Abdurrahman Dilipak
Nereden başlamak gerek?
Bir dert varsa, o ya bir cezadır, ya imtihan vesilesidir, ya da Allah (cc) bize bir dert verir ya da birilerini başımıza musallat eder de, sonra da bizim ellerimizle, o zalimleri cezalandırmak, mazarrat’ı def etmek ister. Bizi bizden sonrakiler için örnek eder ve bizim makamımızı yüceltmek ister. Onun için neyin ne olduğunu tam bilemeyiz. Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah (cc) hayır murat etmiş olabilir. Her halukarda bizim, zahire göre, hükmederek Allah’a (cc) sığınmamız Onun rızasının tecellinin vesilesi olmak için sorumluluklarımızı kuşanmamız gerek.
Allah (cc) bir şey isterken, ellerimizi ona uzatırken, o uzanan ellerin, o Allah’tan dileyen dillerimiz, Onun rızasına ulaşmak için gelecek rahmeti beklerken bakınan gözlerimizin temiz olması gerekiyor. Manevi bir abdest gerekiyor bir bakıma. Yani günahlarımız, taksiratımızı hatırlayıp, o yanlışları bir daha yapmamak üzere Tevbe istiğfar etmemiz gerekiyor. Eğer böyle yapmazsanız daha beteri gelecek. Suçumuzu itiraf edip, “İnni küntü minezzalimyn” deyip tevbe etmeden dualarımız kabul olmayacak. Aksine Allah (cc) işlerimizi sarp dağlara sardıracak, üstümüze bela yağdıracak. “Nur istiyoruz” derken “nar yağdıracak”. Allah (cc) cahil’ler, zalim’ler, kafir’ler, müşrik’ler, münafık’lar, Müstekbir’ler ve Mütrefin’lere yardım etmez. Çaldıkları paralarla, haksız edinimleri ile gösteriş olsun diye, “hayır yapar gibi gözükenler”e yaptıkları işlerden dolayı rahmet etmez, Onun adını kullanarak insanları aldatmak için bir şeyler yapanlara gazab eder. Onların dualarını kabul etmez.
Biliyorsunuz, biz alemlere rahmet olarak göndertilen bir peygamberin ümmetiyiz. Yeryüzünden hesaba çekileceğiz. Hiçbir Müslüman dünyada olup bitenler görmezden, duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip değildir. Allah (cc) bize yeryüzünü mescid kılmak istiyor. Bunun anlamı, bizi yeryüzünün varisi kılarak, bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak, mazlumlara yardım etmek, “İla-yı kelimetullah” için insanlara bu mesajı iletmemizi ve onlara güzel örnekler olmamızı ister. Bu anlamda görevimiz “verese-tül enbiya” olmaktır, “veresetüşşeytan”lara karşı. Görevimiz hep söylediğim gibi Hakkın ve halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesi olmamız gerekiyor.
Bizim geleneğimizde, “def-i mazarrad celb-i menafiden evladır”. Biz kelime-i tevhid ile imanımızı ikrar ederiz ki, ilk kelime red üzerinedir. “La ilahe” deriz ve ardından “İllallah” deriz. Allah’tan (cc) başka hiç kimseyi İlah (Hüküm koyucu) ve Rab (terbiye edici) olarak kabul ederiz. “Euzü billahi mineşşeytanirraciyn, bismillahirrahmanirrahiym” derken, önce Şeytanın şerrinden Allah’a sığınır, sonra da “Rahman ve Rahim olan Allah”a sığınırız.
Biz yeryüzünde kişiler, olaylar, topluluklar hakkında “Adil şahidler” olmakla emrolunduk.
Peki son olarak Urfa ve Maraş’da yaşanan olaylar konusunda kim kendini sorguladı? Yanlış yapan hep ötekiler mi idi? Gazze, İran, Lübnan, say sayabildiğin kadar.. Amerika’daki Epstein rezaleti, Afrika’da, Asya’da, Avrupa’da, Doğu Türkistan’da, Ukrayna’da yaşanan olumsuzluklar karşısında görevimizi yerine getiriyor muyuz? Haksızlığa uğrayanlar da geçmişte ya haksızlıklara karşı direnirken haksızlık yapmadıklarından , yapmayacaklarından emin olamıyoruz aslında. Ölenin niye öldüğü, öldürenin niye öldürdüğünü bilmediği kıyamet alameti olan bir fitne zamanında yaşıyoruz. Bazan iki ayrı topluluk haksız bir şekilde birbirlerine zarar veriyor da olabilir. Allah (cc) bazılarını bazılarının eliyle cezalandırmak istiyor da olabilir. Bizi terazimizin altın tartan terazisinden daha hassas olması gerek. Zalimler kendi aralarında kavga ederken zarar gören çocuklar, yaşlılar ve tüm mazlumların vebalide bizim üzerimizdedir.
İçtimai olumsuzları çözmek bazan içinden çıkılmaz gibi gözükebilir. Bilelim ki, “Allah (cc)ın kolaylaştırdığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş yoktur” Her meseleyi devlete havale etmek çok basit ve ucuz bir yoldur. Hepimiz ferden ferda, topluluk olarak sorumluyuz. Bir de çözer gibi gözükerek meseleleri çözemezsiniz. Kapıya resmi kıyafeti ile iki polis dikmek her zaman çözüm olmayabilir. Resmi araç, resmi, üniformalı kişiler açık bir şekilde hedef olur. Tamam caydırıcı bir yanı var, ama bu tür psikopatlar ya da teröristler için aşılmayan bir engel yoktur. Şeytanları onların işini kolaylaştırır. Biz onlardan daha akıllı ve daha cesur olmamız gerekir.
Mesela, ilk, orta, lise seviyesindeki çocuklar için kapıda bekleyen üniformalı polisler, saldırı korkusu sürekli canlı tutmalarına, şuuraltlarında bir korku yaşamalarına sebeb olabilir. Top oynayan çocukların topu patlasa, ya da yoldan geçen bir arabanın tekeri patlasa, bu durum okulda paniğe sebeb olabilir. Şeytan’ın dostları boş durmayacak. Madem ki bu olaylar toplumda bu kadar gerilime sebeb oluyor, siyah bayrak operasyonları ile, uzun namlulu silahlarla ya da roket atarlarla saldırı düzenleyecek olurlarsa ne yapacağız. Bu konuda anne-babalarının çok duyarlı olması gerek. Akrabaların da öyle. Çok ciddi bir istihbarata ihtiyaç var. Tatto ve Piercing, uyuşturucu kullananlar, fuhuş bataklığına saplanan, sanal kumar ve bilgisayar oyunları bağımlıları, Psikologlar, Sosyologlar, Cami-Cemaat, Media hepimiz sorumluyuz. Demem o ki, hepimiz kendimizi sorgulamamız, daha dikkatli olmamız, çözüme ortak olmamız gerekiyor.
Şu zorunlu eğitim sevdasından vazgeçelim. Üniversiteleri yeniden gözden geçirelim. Bu yönetim şekli yanlış. Öğretim üyelerinin önemli bir bölümü lakaydi ve yeteneksiz, öğrenciler de öyle.. Şu kadar İmam-Hatip, şu kadar İlahiyat, şu kadar Kur’an Kursu yapmak sorunu çözmüyor. Sanat okulları pek itibar görmüyor. Sanat okuluna giden öğrenci açık öğretimden İmam-Hatib’e niye uzaktan gidip iki diploma almasın. Niye örgün lisede okudukları derslerden Uzaktan İmam-Hatip okurken muaf tutulmasın. Niye “ev okul”, “Okul kooperatifi olmasın”. Çocukluk aşamasında iken, daha ilkokulda, bazı çocukları özel eğitime almak ve eğitim kendi kendine yeterli olmakla sınırlı olmalı.
Eğer aralarında başarılı ve istekli olan varsa, önü açık olmalı. Orta okul biraz daha zorlaştırılabilir. 1946 öncesi Orta okul seviyesinde uçak teknikeri yetiştiren mekteb vardı.. Orta okulda başarılı ve istekli olan çocuklar liseye gidebilmeli. Aslında lisede büyük bir eleme yapılabilir. Sonra Üniversite’ye değil, işini büyütmek isteyen bir ara sınıf için 2 yıllık Meslek ön lisans programına geçilmeli. 2 yıl sonrası ister örgün, ister açık öğretimden 4 yıllık bir tahsil için 2 yıl daha okuyabilir.. Üniversitelerin kapasitesi %50 den fazla azaltılabilir. O zaman Üniversiteler daha verimlik olur. Onlar gerçekten ilim yapma imkanına sahip olur. Bugün o seviyede bir dersi, orta altı anlamıyor. Onlara göre bir müfredat yaparsanız zeki öğrenciler o dersten sıkılacaklar.
Sonuçta diploma alan herkes kamuda iş taleb edince işler tamamen çıkmaza giriyor. Orada da torpil devreye giriyor. Bir bakmışsınız şef-müdür üstte, altta kalanlar ilim yapacak kapasitedeki insanlar. Bu arada şu cezai ehliyet ve evlilik için 18 yaş şartını da kaldırmak gerek. Bu konuda iki ölçüm olmalı. Biri biyolojik yaş, ötekisi zeka yaşı. Aile kurmak için akil ve baliğ olması gerek. Akil olmak için iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin, hak-batıl, gerçek-Hakikat nedir fark edebilmeli. Bu durumda bu günkü şartlarda 18 değil, 25 bile az gelir. Biyolojik yaş için ergenlik yaşı esas alınıp, zeka yaşı ergenlik yaşının gerisinde olanlar için ailenin vekaleti, kefaleti, sorumluluğu esas alınmalı.
Bu gün çevresel şartlar, tahrik, beslenme alışkanlıkları, yenen abur-cuburlar, ilaçlar ergenlik yaşını 12’ye kadar geriletti. Size bu konuda kötü bir haberim var: Kızlar: Ergenlik başlangıcı 8-13 yaş (ortalama 10.5 yaş), Erkekler: 9-14 yaş (ortalama 11.5 yaş). Global ortalama Kızlar 8-13 yaş (Ortalama 10,5), Erkeklerde 9-14 yaş ( Ortalama 11,5 yaş). Kızlarda dünya ölçeğinde en düşük ortalama 8.8-9.8 arası (ABD ve AB) En Yüksek ortalama 13 yaş Bazı Afrika ülkeleri. Erkeklerde dünya ortalaması, en düşük 11-12 yaş, (Asya ve batı’da), en yüksek ortalama 12-13 yıl Afrika ve güney asya’da)
Genel olarak akıl seviyesi, IQ seviyesi açısından Türkiye dünya ortalamasının ortasında. Ve zeka yaşı, genelde beslenme alışkanlıkları, genetik özellikler, ezberleme ve tekrar ya da düşünerek anlama konusunda hassasiyet gösterilen müfredata bağlı olarak farklılık gösteriyor.
Tabi konuda model alınan kişi ve kurumlar önemli. Ülkemizde Spor adamları, sanatçılar, ideolojik ve politik aktörler idolleştiriliyor. Media çok etkili. Dini hayat ve ahlaki hassasiyet de bu konuda etkili bir konu. Her türlü bağımlılık ve rol modellerinin davranışları toplumda büyük tahribatlara sebeb olabiliyor.
Tabi, bu İstanbul sözleşmesi, Bu Lanzarote, bu CEDAW, UN MOMAN, Bu İnternet, dağılan aileler, evlilik dışı hayat, aile içi çatışmalar böyle devam edecekse, karı-koca kariyer için birbiri ile rakib olacaksa, o aileden ne bekliyorsunuz ki! Zaten biliyorsunuz kökümüzü kurutuyorlar. Nufusumuz hızla yaşlanıyor, azalıyor ve hemen hemen herkes ya da biyolojik ya da psikolojik açıdan sağlık sorunu yaşıyor. Stres altında, panik, öfkeli, karamsar..
Bu siyaset dili, bu media, bu sanat, bu spor, bu eğitim böyle devam edecekse bundan sonra daha beteri kaçınılmaz olacak ve gelecek günler geçen günleri aratacak. Aman dikkat!
Selam ve dua ile.