"KÜRT YOK, KÜRTÇE YOK"

"KÜRT YOK, KÜRTÇE YOK"

'DEP Operasyonu'nun baş aktörlerinden eski DGM Başsavcısı Nusret Demiral, o günkü gibi bugün de aynı görüşte olduğunu söyledi.

Türkiye'ye 18 yıl kaybettiren 36 saatin başrol oyuncularından biri de Nusret Demiral'dı... O zaman Cumhuriyet Başsavcısıydı ve yıllarca kasırga gibi esti. Önünde kimse duramadı... Demiral'la yakın korumasıyla gidip-geldiği Çankaya'daki ofisinde buluştuk. Öncelikle ofisini biraz anlatayım. İçeri girer girmez ilk dikkatimi çeken masasının arkasındaki kocaman Atatürk fotoğraflı Türk bayrağı oldu. Duvarları süsleyen çerçeveler içindeki deyişler de çarpıcıydı. Sadece birini aktarayım. "Biz gözünde vatanını, gönlünde Atatürk ilke ve inkilaplarını tutabilen, vicdanında dinini saklayabilen, milliyetçilik ve laiklik düşüncesi içinde görev yapanlardanız" yazıyordu. Bütün deyişlerin altındaki imza ise 'Nusret Demiral'dı. Salondaki Atatürk büstleri ve fotoğraflarını ise sayamadım. Ünlü Başsavcı için zaman donmuştu sanki... Konuşurken bazen kendimi 18 yıl öncesinde gibi hissettim. Ne olursa olsun bir milim yerinden kımıldamamıştı. "Acaba ben de bir yerde hata yapmış olabilir miyim?" diye de sormamıştı. 1.5 saatlik söyleşi sırasında zaman zaman bana kızdı ama sonunda ayrılırken Deniz Gezmiş'i nasıl sorguladığını anlatmaya başladı. Gezmiş olayını da başka bir gün konuşmak üzere vedalaştık..

6 Kasım 1991'de TBMM tarihine "Polis ablukasına alınan Meclis" diye geçen 36 saat, Türkiye'nin 18 yılına mal oldu. Dönemin DGM Başsavcısı Nusret Demiral, o sıcak saatlerle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

* Yerel seçimlerde Güneydoğu'da halk Kürt kimliğine oy verdi.
Hayır Kürt kimliğine oy verilmedi. Türkiye'de iki ideoloji var Biri din şemsiyesi altında. Diğeri Komünist rejimi. Kürt kelimesini kullanmak da zaten yanlış.

KÜRT YOK, KÜRTÇE YOK

* Neden yanlış? Kürt yok mu? "Kürtçe konuşuyoruz" diyen insanlar var.

Hayır yok. Kürt bir Türk boyu. Araştırmalar böyle. Kürtçe de Türkiye'de, dünyada yok. Dil denmez. Lehçe denir. Türkmen, Çerkez, Laz hepsi Türk boyları. Türkiye'nin büyük devlet olmasını hiçbir yabancı devlet istemiyor. Lozan Antlaşması imzalandıktan sonra İngiliz, İnönü'nün koluna giriyor. "Genç general seni kutlarım. Her şeyi istediniz biz de verdik. Hepsini geri alacağız" diyor.

* Ama Süleyman Demirel de 18 yıl önce "Kürt gerçeği vardır" dedi.

Eksik söylüyoruz. Kürt gerçeği gibi bir Laz, Rum, Ermeni, Çerkez, Pomak gerçeği de var. Bu gerçekler o toplumu millet olarak lanse etmez. Bir boydur. Anadolu insanı örfünü, adetini geleneğini birleştirmiş, kanını birleştirmiş, bir millet yaratmış. Türkiye'de yaşayan insanın büyük adı Türk'tür.

* Ama "Ermeniler Rumlar" diyoruz. Diğeri de "Ben Kürdüm" diyor.

Onlar millet olarak asıl. Kürt bir millet değil, bir toplum olarak asıl ve gerçek. Orada yaşayan insan kendini Kürt sanıyor. Kabul etmiş. Kimse bir şey demiyor. Pomak da "Lisanım var" diyebilir. Lisanı bir toplumu millet yapmaz. Tarih milleti lanse eder.

KÜRTLER'İN TARİHİ YOK

* Kürtler'in tarihi de yok mu sizce?

Tabii yok. Millet olarak lanse ettiler. Lozan'da önümüze sürdüler.

* İlk TBMM'de "Kürdistan milletvekili" deniyor. Rahatsız olanlar var.

Kürdistan bir semt ismi. Rahatsız olmamak lazım. Ama pay da çıkarmamak lazım. "Lazistan" diyor adam ama aynı zamanda "Türk'üm" diyor.

ÖCALAN GÖREVLENDİRDİ

* Peki 1991'e gelelim. Kürtçe yemin etmeselerdi tarih farklı mı yazılırdı?

Zaten PKK hakkında soruşturma yapıyorduk. Örgütün silahlı, idari ve siyasi kanadı var. Siyasi kanat olarak çalıştırılacaklar 91'de "Meclise girelim. Kendimizi açıklayalım" dediler. Adaylıklarını dahi PKK tespit etti. Seçilinceye kadarki konuşmaları teybe, videoya alındı. "Kürtçe yemin edeceğiz" dediler.

* Yapmasalardı?

Yine dokunulmazlıklarının kaldırılmasını isterdim. Cindoruk arkadaşımız karşımıza dikildi. "Kürsü sorumsuzluğu vardır" dedi.

* Yok muydu?

Yeminde olmaz. Mesela kanunla ilgili bir görüşmede olsaydı olurdu.

* Ama ortada halkın seçtiği vekil vardı.

Seçti ama yemini okuyacak. Ayrıca yeminle ilgili bir soruşturma yapmadık. Daha önce bildiri okudular, konuşmalar yaptılar. PKK'yla ve Öcalan'la daima teşriki mesai yaptılar. Hepsi elimizdeydi. Mahkûmiyet kararı da oradan çıktı.

PKK, İNÖNÜ'YÜ KULLANDI

* Yani sizce PKK İnönü'yü kullandı mı? Halbuki İnönü onları siyasete çekip, PKK'yı marjinalleştirmeye çalıştı.

Tabii İnönü ve SHP kullanıldı. Suç işleyenleri Meclis'e çekemezsin. Dünya kadar insanı şehit etmiş. Siyasi kanat, o illegal örgütün eleman görev yeridir. Mahkûmiyet kararında "Özel görev verilmiştir" dendi. Özel görev parti içindeki görevdir.

* Meclis'te ilk eylemi yapmasalardı tarih değişir miydi ?

Dokunulmazlıkların kaldırılması yine istenecekti. Yemin hareket tarzlarının teyidi oldu. Yemin yalnız başına olsaydı cezai müeyyide yaratmazdı. Daha yemin edip göreve başlamamış. Kapıyı açacak içeri girecek. Kapıda yakalıyoruz biz.

CİNDORUK DA HATA YAPTI

* Ama eski Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk dokunulmazlıkların kaldırılması talebinize karşı çıktı. Sonunda Başkan Vekili fezlekenizi kabul etti.

Cindoruk hata yaptı. Fezlekeyi tetkik yetkisi yoktu. "Efendim ben posta memuru muyum?" dedi. Nasıl düşünürsen! Havale etmek mecburiyetindesin. Kim ederse etsin. Öcalan'ın mahkûmiyet kararının dahi Meclis'e gönderilmemesi o zamanki hükümet ricali için bir anayasa suçudur.

* Ama Türkiye tüm Avrupa'daki gibi idam cezasını kaldırdı.

Siyasi karar bizi ilgilendirmiyor. Yine de Meclis'e getirmeleri gerekirdi.

POLİS GÖNDERDİM!

* 19 saat Meclisi polis kordonuna aldırdınız. Hata değil miydi? Tuhaf olmadı mı?

Hayır, polis dışardan bir taarruz için beklemiştir. İçerdeki hadise için değil. Bilinçsiz düşünce. Polis korumak için ablukaya alır. Meclise baskı yapmak için almaz.

* Nasıl koruma bu ki çok tartışıldı?

Bakın Türkiye'de illegal örgüt mensupları var. Buna karşı gelecek halk zümresi de var. Bunların Meclis'e yürüdüklerini düşünün.

* Öyle bir tehlike var mıydı?

Bilemiyorum. Bir tedbirdir. 'Var mıydı yok muydu' diye bir yorum getirilmez. Bunlar hep yanlış şeyler. Gazeteciler yorum getiremez. Söylediklerimi nakleder.

* Söylediklerinizi tabii nakledeceğim ama bunlar yıllardır tartışılıyor.

Yanlış işte. Yargı ve devleti koruma ortamında değerlendirilseydi yanlış takdimler ortaya çıkmazdı. Meclis'e baskı yapmadım. Sadece istemde bulundum.

* Bu nasıl istem Sayın Demiral? Meclis'i polis kordununa aldınız.

Olacak tabii. İddialarımız çok önemliydi. 'Meclis kapısından aldı' diye kıyamet koptu. Belki evlerine gidemezlerdi. Hayatları tehlikede olabilirdi belki.

* Peki dünyada örneği var mı?

'Dünyada yaşanmadı' diye damga vurmayın. Araştırma yapın.

BAŞINI VURMASIN DİYE!

* Bir de Orhan Doğan'ın ensesinden tutulup tutuklanışı çok tartışıldı.

Çok kere adam heyecanla başını kapıya vurur. Beyin kanamasından ölenleri bilirim. Bir tedbir. Zorlama değil. Ve rahmetlinin suçu ağırdı. PKK'yı besledi. Sorguda her şeyi hazırlamıştık. Mesela Leyla Zana "Öcalan ile hiç konuşmadım" dedi. Teybi dinlettik. Bitti.

* Onları sürekli dinletiyor muydunuz?

Hayır, Öcalan'ı dinlerken, bunlar onunla konuşurken aldık. Soruşturma sırasında Avrupa'dan iki profesör geldi. Korkutmuşlar adamı. Profesöre "Kendisini Kürt sanan, bir millet sanan ve siyasi şemsiye altında Meclis'e girmek isteyen ve Anadolu'yu bölmek isteyen illegal örgütün siyasi kanadı olan kişileri araştırdık" dedim. Bunlara düşman değiliz. Benim vatandaşım, Türkiye'mde büyümüşler.

* Sizden herkes korkuyordu ama.

Korku bir görevin karşılığı ise önemli. Saygıyla beraber. Kimseye kötülük etmedim. Kişiler değildi muhatabımız. Fiillerdi. Ahmet Türk'e de (Senin soyadın Türk) dedim ya. Ailen senin Türk yaa. Cevap yok. Şimdi PKK'yı sömürüyorlar. PKK'lılar belki bunlardan daha samimi. Çünkü biliyoruz ne yapacağını.

* O gün Meclis'i polis çemberine almadan Tansu Çiller'le görüştünüz mü?

Kimseyle görüşmedim. Sadece Adalet Bakanı'na bilgi veririz. O da ayrıntılı olmaz.

* Neden Meclis'e "DEP'lileri teslim edin" diye ısrar ettiniz?

Meclis suçluyu tutamaz. Suçluyu derken hakkında iddialar olan, hatta Meclis de o iddiaları dokunulmazlıklarını kaldırmakla kabul etmiş oluyor. Partileri de kapanmış.

Sabah