Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

SİYASETTEN NEFRET ETTİRDİLER!

Siyaset ya da politika… “Siyaset” Arapça “s-w-s” kökünden türetilen bir kavramdır. Bu kavram “at bakıcılığı, seyislik, terbiye etme ve bir hayvanı ya da sürüyü gütme, idare etme/yönetme” anlamına gelir. Bu kelime buradan “devleti idare etme, bir toplumu yönetme ve işleri yoluna koyma” anlamlarına dönüştürülmüştür. Arapçada bir hayvanın ehlileştirilmesi, terbiye edilmesi ve güdülmesi anlamına gelir.

Yahudiler, Müslüman tebliğcilere, “Siz gidin, sizin çobanınız gelsin, onunla konuşalım.” anlamına gelen bir şeyler söylemişlerdi. Bunun üzerine Bakara 104. ayet nazil oldu ve orada denildi ki: “Ey iman edenler! ‘Râinâ’ demeyin; ‘unzurnâ’ deyin ve iyi dinleyin. Kâfirler için elem verici bir azap vardır.” “Bizi güt demeyin, bizi gözet.” uyarısı yapıldı. Evet, “Her çoban sürüsünden mesuldür.” ama ne yöneticilerimiz bizim çobanımız ne de toplum onların güttüğü bir sürüdür. Allah (c.c.) böyle buyursa da halimiz malum. Din adamları, devlet adamları, örgüt liderleri hem kendileri ilahlık ve rablik taslıyor hem de onlara tabi olanlar, onları idolleştirerek ilahlık ve rablik konumuna yükseltiyorlar. Yasalar, eğitim, medya, algı yöneticileri ve kanaat önderleri üzerinden toplumu güttükleri de bir gerçek.

Halkın inancı ve iradesi dışında onlar üzerine hüküm koymak, İslam’da “ilahlık”, onları terbiye etme iddiası ise “rablik” iddiasıdır. Bizim ilahımız ve rabbimiz birdir ve o da Allah’tır (c.c.). Biz din ve devlet adamlarını da ilah ve rab edinmeyiz. Tevbe 31’de açıkça belirtildiği gibi, Allah’tan başka kimseyi, din adamı ya da devlet adamı, ya da devletin bizzat kendisi, o her kim ise onu ilah ve rab edinemeyiz!

Politika “Polis” kelimesinden türetilmiştir. Bugün bizim “polis” dediğimiz kişiler “şehir düzenini sağlamakla görevli kolluk kuvvetlerinin adı”dır. Mesela “Konstantinopolis” derken, aslında “Konstantin Şehri” demiş oluyoruz. Yani “Polis” kelimesi bir diğer anlamda “şehir”, yani “Medine” demektir. Bu kelime İonia halklarının dilinde “kent, şehir” veya “şehir devleti” anlamında kullanılmaya başlandı. Mesela bu anlamda “Polites” “şehir devleti”nde yaşayan, hak ve sorumlulukları olan “yurttaş” demektir. “Politikos” vatandaşlara ait, şehre ve/veya devlete dair olan her şeyi kapsayan sıfattır. “Ta Politika” Aristo’nun “Politika” isimli eserinde bu kavram, ideal devlet şekillerinden bahsedilirken “devlet işleri”, “şehre ilişkin meseleler” veya “kamu ile ilgili faaliyetler” anlamında kullanılır.

Siyaset doğuda seyislik örneği üzerinden “idare etmek ve terbiye etmek” şeklinde anlamlandırılırken, politika batıda “yurttaşların şehir devletini yönetme işi” üzerinden kavramlaştırılmıştır. Bu anlamda politika siyasetten daha derinlikli bir anlama sahiptir.

“Raina ve Unzurna” kavramları, adalet, rıza, barış, kişilerin ve toplulukların mal, can, namus, akıl-inanç ve nesil emniyetleri, istişare ve şura, ehliyet ve liyakat İslami bir yönetim sanatının olmazsa olmazlarıdır. Raina ve Unzurna ve diğer kavramlar aslında “ulul emre itaat”in sınırlarını ve çerçevesini belirler. Kişi iradesini yok sayan, onu “musalla taşındaki bir meyyit”e benzeten “sınırsız ve mutlak itaat”, “ilahlık ve rablik” anlamına gelir. Aynı şekilde “satın alma” kökünden “biat”, cenneti satın almaya yönelik bir eylem için sözleşme/ahitleşme/ahiret kardeşi olma iradesinin beyanı anlamındadır. Yoksa birinin bir başkasına itaat sözü değil. Birlikte verilen söze, birlikte itaat yükümlülüğünü ifade eder. Biat alınma ve verilme, aslında karşılıklı yükümlülükler bağlamında “biatlaşma” anlamına gelir.

Siyaset eden kişi, “siyaseten katl” kararı ile aslında önce kendisi “adaleti katletmiş” olur. Bizim geçmişimizde, “siyaset meydanı” “adam asılan yeri”, “siyaset etmek” “adam öldürmeyi”, “siyasetgah” “idam sehpası”nı, “siyaset gömleği” idamlıklara giydirilen gömleği” ifade eder.

“Takiye” kişinin zalim bir yönetim ya da eşkıyaların mal, can, namusuna yönelik tehditlerle bir şeyi inkâr ve ikrar etmesini istemeleri hâlinde, onların isteklerini yerine getirmek için, bu şekilde bir mazarratın def’i anlamındaki ifade ve eylemden dolayı kişinin cezalandırılmaması anlamında ona bir meşruiyet alanı açan bir kavramdır. Biri birini “takiyecilik”le suçluyorsa, onun hayati tehlike karşısında kalarak zalimlerin taleplerini yerine getirmekle suçlanması anlamına gelir. Ama bu anlamda meşru bir yönetici ya da yönetim kendi gücü elinde bulundururken halkına ya da herhangi bir başkanına karşı takiye yapamaz.

Aslında siyasette “maslahat” güzel bir kavramdı ama onun da içini “idare-i maslahat” ile boşalttık. Maslahat “sulh etmek” demektir. “Salah” “düzelme, iyileşme, iyilik, dürüstlük ve barış içinde olma” hâlini ifade eder. Maslahatın gayesidir aslında bu anlam. Fesat, ifsat/bozgunculuk kelimesinin zıddıdır. “Salah bulmak, salaha ermek” bir hastanın iyileşmesi veya kötü bir durumun düzelmesini ifade eder. “Ehl-i salah” dinin emirlerine uyan, günahlardan kaçınan, doğru ve dürüst kimseler için kullanılır. “Sulh-u salah” barış, huzur ve dirlik düzenlik ortamını ifade eder. Ayrıca salah ve salat akraba kavramlardır, ibadet/namaz anlamına gelir. “Maslahat”, ferdi planda insanın aklı ile vicdanını, içtimai anlamda kişilerin arasındaki barışı, şehirde işlerin düzene girmesi, uyum ve ahengi ifade eder. “Kaht-ı rical dönemleri”nde adalet yara alır ve toplum düzeni bozulur. İçtimai hayat, iktisat ve siyaset zevale uğrar. Efendilerine sadık(!?) “evet efendimci” memurlar eliyle düzen bozulur.

Ailesini, çocuklarını yönetmekten aciz insanlar ülke yönetimine talip olup, onlar da makam sahibi olunca olacak olan oldu. Bugün birçok ülkede, hatta birçok İslam ülkesinde durum şöyle: Çalıyorlar, istişare ve şura yok, ehliyet ve liyakat da yok, adalet de yok, denetim de yok, planlama da yok, her yerde kayırmacılık ve torpil var. Rüşvete gelince işler, “Selam verdim rüşvet değildur deyi almadılar.” seviyesine geldi. Bir hırsız bir bağdan bir bostan çalarmış, rüşvet alan biri bir sepet üzüm karşılığı bir bağı satarmış! Bu işin sağı-solu, Alevisi-Sünnisi, Türkü-Kürdü, laikçisi, muhafazakâr geçineni, Atatürkçüsü, liberali, milliyetçisi kalmadı. Bunların birçoğu aslında farklı fırkalara ayrılsalar da hepsi zihniyet ikizi gibi adeta! Onun için kim gelirse gelsin, bir şey değişmiyor.

Bakın, adalet yoksa zulüm vardır ve “zulüm ile abad olunmaz.” Zulüm adaletin yokluğudur! Nasıl “ışık gelince karanlık yok olursa, adalet gelince de zulüm yok olur!” “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste.” denmiştir ama kimin umurunda? Hele ahiret gününü düşünen pek kalmadı gibi sanki. İnsanların çoğu gerçek anlamda kadere, rızka ve ecele de inanmıyor.

Cahillik diz boyu. “Bilmediğiniz şeyin peşine düşmeyin.” denmedi mi? Unutmayalım ki Allah (c.c.) cahil ve zalim bir topluma, yöneticilere hidayet nasip etmez, onların işlerini sarp dağlara sardırır, üstlerine pislik yağdırır, yüreklerine korku salar, gözleri var görmez, kulakları var duymaz, kalpleri var hissetmez olurlar. Öfkeleri vicdanlarını, merhametlerini boğar. Öfkeleri korkuları kadar büyüktür. Sevdikleri, itibar ettikleri şeyler dünyevi, nefsi kişiler ve şeylerdir. Dostlukları da öyle. Her patırtıyı kendilerine karşı bir ayaklanma zannederler. Herkese mavi boncuk dağıtırlar, herkesi ve her şeyi parayla satın alacaklarına inanırlar, onlara göre herkesin bir fiyatı vardır! Onun için “paragöz”dürler. Her şeyi para olarak görürler. Tek bildikleri değer paradır çünkü.

Gelen ağam, giden paşam derseniz, “Ali yazar, Veli bozar.” böyle geçinir gideriz. “Kayıkçı kavgaları” hoşumuza gider. Birbirine horozlanan politikacıların “horoz dövüşü”dür aslında. Bu bir “politik kumar”dır. Kazanan kumarhane işletmecisidir, kaybeden bütün ülke ve millet, horoz dövüşü seyircileridir. “Maçlar”da insanlar adeta kendi soyguncularını alkışlar ama soygunun farkında değildirler.

Aman, aman. Kime neyi anlatacaksın ki! Dönüşen dindarlar, sonuna dinlerini de dönüştürdüler, ahlakı da, tarih şuurunu ve gelecek tasavvurunu algıya dönüştürdüler. O algılar üzerinden toplumu yönetmek için maarifin, cemaatin, STK’ların, akademinin içini boşaltıp, medyayı “sahibinin sesi” yapmadılar mı?

Toplumu ve devleti dönüştürme vaadi ile oy alıp iktidara gelenler, iktidar ve servetin dönüştürücü gücü karşısında ilk önce kendileri dönüştü. Hayallerle gerçekler örtüşmeyince insanlar “neuzü billahi, mines’siyase” deme noktasına geldiler. Evet, bugün insanların birçoğu bugünkü siyasetten nefret ediyor ve siyasetten de, siyasetçiden de, hatta siyasetin gölgesinde biçim değiştiren dinden de uzaklaşıyor.

Siyaset yaptığını sanan kaç siyaset adamı Eflatun’un devletini, Aristo’nun Politikasını, bizim geleneğimizdeki Ahkam-ul Sultaniye, Siyasetname, Fütüvvetname, Vasiyetname, Emanname okumuştur! Çoğu siyasi kavram ve kurumları bile bilmez. Laiklik, sekülarizm, Bizantizmi sorun, çoğu bilmez. Demokrasi ile Cumhuriyet arasındaki ilişki-çelişkiyi de bilmez. Bilmediğini de bilmez.

Birileri devleti yönetecek bilgi ve tecrübeye sahip değilse, o büyük bir ihtimalle kendi komplekslerini tatmin ve çalmak için geliyordur. Bakmayın tatlı dillerine, o dil size sizin duymak istediklerinizi söyler. Siz onların ayaklarına bakın bakalım, nereye gidiyor?

Eba Müslim Horasani ne diyordu: “Onlar, zarar gelmeyeceğinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı ama uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince de yıkılmaları mukadder oldu.” “Gayeye giden her yolu meşru kabul eden” Makyavel, Prens adlı eserinde “siyasetin kendine ait kuralları olduğu” ve “devleti yöneten liderin gerekirse ahlaki kuralları bir kenara bırakıp acımasız ve kötü olabilmesi gerektiği”ni söyler. Albert Camus’nün Kirli Eller adlı eserinde “siyasi idealler uğruna şiddet kullanma ve eline kan bulaştırma ikilemi”ni konu alır. Kemal Tahir‘e göre de, şu birilerinin kutsadıkları “Devlet yönetimi kusursuz ahlakla veya elleri temiz tutarak yapılamaz.”

Şu uyarı da Bacon‘dan: Bacon‘ın (1561-1626) “Ayaklanmalar ve toplumsal kargaşalar üzerine” isimli denemesindeki uyarıları her politikacı okumalı: “Devlete kara çalan sorumsuz konuşmaların sık sık ve uluorta yapılması, bir yandan devlete zararı dokunacak yalan-yanlış söylentilerin ağızdan ağıza dolaşarak büyük bir ilgi görmesi kopacak bir fırtınanın ilk işaretleridir.” (…) Devletin dört ana direği olan din, adalet, yönetim, hazineden biri sarsılacak ya da güçsüz düşecek olursa insanların işi artık çok zordur. Ayaklanmanın sebepleri ve körükleyici etkilerine gelince, dinde reform girişimleri, yeni vergiler, yasada ve törede değişiklik, tanınan imtiyazların geri alınması, toplumda genel bir baskı, değersiz insanların ve yabancıların yükselmesi, açlık, ordudan çıkarılan askerler, umut kırıklığına uğramış partililer, küskün bir toplumu ortak bir gaye etrafında toplayıp birleştiren bütün buna benzer şeyler…” Bu uyarıları 07.06.2022’de Akit’te yazmışım. Halkı yönetenler olarak halkı sürüleştirdiyseniz, siz çoban olursunuz, onlar sürü, o zaman onları gütmeniz gerek. “Güdülmeye hayır” demek için sanırım tarihten, batıdan bir örnek vermek gerekirse Moliere‘in “Tartuffe”sinde anlatılan bir olay bu anlamda iyi bir örnek olsa gerek. 1664 yılından bir tecrübe de olsa, soyluların halkı kandırmak için kutsalı ve kiliseyi nasıl kullandıklarını bilmek, bazı gerçeklerin farkına varmak için bir fırsat olabilir. Tabii onlar Westefalya sürecinde kilisenin otoritesini zayıflatmak istiyorlardı. Ama bu dindarları eleştirirken, onların günahlarını yüzlerine vururken, dine, hakikat arayışına karşı bir şeytani vadiye bizi savurmamalı. Batı bu yanlışa düştü. Sonra dinin yerini ideoloji alır, bilim alır. Şeytan bin bir suratlı bir mahluk. Kişinin egosu alır. Devlet işlerindeki fırtınaları önceden kestirebilmeleri için tarihten ders almak gerekir yoksa tarih tekerrür eder. Neyi olduğundan daha fazla yüceltirseniz, kendinizi o kadar küçültürsünüz, bu bir kişi ya da örgüt de olsa! Selam ve dua ile.

NOT: Emevi Devleti’nin yıkılıp Abbasi Devleti’nin kurulmasında önemli bir rolü olan komutan ve devlet adamı Eba Müslim Horasani, 718/719 yılında İsfahan, Merv veya Belh’te doğmuş, 12 Şubat 755 tarihinde Abbasi halifesi Cafer el-Mansur‘un emriyle öldürülmüştür.

Bu yazı toplam 57 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar