Abdurrahman Dilipak
GÜLEN BAŞARILI OLSAYDI
Sahi, Gülen başarılı olsaydı ne olacaktı? Nasıl bir Türkiye bizi bekliyordu?
Yazacaklarım bir kehanet okuması değil, onların niyetleriyle ilgili. Mesela Gülen’in dönüşü, Humeyni’nin İran’a dönüşü gibi muhteşem olacaktı. Gülen, beraberindekilerle birlikte önce İstanbul’a gelecekti. Öyle çok da beklemeyecekti. Hatta başaracaklarından o kadar emindiler ki, billboardlar için afişler, üst geçitlere asılacak bez afişler bile hazırdı. Gökdelenlerde gece FG harfleri okunacaktı. Havai fişekler, ışık gösterileri…
Daha Gülen gelir gelmez Ankara’da “Yurt’ta Sulh Konseyi” toplanıp OHAL ilan edilecek ve atamalar yapılacaktı. Atanacak valiler, kaymakamlar, garnizon komutanları, başsavcılar, emniyet müdürleri, MİT görevlileri, il ve ilçe jandarma komutanlarına kadar hepsi belliydi.
Tabii konsey hemen OHAL ilan edecek, bir danışma meclisi kurulacaktı. Bunun için meclis üyelerinin isimleri bile belliydi. Meral Akşener “başbakan” olacaktı. (Bakalım şimdi Cumhurbaşkanı yardımcısı olabilecek mi?) Bakanlar kurulu üyeleri de belliydi, tabii diğer kamu kurumlarının başkanları da. Eş zamanlı olarak gözaltına alınacakların listesi de hazırdı. Öncelik siyasiler, bürokratlar, iş adamları, medya ve STK temsilcilerine idi ve bu kişiler hakkında iddianameler bile hazırlanmıştı.
Gülen önce yurt içinden gelecek dini önderler ve STK temsilcileri ile iş adamları ve akademisyenleri kabul edecekti. İstanbul’da bu tabiiyet beyan ziyaretlerinin arasında yurt dışından gelecek STK ve medya mensupları ile diplomatik misyon şefleri de Gülen’i ziyarete gelecekti.
Bu İstanbul seremonisinden sonra Gülen, Kayseri’ye gidecek ve oradaki bir caminin açılışını yaparken, ülkede ve dünyada barış çağrısını tekrarlayacak ve İsrail ve Filistin halklarını da barışmaya davet edecekti.
Bu barış çağrısı önemli. Bunun altyapısı İbrahim buluşmaları, Diyalog ve Tolerans/Hoşgörü mesajları ile atılmıştı. Daha önce Urfa ve Diyarbakır’da bu yönde mesajlar verilmişti. Bu konu “The Cemaat” ile Kushner-Dahlan öncesi dönemde, BAE’de atılmıştı. Hatta 4 dine mensup insanların tek bir mabette ibadet edecekleri bir tapınak da açıldı daha sonra.
Gülen’in ilk dış seyahati Filistin, Kudüs, Mescid-i Aksa olacaktı. Bu süreçte oluşturulan, önceden hazırlanmış mutabakat belgesi üzerinden Gülen, İsrail-Filistin anlaşmazlığını çözmek için bir plan hazırlayacak ve taraflar bu planı kabul edeceklerdi. Bugün Netenyahu, Trump ve Kushner’in, İbrahim buluşmaları ve Dahlan Projesi ile varmak istedikleri hedefler o gün gerçekleştirilmiş olacaktı. Ve tabii bu barış planı Gülen’e Nobel Barış Ödülü kazandıracaktı. Ödül töreni ABD, İngiltere, İsrail, AB’den katılımlar, FKÖ ile birlikte Gazze çözüm grubunda yer alan İslam (!?) ülkeleri temsilcilerinin katılımı ile dünya TV’lerinden yayınlanacak bir tören olacaktı.
Gülen yine İstanbul’da büyük bir törenle karşılanacaktı. O, görünürde siyasetten uzak duracak, gözaltına alınanlarla diyalog kurulması, hoşgörü ile yaklaşarak ikna edilmesi talimatı verilecekti. İtirafçı olup Gülen’e sadakat beyanında bulunanlara tahliye yolu açılacaktı. Bir yandan da hemen hemen her hafta, bir ya da birkaç İslam ülkesi ve “Hizmet Okulları”nın bulunduğu ülkelerden siyasiler, STK temsilcileri, basın mensupları, iş adamları, bürokratlar ve özellikle dini önderler İstanbul’a gelip ziyarette bulunacaklar, bağlılık beyanlarında bulunarak bir bakıma biat etmiş olacaklardı. Ülkede resmi ve özel çevreleri ziyaret edip ortak açıklamalar yaptıktan, gazeteciler buluşma, belgeseller ve röportajları alıp ülkelerine döndükten sonra bunları kendi medyalarında yayınlayacaklardı.
Bu “global barış elçisi”, bu seremonileri tamamladıktan sonra, muhtemelen önce ABD ve ardından İngiltere’yi ziyaret ettikten sonra AB ülkelerini ve Roma/Vatikan’ı ziyaret edecekti. ABD’de tabii ki BM’ye de gidecekti. Bu ziyaret BM Genel Kuruluna denk getirilip genel kurulda konuşması için fırsat verilecekti. Hatta Güvenlik Konseyi Daimî Üyeleri ve dönem üyeleri ile ortak buluşma yemekleri zemini oluşturulacaktı. Mesela Brüksel’de NATO’ya, Paris’te laikliğe, Strasbourg’da insan haklarına vurgu yapacaktı herhalde. Berlin ve Viyana’yı ziyaret edip İstanbul’a geri döndükten sonra, Çeçenlerle krizi çözmek için Moskova’ya, Doğu Türkistan krizini çözmek için Pekin’e, Keşmir sorununu çözmek üzere Hindistan ve Pakistan’ı ziyaret etmesi sürpriz olmayacaktı.
Tabii bütün bunlar Cemaat’ın öncü isimleri ve RAND Corp. ile birlikte başarılacak işler. Gülen’in Davos’a katılması, Chatham House’u ziyaret etmesi ve benzeri buluşmalar devam ederken Gülen, kendine tabiiyet bildiren ülkeleri tek tek ziyaret edecekti, tabii çok görkemli bir törenle.
Sanmayın ki Gülen, bugün olanlardan farklı bir siyaset izleyecekti. Gülen de global resetçi, ABD, İngiltere ve AB üçgeni içinde hareket edecekti. İsrail zaten bu “Şeytan üçgeni”nin içinde, görünmese de merkezdeki bir ülke. Gülen de NATO’cu… O zaman da COVID, mRNA, PCR şoku yaşayacaktık. O zaman da İklim Anlaşması’na imza atacaktık. O zaman da İstanbul Sözleşmesi uygulanacaktı. O zaman da BOP’un eş başkanı olacak, bugün dost, müttefik, stratejik ortak olduğumuz ülkelerle aynı ittifak zemininde buluşacaktık. Halkı memnun etmek için kredi mutlulukları açılacaktı. Yol, köprü, liman, havaalanları, 5G, Nesnelerarası İnternet, Neuralink, İHA-SİHA projeleri yine gündemde olacaktı. Cemaat bu işe çok önceden el atmış, İHA-SİHA ve robotik asker projelerinin altyapısını hazırlayıp prototipleri üreten Ertuğrul Holding’i ele geçirmeye çalışmışlardı. Tabii bütün bunlar Batı’nın ilgisi ve desteği ile olacaktı. İsrail’le çok daha yakın ilişkiler kuracaktık belki de.
Batı’nın bizden talepleri işin başından beri hiç değişmedi. Yine Batı’nın ucuz asker deposu olacaktık. Topraklarımız onların savaş paratoneri, sıçrama tahtası, koruma kalkanı olacaktı.
Bu arada CHP ve Kemalistlerle zıtlaşma-inatlaşma olmayacaktı. Zemin hazırlanmıştı. FETÖ sadece AK Parti yönetimi ile iyi geçinmiyor, tabanı da ele geçirilmişti. FETÖ’nün o günkü “Türkiye Barışı” projesi, Kürtler ve Aleviler ile birlikte Kemalistleri de kapsıyordu. Hatta LGBT’lileri de.
BÇG, ADD, Cumhuriyet mitinglerini yapanlar kimlerdi? Unutmayalım, FETÖ’yü örgütleyenler eş zamanlı BÇG’yi de örgütlediler. Ilımlı İslam’a havuç, radikal İslam’a karşı sopa göstereceklerdi bu şekilde. Brzezinski sopadan yanaydı, Graham Fuller havuçtan yana. Fuller: “Müslümanlar servet ve iktidara sahip olunca dönüşecekler, yola geleceklerdi.” Aynı metot solculara da uygulandı, milliyetçilere de. Yani “havuç politikası” işe yarıyor!? Graham Fuller haklı çıktı! Servet ve iktidarın dönüştürücü gücü, önce kendine sahip olanları dönüştürme yönünde oluyor. Masonlar da destek verecekti tabii ki bu projeye. “Büyük birader”, ülkemizdeki her yere sızmış olan muhiplerine bir talimat gönderdiğinde, işler bir anda ona göre rengini değiştirecekti. Şeytanın olduğu her yerde onlar da vardı çünkü. Adnan Oktar’ı Refah Partisi ve İskenderpaşa’ya sokanlar, Cemaat için de boş yer bırakmamıştı. Zaten “FG Projesi” başarıya ulaşsaydı, Oktar cemaatinin de duracağı yer belliydi.
Cemaat; AK Parti, CHP, MHP, HDP dahil her yerde vardı.
Cemaat’e itiraz eden solcular olsa da, aslında Cemaat, CHP teşkilatlarında ve tabanında birçok taraftar bulmuştu. Yaramazlık yapıp çatlak ses çıkaracak birileri olursa, FETÖ’cülerin kendi yerli ve milli şantaj dosyaları ellerinde idi, icabında CIA, MI6, MOSSAD’dan destek almaları sorun teşkil etmeyecekti.
Birçok kripto cemaat üyesi aslında bugün daha da güçlü. Kaçıp gittikleri ülkelerin istihbarat örgütleriyle yakın temas içindeler. Sayıları az olsa da özgül ağırlıkları daha fazla. Ve intikam duyguları taşıyorlar, yaygın tutuklama ve görevden almalar, devam eden davalarla öfkelerini hep canlı tutuyorlar ve bulundukları ülkelerdeki siyasi merkezlerle çok daha yakın ve sıcak ilişkiler kuruyorlar.
Gülen cemaati hala ciddi-kapsamlı bir özeleştiri yapmadı. Darbe sürecinde olan olaylarda kendi sorumluluklarını bir türlü kabul etmiyorlar. Hep iktidarı suçluyorlar, o kadar… Bir de sosyal medyada, karşı gruptakilerin ahlaksızlıklarını, yolsuzluklarını ve vurgunlarını konu alan çarpıcı yayınlar yapıyorlar. Ülkede haksızlığa uğrayan kim varsa, ellerindeki bilgi ve belgelerle bu çevrelere bilgi akışı sağlıyorlar.
FETÖ’cüler mağduriyetleri üzerinden, içeride ve dışarıda mazlumluk görüntüsü ile aslında içeride ve dışarıda çok fazla taraftar bulamasa da iktidar karşıtlarının sayısının giderek artmasına sebep oluyorlar.
Dün kendini gizleyen ya da daha sonra tövbekâr olan birçok FETÖ’cü aslında, kendi yaptıkları yanlışlıklardan pişmanlık duysa da derununda hala bir aidiyet ve öfke taşıyorlar.
Artık 15 Temmuz’un eski havası yok. İktidar o rüzgârı kaybetti. FETÖ’cülerin hala itiraf ve pişmanlık göstermemesi karşısında belli çevreler, biraz da iktidarın husumetinden endişe ederek, onlara, onların yakınlarına, ilişkili oldukları çevrelere karşı ihtiyatlı davransalar da iktidara da bu konuda güvenmiyorlar. Gerçeklerin tarafların kendileri ile ilgili anlattıklarını taraflı, yetersiz buluyorlar. Bazı FETÖ’cülerin yargıdan kurtulmaları, halkın kafasında soru işaretlerine sebep olduğunu da unutmamak gerek.
Eğer bir gün AK Parti iktidarını kaybedecek olursa, birçok kişi yeni bir cemaat yapılanması için kollarını sıvayacaktır. Akıllarında daha önceki yanlışı tekrarlamamak üzere, o birlikte şarkılar söyleyip el ele yürüdükleri günlere dönmek isteyecektir. Ve tabii, AK Parti iktidarı kaybederse, bu kez bugün “The Cemaat”ın başına gelenlerin bir benzeri, kendilerine bunu yapan diğer siyasilerin başına gelecektir, büyük ihtimalle.
Ya işte böyle. Bu dünya etme bulma dünyasıdır. Keşke yanlış yapanlar tövbe istiğfar etseler, olanlardan ders alsalar. Geçmişi övgü ya da sövgü konusu yapmadan, haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana zalimlere karşı olsalar. Arkalarındaki yerli ve yabancı, derin, kripto unsurlarından yakalarını kurtarıp gerçekleri dile getirseler de, bizim katlanmak zorunda olduğumuz zorluklar, bizden sonrakiler için baht kaynağı olsun. Akif ne diyordu:
“Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
“Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”
Önemli bir hatırlatmada bulunmak istiyorum, Allah’a ve ahiret gününe iman edenler için. Önce haksızlıklar karşısında susanlardan olmayalım. Bir de İlahi Adalet divanındaki yargıyı aklımızdan hiç çıkarmayalım. O gün, bugünkü davalar yeniden görülecek, ak koyun kara koyun belli olacak… O gün defterleri sol ellerine verilecek olanların vay haline… Evet, bugün tövbe günü. Azrail kapımızı çalmadan kimsenin kimseye faydasının olmayacağı o gün gelmeden tövbe edelim.
Hani, yaşadığımız zamana, mekâna, olaylara ve kişilere karşı adil şahitler olacaktık… Olmadık, olamadık, sınıfta kaldık. Bundan sonra olacakları birlikte göreceğiz. Ey kendini kınayan nefse yemin eden ya Rab, biz cahillerden ve zalimlerden olduk, içimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helak etme! Bize hakkı hak, batılı batıl göster, hakta toplanmamızı nasip et. Bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanların değil. Bağışla, bize bir çıkış yolu göster. Bizi rızanın tecellisinin vesilesi kıl. Bizi zalimler topluluğunun zulmünden koru, bize zalimlere karşı direnme gücü ver. Bizim ellerimizle zalimleri cezalandır ve mazlumlara yardım et.
Selam ve dua ile.