28 Şubat'ta Halk Meydanlardaydı(FOTO)

28 Şubat'ta Halk Meydanlardaydı(FOTO)

28 Şubat'ın yıldönümünde Türkiye'nin dört bir yanında eylemler düzenlendi...

Türkiye, Kafes, İrtica Eylem Planı ve Balyoz darbe planlarıyla hesaplaşırken 28 Şubat postmodern darbesi 13'üncü yılını dolduruyor.

eylem1.jpg

Üniversitelerde başörtüsü krizlerinin yaşandığı, sahte cemaat liderlerinin cübbelerle sokaklarda dolaştırıldığı postmodern darbe, bu yıl çeşitli gösterilerle protesto ediliyor.

eylem3.20100228172959.jpg

Beyazıt Meydanı'nda bir araya gelen sivil toplum kuruluşları, ''28 Şubat''ı protesto etti. Aralarında İHH İnsani Yardım Vakfı, Mazlumder, Özgür-Der ile Eğitim-Bir-Sen'in de bulunduğu bazı sivil toplum kuruluşlarının üyeleri, ''28 Şubat''ı protesto amacıyla Beyazıt Meydanı'nda toplandı.

eylem4.20100228173008.jpg

Grup adına yapılan açıklamada, Türkiye'nin 28 Şubat sürecinin dayatmalarıyla boğuşmaya devam ettiği belirtilerek, ''28 Şubat sürecinde yaşananların halen darbecilere ilham kaynağı olmayı sürdürdüğü de biliniyor. Halk için, adalet için, gelecek nesillerin daha sağlıklı bir ülkede büyümeleri için, bu kirli paslı zinciri bir an önce kırıp atmak şarttır. Bu doğrultuda başta 28 Şubat dayatmasının planlayıcıları olmak üzere, tüm sorumluların yargılanmalarını, tüm yasak ve dayatmaların kaldırılmasını, gasp edilen hakların geri verilmesini istiyoruz'' denildi.

eylem5.jpg

Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne bağlı polislerin yoğun güvenlik önlemleri aldığı eylem, açıklamanın ardından olaysız sona erdi.

eylem6.jpg

İKİNCİ EYLEM TAKSİM'DE

İstanbul'da 70 Milyon Adım Koalisyonu ve Sivil Dayanışma Platformu, Taksim Tünel'de başlayıp Meydan'da sona erecek bir protesto yürüyüşünü başlattı. Yürüyüş, "Erken Final: Bin Yılın Sonu" başlığını taşıyor

 

SAKARYA

Özgür-Der Sakarya Şubesi'nin çağrısıyla Gar Meydanı'nda düzenlenen basın açıklamasında, 28 Şubat darbecileri lanetlenerek, darbe karanlığına karşı adalet ve özgürlük talepleri yinelendi.

Açıklamada, askeri vesayet rejimi ile ülke üzerine ipotek konmasına engel olabilmek için militarist bataklığın tamamen kurutulması gerektiği dile getirildi. Kemal ALPAY tarafından okunan basın açıklamasında 28 Şubat'a ilişkin şu vurgular ön plana çıktı: "Evet!  Çetelerin, aklı, imanı, dışarıda çetelerin,  yer altına silah depolayanların,  ellerindeki medya gücüyle hokkabazlık  ve tetikçilik yapanların ortaya çıktığı gündür 28 Şubat.

Onursuzlukla sorumsuzluğun at başı yarıştığı, sömürünün ayyuka çıktığı, haram para transferlerinin normalleştiği namlu işaretiyle kurdurulan partilerin revaçta olduğu gündür 28 Şubat.

Yargı bağımsızlığının dipçik gölgesinde kaldığı, yüksek yargı denen zevatın brifing almak için sıraya girdiği  rektörlerin "ordu göreve"  hezeyanına kapıldıkları bilim adamlığının intihalle özdeşleştiği gündür 28 Şubat.

Laiklik elden gidiyor naralarıyla halkın manipüle edilmek istendiği,hırsızlığın talanın vurgunun ve faizci tefeciliğin sistemin kutsalları üzerinden meşrulaştırıldığı gündür 28 Şubat."

ALPAY'ın ahid niteliğindeki şu sözleriyle açıklama sona erdi: "Bizler 28 Şubat olarak bilinen askeri ve yargı bürokrasinin sermaye ve medya sınıfları eliyle halka tahakküm etmeye çalıştığı bu  zulüm düzenine boyun eğmedik bundan sonra da eğmeyeceğiz. Bu vesileyle hak ve özgürlük düşmanlarını tekrar lanetliyor; adalet ve özgürlük taleplerimizi kazanana kadar direnişin devam edeceğinin bilinmesini istiyoruz." 

Eylem boyunca "Darbeciler Halka Hesap Verecek" ve "Direniş Adalet Özgürlük" sloganları atıldı. "28 Şubat Hukuksuzluğu Yargılansın; Ergenekon Bataklığı Kurutulsun" ve "Zulme Karşı Direniş; Herkes İçin Adalet" pankartları ile "Darbeci Şefler Yargılansın!", "Eğitimde Yargıda Siyasette Sokakta; Militarist Dayatma Son Bulsun!", "Zulme Karşı Direniş Herkes İçin Adalet", "Unutmayacağız!", "Başörtüm Özgür mü? HAYIR!", "28 Şubatçılar Yargılandı mı? HAYIR!" ve "28 Şubat Sürüyor; (D)uyuyor musunuz?" dövizleri taşındı.

 

 

 

Basın açıklamasının tam metni: 

İslam'a ve Müslümanlara karşı yapılan 28 Şubat post modern darbesi üzerinden 13 yıl geçti. Halka ve halkın iradesine koyulan ipoteğin en son göstergesi olarak 28 Şubat uygulayıcıları açısından  da adeta bir iflasın işareti oldu.28 Şubat'la Türkiye'de rejim en derininden sarsıldı. İddia edip durdukları sosyal devlet ilkesi yerle bir oldu. Ekonomik açıdan her yer bataklığa  döndü. Siyasetten bürokrasiye tüm toplum fişlenerek kaos ve çatışma toplumsal tabanın genel karakteri oldu.

Darbeciler başta üniversiteler, başörtülüler ve imam-hatipliler olmak üzere her kesime yönelik baskıcı ve dayatmacı uygulamalarıyla on binlerce insanın geleceklerini kararttılar. Binlerce insan işinden gücünden oldu. Yüzlercesi olmadık uydurma gerekçelerle cezaevlerine atıldı. Yargısı yürütmesi yasaması ve medyasıyla tüm birimler askerden brifing alır hale getirildi. Andıçlar havalarda uçuştu durdu. Darbeciler o kadar azgınlaştılar ki, bazılarınca 28 Şubat'ın bin yıl süreceği gibi hamasi sloganlar üretildi.

Evet!  Çetelerin, aklı, imanı, dışarıda çetelerin,  yer altına silah depolayanların,  ellerindeki medya gücüyle hokkabazlık  ve tetikçilik yapanların ortaya çıktığı gündür 28 Şubat.

Onursuzlukla sorumsuzluğun at başı yarıştığı, sömürünün ayyuka çıktığı, haram para transferlerinin normalleştiği namlu işaretiyle kurdurulan partilerin revaçta olduğu gündür 28 Şubat.

Yargı bağımsızlığının dipçik gölgesinde kaldığı, yüksek yargı denen zevatın brifing almak için sıraya girdiği  rektörlerin "ordu göreve"  hezeyanına kapıldıkları bilim adamlığının intihalle özdeşleştiği gündür 28 Şubat.

Laiklik elden gidiyor naralarıyla halkın manipüle edilmek istendiği, hırsızlığın talanın vurgunun ve faizci tefeciliğin sistemin kutsalları üzerinden meşrulaştırıldığı gündür 28 Şubat.

Evet,  bugün 28 Şubat'ın üzerinden 13 yıl geçti. Biraz daha farklı bir yıldönümü bugünkü. Dün 28 Şubat'ın mimarlarından, Batı çalışma Grubunun teorisyenlerinden  Emekli Orgeneral Çetin DOĞAN Balyoz soruşturması kapsamında tutuklandı. Balyoz darbe planı kapsamında gözaltına alınan diğer kuvvet komutanları tutuksuz yargılanacaklar.Gözaltına alınanların sayısı yetmişleri geçti. Yüzde doksan beşi asker olan bu zevatın birkaç gün  emniyette çekyatlarda yatıp kalkmaları bazı darbeci severlerin zoruna gitti.

Zamanında on binlerce insanı mağdur edip gelecekleri ile  oynayan bu darbeci paşaların yaptıkları bu zulmün cezasını çekmemeleri düşünülemez. Hiçbir suçları olmadığı halde başörtülüleri keneye benzetip cüzzamlı gibi davrananların bugün çekyatlarda ağırlanmaları yarın sekara yani cehenneme yaslanmayacakları anlamına gelmez.

Bugün biraz daha farklı bir 28 Şubat yıldönümündeyiz. Kahraman diye sunulanların maskelerinin düştüğü kasetlerin ses kayıtlarının ortaya çıkartıldığı görünürde de olsa darbenin ve darbeciliğin karşılıksız kalmadığı hesabının sorulmaya başlandığı kartelci medyanın  sesinin kısıldığı, sömürülerin hortumlamaların arkasının kesildiği bir döneme girilmiş bulunuyor. Ama bunlar yeterli değildir.

Şimdi artık gasbedilen tüm haklarımızın geri iade edilmesi gereken zamandır.Şimdi artık hak ve özgürlüklerimizi elde etmemiz için sesimizi daha da yükseltmemiz gereken  zamandır. Darbecilerin tamamının sonuna kadar hesap vermesi gereken zamandır. Darbe ve darbecilerle hesaplaşılmadan toplumsal huzur ve barış ortamının sağlanması mümkün değildir.

Unutmayalım ki, 28 Şubat zulmü devam ediyor.

Başörtüsü yasağı, kesintisiz eğitim dayatması, katsayı zulmü hala sona erdirilmedi.

28 Şubat'ın teorisyen ve uygulayıcıları henüz hesap vermediler.

Bizler 28 Şubat olarak bilinen askeri ve yargı bürokrasinin sermaye ve medya sınıfları eliyle halka tahakküm etmeye çalıştığı bu  zulüm düzenine boyun eğmedik bundan sonra da eğmeyeceğiz. Bu vesileyle hak ve özgürlük düşmanlarını tekrar lanetliyor ; adalet ve özgürlük taleplerimizi kazanana kadar direnişin devam edeceğinin bilinmesini istiyoruz.

 

ANTALYA

 

Basın açıklamasında darbeler lanetlenerek 28 Şubatta isimlerini sıkça duyduğumuz; Çevik Bir, Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz, Müslüm Gündüz, Vural Savaş, Kemal Gürüz, Ali Kalkancı, Fadime Şahin gibilerinin şu anda nerede olduklarına dikkat çekilmesi gerektiği üzerinde durularak basın açıklamasında "Bugün geldiğimiz noktada iliklerine kadar röntgeni çekilmiş bu karanlık zihniyet, vesayetini daim kılmak maksadıyla demir yumruğunu halkın başına indirebilmek, sağlıklı bir insanın aklına hayaline gelmeyecek yöntemlerini gerçekleştirmek için her türlü terörün de üreticisi ve taşıyıcısı olmuştur. İslami kimliğimize ve insanlığın değerlerine açılmış bu bin yıl sürmesi umulan zorbalığı Rabbimizin ve halkımızın huzurunda lanetliyoruz!" denildi.

Basın açıklamasına katılan Özgür-Der mensupları "Zulme Karşı Direniş, Herkes İçin Adalet!", "Unutmayacağız!", "987 Yıl Daha Mı?", "Bize Her Gün 28 Şubat", "Militarist Dayatmalar Son Bulsun!" , "Militarist Tahakküme Son", "Darbeci Şefler Yargılansın", "Uyan Diren Özgürleş!", "Yasak Sürüyor (D)Uyuyor musnuz?" yazılı dövizler taşıdılar.

Topluluk "Müslüman Uyuma İnancına Sahip Çık!", "Uyan Diren Özgürleş!", "Cuntacılar Halka Hesap Verecek!", "Gün Gelecek devran Dönecek Darbeciler Halka Hesap Verecek!", "Darbelere Karşı Omuz Omuza!" şeklinde sloganlar attı.

Basın açıklamasından sonra topluluk tekbir getirerek dağıldı.

Basın Açıklamasının Tam Metni

28 Şubat 1997 bundan 13 yıl evvel azgın bir azınlığın halka karşı gerçekleştirdiği DARBE'ler zincirinin son  halkası. Darbeler zinciri çünkü, rejim ve rejime bağlı olarak varlığını sürdüren darbe yanlısı seçkinler, iktidarlarını payidar kılabilmek dürtüsüyle darbeciliği bir yönetim biçimi olarak benimseyip, bunu mümkün kılabilmek için her türlü iftira, komplo, kaos planı ve terör faaliyetini yaşam biçimine dönüştürmüşlerdir.

Halk düşmanı cunta ve bunlara eklemlenmiş bürokrat, medya patronu, siyasi ve sermayedarın gözetimi altında VESAYET REJİM 'ine yaslanarak asalak yaşamını sürekli kılmak maksadıyla uluslararası güç odaklarının maşası haline gelmiş köhne bir zihniyetin röntgenidir 28 Şubat.

O günleri bir daha anımsayacak olursak; sahte şeyhler, iftiralar, komplo ve düzmece tarikatler oluşturmak suretiyle hergün gazete ve ekranlardan pazarlanan korku ve terör marifetiyle karanlık emellerini bir kez daha gerçekleştiren cuntanın eliyle halkın sırtına sadece bu operasyonla 40 milyar dolarlık bir yük daha bindirilmiş, yorgan çalınınca sular durulmuştur.

Vesayet rejimini, sürekli krizler ve terör ile mümkün hale getiren azgın azınlık, karanlık yüzü ayyuka çıktığı her dönem darbe silahını halkına çevirmekten imtina etmemiştir. Kurulduğu günden beri halkının değerlerini tehdit, halkının bir kısmını  da "iç düşman" olarak tanımlamaktan utanç duymayan bu arsızlık, komplo ve iftira marifetiyle olgunlaştırdığı şartları bahane ederek halkına silah doğrultmaktan bir an olsun imtina etmemiştir. Halkın değerlerine düşmanlık İslam'ın sembolleri üzerinden yürütülürken, halkın temsilcisi siyasileri idam etmek suretiyle gerçekleştirdikleri zulüm, temel hak ve özgürlük düşmanlığını varlığının güvencesi sayan bu karanlık zihniyetin zorbalık noktasında sınır tanımazlığının da somut ifadeleri olmuştur.

Vesayet rejimi, varlığını borçlu olduğu darbeleri sadece asker marifetiyle yapmıyor. Asker tek başına darbe yapamıyor. Demek ki, darbeler tek başına askerlerin eseri değil. 28 Şubat; büyük sermaye, Meclis'teki muhalefet partileri, yargı ve üniversite bürokrasisi, medya ve "bir kısım" sivil toplum ile geniş bir koalisyonun eseriydi. Balyoz ve Kafes planları bugün askerin bu işi tek başına yapmaya kalktığını gösteriyor. Bu karşılaştırmadan elde edilecek en değerli tecrübe darbeciliğin askerlere özgü bir meslek ve meşrep olmadığı. Türkiye'de devleti ele geçirmek için kullanılan kirli bir iktidar yöntemi var. Rant ekonomisi ile yaşayan büyük sermaye, finans araçlarına sahip olmak için devlet içindeki iktidara şöyle bir huruç hareketi düzenliyor. Elindeki silahın kendisine iktidar olmak için verildiğini düşünen askerler zaten "Hazır ol" da. Sonuç; asker gücü doğrudan eline alıyor, bu güç büyük sermayeye para, üniversite despotlarına ve muhalefet partilerine iktidar kapısını açıyor. Olan Türkiye'ye oluyor. Ekonomi, 13 yıl önce yapılan bu darbe yüzünden üçte bir oranında küçüldü. İşsizliğin ve yoksulluğun içinde bu darbenin payı çok büyük.

28 ŞUBAT AKTÖRLERİ NEREDELER?

Çevik Bir: Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı, 'Batı Çalışma Grubu'nun planlayıcısı ve 'demokrasiye yapılan balans ayarı'nın kahramanı. Postmodern darbe sonrası, cumhurbaşkanlığına çıkmak istedi ancak başarılı olamadı. Ergenekon soruşturması kapsamında savcılara ifade verdi.

Fadime Şahin: Dönemin Aczimendi tarikatı lideri Gündüz'ün mağdur ettiği 'genç kız' daha sonra başını açtı. Şahin'in son olarak, "Tanık Koruma Programı" kapsamında estetik ameliyat olduğu, A.Y ismiyle yeni bir kimlik numarası aldığı iddia edildi.

AliKalkancı: Dönemin 'Sahte şeyhi'. Siyasete zemin hazırlayan irtica tehdinin 'tarikat liderleri'nden. Kalkancı geçtiğimiz yıl İstanbul polisinin ortaya çıkardığı büyük bir uyuşturucu fabrikasının sahibi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Şu anda cezaevinde. Kalkancı'nın ismi Ergenekon sanıklarından Zekeriya Öztürk'ün iş ortağı olarak da geçiyordu. Öztürk'ün, iddianameye de giren bir telefon konuşmasında Kalkancı için "bizim hoca" ifadesini kullandığı ortaya çıkmıştı.

Mesut Yılmaz: Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk ve tek "Sanık Başbakanı" oldu, Yüce Divan'da yargılandı. Yılmaz şimdi, DP Rize Milletvekili.

Süleyman Demirel: 'Başkomutan' olarak darbeyi önlediğini söyledi, döneminde Refah-yol hükümeti düştü. İkinci kez köşke çıkma formülü "5+5? kabul görmedi. Şimdi, Güniz Sokak'taki evinde dinleniyor.

Müslüm Gündüz: Aczimendi tarikatının lideri olarak, irticacı örgüt kurarak cumhuriyeti yıkmak iddiasıyla 15 arkadaşıyla birlikte yargılandı, 5 yıl hapis cezası aldı ve 2000'de şartlı tahliye edildi. Geçen ay Türkiye aleyhine 'Adil yargılama yapılmadı' iddiasıyla açtığı üçüncü davayı da kazandı.

Kemal Gürüz: YÖK Başkanı olarak, MGK kararlarının üniversitelerde uygulanmasını sağladı. Başörtüsü yasağının mimarı Gürüz de Ergenekon soruşturması sanığı.

Vural Savaş: Dönemin başsavcısı. İki partinin kapatılması ve postmodern darbenin hukuki altyapısını hazırlayan isimdi. Savaş, şimdi marjinal bir haftalık dergide yazılar yazıyor.

28 Şubat süreci "kamusal alan" gibi terimleri günlük hayatımıza yerleştirdi. Hukukçuların bile tanımlamaktan aciz kaldığı bu terimi; kafasına esen, başörtülüleri toplumsal alandan tecrit etmek için kullandı. Kamusal alan, toplumun yaşam alanlarını ifade ederken, 28 Şubat müslüman kimliğin yaşamdan kovulması girişimiyle engizisyonu aratmayacak bir cadı ve sürek avının da takipçisi olmuştur. Kamusal alan yalanıyla başörtülü kadınlar; hastanelerden, hava alanlarından, hatta okul aile birliği toplantılarından kovuldular.

Vesayet rejiminin kendini ayrımcılıkla ikame edebildiği, bu uğurda aklın ve izanın kabul edemeyeceği bin bir türlü toplum mühendisliği projesini tedavüle süren cunta; bu saçma zihniyetinden sadır olan karanlığı bütün bir ülkenin üzerinde 1000 yıl sürdürebilme hevesiyle zorbalığın bin bir çeşidini tarihin karanlık sayfalarına yazdırmıştır. Sayısı on binleri bulan kovuşturma ve tutuklamalar, sayıları milyonlarla ifade edilebilecek başörtülü öğrencileri diri diri toprağa gömme yani kamusal alanın dışına çıkarma, hayattan koparma girişimi.

Bugün geldiğimiz noktada iliklerine kadar röntgeni çekilmiş bu karanlık zihniyet, vesayetini daim kılmak maksadıyla demir yumruğunu halkın başına indirebilmek, sağlıklı bir insanın aklına hayaline gelmeyecek yöntemlerini gerçekleştirmek için her türlü terörün de üreticisi ve taşıyıcısı olmuştur. İslami kimliğimize ve insanlığın değerlerine açılmış bu bin yıl sürmesi umulan zorbalığı Rabbimizin ve halkımızın huzurunda lanetliyoruz!

 

TATVAN

 

Basın açıklamasını Eğitim Bir -Sen Yönetim kurulu üyesi, Fırat KIRANŞAL ve Özgür Der Tatvan şubesi Başkan Yardımcısı Şefik AKDENİZ okudu.

28 Şubat 2010 tarihinde, Cum caddesi Lipetgaz yanında Saat 12.30' da gerçekleştirilen basın açıklaması, halkımızın yoğun bir katılımı ile gerçekleştirildi. Basın açıklamasına değişik kesimlerden sivil toplum kuruluşlarının yoğun ilgi gösterdikleri görüldü. Basın açıklamasında Maske düştü Silivri göründü, Zompawe Le Serewe, Erken Final Bin Yılın sonu, Darbelere ve darbecilere hayır, paşa paşa yargılanacaksınız, herkes için adalet, zulme karşı diren, Darbeciler hesap verecek, yargıtay kararı ile yasak sokakta despotizim zirvede başörtüsü zulmüne son ve 28 şubat, 12 mart ,12 eylül, 27 mayıs eldiven yakamoz, ay ışığı kafes , sarı kız  ve balyoz darbe planlarını yapan darbeciler halka hesap verecek VB pankartlar taşındı  Basın açıklaması sık sık tekbir ve sloganlarla kesildi.

 

Fırat KIRANŞAL'ın okuduğu Basın açıklamasının tam metni:

Bugün 28 şubat postmodern darbenin 13.yıl dönümü. sözde bin yıl devam edecekti. demek ki 987 yıl daha bu zihniyetin izlerini bu halk bekleyecek. Oysaki halkına zülüm edenlerin daha 13. yılda nasılda hesap vermeye başladıklarına şahit oluyoruz. İktidara çok meraklı olan bu zevatlara sesleniyoruz. hadi çıkarın apoletlerinizi, kurun partilerinizi, girin seçimlere yıllardır koruduğunuz bu halkın oylarına talip olun. bakalım ne kadar seviliyorsunuz, ne kadar teveccüh görüyorsunuz görelim. Karanlık odalarda halk için hazırladıkları tuzaklar nasılda tek tek deşifre oluyor.Onlar tuzak kurarlar halka, bilmezler ki Allah ta onlara tuzak kurar, tuzaklarını başlarına yıkar.

Son zamanlarda milleti hafife alan, millet egemenliğini millete rağmen hiçe sayan, militarist yaklaşımlarla ilgili süreci yakından takip ediyoruz. Devletin öznesi olan milletin gönlünde taht kuramamış,  demokratik usullerle gönüllere hitap ederek mesafe almayı gözü kesmemiş, kimi oluşumların ülke idaresini antidemokratik yollarla, çağdışı kalmış ilkel metotlarla elde etmeye dönük militarist örgütsel çalışma içerisinde bulundukları açığa çıkmıştır. Darbeci sıfatının tüm iğrençliğini sergileyen, kimi sivil görünümlü militarist örgütlerle birlikte hareket eden çetelerin emellerine ulaşamadan yargının pençesine düştüler. Milletin nasıl bir tehlikeden kurtulduğu da açığa çıkıyor. Millet adına karar veren bu cuntacıların, milletin huzurunu bozmaya kastetmişlerdir. Bu oluşumları, milletin tarumar edeceğine inanıyoruz. Çetelere kıyısından köşesinden bulaşan, örgütsel emelleriyle çetelerin emelleri arasında paralellikler kurarak antidemokratik süreçten fayda uman sendika, vakıf, dernek gibi darbe payandalarının da dersini de en güzel milletimiz verecektir. 28 şubatla birlikte insan hakları ihlal edilmiş, inançlı insanlara karşı baskılar artmış, imam hatip okulları kapatılmış, kuran kursları baskı altına alınmış, memurlar fişlenmiş, başörtüsü her alanda yasaklanmış, namaz kılan subaylar ordudan inançlı oldukları için atılmış, ordu evlerine örtülü olan asker yakınları alınmamış, eğitim-öğretim iflas etmiş, bankalar boşaltılmış, birçok insan işkence ve kötü muameleye tabi tutulmuş, halk korkutulmuş, halkın inançlarına ve değerlerine hakaret edilmiş ve milletimizin hayrına olan her şey bertaraf edilmiştir.

Hak ve özgürlükler platformu olarak milletin iradesini önemsiyor, hiçbir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın hak, özgürlük ve adaletten yana tavır koyuyoruz. Her türlü darbe biçimlerine ve darbe sevdalılarına sonuna kadar karşı olduğumuzu ve tüm gücümüzle karşı duracağımızı deklare ediyoruz.

Türkiye, 1960 darbesinden başlayarak bütün darbe ve sonuçlarıyla hesaplaşmadan gerçek bir özgürlük ve adalete asla kavuşamayacaktır. Özellikle 1960 darbesi; oluşturulan kurumlarıyla, tekrar gözden geçirilmeden bu gibi antidemokratik sonuçlardan kurtulmak mümkün olmayacaktır.27 mayıs,12 mart,12 eylül ve 28 şubat tarihleri her zaman kirli oyunların tezgahlandığı ve zülümlerin sahnelendiği günler olmuştur. Bu günler  herkesin hatırında iğrenç   günler olarak kalacaktır. Çeteciler, müslüman komşu ülkeleri düşman, düşman emperyalist ve Siyonist devletleri dost kabul etmiş, eline aldığı her şeyi yüzüne gözüne bulaştırmış, ekonomiyi batırmış,kardeşi kardeşe kırdırmış ve ülkenin içinden kolay kolay çıkamayacağı kürt sorununu ortaya çıkarmıştır.Artık her kesimi kucaklayan,hak ve özgürlükleri koruyan darbecileri sivil mahkemelerde yargılayacak sivil bir anayasanın acilen  yapılması gerekmektedir. Bu ülkede yapılan her darbe ülkeyi 20 yıl geri götürmüştür.28 şubat sonrası bankalara yönetici olan darbeciler bankaları nasıl batırdıklarını halkımız unutmamıştır. eğitime şekil ve biçim verdiklerini zannedenler eğitim ve öğretimi nasıl iflasın eşiğine getirdiklerini de en iyi eğitimciler bilmektedir. Görevleri milleti korumak olanların bu milletin başına nasılda büyük bela olduklarını da en iyi halk bilir. milletimizi koruması gerekenlerden aslında Allahın  bu milleti nasılda koruduğuna şahit oluyoruz.Allahım bizi korumaya çalıştığını zannettiğimiz bu darbeci ve cuntacılardan sen bu halkı  her zaman koru.Darbecilerin ellerini her şeyden çekmelerini hukuki şartlar dahilinde sadece görevlerini yapmalarını ve halkın iradesine,inançlarına saygılı olmalarını istiyoruz.Ayrıca hükümetin yasal düzenleme yaparak darbecilerin sivil mahkemelerde yargılanmasını talep ediyoruz.kamuoyuna saygı ile duyurulur.

 

Şefik AKDENİZ'in okuduğu basın açıklamasının tam metni

BALYOZ'U PLANLAYANLAR 'KAFES'LERE TIKILMALIDIR!  

28 Şubat'ta yapılan post modern darbe, 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri, zalimlerin, iktidarlarını sürdürmek için, zora ve sopaya başvurma geleneklerinin devamıdır. 28 Şubat darbesinin ruhu, aradan geçen 13 yıla rağmen hala etkisini sürdürmektedir. Eldiven, Yakamoz, Ayışığı, Kafes, Balyoz, Sarıkız darbe planları, ilhamlarını 28 Şubat darbesinden almaktadır. Bu tuzakların, ne kadar zalimce ve vahşice planlar olduklarını hepimiz artık biliyor ve görüyoruz.

Bu çeteler sürekli olarak egemen güçler tarafından himaye edilmişlerdir. İslami değerlere karşı yürütülen sinsi müdahaleler, kirli oyunlar bugün bile sistemli olarak devam etmektedir. Bunun en büyük örneği Balyoz darbe planındaki kalleşçe planlardır. Aslında Balyoz darbe planındaki korkunç senaryolar çok da şaşırtıcı ve yeni şeyler değil. 27 Mayıs'tan 12 Mart'a, 12 Eylül'den 28 Şubat'a ve  27 Nisan'a kadar tüm darbe süreçlerini, bizzat darbeciler hazırlamışlardır. Maraş katliamından, Danıştay saldırısına kadar her türlü karanlık eylem bu amaçla üretilmiştir

Balyoz planında da, darbe sürecini olgunlaştırmak için cuntacılar, Cuma namazı vaktinde Fatih ve Beyazıt camilerinde bombalı saldırılarla katliam yapmayı, kendi savaş uçağını düşürerek, Yunanistan ile ülkeyi savaşın eşiğine getirmeyi, 200 bin kişiyi gözaltına almayı planlamışlardır.   İlköğretim öğrencilerini bir müzede toplayıp katletmek gibi, vahşetin sınırlarını zorlayan eylemler, cuntacıların nasıl gözü dönmüş bir şekilde hareket ettiklerini ortaya koymaktadır.

Allah u Teala Bakara Suresi 114. ayetinde mealen şöyle buyurmaktadır. 'Allah'ın mescitlerinde O'nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına çaba harcayanlardan daha zalim kimdir? Onların (durumu), içlerine korkarak girmekten başkası değildir. Onlar için dünyada bir aşağılanma, ahirette de büyük bir azab vardır.' Camilere bomba koyarak, Olağan Üstü Hal ve Darbe yolunu açmayı planlayan bir gözü dönmüşlük içeren Balyoz darbe planlarıyla ilgili olarak, Genelkurmay'ın örtme tavrı kamuoyunu asla tatmin edemez.  Genelkurmay, "Allah Allah" Nidalarıyla Hakikati Örtemez. Çünkü bizler Allah dedikleri için, namaz kıldıkları için veya eşleri, anneleri başörtülü oldukları için binlerce subayın Yallah, Yallah denilerek ordudan atıldıklarını unutmadık.

Yaşadığımız ülkenin tarihi ve TSK'nın geleneksel duruşu, bu planların kâğıt üstünde kalmadığını, birer oyun olmadığını, yeteri derecede gösterecek kadar darbelerle doludur.

İyi bilinmelidir ki, deşifre olmuş birkaç emekli paşanın yargılanmasıyla darbeci anlayış bitmeyecektir. Bunun için, öncelikle onu besleyen militarist zihniyetin ortadan kaldırılması gerekmektedir. 

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve TSK iç hizmet kanununun 35. maddesi ile MGK kaldırılmadıkça, vesayetçi rejim devam edecektir. Daha genelde ise darbecilerin hazırladığı bir anayasa yürürlükte olduğu müddetçe, militarist ideolojinin siyaset ve toplum üzerindeki etkisinin devam edeceği bir gerçektir.

Bizler halkımızı cuntacı anlayışa karşı tepkisiz kalmamaya çağırıyoruz. Halk ve hak düşmanlığı yapan cuntacıların cezalandırılmasını, militarist vesayeti besleyen uygulama ve anlayışın ortadan kaldırılmasını ve darbecilerin Sivil Yargıda Yargılanmalarını talep ediyoruz.

Bizler, darbe bağımlısı bir sistemde, darbe planları ile yaşamak istemiyoruz. İnsanlık onuruna aykırı, halkın iradesinin hilafına, hukuksuz, zalimce dayatmalardan kurtulmanın yolu, darbeci geleneğin tüm kurumlarıyla ve işleyişiyle tasfiyesinden geçtiğini biliyoruz.

Karanlığa karşı AYDINLIĞIN, zalime karşı MAZLUMUN, haksızlığa karşı ADALETİN, batıla karşı HAKKIN, zorbalıklara karşı HUKUKUN ve darbelerle halka savaş açanlara karşı, halkın yanında olduğumuzu göstermek için bir aradayız. Kimse unutmamalıdır ki, tarihte kendi halkına, onun değerlerine ve iradesine savaş açıp ta,  galip gelmiş hiçbir güç, hiçbir ordu yoktur. 

Hangi düşüncenin mensupları olursak olalım, kendi ülkemizde özgürce ve insanca yaşamak her birimizin en temel hakkıdır.  Hiç kimse ve hiçbir kurum üzerimizde efendi değildir. Birileri ülkenin asıl sahipleri ve bizlerin efendileri gibi davranmasına asla müsaade etmemeliyiz.

Bütün dünya darbecilerin ve zalimlerin yanında olsa bile, biz mazlumların yanında olmaya, gerçekleri haykırmaya ve zulme dur demeye devam edeceğiz. Adaletten, haktan ve hukuktan yana taraf olmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.    

Basın açıklamamıza şu sözle son veriyoruz,  Özgürlük ve Adalet için kafesleri ve Balyozları kıralım.

 

ÇORUM

28 Şubat darbesinin önceki darbelerin bir uzantısı olduğunu vurgulayan Salih Korucu, darbe geleneğinin Kemalist sistemin bir hastalığı olduğunu söyledi. İslami olan her şeye düşmanlığı olan Kemalist sistem halka ve halkın dini ve siyasi tercihlerine müdahale ve dayatmalarda bulunma hakkını kendisinde bulduğunu vurguladı.

İfşa olan darbe belgelerine atıfta bulunan Salih Korucu, 28 Şubat darbecilerinden hesap sorulmayışının darbe plan ve teşebbüslerine güç ve cesaret kazandırdığını ifade etti. Ardından 28 Şubat ve sonrasında yaşanan ve Müslümanların hedef alındığı hukuksuzluklara dair örnekler sundu.

Daha sonra Özgür-Der üyesi Murşide Gökgöz Doğu ve Güneydoğu'da yaşanan ve binlerce kişinin ölümüne neden olan hukuksuzlukları hatırlatarak, sorumlusu olan JİTEM'cilerle, 28 Şubatçılar ve Ergenekoncular büyük oranda aynı kişiler olduğundan JİTEM dosyasının da Ergenekon dosyasına eklenmesi gerektiğini ifade etti.

Türk-Kürt, Sünni-Alevi, Laik-Antilaik gibi kamplaşmalar üretildiğini ve nifak tohumları ekenlerin istediği ortam sadece darbe düzenini ayakta tutmaya hizmet edeceğini belirten Gökgöz, 28 Şubat'ın İslam'a ve Müslümanlara açılmış bir savaş olduğunun altını çizdi.

Şubatlar değil bin yıl, binlerce yıl sürse de karşınızda Tevhid ve Adalet'in temsilcilerini her zaman bulacaklarını hatırlatan Gökgöz, "Müslüman kimliği İslami inancı ve değerleri yok sayılmaya çalışılan bizler, bugün hâlen meydanlardayız; tevhid, adalet ve özgürlük için verdiğimiz haklı mücadelemize devam edeceğiz." dedi.

Darbe protestosu esnasında Darbeciler Halka Hesap Verecek, Paşaların Tankı Yıldıramaz Halkı, Kahrolsun Darbeci Hak Düşmanları, Baskılar Bizi Yıldıramaz, Yaşasın İslami Mücadelemiz sloganları atan Müslümanlar,  " 28 Şubat Darbesinden Güç ve Cesaret alan Balyozcular şimdilik yargılanıyor; peki ya 28 Şubat darbecileri ?" pankartı açıldı. "28 Şubat Müslümanları ve İslami Değerleri Kafesledi", " Darbeci Keneler Düşün Halkın Yakasından", " 28 Şubat Müslümanları ve İslami Değerleri Balyozladı", "Militarist Bataklık Kurutulsun","28 şubat Darbecileri Hesap Versin","28 Şubat Yargı Vesayetine Son"," Herkese Eşit Adalet" vb, dövizler taşıdılar.

Özgür-Der Çorum Şb.Ynt.Krl.Üyesi Salih Korucu tarafından okunan Basın Açıklaması Metni

28 Şubat 1997 askeri darbesinden bu yana 13 yıl geçti. 28 Şubat darbesi, 'İrtica' edebiyatıyla ülkedeki tüm İslami kimlik ve duyarlılık sahipleri ve onların değerleri hedef alınarak yapıldı. 28 Şubat da Türkiye'deki darbe zincirlerinin bir halkası olarak, Osmanlı'nın son dönemlerinden kalan bir mirasın uzantısı olmuştur. Her darbede olduğu gibi 28 Şubat darbesinin de temel mantığı şu idi; "Halk cahildir, onların yerine biz en doğrusunu düşünür ve yaparız. Halk bunun aksini isterse yanlış istemiştir ve biz zorla bu halkı yönlendiririz."

Bugün gelinen noktada; Türkiye'deki sistemin işleyişini yeterince tanıyamamış kimselerin, gelişen kimi görece olumluluklardan dolayı "artık darbe olmaz" söylemini dillendirdiklerine de tanık olmaktayız. Oysa yaşanan darbelere ve ifşa olan darbe planlarına baktığımızda, bu iyimserliğin beyhude olduğunu çok rahat ifade edebiliriz. Üzerindeki imzaları ıslak birçok darbe planının tarihlerine baktığımızda, darbeci zihniyetin halen " benim oğlum bina okur döner döner yine okur" anlayışında olduklarını görmekteyiz.

Sadece konjonktürel açıdan darbe şartlarının olgunlaştırılamayışı, bu planların hayata geçirilmesini şimdilik ertelemekte. Üstelik geldiğimiz noktada halen darbecilerin yargılanamayışları, onlara ayrı hukuk işletilmesi ve yaptıklarından pişmanlık duymadıklarını ifade etmeleri, emekliliklerinde paşalar gibi yaşamaları ve en önemlisi darbe planlarının ortaya fışkırdığı ordunun, darbecilerden hesap sormayıp onları savunan tavrı, darbe geleneğinin yaşatılmaya çalışıldığı düşüncemizi güçlendirmekte.

Türkiye gündemine en son giren 'Balyoz' darbe planı çerçevesinde gerçekleştirilecek cami bombalamalarına ilişkin " Cephede savaşırken Allah Allah diye bağıran bu ordu Allah'ın evini hiç bombalar mı?" diyerek herkesi hizaya çekmeye çalışan Genelkurmay Başkanının çıkışlarının boş olduğunu da ifade edelim. Asimetrik Psikolojik savaş edebiyatıyla yavuz hırsız misali üste çıkanlar gerçekleri görmemekte halen ısrar etmekteler.

Sormak gerek; Koç müzesine gezi düzenleyecek okul öğrencilerine dönük Kafes eylem planında ortaya çıkan ve savcılar tarafından planın gerçek olduğu ispatlanan bombalama eylemini kim planladı?

Daha iki gün önce askeri savcılık 'Balyoz'un seminer değil, bir darbe planı olduğuna karar verdi. Buna ne demeli?

İstiklal Mahkemelerinde İslami duyarlılıklarından dolayı onbinlerce büyüğümüzü asanlar aynı zihniyetteki kadrolar değilmiydi?

Kemalist sistemin halka rağmenci anlayışı tıkanmıştır ve bu tıkanıklığın açılması için her on yılda bir siyasete ve topluma hat çizmek için darbe yapıldı. Ancak mevcut sistem artık dikiş tutmamaktadır. Darbecilerden hesap sorulmaması darbe geleneğinin devamını sağlamıştır.

İşte 28 Şubat askeri darbesinden hesap sorulmadığı için hem darbe uygulamaları devam etmekte, hem de yeni darbe planlarının hazırlandığını ifşa olan planlardan, belgelerden öğrenmekteyiz. 28 Şubat askeri müdahalesi bugün bazı sivil-asker-bürokratik kurumlar eliyle hala devam ettirilmektedir. Üniversitelerde ve kamu kurumlarında başörtüsü yasağı tüm şiddetiyle sürüyor. İmam Hatip okullarının önünü kesmek için çıkarılan katsayı zulmü devam ediyor. Kur'an kursları üzerindeki yasak ve baskılar sürüyor. Yargıya hala sistemin tetikçiliği yaptırılıyor, hala hükümetlere kırmızıçizgiler çiziliyor. Eğitimden siyasete, sivil toplum örgütlerinden yargıya, ekonomiden dışişlerine kadar topluma ve siyasete sürekli müdahale ediliyor.

"Biz yaptık, oldu!" mantığından hareket eden egemenler bu kirli dönemde ülke genelinde gerçekleştirdikleri sayısız hukuk dışı icraatın kapatılıp, unutulmasını; hala büyük çapta mağduriyetler üretmeye devam eden dayatmalarının aynen sürdürülmesini istiyorlar. Oysa halkın geniş kesimlerinin açık biçimde zulme uğramasına yol açan bu uygulamalara göz yummanın hukuksuzluğa boyun eğmek olduğu tartışmasızdır.

Hafızamızı tazelemek açısından 28 Şubat darbe sürecinde ve sonrasında neler olduğunu hatırlamakta fayda var. Ancak burada saymaya çalışacağımız örnekler yakıcı zulmün yalnızca bir kısmına işaret etmektedir:

-28 Şubat darbesi, askeri bürokrasinin brifing ve andıçlarla yeniden organize edip savaş durumuna soktuğu sermaye, yargı, siyaset, üniversite ve medya kesimleri eliyle "irtica ile mücadele" adı altında İslami değerlere ve halka karşı yürütülen bir seferberlik sürecidir.

-MGK kararlarıyla Kırmızı Kitap'ta "İç Düşman" ilan edilen İslami duyarlılık sahibi geniş toplum kesimlerinin öncelikle okul ve kamu kurumlarından tasfiyesi hedeflendi. Ardından İmam Hatip Liseleri,  ilahiyat fakülteleri, Kur'an kursları, cami, dernek ve vakıflar üzerinde bir abluka oluşturuldu. Milli Askeri Stratejik Konsept doğrultusunda bütün vatandaşların ancak Türkçü, Atatürkçü ve laik bir hayat tarzını benimsedikleri oranda makbul ve muteber vatandaşlar olarak kabul edileceğine ilişkin Psikolojik Harekât planları yürürlüğe sokuldu.

-Tesettürümüzü, çağdışı ilan etmiş; hiçbir yasal dayanağı olmadığı halde Allah'ın emri başörtümüzü yasaklamış; kamusal alan yalanıyla on binlerce kardeşimizin hakkını gasp etmişlerdir.

-Halkın yokluklar içinde yaptırdığı İmam-Hatip okullarının orta kısımlarını kapatmış; üniversite sınavlarında katsayı engeli koyarak çocuklarımıza karşı apaçık bir ayrımcılık uygulamışlardır.

-Kur'an eğitiminin önüne yaş engeli koymuşlar ve çocuklarına dini eğitim veren masum insanları suçlu gibi göstermişlerdir.

-Kur'ani bir kavram olan ve bizim dünya Müslümanlarıyla kardeşliğimize işaret eden "ümmet"i, bölücülük sayabilmişlerdir.

-Ekonomik krize sebep oldukları dönemlerde dahi servetlerine servet katmışlardır.

-Bugün Filistinli, Gazzeli kardeşlerimizi bombalayan katil İsrail uçakları Konya ovasında eğitim uçuşları yapabiliyorsa, bunun suçlusu 28 Şubat darbecileridir.

-Genelkurmay'dan medyaya irtica brifingi verildi.

-Genelkurmay'dan hakim ve savcılara brifing verildi.

-Türkiye'nin birinci partisi Refah Partisi, "laik cumhuriyet ilkelerine aykırı eylemlerin odağı olduğu" iddiasıyla kapatıldı.

-Milli Askeri Stratejik Konsept'in yeni hedefi: "İslami sermaye" oldu ve Kombassan'ın 15 trilyonuna tedbir konuldu.

-Batı Çalışma Grubu, subayların eş ve çocuklarına istihbarat toplama görevi verdi.

-Emniyette irticai kadrolaşma(!) yakın takibe alındı. Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan muhafazakâr insanlar fişlendi.

-Kudüs Gecesi" davasında yargılanan Sincan eski Belediye Başkanı Bekir Yıldız'a 3 yıl 9 ay, Nurettin Şirin'e 17,5 yıl hapis cezası verildi.

-Ders kitaplarında evrime dönüş için çalışmalar başlatıldı.

-Sivas davasında, DGM 33 kişiye idam cezası istedi.

-İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Başkanı R. Tayyip Erdoğan, Diyarbakır DGM tarafından şiir okuduğu için 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

-100 bin öğretmen açığı olan Milli Eğitim Bakanlığı, 3 bin 500 öğretmeni başörtülü oldukları için görevden aldı.

-3 yılda 626 TSK mensubu ordudan ihraç edildi. Büyük çoğunluğunun gerekçesi 'irtica' idi. YAŞ'zede Astsubay Bilgehan Özcan'ın eşi: "Eşime, başımı açmam için uyarıda bulunuldu. Eğlencelere katılmam istendi" dedi.

-Diyanet, camilerde okuttuğu hutbe ile TSK aleyhindeki propagandalara dikkat çekti: "TSK, peygamber ocağıdır" dedi.

-İstanbul Valiliği, deprem mağdurlarına yardım eden Mazlum-Der ve İHH gibi sivil kuruluşların hesaplarına el koydu.

-Malatya'da başörtü yasağını protesto eden 76 kişi Malatya 1 no'lu DGM'de idam istemiyle yargılandı.

-Kur'an-ı Kerim'in 12 yaşından önce öğrenilmesi DSP, ANAP ve MHP oylarıyla yasaklandı.

-Org. Kıvrıkoğlu'ndan mesajlar: "28 Şubat, bin yıl sürecek."

-Milli Eğitim Bakanlığı özel okullarda da kız ve erkek öğrencilerin karma eğitim yapmasını kararlaştırdı.

-Tuğgeneral Yalçın Işımer, GATA'nın açılışında öğrencilerine ilk dersi verdi: "Arap kafalı adamları, Atatürk'e dil uzatanları belleyeceğiz. Türkçe ninnilerle büyüdük, dualarımız da Türkçe olacak." Işımer, Hz. Peygamber ve ashabına da "bedevi" diyerek hakaret etti.

-Bölücü ve irticai televizyon ve radyo yayınlarının arttığına dikkat çeken askerler, denetim için RTÜK yasasında gerekli değişikliğin yapılmasını ve yaptırımların artmasını istediler.

-TÜSİAD Raporu'nda İHL'lere kız öğrencilerin alınmaması ve nüfus cüzdanlarından din hanesinin kaldırılması istedi.

-Harp Akademileri Komutanlığınca hazırlanan kitapta "İrticaya karşı yeni bir Kurtuluş Savaşı" başlatılması gerektiği iddia edildi.

-İçişleri Bakanı Başeskioğlu, 300 belediye başkanı hakkında soruşturma başlattı. İçişleri Bakanlığı 80 ilin valisine bölücü ve irticai faaliyetlerle mücadele için yeni ve sert talimatlar gönderdi. Vakıf yöneticilerinin evlerine seri baskınlar düzenlendi. Vakıf yöneticileri gece yarısı ev baskınları ile Emniyet'e götürülerek sorgulandı.

-Türk Hava Kurumu Başkanı Atilla Taçoy, deri toplama yetkisinin MGK tavsiyesince kendilerine ait olduğunu belirtti.

Bu saydığımız uygulamalar sadece yaşanan zulmün ve saldırının sadece bir bölümü idi. Ve bu dayatmaların büyük çoğunluğu aynen günümüzde devam etmekte, ettirilmeye çalışılmakta.

 

Özgür-Der Çorum Şb.Ynt.Krl.Üyesi Murşide Gökgöz tarafından okunan Basın Açıklaması Metni;

O günlerde İslami kimliğimizi tahkir eden açıklamalar yapanlar, başörtülü kardeşlerimize her türlü zulmü reva görenler ve Kur'an eğitimi için yaş sınırı koyanlar, halkın yaptırdığı İmam-Hatip okullarını kapatmaya çalışanlar; bugün Ergenekon davasında ve ifşa olan darbe planlarında karşımıza çıkıyor. Dün baskı ve yasaklarla, "iç düşman" ve "öncelikli tehdit" gibi fişlemelerle halkı sindirmeye çalışanların kirli ilişkileri, düşmanca planları ve yeni darbe girişimleri ortaya saçılıyor.

Darbecilerden hesap sorulmadıkça hem darbe düzeni devam edecek, hem de yeni darbelere kapı aralanacaktır. Nitekim 27 Mayısçılardan hesap sorulmayışı 12 Mart'ı, o 12 Eylül'ü, 12 Eylül de 28 Şubat'ı o da 27 Nisan'ı doğurmuştur. Ve bu darbecilerin hiçbirinden hesap sorulmamıştır. Bugüne kadar hiçbir darbenin hesabı sorulmadığı için, her darbe bir sonraki darbeye yardım ve yataklık etmiştir.

Pervasız bir şekilde yapılan hukuksuzluğun yol açtığı ve geniş halk kitlelerini etkileyen mağduriyetlerin hesabı sorulmalıdır. Darbecilerin medya ve iş çevrelerindeki ortaklarının o süreçte hortumladıkları ve tamamı bu fakir halkın cebinden çıkan onlarca milyar dolarlık zararın hesabı verilmelidir. Başörtülü olduğu için hastane kapısında ölüme terk edilen, çalıştığı işinden olan, okulunu bitiremeyen insanlar darbecilerden hesap sorulmasını istiyor.

Doğu ve Güneydoğu'da yaşanan ve binlerce kişinin ölümüne neden olan hukuksuzlukların sorumlusu olan JİTEM'cilerle, 28 Şubatçılar ve Ergenekoncular büyük oranda aynı kişiler olduğundan JİTEM dosyasının da Ergenekon dosyasına eklenmesi gerekmektedir.

Halkın emeği ve ekmeği üzerinden güç, servet ve iktidar üretenlerin, halkın inanç ve değerleriyle "irtica" ve "bölücülük" gibi sahte yaftalamalarla nasıl mücadele ettikleri ortadadır. Türk-Kürt, Sünni-Alevi, laik-antilaik gibi kamplaşmalar üreterek nifak tohumları ekenlerin istediği ortam sadece darbe düzenini ayakta tutmaya hizmet edecektir.

Sürecin acil adımlar gerektirdiği ve hesaplaşmanın kaçınılmaz olduğu açıktır. Meclis ve Hükümet 28 Şubat sürecinde ihdas edilen tüm militarist düzenlemeleri iptal etmeli, aynı zeminde gelişen alışkanlıkları da topyekûn ortadan kaldırmalıdır. Askeri kışlasına, asli vazifesine döndürmek için gereken adımlar cesaretle atılmalı ve bunun en güvenilir yolu olarak da 28 Şubat sürecinin tüm sorumluları darbecilik suçundan bir an önce hesap vermeleri sağlanmalıdır!

Bir kez daha hatırlatalım ve çocuklarımıza da öğretelim: 28 Şubat, İslam'a ve Müslümanlara açılmış bir savaştır. Baskı ve zulüm yoluyla Müslümanlar sindirilmeye çalışılmıştır. Âlemlerin Rabbi Yüce Allah'ın Kitabında buyurduğu gibi; "Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır."

Bizler tevhidin ve adaletin şahitliğini yapmaya çalışan insanlar olarak, hak ve halk düşmanı darbecilere karşı hakkın ve mazlum halkın tarafında olduğumuzu, ne Ergenekon ne Jitem ne de bir bütün olarak baskıcı sistemin direniş azmimizi kıramayacağını ve bize kabul etmediğimiz İslam dışı kimliği benimsetemeyeceklerini ilan ediyoruz.

Şubatlar değil bin yıl, binlerce yıl sürse de karşınızda Tevhid ve Adalet'in temsilcilerini her zaman bulacaksınız.

Müslüman kimliği, İslami inancı ve değerleri yok sayılmaya çalışılan bizler, bugün hâlen meydanlardayız; tevhid, adalet ve özgürlük için verdiğimiz haklı mücadelemize devam ediyoruz.

Kahrolsun Hak ve Halk Düşmanları!

Özgür-Der Çorum Şubesi / İlke-der

 

BURSA

 

Kızılay Tıp Merkezi önünden başlayıp güvenlik güçlerinin yoğun baskısı ve tacizlerine rağmen Orrhangazi Park'ında basın açıklamasıyla devam etti.

Yürüyüş esnasında şube başkanı Aziz AVAR , darbeci zihniyetin günümüzde devam eden uygulamalarını , başörtüsü ve katsayı zulmü dahil olmak üzere , Müslüman halkın elinden alınmış haklarını dile getirdi. Bin yıl devam edecek denilen darbe sürecinin , ancak İslami mücadeleyi kuşanan ilkeli Müslümanlar tarafından sonladırlabileceğini , bu sebeple gerek ordunun gerekse yargının cuntacı politikalarına karşı , halkın hak temelli söylemlerini yükseltmeleri gerektiğini ifade etti. Aziz AVAR'ın konuşması " Uyan Diren Özgürleş ! " , " Kahrolsun halkın katili cunta ! " gibi sloganlar eşliğinde devam ederek Orhangazi Parkı'ndaki basın açıklamasına geçildi.

Basın açıklamasını şube adına Mustafa BAŞPINAR okudu. BAŞPINAR konuşmasında :

- 28 Şubat darbe sürecinin insanlık tarihine kara bir leke olarak geçtiği ,

- Kemalizm, laiklik, çağdaşlık, batılılaşma gibi değerlerin halka zorla benimsetilmesi ,

- "Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven, Kafes" gibi eylem planları ve " Susurluk, Yüksekova, JİTEM, Şemdinli, Atabeyler, Sauna, Ergenekon " adlı çetelerin varlığı ,

- Cumhuriyet gazetesi bombalamalarını, Danıştay saldırısını, Hrant Dink cinayetini, Rahip Santaro ve Malatya'daki misyonerlere karşı işlenen cinayetleri , Cumhuriyet mitinglerini planlayıp icra edenlerle aynı cuntanın olması ,

- 28 şubatın hükümet, medya ve halk üzerindeki etkileri ,

- 28 Şubatın, İslam'a karşı açılmış bir savaş olması ,

- 28 Şubatın süregelen tüm uygulamalarına karşı İslami direnişin süreceği ,

gibi konulara değindi.

  Basın açıklaması ve eylem boyunca ; " Uyan , Diren , Özgürleş ! " , " Mücadelemiz , ilkelerimiz , kimliğimizle varız , varolacağız ! " , " Herkes için adalet , başörtüye / eğitime özgürlük ! " , " Zulme karşı , direneceğiz ! " , " Yasakçılar yenilecek , direnenler kazanacak ! " vb. sloganlar atıldı. Ayrıca " Darbeci şefler yargılansın " , " Tevhid Adalet Özgürlük " vb. yazılı dövizler taşındı. Eylem atılan sloganlardan sonra tekbir getirilerek sona erdi.

Basın Açıklaması Tam Metni :

Zulme Sessiz Kalma; Darbecilerden Hesap Sor!

28 Şubat 1997'de MGK üyesi generaller tarafından hükümete dayatılan  siyasi, sosyal ve ekonomik bütün alanlarda etkisini uzun yıllar devam ettiren darbe süreci bugün de Türkiye'nin en önemli sorunudur. Silahlı Bürokrasi tarafından bütün bir ülkeyi ablukaya altına almak, toplumsal kesimleri resmi ideolojinin elinde rehin tutmak, insanlık onuruna, akıl ve mantık ilkelerine deli gömleği giydirmek üzere devlet çeteleri tarafından organize edilen 28 Şubat darbe süreci insanlık tarihine kara bir leke olarak geçmiştir.

28 Şubat darbe süreci; Kemalizm, laiklik, çağdaşlık, batılılaşma gibi değerleri halka zorla benimsetmek, siyasetin işleyişini silahla hizaya sokmak için andıç, brifing, psikolojik savaş ve en nihayet darbe gibi ülke halkının hiç de yabancısı olmadığı insanlık dışı araçların kullanılmasından başka bir şey değildir.

Bugün de bu darbe sürecini devam ettirmek hatta daha zorbaca yöntemleri devreye sokmak isteyenler mevcuttur. Darbe süreçlerinin baş aktörleri olan askeri zevat  "Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz,, Eldiven, Kafes" ve en son ifşa olan "Balyoz" cunta faaliyetleri, bunlara ilaveten, Susurluk, Yüksekova, JİTEM, Şemdinli, Atabeyler, Sauna, Ergenekon ve daha bilinmeyenleriyle onlarca çete üretti. Bütün bunlarda rol alan yüzlerce darbeci, cuntacı, çeteciler hep TSK içinden çıktı. Bunların binlerce faili meçhul cinayet ve halka yönelik onlarca kitlesel katliam işledikleri, insanları diri diri asit kuyularına attıkları, alçakça işkenceler yaptıkları iddianamelerde yer aldı. Siyaset başta olmak üzere, askerlikten başka her şeyle ilgilenip, askeri alanları ve askeri araçları lüks yaşantıları için kullanırken, esas görevlerini yapmak, zorla askere aldıkları halkın çocuklarını korumak hususunda acze düşen kimi TSK generalleri, darbe planlarıyla, halka yönelik provokasyon, psikolojik harp çabalarıyla bizzat halkın güvenliğinden sorumlu oldukları halkın güvenliğini tehdit eder hale gelmişlerdir.

Artık toplumun daha geniş kesimleri tarafından da daha net olarak anlaşılmıştır ki; 28 Şubat post-modern darbe sürecini planlayıp icra eden askeri cunta ile yakın geçmişte darbe sürecini devam ettirmek için Cumhuriyet gazetesi bombalamalarını, Danıştay saldırısını, Hrant Dink cinayetini, Rahip Santaro ve Malatya'daki misyonerlere karşı işlenen cinayetleri, Cumhuriyet mitinglerini planlayıp icra eden cunta aynı cuntadır. Halka karşı darbe yapmak, seçilmiş hükümeti silahlı operasyonlarla düşürmek, başta bankalar olmak üzere kamu malını hortumlamak, ulusalcı propagandalarla İslam karşıtı ve tek tip eğitimi zorunlu hale getirmek şeklinde tezahür eden 28 Şubat darbe sürecini Batı Çalışma Grubu, Atabeyler, Ergenekon gibi çeteler, ADD ve ÇYDD gibi çete müsveddeleri şevkle, tutkuyla devam ettirmek için yanıp tutuşuyorlar.

TSK'nın general kadrosunun tamamen görevden uzaklaştırılmadıkça, subay kadrosunun geri kalanı da hukuk ve insan hakları eksenli bir rehabilitasyondan geçirilip bu yeni konsepte uyum sağlayamayanlar tasfiye edilmedikçe, ayrıca, TSK'nın eğitim sistemi insan hakları ve hukuk eksenli köklü bir değişime uğratılmadıkça bu ülke halklarının bu subay kadrosundan daha çok çekeceği vardır. Kemalist, pozitivist, dogmatik eğitimle insanı insanın kurdu haline getiren, insani değerleri çürütüp yok eden seküler çark işlemeye devam edecek, başka insanların haklarını ihlal etmeyi kendisi için hak sayan, kendisini ülkenin, devletin ve toplumun efendisi, ülke halklarını ise köle ve güdülmesi gereken cahil sürüsü olarak gören zihniyete sahip ruhi bozukluk taşıyan psikopat tipler yetişmeye ve ülke halklarını "tehdit" ve "iç düşman" ilan edip tahakküm etmeye devam edeceklerdir.

Kafes ve Balyoz misali cunta planlarıyla, kendi halkının çocuklarını bir müzede toplayıp bomba patlatarak topluca katletmeyi, kendi askerlerini katletmeyi, kendi uçağını düşürmeyi ve kimi büyük camilerde bomba patlatarak katliam yapmayı ve böylece kaos çıkararak darbeye zemin hazırlamayı, darbe sonrasında yüz binlerce insanı tutuklayıp toplama kamplarına kapatmayı planlayacak ve darbecilerin en sadık stratejik ortakları "İsrail'in Filistin halkına yaptığı gibi şiddet kullanılarak, Müslüman halka karşı kesin, süratli ve sert tedbirler alınması" çağrısı yapacak kadar gözü dönmüş katiller, terörist ruhlu faşistler neden hep TSK içinden bu kadar yoğun olarak çıkıyorlar?

Özetle 28 Şubat'tan bu yana İslami olana dair her türlü değer ve sembol toplumun zihninden ve yaşantısından daha da uzaklaştırılmaya çalışılmış, ekonomide, eğitimde, kamu kurumlarında, siyasi ve sosyal hayatta toplum üzerinde baskı ve korku havası oluşturularak insanların inançlarını ifade etme ve yaşama tercihlerine de darbe vurulmuştur. 28 Şubat'ın 13. Yılında tüm bu despotluklar halen sürdürülmekte ve insanların özgür iradelerine konulan ipotekler de hiç gevşetilmeden devam ettirilmektedir.

Hatırlatmak gerekirse; 28 Şubatla medya andıçlanmış, Medyada hak ve özgürlüklerden yana olan kalemler sindirilmiştir. Yargı bu süreçte brifinglerle hukukun ve demokrasinin koruyucusu olmaktan çıkıp, talimatların ve yönlendirmelerin etkisi altında kalarak hukuksuzluklar zincirini başlatmıştır. Partiler ve İslami kesimin dernek ve vakıfları kapatılmıştır. Onbinlerce üretken iffetli gencimize üniversite kapılarının kapanmasına, İmam Hatip Liselerinin önü kapatılarak ülke çocuklarının arasında ayrımcılık yapılmasına, binlerce vatandaşın fişlenmesine zemin oluşturan 28 Şubatları unutmamayı, bu süreci iyi okumayı bir sorumluluk addediyoruz.

O dönem halkın inançları üzerinden tankları geçirmeye cüret eden zihniyet kendini egemen vehmediyordu. Postmodern darbe süreci olarak tarihe geçen pervasız süreç ülkenin üzerine bir karabulut gibi çökmüştü. Bir vurgun dönemi başladı 28 şubatta. Bankaları boşalttılar, halkın malını mülkünü hortumladılar, çağdaşlık mavalıyla kitleleri kandırmak isterken aç gözlülüklerini gidermek için her pisliği büyük bir iştahla midelerine indirdiler. Ahlakın, haysiyetin timsali başörtülü kızlarımızı coplamaktan, mahkemelerde yargılamaktan, hapislere atmaktan çekinmediler. Masum insanlara komplolar tertip ettiler, iftiralar, karalamalar, yalan haberler her günkü sıradan davranışları oldu. Arkalarında talan edilmiş bir ülke, hakları gasp edilmiş bir toplum bıraktılar.

Bilinmelidir ki 28 Şubat, İslama ve Müslümanlara açılmış bir savaştır. Baskı ve zulüm yoluyla müslümanlar sindirilmeye çalışılmıştır. Ve yine bilmeliyiz ki, hak ve özgürlüklerimize sahip çıkıp zulmedenlere itiraz etmedikçe, haksızlıkların, keyfiliklerin hesabını sorup, bedeli neyse ödemeyi göze alan mücadeleler vermedikçe hak ve özgürlüklerimizi elde edemeyiz. Susarak ve zulme rıza gösteren zilleti kanıksayarak zulmedenleri geriletemeyiz. Bu sebeple ısrarla ve korkusuzca haklarımızı gündemleştirip, adaletin ikamesi için çaba sarf etmeliyiz.

Adaletten yana herkesin zihninde kara bir leke olarak hatırlanacak böyle önemli bir tarihin yıldönümünde darbe rejimine de, İslam'ı bireysel ve toplumsal hayattan silme zorbalıklarına da karşı çıkıyoruz! Bizler buradan darbecilerin karanlık uygulamalarına, hukuksuzluklarına, ideolojik eğitimlerine ve baskılarına asla teslim olmayacağımızı, vahyin aydınlığında ve Resullerin örnekliğinde ömrümüzün son anına kadar direnmeyi hayat tarzı haline getireceğimizi ilan ediyoruz. Tevhid, adalet ve özgürlük taleplerimizden hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz. 28 Şubat'ı bin yıl sürdürmeye çalışanlar, karşılarında binlerce yıl sürecek İslami bir direnişi bulacaklardır.

 

DİYARBAKIR

 

Diyarbakır'da 28 Şubat'ın 13. yıldönümünde bir araya gelen 44 kurum, darbecileri protesto edip, darbeci şeflerin yargılanmasını istedi. 

28 Şubat postmodern darbesi yıldönümünde Özgür-Der, Mazlumder, Mustazaf-Der ve Memur-Sen'in bulunduğu 44 sivil toplum kuruluşu, açtıkları pankart, kaldırdıkları döviz ve okudukları basın açıklamasıyla darbecilerden hesap sorulmasını istediler.

Eğitimde, Yargıda, Siyasette, Sokakta Militarist Dayatmalar Son Bulsun!

Diyarbakır Ofis'te, "28 Şubat, 27 Nisan, 12 Eylül, 12 Mart, 27 Mayıs, Eldiven, Yakamoz, Ayışığı, Kafes, Balyoz, Sarıkız Darbeciler Halka Hesap Verecek!" pankartının açıldığı kitlesel basın açıklamasında, "Başörtüsüne Yapılan Zulmü Unutmayacağız! Darbeci Şefler Yargılansın! Zulme Karşı Direniş Herkes İçin Adalet, Eğitimde, Yargıda, Siyasette, Sokakta Militarist Dayatmalar Son Bulsun! 28 Şubat Darbecileri Yargılansın! Darbeciler Halka Hesap Verecek!" şeklinde dövizlerle darbeler protesto edildi.

Darbelerin Hesabının Sorulamaması Yeni Darbelere Kapı Aralıyor

Kitlesel basın açıklamasında, 44 kurum adına açıklamayı Av. Abdurrahim Ay okudu. 28 Şubat 1997 tarihinde tüm toplumun denetim altına alınmak istendiğinin altını Çizen Ay, "Geçmişteki 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül Darbelerinin failleri ve destekçilerinden hesap sorulamadığı için, 28 Şubatı hep birlikte yaşadık. Siyasi tarihimizde birçok örneği olduğu üzere darbeciler yargılanmadığı ve hesapları sorulamadığı sürece, yeni darbelere kapılar aralanacaktır."dedi.

Askeri Vesayet ve Zalimleşen Devlet!

28 Şubat döneminde hükümet olmanın iktidar olma anlamına gelmediğinin bariz bir şekilde açığa çıktığının vurgulandığı açıklamada,  "28 Şubat süreci, Türkiye'deki asıl iktidar gücünün kimde olduğunu çok belirgin bir biçimde açığa çıkarmıştır. Böylece herkes, Türkiye'de hükümet olmanın, iktidar olmak anlamına gelmediğine ve askeri vesayetin egemen devlet anlayışının, nasıl hayatımızın her alanına müdahale hakkını kendisinde görerek zalimleştiğine tanık olmuştur." dendi.

Gereği Yapılsın; Darbeciler Yargılansın!

Açıklamada, 28 Şubat, Balyoz, Sarıkız, Eldiven, Ayışığı, Yakamoz ve diğer tüm darbeleri yapan, yapmaya teşebbüs eden veya katkı sunan asker, bürokrat, siyasetçi, medya yetkililerinin süreç içerisinde sebep oldukları hak ihlallerinden dolayı yargılanmaları ve darbelerin hesabını vermeleri için gereğinin yapılması talep edildi.

Basın açıklamanın tam metni:

28 Şubat 1997 tarihinde yapılan MGK toplantısı ve toplantı sonunda açıklanan bildiri, siyasi tarihimize "post-modern darbe" olarak geçmiştir. 28 Şubat'la aslında devlet yönetimine el konulmuş, mevcut hükümet istifaya zorlanmış ve sadece hükümet veya toplumun bazı kesimleri değil, tüm toplum, denetim altına alınmak istenmiş, temel hak ve özgürlüklere aykırı birçok uygulama ve düzenlemeyle bu denetim elde edilmiştir.

Geçmişteki 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül Darbelerinin failleri ve destekçilerinden hesap sorulamadığı için, 28 Şubatı hep birlikte yaşadık. Siyasi tarihimizde birçok örneği olduğu üzere darbeciler yargılanmadığı ve hesapları sorulamadığı sürece, yeni darbelere kapılar aralanacaktır.

28 Şubat süreci, Türkiye'deki asıl iktidar gücünün kimde olduğunu çok belirgin bir biçimde açığa çıkarmıştır. Böylece herkes, Türkiye'de hükümet olmanın, iktidar olmak anlamına gelmediğine ve askeri vesayetin egemen devlet anlayışının, nasıl hayatımızın her alanına müdahale hakkını kendisinde görerek zalimleştiğine tanık olmuştur.

Tüm darbeler gibi 28 Şubat da, baskı ve dayatmaların çoğalmasına, özellikle din özgürlüğü başta olmak üzere birçok temel hak ve hürriyetle ilgili ihlallerin yoğunlaşmasına yol açmıştır. Devletin vatandaş için var olduğu unutularak vatandaşın devlet için var olduğu düşüncesi, tek tipleştirici ve farklı olana karşı yaşam alanı tanımama sistemi, sorunlara kaynaklık etmiştir. Sorunların giderek içselleşmesi, sindirme ve dönüştürme politikaları, halkı umutsuzlaştırarak hata ve yanlışlara karşı duyarsız hale getirmiştir.

Oligarşik sistemin toplumu bir birine düşman kılması, toplumun bir kesiminin desteğini alıp diğer kesimlere zulmetmesi, halkın darbecilerden hesap sormasını engellemiştir. Darbeler karşısında bazı yapılar, yaşanan hukuksuzlukları görmezden gelmeye ve çifte standardı sürdürmeye devam etmektedir. Ancak, kimden gelirse gelsin tüm haksızlıklara hep birlikte karşı durmak onurlu yaşamın bir gereğidir.

28 Şubat Postmodern Darbesi ve hesabı sorulmayan diğer darbeler nedeniyle elinde bazı yetkiler bulunan kişiler, halk iradesine dayalı bir düzenin sancılarını çeken ülkemizi kaos ortamına sürüklemek ve bu suretle kendi oligarşik düzenlerini kurmak maksadıyla Balyoz, Kafes, Eldiven, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve belki de tarafımızdan bilinmeyen daha nice darbe ve eylem planını hazırlamak ve uygulamaya çalışma cesaretini kendilerinde bulmuşlardır.

13.yılına giren 28 Şubat müdahalesi, yukarıda sayılan darbe planlarıyla hala bazı sivil-asker-bürokratik kurumlar eliyle devam ettirilmeye çalışılıyor. Geride bıraktığımız 13 yılda; 28 Şubat'ın, öne çıkardığı "İrtica Tehdidiyle" gündemi nasıl meşgul ettiği ve bu arada nelerin yapıldığına hepimiz tanıklık ettik.

Süreç ve devamında 8 yıllık kesintisiz eğitimle İHL ve meslek liselerinin orta kısmı kapatılmış, katsayı uygulamasıyla tüm meslek lisesi öğrencileri mağdur edilmiş, Kuran kursuna gitme yaşı yükseltilerek, velilerin çocuklarına erken yaşta dini eğitim verilmesi hakkı engellenmiştir.

Yasal hiçbir dayanağı olmadığı halde başörtüsü yasağıyla; yüzbinlerce insanımızın öğrenim hakkı, çalışma hakkı, din ve vicdan hürriyeti hakları ihlal edilmiş. Kadına karşı ayrımcılık oluşturan başörtüsü mağduriyeti; kampüslerden, ehliyet sınavına, öğretmenlerin sokaktaki giyimine, bazen de kişinin ailesinin giyimine kadar, hayatın birçok alanında müdahale alanı haline getirilmiştir.

- Üniversitelerde özgürlükten yana olan öğretim üyeleri ihraç edilmiştir. YAŞ kararları ile itiraz hakkı tanınmadan birçok rütbeli askerin görevine son verilmiş,  muhalif düşünürler başta olmak üzere, düşünceye hapis cezaları verilerek ifade özgürlüğü ihlal edilmiş,

- Medya içinde bazı basın yayın organları, post modern darbenin zeminini oluşturmak amacıyla abartılı irtica yaygarasının aracı olmuş, konu mankenleri ve bazı fiilleri bahane gösterilerek, milyonlarca dindar Müslüman zan altında bırakılarak, inançlarına hakaret edilmiş, İslami kimlik toplum hayatından dışlanmak istenmiştir.

- Halen dahi örneklerini yaşadığımız üzere yargıya verilen brifing ve yönlendirmeler sonrasında, bazı yargı mensupları hukuk dışı arama, gözaltı kararı vermiş ve davalar açmıştır.

Örgütlenme özgürlüğü ihlal edilmiş, bazı dernek, parti ve vakıflar kapatılmıştır. Hukuk ayaklar altına alınarak, toplumun önemli kesimini haksız bir şekilde fişlenmiştir.

Sonuç olarak, dönemin iktidar partisi ve başta İslami hassasiyetleri olan vatandaşlara karşı yapılan post modern darbe, süreç içerisinde tüm yurttaşların en temel hak ve özgürlüklerini ihlal etmiş, maddi manevi mağduriyetlerine sebep olmuştur. Bizler sivil toplum kuruluşları olarak;

-28 Şubat sürecinde yaşanan ve halen de devam eden tüm hak ihlallerini ve bu ihlallere neden olanları kınıyoruz.

-28 Şubat, Balyoz, Sarıkız, Eldiven, Ayışığı, Yakamoz ve diğer tüm darbeleri yapan, yapmaya teşebbüs eden veya katkı sunan asker, bürokrat, siyasetçi, medya yetkililerinin süreç içerisinde sebep oldukları hak ihlallerinden dolayı yargılanmalarını ve darbelerin hesabını vermeleri için gereğinin yapılmasını talep ediyoruz.

 

Destek veren kurumlar:  

  1. Anadolu Gençlik,

  2. Ay-Der,

  3. Bağı var Der,

  4. Bayındır Memur–Sen,

  5. Bem Bir-Sen,

  6. Birlik Haber–Sen,

  7. Büro Memur-Sen,

  8. Cami Der,

  9. Dicle Fırat Diyalog Grubu,

  10. Di-Der,

  11. Din Bir Sen,

  12. Diyanet-Sen

  13. Diyarbakır Düşünce Okulu Der,

  14. Diyarbakır İnsanı Yardım Derneği,

  15. Eğitim Bir-Sen,

  16. Emekli Bir–Sen,

  17. Enerji Bir-sen,

  18. Gönül Köprüsü Derneği,

  19. Hayat Der,

  20. Hizmet Der,

  21. Hür Der,

  22. Islah Hareketi,

  23. İhya Der,

  24. İkra Eğitim Der,

  25. İlim Der,

  26. İnsan ve Erdem,

  27. İrşad Der,

  28. Kardeş Der,

  29. Köprü Der,

  30. Hak Sen,

  31. Köy Der,

  32. Kültür Memur-Sen,

  33. Eğitim Hak Sen,

  34. Mazlumder,

  35. Memur Sen,

  36. Mustazaf–Der,

  37. MÜSAİD,

  38. Öğ-Der,

  39. Özgür-Der,

  40. Sağlık-Sen,

  41. Sahabe Der,

  42. Şura Der,

  43. Toç Bir-Sen, 

  44. Ulaştırma Memur-Sen.

 

Kaynak: Islah-Haber

 

TOKAT

Tokat'ta faaliyet gösteren Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD), 28 Şubat 1997'de gerçekleşen post-modern darbeyi protesto etti. Yer altı Çarşısı'nın üstünde düzenlenen eylemde "Yaşadığımız günler, hesabı sorulmayan her darbe planının yenisine yol açtığını daha net ortaya koyarken, olan bitene sessiz kalmak; haksızlıklara karşı susmak ve adaletten taraf olmamak düşünülemez!" mesajı verildi. Dernek adına basın açıklamasını okuyan Filiz Aslan "Sincan'dan tankların geçtiği, Milli Güvenlik Kurulu kararlarıyla hükümetin devrildiği, ağır çekimde ve zor koşullarda yaşanan 28 Şubat darbesinin üzerinden tam 13 yıl geçti. Cuntacılar, ülkeyi kaosa sürüklediler. Başörtümüzü, inançlarımızı, kimliğimizi ve en temel haklarımızı yasakladılar; geleceğimizi çaldılar. İçini boşalttıkları bankalarla soframızdan ekmeğimizi eksilttiler. Emeklerimizi ziyan ettiler. Şubat soğuğunda üzerimize karabasan gibi çöktüler; fitne ve fesat çıkardılar! Bugün "etkisi 1000 yıl sürecek" denilen darbe sürecinin yıl dönümü" Darbelerin kınandığı, darbe planlarının yargılandığı bu günlerde 28 Şubat darbesinin en temel taşları ise hâlâ yerli yerinde..." dedi.

28 Şubatçılar Ergenekoncu, Balyozcu çıktı

Darbenin üzerinden 13 yıl geçtiğine ve 28 Şubat sürecinde yapılan haksızlıkların ortadan kalkması için 987 yıl daha bekleyemeyeceklerini söyleyen Filiz Aslan "Başörtülü kadınlara kapanan kapılar hâlâ açılmadı. Örtüleri yüzünden görevlerinden alınan öğretmenler, memurlar işlerine tekrar dönemedi. 28 Şubat sürecindeki cuntacılar cirit atarken namaz kıldığı için ordudan atılan subaylara hakları iade edilmedi" Meclis salonunda siyasi linçe uğrayan milletvekili Merve Kavakçı ise hâlâ yasaklı" Katsayı engeli başta İmam-hatip liseleri olmak üzere tüm meslek liselerinin önünde koskoca bir duvar olarak duruyor. "Kimliğim İslam" dedikleri için iş hakları çalınan on binlerce insan haklarını geri istiyor. Çocuklara Kur'an öğretmek de hâlâ suç" Bugüne kadar yapılan fişlemelerin akıbeti de belli değil"" dedi. Darbecilerin ise erken bir final yaşadığını söyleyen Aslan, "O gün darbe sürecinde aktif rol alan askerler, medyacılar, sendikacılar, hukukçular ve akademisyenler ise bugün Ergenekon davasında karşımıza çıkıyor" Sarıkız, Ayışığı, Eldiven, Kafes ve Balyoz darbe planlarından tutuklanıyor!" dedi.

Hepimizin 28 Şubatı

Basın açıklaması şu vurgularla son buldu: "Darbeleri gördük, darbeci zihniyeti tanıyoruz! Bu yüzden sadece kuklaların değil, kuklacıların da yargılandığını görmek istiyoruz! Darbe teşebbüslerinin, muhtıraların ve başta 28 Şubat ve 12 Eylül olmak üzere halka karşı işlenmiş tüm suçların cezalandırılmasını bekliyoruz. Karanlık provokasyonların, faili meçhullerin, asit kuyularının ve kayıpların akıbetinin meçhul kalmasına göz yummayacağız... Başörtüsü yasağı şartsız-sınırsız kalkmadığı, katsayı engeli orada durduğu, Kur'an eğitimi özgürleşmediği ve darbeci zihniyet sürdüğü müddetçe bu hepimizin 28 Şubat'ı. Farklı dini ve etnik kimliğe sahip olduğu için zulme uğrayanların, dilleri inkâr edilenlerin ya da en temel insani hakları dahi yok sayılanların 28 Şubat'ı" Ece Nurların, Ceylanların, Berivanların, Mizginlerin, Uğurların 28 Şubat'ı" TMK mağduru çocukların, yoksullaştırılanların, işsizleştirilenlerin, asgari ücrete ya da 4/C'ye mahkûm edilenlerin, Ankara soğuğuna mahkûm edilen TEKEL işçilerinin 28 Şubat'ı"28 Şubat zihniyetiyle hesaplaşmadığımız her an hepimizin 28 Şubat'ı" O halde her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa, zulme, baskı ve yasağa karşı gelin, sesimizi birlikte yükseltelim!"

Bu da size dert olsun!

"27 Mayıs'tan 12 Eylül'e, 28 Şubat'tan Ergenekon'a darbeciler halkın düşmanıdır" ve "28 Şubat darbe sürecine karşı İslami kimliğimizi savunacağız!"pankartlarının açıldığı eylem boyunca Seyit Rıza'nın idamına giderken söylediği "Sizin yalanlarınızla, hilelerinizle baş edemedim. Bu bana dert oldu. Ben de sizin önünüzde diz çökmedim bu da size dert olsun" sözlerinden ilhamla hazırlanan "Diz çökmedik, bu da size dert olsun!" dövizleri taşındı. Eylemde başörtüsü yasağına ilişkin "987 yıl daha mı?" ve"Bize her gün 28 Şubat"  yazılı dövizler de yer aldı. Basın açıklaması boyunca sık sık "Darbeciler halka hesap verecek", "28 Şubatlara direneceğiniz!", "Hepimizi fişleyin, işte buradayız!", "İnanca saygı, başörtüye özgürlük!", "Herkes için adalet, herkes için özgürlük!" sloganları atıldı.

Eyleme katılanlar basın açıklamasından sonra 28 Şubat darbe sürecine götüren manşetlerin yer aldığı serginin açılışı için TOKAD Dernek Binası'na gittiler.

 

Basın Açıklamasının Tam Metni:

ÖZGÜRLÜĞÜMÜZDEN VAZGEÇMEYİZ! 987 YIL DAHA DA BEKLEYEMEYİZ!

Sincan'dan tankların geçtiği, Milli Güvenlik Kurulu kararlarıyla hükümetin devrildiği, ağır çekimde ve zor koşullarda yaşanan 28 Şubat darbesinin üzerinden tam 13 yıl geçti.

13 yıl önce, darbe yandaşı medyayla, asılsız operasyonlarla, sahte şeyhlerle, yalancı mağdurlarla, çakma sivil toplum kuruluşlarıyla, fason sendikalarla, brifing verilen yüksek yargıyla el ele veren cuntacılar, ülkeyi kaosa sürüklediler.

Başörtümüzü, inançlarımızı, kimliğimizi ve en temel haklarımızı yasakladılar; geleceğimizi çaldılar. Milyonlarca insanın haklı taleplerini hiçe saydılar. İçini boşalttıkları bankalarla soframızdan ekmeğimizi eksilttiler. Emeklerimizi ziyan ettiler. Şubat soğuğunda üzerimize karabasan gibi çöktüler; fitne ve fesat çıkardılar!

Bugün "etkisi 1000 yıl sürecek" denilen darbe sürecinin yıl dönümü"

Darbelerin kınandığı, darbe planlarının yargılandığı bu günlerde 28 Şubat darbesinin en temel taşları hâlâ yerli yerinde...

Başörtülü kadınlara kapanan kapılar hâlâ açılmadı. Örtüleri yüzünden görevlerinden alınan öğretmenler öğrencilerine henüz kavuşamadı. Başörtülü memurlar işlerine tekrar dönemedi. 28 Şubat sürecindeki cuntacılar ve darbeciler cirit atarken eşleri örtündüğü, kendileri namaz kıldığı için ordudan atılan subaylara hakları iade edilmedi.

Başörtüsü yasağını hukuk dışı bir uygulama olarak gördüğü için sürgün ya da ihraç edilen hâkimler ve savcılar için adalet henüz tecelli etmedi. Meclis salonunda siyasi linçe uğrayan milletvekili Merve Kavakçı ise hâlâ yasaklı"

Katsayı engeli başta İmam-hatip liseleri olmak üzere tüm meslek liselerinin önünde koskoca bir duvar olarak duruyor. "Kimliğim İslam" dedikleri için iş hakları çalınan on binlerce insan haklarını geri istiyor. Çocuklara Kur'an öğretmek de hâlâ suç" EMASYA protokolü yeni kalktı ama genelgeler yürürlükte ve bugüne kadar yapılan fişlemelerin akıbeti de belli değil"

28 Şubat'ta Sincan'dan yola çıkan tanklar, bugün Erzincan caddelerinde dolaşıyor. O gün darbe sürecinde aktif rol alan askerler, medyacılar, sendikacılar, hukukçular ve akademisyenler bugün Ergenekon davasında karşımıza çıkıyor.

28 Şubat'ta cuntacılık hastalığına tutulanlar; Sarıkız, Ayışığı, Eldiven, Kafes ve Balyoz darbe planlarından tutuklanıyor. Dehşete kapılarak görüyoruz ki, artık camileri bombalamayı, çocukları katletmeyi, kendi jetlerini düşürmeyi ve insanları köleler gibi statlara doldurmayı planlayabilecek kadar gözlerini darbe bürümüş!     

28 Şubat'ta brifing alan HSYK üyeleri, dün 12 Eylül yargılansın diyen savcı Sacit Kayasu'yu ve Şemdinli'deki karanlık ipleri pazara çıkaran savcı Ferhat Sarıkaya'yı görevinden ettiler, bugün de savcı Osman Şanal ve arkadaşlarını"

Bugün günlerden 28 Şubat. Ve görüyoruz ki; darbeden 13 yıl sonra, 28 Şubat 1000 yıl sürsün diye halka karşı her türlü tuzağı kuranlar, planı hazırlayanlar erken bir final yaşamaya başlıyor"

Fakat bizim için asıl süreç şimdi başlıyor!

Darbeleri gördük, darbeci zihniyeti tanıyoruz! Bu yüzden sadece kuklaların değil, kuklacıların da yargılandığını görmek istiyoruz!

Darbe teşebbüslerinin, muhtıraların ve başta 28 Şubat ve 12 Eylül olmak üzere halka karşı işlenmiş tüm suçların cezalandırılmasını bekliyoruz.

Darbeci zihniyetle esaslı bir yüzleşme yaşamadan, darbe dönemlerinde gasp edilen haklarımızı ve özgürlüğümüzü sonuna kadar almadan vazgeçeceğimiz sanılmasın!

Karanlık provokasyonların, faili meçhullerin, asit kuyularının ve kayıpların akıbetinin meçhul kalmasına göz yummayacağız.

Herkes için hak, adalet ve özgürlük talebimiz gerçekleşmeden kimseye rahat yok!

Başörtüsü yasağı şartsız-sınırsız kalkmadığı sürece bize her gün 28 Şubat.

Katsayı engeli orada durduğu sürece bize her gün 28 Şubat.

Kur'an eğitimi özgürleşmeden bize her gün 28 Şubat.

Ve darbeci zihniyet sürdüğü müddetçe bu hepimizin 28 Şubat'ı.

Farklı dini ve etnik kimliğe sahip olduğu için zulme uğrayanların, dilleri inkâr edilenlerin ya da en temel insani hakları dahi yok sayılanların 28 Şubat'ı"

Ece Nurların, Ceylanların, Berivanların, Mizginlerin, Uğurların 28 Şubat'ı"

Yaşam koşulları, hayat hikâyeleri ve her şeyden önemlisi çocuk oldukları unutulan TMK mağduru çocukların 28 Şubat'ı"

Yoksullaştırılanların, işsizleştirilenlerin, asgari ücrete ya da 4/C'ye mahkûm edilenlerin, Ankara soğuğuna mahkûm edilen TEKEL işçilerinin 28 Şubat'ı"

28 Şubat zihniyetiyle hesaplaşmadığımız her an hepimizin 28 Şubat'ı"

Bugünümüze ve geleceğimize sahip çıkmak, geçmişle yüzleşmeyi kaçınılmaz kılıyor.

Yaşadığımız günler, hesabı sorulmayan her darbe planının yenisine yol açtığını daha net ortaya koyarken, olan bitene sessiz kalmak; haksızlıklara karşı susmak ve adaletten taraf olmamak düşünülemez!

O halde her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa, zulme, baskı ve yasağa karşı gelin, sesimizi birlikte yükseltelim!

İstikbal, direnmektedir!