The Guardian yazdı: ABD'ye güvenen rejimlerin sonu aynı oldu
ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırganlığı başlamadan önce İran Dışişleri Bakanı Arakçi, bölge ülkelerini "saldırganlığa katılımın topraklarınızı hedef haline getireceği" konusunda net bir şekilde uyarmıştı.
ABD-İsrail saldırganlığı başlamadan önce, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin bölge turu "stratejik bir erken uyarı" niteliği taşıyordu: Bölge ülkelerinin saldırganlığa katılımı, topraklarını doğrudan hedef haline getirecekti. Arakçi, "Bölgenin güvenliği bir bütündür. Saldırganlıkla işbirliği, çıkarlarınızı meşru hedef haline getirir" diyerek kırmızı çizgileri net çizmişti. Ancak Körfez ülkeleri, kendilerini yaratmadıkları bir denklemin içinde buldu. ABD'nin "sınırlı darbe" güvencelerine kanan bu ülkeler, şimdi ekonomik varlıklarının can damarını vuran, on yıllardır inşa ettikleri güvenlik modelini sarsan bir yıpratma savaşının içinde uyandı.
"Körfez'in Kumarı: Amerikan Güvenlik Vaadinin Çöküşü"
Batı basınına sızan bilgilere göre Körfez ülkelerinin tutumu, İran dosyasında hızlı bir çözümü reddetme, hatta Washington'u savaşı sürdürmeye ve kara harekâtına zorlama yönünde. New York Times, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın Trump'a, İran hükümetini devirmek için savaşın "tarihi bir fırsat" olduğunu söyleyerek baskı yaptığını, Suudi yetkililerin Suudi tesislerine yönelik "misilleme" endişesi taşıdığını yazdı. The Guardian ise Suudi bir istihbarat kaynağına dayandırdığı haberinde, Riyad'ın Washington'u tırmanışa teşvik ettiğini ve savaşa katılmayı değerlendirdiğini aktardı.
"İçeride Panik: Akademisyenler ve Aktivistlere Baskı, Görüntü Yasağı"
Bu tutum, Körfez ülkelerini siyasi bir çelişkiye sokuyor. Dışarıda savaşın tarafı gibi görünürken, içeride yönetimler, halkın savaşın kimliklerine ve varlıklarına yönelik bir tehdit olarak gördüğü bu durum karşısında "güvenlik paniği" yaşıyor. Bu panik, sahaya da yansıdı. Birçok Körfez ülkesinde, savaşa sürüklenmenin bedelini eleştiren akademisyenler, aktivistler ve sosyal medya kullanıcılarına yönelik önleyici tutuklamalar başlatıldı. Ayrıca, vurulan noktaların, füze ve insansız hava aracı saldırılarının görüntülerini çekmek ağır para cezaları ve hapis cezalarıyla yasaklandı.
"Milyarlarca Dolarlık Savunma, Ekonomik Vizyonları Tehdit Ediyor"
İran füzelerini ve İHA'larını engellemek için milyarlarca dolar harcayan Körfez ülkeleri, şimdi Washington ve Tel Aviv ile yaptıkları ortaklıkların kendilerini doğrudan hedef haline getirip getirmediğini ve petrol kaynaklarını tüketip tüketmediğini sorguluyor. Bazı karar çevrelerinde, savaşın Suudi Arabistan'ın "Vizyon 2030" ve BAE'nin "Biz Birleşik Arap Emirlikleri 2031" gibi bilgi ve teknolojiye dayalı yeni ekonomi kurma projelerinin özüne darbe vurduğuna dair "bastırılmış bir öfke" hakim.
"Güvenlik Vahaları, Hedef Tahtasına Dönüştü"
Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan ve BAE, kendilerini Amerikan üslerinin sağladığı güvenlik modeli ve iç istikrarla korunan "güvenlik vahaları" ve yatırım için uygun ortamlar olarak sunuyorlardı. Katar'daki El-Udeid'den BAE'deki Cebel Ali'ye uzanan bu üs ağı, onlar için bir kalkandı. Bugün ise bu üsler, İran füzelerinin ve İHA'larının düşmesine neden olan bir hedef haline geldi. Sözde güvenlik imajı paramparça oldu, yatırımlar ve sermaye bölgeden kaçmaya başladı. The Guardian, "sakin refah serabının" buharlaştığını, Amerikan müttefikin cam şehirleri koruyamadığını ve petrol akışını sürdüremediğini, özellikle de Körfez limanlarını "izole noktalara" çeviren Hürmüz Boğazı'nın neredeyse tamamen kapanmasıyla bu durumun daha da kötüleştiğini belirtti.
