Miami pazarlığında ABD Avrupa’yı dışladı
Miami’de Trump’a yakın ekip ile Rus temsilciler arasında hazırlanan ve Ukrayna’nın aleyhine ciddi tavizler içeren 28 maddelik plan, Washington’un Avrupalı müttefiklerini tamamen dışlayarak Moskova ile pazarlığa oturduğunu ortaya koydu.
ABD’nin Miami’de yürüttüğü kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar, Avrupa’nın güvenlik mimarisini tamamen dışlayan bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Siyonist rejime koşulsuz destek veren Washington yönetimi, bu kez de Ukrayna dosyasında Avrupalı müttefiklerini devre dışı bırakarak Moskova ile kendi çıkarları doğrultusunda yeni bir denklem kurmaya yöneldi.
Miami’de Donald Trump’a yakın isimlerle Rus tarafının temsilcilerinin hazırladığı 28 maddelik planın ayrıntılarının sızması, Avrupa başkentlerinde şok dalgası yarattı. Söz konusu taslak, Rusya’nın Ukrayna’nın doğusundaki geniş bölgeler üzerindeki hakimiyetini fiilen tanıyor, Kiev’in ordu kapasitesini ciddi şekilde kısıtlıyor, uzun menzilli silahlara erişimini daraltıyor ve Ukrayna’nın NATO üyeliğini kalıcı biçimde gündemden çıkarıyor.
Avrupa’yı asıl sarsan ise planın içeriğinden çok, ABD’nin bu pazarlığı Brüksel’i tamamen yok sayarak yürütmesiydi. Washington’un Avrupa güvenlik mimarisini Moskova ile masaya yatırırken Avrupalıları yalnızca seyirci konumuna itmesi, transatlantik ittifakın temelinde bir süredir biriken güvensizliği görünür hale getirdi.
Washington–Moskova pazarlığı: Avrupa yok, ABD iç siyaseti öncelikli
Planın oluşum sürecinde Trump’ın özel temsilcilerinin Rus yetkililerle yürüttüğü temaslar, Avrupa’nın güvenliğine dair hesapların artık Avrupa’nın kendisi olmadan yapıldığını gösterdi. Bu durum, birçok Avrupalı diplomata göre İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana transatlantik ilişkilerin en ciddi kırılmalarından biri.
NATO toplantılarından yansıyan bilgiler, ABD’li yetkililerin Zelenskiy’i “kısa süre içinde anlaşmaya zorlamaya” hazırlandığını gösteriyor. Washington’un “şimdi kabul etmezsen ileride daha kötü bir anlaşmaya razı olmak zorunda kalacaksın” tehdidi, Avrupalıların giderek artan yalnızlık hissini pekiştirdi.
Avrupa Birliği Dış Politika Sorumlusu Kaja Kallas ve bazı Avrupa başkentlerinin üst düzey yetkilileri, Rusya’nın güvenlik açısından uzun vadeli bir tehdit oluşturduğunu iddia etseler de Avrupa’nın masa üzerindeki etkisizliği, alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Ukrayna’nın Avrupalılarla birlikte hazırladığı değişiklik önerilerinin Kremlin tarafından reddedilmesi, Avrupa’nın kendi güvenliğiyle ilgili bir dosyada dahi belirleyici olamadığını ortaya koydu.
ABD ile Avrupa arasında derin çatlak
Beyaz Saray’daki üst düzey isimler medyaya yaptıkları açıklamalarda, savaşın uzamasından Avrupalıları sorumlu tuttu. Trump’ın ekibi, Kiev’in “gerçekçi olmayan taleplere” yöneltilmesinde Avrupa’nın rolü olduğunu savunarak ABD’nin masraf yükünü taşımakta isteksiz olduğunu ilan etti.
Trump da kabine toplantısında süreci “oyun” olarak niteleyerek, Avrupalıların hem savaşı uzatıp hem de ABD’den daha fazla yük üstlenmesini beklediğini söyledi. Washington’un giderek artan bu agresif tutumu, Avrupa ile ABD arasında Ukrayna savaşının nasıl ve ne zaman sonlandırılacağına dair stratejik ayrışmayı daha görünür kıldı.
Ekonomik kaygılar: Ukrayna yeniden Avrupa’nın omzunda
Avrupa açısından tehlike yalnızca güvenlik boyutunda değil. Planın kabul edilmesi durumunda Ukrayna’nın doğusundaki sanayi ve maden kapasitesini kaybetmesi, ülkeyi uzun yıllar boyunca derin bir ekonomik boşluğa sürükleyebilir. Bu durumda yeniden inşa yükünün neredeyse tamamen Avrupa’nın sırtına binmesi kaçınılmaz olacak.
Avrupa içinde ayrıca Rusya’nın dondurulmuş varlıklarının kullanımına dair ciddi bir anlaşmazlık yaşanıyor. Washington’un telkiniyle bu varlıkların faiz getirilerinin Ukrayna’ya kredi sağlamada kullanılması baskısı sürerken, bazı AB ülkeleri bunun Euro’nun küresel çekiciliğini zayıflatacağını savunuyor.
Yalnızlaşan Avrupa: ABD’ye bağımlılık ile bağımsızlık arasındaki sıkışma
AB, stratejik bir açmaz içinde. Bir yanda artık güvenilmez hale gelen ABD’ye bağımlılık; diğer yanda gerçekleştirilebilir olup olmadığı belli olmayan “stratejik özerklik” hedefi. Kuzey ve Doğu Avrupa ülkeleri Rusya’ya karşı sert çizgi isterken, Batı ve Güney Avrupa kamuoyları uzun süreli bir gerilimin yaratacağı ağır ekonomik maliyetlerden endişeli.
Brüksel’de tartışılan çok uluslu bir Avrupa gücü kurma fikri, ortak savunma sanayii bütçesi ve Avrupa askeri kapasitesinin artırılması gibi öneriler bulunsa da bunların ABD’nin lojistik desteği olmadan hayata geçmesi uzmanlara göre oldukça zor.
Avrupa’nın gerçekliği şu: Bu kıta ne ABD’den kopabiliyor ne de tek başına güvenliğini sağlayacak kapasiteye sahip. ABD’nin kendi iç çıkarları doğrultusunda yürüttüğü Miami pazarlıkları, transatlantik güven çemberinin artık eski formunda olmadığını bir kez daha kanıtladı.
Direniş Cephesi perspektifiyle sonuç
Miami görüşmeleri, ABD’nin müttefiklerini gerektiğinde kolaylıkla feda edebileceğini ve uluslararası güvenlik mimarisini kendi iç siyasi hesaplarına göre şekillendirmekten çekinmediğini ortaya koydu. Bu tablo, bölgemizde yıllardır ABD’nin hegemonyacı ve istikrarsızlaştırıcı politikalarına karşı duran Direniş Cephesi’nin uyarılarının doğrulandığını gösteriyor. Washington’un Avrupa’yı bu derece rahat dışarıda bırakabilmesi, ABD’nin güvenlik garantilerinin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne sererken, dünya genelinde çok kutuplu düzen arayışlarını daha da hızlandırmış durumda.
