olduğu gibi, taktik; bir geri çekilme söz konusu. Yeni kurulacak Kürdistan ABD, İngiltere, Fransa, İsrail ekseninde bir Kürdistan olacak çünkü. Görünen o ki, bir kısım Kürtler buna da razı!? Bu arada Arab Şia’sı adına ABD-İsrail destekli Necefte Kutsal Şii devletini kurulma planı var. Kudüs işgal altında. Gazze’den sonra Sırada Kudüs var. Zaten Suud bu koalisyona teslim oldu. Şimdi sıra Şii'lere geldi. Arab Şia'sı ile DAEŞ’i birbirine düşürürlerse şaşmamak gerek. Kerbelâ / Necefte kutsal Şia devletinin kurulması ile İran’ın rehberlik makamı da sona ermiş olacak bu gidişler.

Gazze’de halka silah bıraktırırlarsa, Laik Filistin devleti de hayal olur. Önce Kudüs konusu gelir. Trump’ın buna ihtiyacı var. Hristiyan-Yahudi çatışmasını önlemek için Mesihiyet ve Meşiah tartışmasını sona erdirmesi gerekiyor. İsrail bölge güvenliği için Lübnan konusunu ele alması gerek. Nuseyri’ler ve Dürziler konusu daha sıcak bir gündem haline gelebilir. Mısırla Sina konusu zaten uzun zamandır masada. Kuzeyde Ürdün’den toprak alıp, güneyde Mekke, Medine’yi de içine alacak bir şekilde sınırlar yeniden çizilebilir. Biliyorsunuz AB’nin himayesinde Arnavutluk da Tiran şehrinde Bektaşi’lerin dünya Merkezi böylece TeoPolitik anlamda yeni bir model oluşturması fikri tartışılıyor. Necef’te kurulacak Kutsal Şia devleti aslında Global Bektaşi tarikatının Vatikan modelindeki bir Şehir devleti olmak gibi bir anlam taşıyor. Aslında bir de Nizariler konusu var. Hani şu Ağa Han denilen kişiden söz ediyorum. Kudüs, Mısır, Fransa, Pakistan, Hindistan, İran gibi ülkelerde kutsanan mekanlara sahipler. Aslında İngilizlerin desteklediği bu hareketin köklerinde Hasan Sabbah da var ve geçmişleri 1100’lerde Fatimiler döneminde ortaya çıkan Şia’nın alt kollarından İsmaili’lik içinde yer aldı. Aslında biz bu tarihten ders almadık ne yazık ki. Bakalım akılsızlıkla gidersek, Mekke, Medine, Kudüs’ü nasıl paylaşacağız!

Osmanlıyı nasıl, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak tartışmaları ile Jön Türklerle yıktılarsa İranı da İranlılara yıktırma planı yapıyorlar. ABD hem PKK, hem DAEŞ, hem FETÖ, hem Laikçi çevreleri desteklemek için dini, mezhebi, etnik, idolojik, politik bütün unsurları destekleyecek. Bu çevrelerin mesela bugün hem AK Parti, hem CHP, hem DEM, hem de MHP’yi aynı anda nasıl destekliyor.

Teşhis doğru değilse doğru tedavi mümkün değil. PKK’yı kim, niçin kurdu? Apo kim, bunu bilmeden, bölgedeki çatışmayı anlayamazsınız. Birileri aynı ülkenin çocuklarının kanları, göz yaşları, çalınan alın terleri üzerinden kendilerine servet ve iktidar üretiyorlar. Adnan Oktarı kim nasıl RP’nin içinde soktu, “İslamcı gazeteler” nasıl böyle bir oyuna geldiler. Oktar’cılar mason, siyonist de aynı zamanda İslamcı ve Kemalist de. Kalkancı tarikatını, kim niçin kurdu. Kalkancı kim? Captagon üreticisine tarikat kurduracaklar siz de onun arkasından tekbir getirerek yürüyeceksiniz, “bu ifritten sualin kılını çekmez akıl”. Bu insin Şeytanları yeri geldiğinde size zafer de armağan ederler. 11 Eylülde saldırıyı da kendileri yaptılar, hayali suçlular bulup o ülkeleri cezalandıranlar da kendileri değil mi?

Yarın kadrolu bir Şii, bir Sünni Mehdi’yi piyasaya sürerlerse bu benim için sürpriz olmaz. O “çakma mehdiler”in peşine düşecek savaşa hazır, her çevreden bir sürü BİREY üretildi, sağ-sol, alevi-sünni, İslamcı Laik, Milliyetçi, Kürt-Türk son çeyrek asırda. Bu kadar Teo politik, Teo stratejik, Jeo stratejik bir ülkede ve bölgede olup-bitenlerden, tarihten habersiz, gelecek tasavvuru olmayan, gerçeklerden kopuk, hakikat bilgisine sahip olmayan kalabalıkları sokağa dökmek hiç de zor değil. Düşman çok güçlü değil biz çok zayıfız. Karanlık aydınlığın yokluğudur. Şeytanın varlığı günah işlememizin bahanesi değildir ve olamaz. Liderlerini, din ve devlet adamlarını İlah ve Rab edinen, idolleştiren bu kalabalıklar kendini değiştirmeden gelecek günler geçen günlerden daha iyi olmayacak. Bu partizanlık ve siyaset tarzı çözüm değil, sorun üretiyor. Politik bir kanserleşme söz konusu. Siyasetin hücreleri birbirini kemiriyor çünkü.

Biz kendimizi değiştirmeden Allah’ın hükmü belli. Değişmesi gereken biziz biz. Lider, örgüt, parti, bu “The cemaat”lerle bir yere gidemeyiz. Şimdi, “kendi nefsimizi hesaba çekme ve kınama” zamanıdır. Tevbe etme, yeniden iman etme zamanıdır. Tarih, bugün ya da gelecek hayalleri ile övünme ve dövünme zamanı değildir. Gelin itiraf edelim : “İnni küntü minezzalimiyn”. Değilse Şeytan bütün esba-ı cefa’sın toplamış geliyor. Ve Allah (cc) zalimler karşısında sessizliğimiz sebebi ile, içimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden ağır bir bedel ödeyeceğiz korkarım. Allah (cc) korkarım o zalimleri başımıza musallat edecek, onları yakacak ateş, bize de dokunacak. Selam ve dua ile.