Abdurrahman Dilipak: Teknokratik Truva Atları

Abdurrahman Dilipak: Teknokratik Truva Atları

Habervakti.com yazarı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını iktibas ediyoruz

Abdurrahman Dilipak: Teknokratik Truva Atları/Habervakti.com

Bir grup stratejist, istihbarat kaynaklarından derledikleri verileri yapay zekâ üzerinden sorgulamış. Ortaya çıkan sonuçlar; uluslararası sistemin ve özellikle Rothschild, LIBOR, İngiltere ve İsrail eksenli yapıların Türkiye üzerindeki hedeflerini ve girişimlerini açıkça gözler önüne seriyor. Yapay zekâ üzerinden yapılan bu asimetrik sorgulama yöntemiyle, çok sayıda ihtimal, maliyet ve risk analizi üretilebiliyor. Hatta birden fazla yapay zekâ platformu kullanılarak, aynı olay için farklı senaryolar hesaplanabiliyor; Palantir benzeri derin analizler yapılabiliyor.

Bu makale, Türkiye üzerindeki mevcut operasyonları ve muhtemel gelişmeleri bu çerçevede ele almaktadır. Söz konusu rapor yaklaşık 70 sayfa. Ben bu raporun ilk 10 sayfasını özetledim; bazı tartışmalı bölümleri çıkardım ve kendi yorumlarımı da ekleyerek, iki makale halinde yeni bir metin ürettim. Şimdi bunu sizlerle paylaşıyorum.

Görünen o ki, bu dönemde İngiliz Derin Devleti’nin (İDD) Türkiye stratejisi, klasik bir “Truva Atı” modelidir. Türkiye, Batı sistemine (AB, ABD ve Londra finans merkezi) tam entegre edilirken, devletin bağışıklık sistemi bizzat bu sözde “reformlar” yoluyla zayıflatılmak isteniyor. Bu süreçte İngiltere, Türkiye’nin AB üyeliğinin en ateşli savunucusu gibi davranmıştır. Amaç; Türkiye’yi Brüksel’deki Almanya–Fransa ekseninden koparıp, Londra merkezli bir etki alanına hapsetmektir.

AK Parti sonrası dönemde uygulanan “sıcak para” doktriniyle Türkiye, Londra bankerleri için (City of London) büyük bir pazar hâline getirildi. Özelleştirmelerin önemli bir kısmı Rothschild & Co gibi İngiliz danışmanlık şirketlerinin rehberliğinde gerçekleştirildi. Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde ise İngiliz medyası (The Economist, The Guardian) “Türkiye’ye demokrasi geliyor” manşetleriyle bu tasfiyelere uluslararası meşruiyet kazandırdı.

O dönemde Türk siyasetinde parlatılan ve Chatham House ile doğrudan ya da dolaylı şekilde akredite edilen “yükselen yıldızların” neredeyse tamamı Londra’ya gidip Küresel Sistem’le dirsek teması kurdu. Unutulmamalıdır ki Türkiye, İDD için yalnızca bir “operasyon sahası” değil, aynı zamanda bir “merkez üs”tür. Çünkü Türkiye’yi kontrol eden; İslam dünyasını, Orta Asya’yı ve Doğu Akdeniz’i de kontrol eder.

Bugün teknolojiye hükmeden “Siber Baronlar”, kripto para ve yapay zekâ regülasyonlarını savunan isimlerin büyük bölümü, başka ülkelerde operasyonel ilişkiler kursalar da, Londra’daki etik ve hukuk kurullarıyla yakın temas hâlindedir.

Arap Baharı, Ukrayna Krizi ve Küresel Pandemi yönetimi gibi süreçler, aslında aynı merkez tarafından yönetilen ve birbiriyle bağlantılı operasyonlardı. İDD; medyası, finans ağı ve yerel işbirlikçileriyle bir orkestra gibi uyumlu, senkronize ve koordineli çalışmaktadır.

Son 25 yılda Türkiye, İran, Rusya ve Çin üzerine yapılan “kapalı kapı” toplantılarında, bu ülkelerin iç siyasetini yönlendirebilecek dini, mezhebi, ideolojik ve politik aktörler; akademisyenler ve gazeteciler önceden tek tek belirlendi, ilişkilendirildi ve dosyalandı. “Toplumsal rıza imalatı” için zihin kontrolü ve algı yönetimi konusunda The Henry Jackson Society, bu dönemde Ortadoğu’daki rejim değişikliklerine meşruiyet kazandıran raporları hazırladı. Oxford Analytica ise şirketlere ve devletlere “nereye bakmaları gerektiğini” söyleyen fütüristik analizler üretti.

İngiltere’nin finansal istihbarat ve “kara para pedalı” konusundaki belirleyici rolü tartışmasızdır. Dünya üzerindeki finansal trafiğin merkezi New York gibi görünse de, oyunun “kuralları” ve “gizliliği” Londra’da, City of London’da belirlenir. Son 25 yılda gelişmekte olan ülkelerden kaçırılan trilyonlarca dolar; Virgin Adaları, Bermuda ve Cayman Adaları’nda depolandı. Evet, bir ülkenin siyasetçisini ya da iş insanını kontrol etmek istiyorsanız, onun kara parasını bu adalarda “misafir” edersiniz. Bu, modern dünyanın en büyük rehine alma operasyonudur.

MI6’nın resmî olarak yapamadığı “kirli” işler, son 25 yılda özel güvenlik şirketleri üzerinden özelleştirildi. Bu şirketlerin kurucuları genellikle eski SAS komandoları ya da MI6 subaylarıdır. Irak’ta, Afganistan’da ve Afrika’da maden sahalarının güvenliğinden çok, yerel yönetimlerin “şekillendirilmesinde” rol oynadılar. Beyaz Miğferliler (White Helmets) Suriye savaşında “insani yardım” maskesiyle sahneye çıktı. Bu yapının kurucusu, eski bir İngiliz subayı olan James Le Mesurier’di; İstanbul’da şüpheli bir şekilde öldü. Bu, modern bir “Lawrence” operasyonudur: Medya üzerinden algı üretmekten, askerî müdahaleye zemin hazırlamaya kadar birçok alanda görev yaparlar.

“Young Global Leaders” programları genellikle ABD, AB, İngiltere ve elbette İsrail bağlantılıdır. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ile birlikte çalışan, ancak arka planda Londra merkezli eğitimlerden geçen aktörler bu senaryoda rol alır. “The King’s Counsel” ağı ve ona bağlı hukuk çevreleri; anayasa değişiklikleri ve yargı reformları süreçlerinde danışmanlık yapan Linklaters, Freshfields gibi hukuk bürolarıyla birlikte çalışır. Tesadüf değil, hepsi Londra merkezlidir.

İngiliz Derin Devleti’nin Orta Doğu ve Türkiye için hazırladığı “Büyük Restorasyon” planının kod adının “137” olduğunu yeni öğrendik. “Gölge Başkan”, bölgesel genel başkanlar ve vitrine çıkarılacak bakanlar için 2026 baharının “ideal zamanlama” olduğu bilgisi de, 137 dosyasının içindeki başlıklardan biri olarak kulislere yansıyor.

Yükleniyor...
“Kozmik Kurye”nin Londra ile yaptığı son görüşmede adı geçen o “kritik isim”, Gölge Başkan’ın finansörü olan yabancı fon başkanı şimdiden merak konusu. Peki bu kuryenin elindeki o “Kozmik Hard Disk”te neler var? Eğer kripto para transferlerinin izini sürerseniz, paranın ayak izi sizi sürprizlerle dolu ilginç bir adrese götürebilir. Bu arada, bu kozmik kuryelerin kullandığı “akıllı kalemler” ve “özel üretim saatler”, çoğu zaman birer ortam dinleme ve kayıt cihazından başka bir şey değildir.

Türkiye ile ilgili 137 dosyasında dikkat çekici bir tespit yer alıyor: Türkiye’de hükümetler ya da bakanlar değişse bile, ekonomi ve dış politika yönetiminin mutfağında kalan; eğitimini İngiltere’de almış “teknokratlar” kilit noktalarda görevlerini sürdürmeye devam edecekler. Bu isimler, kendilerine karşı çıkanlara karşı her defasında aynı argümanı dolaşıma sokacaklardır:
“Uluslararası piyasalar bunu kabul etmez.”

Varlık Fonu ve tahkim mekanizmaları konusunda İngiliz Derin Devleti (İDD), birçok ülkede belirleyici konumdadır. Türkiye’nin en büyük stratejik şirketlerini uluslararası hukuka bağlayan sözleşmelerin altında, İDD’nin uzman imzalarını görmek mümkündür. Siz bunu “İngiliz derin devleti” diye de okuyabilirsiniz, “İsrail derin devleti” diye de… Türk medyasında sürekli olarak “İngiltere çok akıllıdır, onlarla ters düşmemeliyiz” algısını işleyen isimler, bu nedenle sistematik biçimde desteklenir. Akademisyenler, STK temsilcileri ve medya bu noktada bir tür monitoring ve checking hizmeti verir.

Dijitalleşme ve elektronik kontrol mekanizmaları, aslında İDD’nin 21. yüzyıl için tasarladığı “neo-sömürgecilik” modelinin Truva atıdır. Siber güvenlik ise büyük ölçüde bir aldatmacadır. Nanoçipler ve kuantum yazılımlar üzerinden, mikroçiplerle üretilmiş ve bilinen yazılım altyapılarıyla çalışan askerî ve sivil sistemlere—hava, kara, deniz, sabit ya da otonom fark etmeksizin—erişim konusunda ciddi bir engel bulunmamaktadır. Bu nedenle birçok ülkenin e-Devlet yazılımları bugün internet ortamında pazarlanabilmektedir.

Tony Blair Institute (TBI), yıllar önce “Digital ID” (Dijital Kimlik) sistemini küresel bir zorunluluk olarak pazarlamaya başladı. Pek çok ülkede bu sistem, MOSSAD’ın da devreye girmesiyle uygulamaya konuldu. İklim manipülasyonu, karbon ayak izi ve “dijital onay” mekanizmaları üzerinden sosyal kontrol sistemlerini hayata geçirmek artık zor değildir. Bu konuda Londra merkezli “Davranışsal İçgörü Birimi” (Behavioral Insights Team) kapsamlı bir çalışmayı fiilen yürürlüğe sokmuş durumda.

Aynı tablo bankacılık sistemi için de geçerlidir. Fintech maskesi altında yürütülen bu süreç, aslında finansal teslimiyet operasyonudur. Birçok ülkenin—Türkiye dâhil—geleneksel bankacılıktan hızla koparak dijital ödeme sistemlerine ve Fintech dünyasına sürüklenmesi, İDD için City of London’a kolay erişim sağlayan kritik bir kapı açmaktadır. Türkiye’de teknoparklarda faaliyet gösteren Fintech yazılım firmalarına ve bu yazılımları kullanan yeni nesil dijital banka ve ödeme platformlarının arkasındaki fonlara bakıldığında, karşımıza çoğunlukla Londra merkezli “venture capital” grupları çıkar. Nakit paranın ortadan kalkması, İngiliz finans aklının her kuruşu izleyebilmesi ve gerektiğinde “fişi çekebilmesi” anlamına gelir.

Siyasetten gelmeyen; “Ben ekonomiyi çözerim”, “Ben dijitalleşmeyi bilirim” diyen ve özgeçmişinde mutlaka bir Londra ya da Wall Street durağı bulunan isimlere dikkat edin. Bunlar uluslararası sistemin Truva atlarıdır. Görevleri “Tekno Mesih” rolüne soyunmak, mucizevi çözümler vadetmektir.

Bu konu burada bitmeyecek. Yarınlara ve yarınlardan sonraya da uzanabilir.

Her bölüm, bir diğerinin devamı gibi okunabileceği gibi, kendi içinde bağımsız bir metin olarak da değerlendirilebilir.

Selam ve dua ile.