Vietnam'la başladı, İran'la çöktü: Neoliberal düzenin sonu
"Mesele yalnızca Amerika’nın İran Savaşı’nı kaybetmesi değil, neoliberal düzeni ayakta tutan ABD gücünün artık kendi maliyetini taşıyamaz hale gelmesi."
ABD ile İran arasında yaşanan savaş sonucu, yalnızca Ortadoğu'nun değil dünyanın ekonomik kaderini belirleyecek...
Tarihte bazı savaşlar salt cephede kazanılmaz ya da kaybedilmez. Bir dönemin ekonomik ve siyasi düzenini de beraberinde sürükler…
Vietnam Savaşı bunun en çarpıcı örneklerinden biri. 1970'lerde ABD, Vietnam'daki yıpratıcı savaşın yanı sıra petrol krizleri, yüksek enflasyon, bütçe açıkları ve üretim daralmasıyla karşı karşıya kaldı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurduğu ekonomik düzen ilk kez böylesine derin kriz yaşadı...
Bu sarsıntıya 1970’lerde verilen yanıt ise neoliberalizm oldu. Ronald Reagan (ve Margaret Thatcher'ın) simgeleştirdiği bu yeni dönem sadece bir ekonomi politikası değildi. Neoliberalizm, ABD'nin Soğuk Savaş sonrası kurduğu küresel düzenin ekonomik modeli haline geldi.
Doların dünya ekonomisindeki merkezi konumu, uluslararası finans kuruluşları ve küresel ticaret ağları bu sistemin temel dayanakları oldu.
Kısacası neoliberalizm, yalnızca piyasaların değil, Amerikan küresel hegemonyasının ekonomi-politik ve kültürel omurgasını oluşturdu. Sonraki yıllar boyunca dünyaya yön veren model buydu...
Aradan yarım asır geçti.
Bugün bazı iktisatçılar ve siyaset teorisyenleri ABD’nin benzer eşiğe yaklaştığını belirtiyor…
Yani: Vietnam nasıl neoliberal çağın kapısını açtıysa, İran da o çağın kapanışını haber veren tarihsel kırılma mı?
Yazayım yanıtı…
Asıl kaybeden küresel düzen
Bazı düşünürler, ABD- İran meselesine yalnızca bir savaş ya da dış politika krizi olarak bakmıyor. Onlara göre asıl mesele, yarım asırdır dünyaya yön veren neoliberal düzenin tarihsel sınırlarına dayanıp dayanmadığı…
Bu görüşü savunan isimlerin başında İngiliz siyasal iktisatçı David Harvey geliyor.
Ona göre neoliberalizm yalnızca serbest piyasa politikalarından oluşan ekonomik model değil, ABD'nin küresel hegemonya projesi. Dolar sistemi, uluslararası finans ağları ve Amerikan askeri gücü birbirini tamamlayan unsurlar. Harvey, Irak'tan Afganistan'a uzanan maliyetli savaşların bu yapıyı giderek daha kırılgan hale getirdiğini ve emperyalist aşırı genişlemenin sistemi krize sürüklediğini savunuyor…
Alman sosyolog ve ekonomi politik uzmanı Wolfgang Streeck de benzer noktaya dikkat çekiyor.
Ona göre neoliberalizm artık eski büyüme kapasitesini kaybetti. Sistem giderek daha fazla borçlanma, finansallaşma ve jeopolitik gerilimlerle ayakta tutuluyor. Bu nedenle büyük askeri başarısızlıkların ekonomik ve siyasi çözülmeyi hızlandırabileceğini ileri sürüyor.
İtalyan iktisat tarihçisi Giovanni Arrighi göre büyük güçler önce üretim üstünlüğüyle yükselir, ardından finansal güçle ayakta kalır. Son aşamada ise askeri güce daha fazla yaslanmaya başlar. Bu durum çoğu zaman yükselişin değil, gerilemenin işaretidir…
Bugün ABD'nin tam da bu evreye girdiği görülmüyor mu? Amerikalı iktisatçı Michael Hudson ise daha ileri gitti: Amerikan askeri gücü yalnızca güvenlik politikalarının değil, dolar merkezli küresel finans sisteminin de koruyucusu. Bu nedenle ABD'nin yaşayacağı büyük jeopolitik yenilgi yalnızca askeri dengeleri değil, neoliberal küreselleşmenin ekonomik temelini de sarsacaktır…
Bu bilgilerden sonra tekrar başa dönersem:
Maliyeti ağır fatura
Bugünkü tabloyu, Vietnam sonrası krizle karşılaştıranların dayandığı somut zemin bugün tekrarını yaşıyor:
ABD, Irak ve Afganistan savaşlarında yalnızca askeri güç harcamadı. Brown Üniversitesi’nin Amerika'nın savaş maliyeti raporuna göre, 11 Eylül 2001 sonrası savaşların toplam maliyeti 8 trilyon dolara yaklaştı. Buna Ukrayna savaşı için ayrılan yaklaşık 188 milyar dolarlık destek eklendi. Ya İsrail desteği?
Henüz İran savaşının maliyeti tam bilinmese de, Hürmüz Boğazı gibi dünya petrol akışının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu hattaki kriz, yalnızca askeri bütçeyi değil enerji fiyatlarını, sigorta maliyetlerini, tedarik zincirlerini ve enflasyonu doğrudan etkiledi...
ABD bu ağır mali yükü eski rahatlığıyla taşıyamıyor. Savaş maliyetleri doğrudan bütçeye, bütçe açıkları borca, borç ise faiz ödemelerine dönüşüyor…
ABD’nin 2026’da yalnızca borç faizi için ödeyeceği tutarın 1 trilyon doları aşması bekleniyor! Yani Amerikan imparatorluğun askeri faturası artık finansal sistemin kalbine yazılıyor.
Neoliberal küreselleşme ise düşük maliyetli üretim, serbest ticaret, ucuz enerji, güçlü dolar ve açık finans piyasaları üzerine kurulmuştu. Irak, Afganistan, Ukrayna ve İran hattında büyüyen askeri yük bu beş dayanağı da aynı anda zorladı.
Bu nedenle mesele yalnızca Amerika’nın İran Savaşı’nı kaybetmesi değil, neoliberal düzeni ayakta tutan ABD gücünün artık kendi maliyetini taşıyamaz hale gelmesi.
(Soner Yalçın/Odatv)
NOT: Alıntı makaleler Tevhid Haber'in yayın politikasını yansıtmayabilir.
