İŞGALCİLERİN GÜNEY LÜBNAN HEZİMETİ!

İŞGALCİLERİN GÜNEY LÜBNAN HEZİMETİ!

Güney Lübnan Direnişi İşgal Projesini Nasıl Çökertti?

İşgal Projesinin Başlangıcı

1982 yılında Lübnan’ın işgal edilmesiyle birlikte Güney Lübnan, siyonist rejimin uzun vadeli işgal projesinin merkezlerinden biri hâline geldi. İşgalci İsrail, kuzey sınırlarını güvence altına almak ve Lübnan toprakları içerisinde kalıcı bir askerî nüfuz alanı oluşturmak amacıyla bölgede yeni bir güvenlik ve siyasi denklem kurmayı hedefliyordu. Ancak bu proje, daha ilk günden itibaren halk direnişiyle karşı karşıya kaldı. Yıllar içerisinde gelişen bu direniş hareketi, işgal planlarını boşa çıkaran organize bir güce dönüşerek Lübnan’ın siyonist kontrol altına girmesini engelleyen en temel unsur oldu.

İlk Direniş Operasyonları

İşgalin ilk yıllarında direniş operasyonları sınırlı çaplı saldırılar şeklinde başladı. Güney Lübnan’da konuşlanan işgal güçlerine yönelik düzenlenen saldırılar zamanla gelişerek 1985-2000 yılları arasında tam anlamıyla bir yıpratma savaşına dönüştü. Direniş güçleri bu süreçte özellikle pusu, nokta saldırıları ve askerî hedeflere yönelik operasyonlarla işgal ordusunu ciddi biçimde yıprattı. “Sınır Şeridi” olarak bilinen bölgede işgalci askerî noktalar ve devriyeler sürekli hedef alınırken, işgalin insanî, askerî ve siyasi maliyeti her geçen gün daha da arttı.

2000 Geri Çekilmesi: İlk Büyük Yenilgi

Direnişin yürüttüğü bu savaş yalnızca dağınık çatışmalardan ibaret değildi. Aksine, sistemli bir yıpratma stratejisi uygulanıyordu. Güney Lübnan, işgal ordusu için günlük kayıpların yaşandığı bir çıkmaza dönüşürken, Tel Aviv yönetimi işgalin sürdürülebilirliğini yeniden sorgulamak zorunda kaldı.

Askerî baskının artmasıyla birlikte işgal sisteminde çözülme belirtileri ortaya çıktı ve nihayet 2000 yılında işgalci İsrail, herhangi bir barış anlaşması ya da siyasi kazanım elde edemeden Güney Lübnan’dan tek taraflı olarak çekilmek zorunda kaldı. Bu gelişme, siyonist rejimin tarihinde ilk açık yenilgilerden biri olarak değerlendirildi.

Direnişin Bölgesel Etkisi

2000 yılındaki geri çekilme yalnızca askerî bir gelişme değil, aynı zamanda bölgesel dengeleri değiştiren stratejik bir dönüm noktasıydı. Bu süreç, silahlı direnişin işgalci güçleri geri çekilmeye zorlayabileceğini ortaya koydu. Eğer Lübnan Direnişi olmasaydı, işgalci rejim yalnızca Güney Lübnan’da kalıcılaşmakla yetinmeyebilir, Beyrut’a kadar uzanan daha geniş bir kontrol alanı oluşturabilirdi.

2006 Temmuz Savaşı

2000 sonrası dönemde çatışma daha karmaşık bir aşamaya girdi. İşgalci İsrail, Güney Lübnan’dan ve ardından 2005’te Gazze’den çekilmesinin ardından zedelenen caydırıcılığını yeniden tesis etmeye çalıştı.

Bu çerçevede 12 Temmuz 2006’da Hizbullah’ın iki siyonist askeri esir almasının ardından Lübnan’a karşı geniş çaplı bir savaş başlatıldı. İşgal rejimi yoğun hava bombardımanı, deniz ablukası ve kara saldırılarıyla Hizbullah’ı tasfiye etmeyi, silahsızlandırmayı ve caydırıcılığı yeniden kurmayı hedefliyordu.

Bint Cübeyl Direnişi ve İşgalin Başarısızlığı

Savaş sırasında işgal ordusu, direnişin sembol şehirlerinden biri olarak görülen Bint Cübeyl’i ele geçirmeye çalıştı. Ancak burada sert bir direnişle karşılaştı. Çatışmalarda çok sayıda işgal askeri öldü ve yaralandı. Güney Lübnan’daki çatışmalar, işgal ordusunun ilerleme kabiliyetini felce uğratan yeni bir yıpratma savaşı modeline dönüştü.

33 gün süren saldırılar sonunda işgal rejimi hedeflerine ulaşamadı. Direniş roketleri ateşkes ilan edilene kadar işgal altındaki kuzey Filistin’i hedef almaya devam etti. Savaş sonunda Hizbullah tasfiye edilemediği gibi, askerî ve teknik kapasitesini daha da geliştirmiş bir şekilde ortaya çıktı.

Yeni Caydırıcılık Dengesi

İşgalci İsrail’in 2006 savaşındaki başarısızlığı sonrasında Hizbullah’ın füze kapasitesi ciddi biçimde arttı. İşgal kaynakları daha sonraki yıllarda Hizbullah’ın on binlerce füzeye sahip olduğunu kabul etti. Bu durum, Lübnan cephesinde yeni bir caydırıcılık dengesi oluşturdu ve işgal rejiminin Lübnan’ı yeniden işgal etme planlarını zorlaştırdı.

Aksa Tufanı Sonrası Yeni Cephe

7 Ekim 2023’te başlayan “Aksa Tufanı” operasyonunun ardından Hizbullah da Lübnan cephesini açarak çatışmalara dahil oldu. Direniş hareketi, Gazze’ye destek amacıyla işgalci askerî hedeflere yönelik füze ve topçu saldırıları düzenledi.

Böylece Lübnan cephesi, “cephelerin birliği” stratejisinin önemli bir parçası hâline geldi. Bu süreçte işgal ordusu güçlerini Gazze ve Lübnan arasında bölmek zorunda kaldı. Bu durum siyonist rejimin askerî kapasitesini zorladı ve Gazze’ye tam yoğunlaşmasını engelledi.

Kuzey Filistin’de Yeni Gerçeklik

Direniş operasyonları yalnızca askerî noktaları değil, gözetleme merkezlerini, casusluk altyapılarını ve kuzeydeki yerleşimleri de hedef aldı. Bu saldırılar nedeniyle on binlerce yerleşimci kuzey Filistin’den tahliye edilirken, kuzey cephesi işgal rejimi açısından sürekli baskı altında kalan bir savaş alanına dönüştü.

Hizbullah’ın müdahalesi, Filistin meselesinin yeniden dünya gündemine taşınmasında da etkili oldu. Ayrıca işgalci İsrail’in “yenilmezlik” ve caydırıcılık imajı ciddi biçimde sarsıldı.

Suikastlar ve Ateşkes Süreci

Artan baskı karşısında işgalci İsrail, Lübnan’a yönelik geniş kapsamlı saldırılar başlattı ve Hizbullah lider kadrosunu hedef alan suikastlara yöneldi. Bu saldırılar kapsamında eski Genel Sekreter Seyyid Hasan Nasrallah da hedef alındı. Amaç, direnişin komuta yapısını çökertmek ve askerî organizasyonunu dağıtmaktı.

Ancak tüm saldırılara rağmen Hizbullah operasyonlarını sürdürmeyi başardı ve sonunda işgal rejimi ateşkesi kabul etmek zorunda kaldı.

2026 Savaşı ve Yeni Yıpratma Süreci

2026 yılına gelindiğinde ise İran ile ABD ve işgalci İsrail arasında tırmanan savaş ortamında Hizbullah yeniden aktif şekilde sahaya döndü. Direniş, İran’a destek ve Lübnan’ı savunma gerekçesiyle operasyonlarını yeniden başlattığını duyurdu.

Güney Lübnan’daki çatışmalar, işgal ordusunun ciddi kayıplar verdiğini ortaya koydu. İşgal güçleri sınır köylerinde ilerlemekte zorlanırken, direniş birlikleri füze, İHA ve pusu saldırılarıyla işgal ordusunu sürekli baskı altında tuttu.

İşgal Çıkmazı ve Geri Çekilme İhtimali

Sahadaki gelişmeler, işgal ordusunun Güney Lübnan’da kalıcı kontrol sağlayamadığını gösteriyor. İşgal altına alınmaya çalışılan bölgeler sürekli çatışma alanlarına dönüşürken, direniş güçleri askerî üsleri, lojistik merkezleri ve birlik yığınaklarını hedef almaya devam ediyor.

Bu durum hem askerî kayıpları artırıyor hem de işgal yönetimi üzerindeki iç baskıyı büyütüyor. Bugünkü tablo, geçmişte yaşanan Güney Lübnan tecrübesini yeniden hatırlatıyor. Tarihsel deneyimler, işgalin uzun vadede direniş karşısında sürdürülebilir olmadığını gösteriyor. Bu nedenle mevcut çatışmaların sonunda işgalci İsrail’in yeniden geri çekilmek zorunda kalabileceği değerlendirmesi güç kazanıyor.