İran'ın "Direniş Diplomasisi" nasıl model oldu?

İran'ın "Direniş Diplomasisi" nasıl model oldu?

İran'ın 47 yıllık 'direniş diplomasisi', İslamabad'daki müzakerelerde ABD'nin maksimalist taleplerine boyun eğmeyerek dünyaya onurlu bir duruşun zafer getirebileceğini gösterdi.

İran'ın son 47 yıldır sürdürdüğü 'direniş diplomasisi', yalnızca askeri alanda değil, müzakere masasında da emperyalist güçlere karşı ezilen uluslar için bir ilham kaynağı haline geldi. İslamabad'daki görüşmelerde ABD'nin maksimalist taleplerine boyun eğmeyen Tahran yönetimi, 'dünyanın en güçlü ordusu' unvanını taşıyan bir ülkeye karşı ağır bir yenilgi tattırdı. Uzmanlara göre İran'ın bu modeli, baskı, tehdit ve şantajdan oluşan gelenekserperyalist diplomatik araçların artık işlemediğini, ulusların onurlu bir duruşla kazanabileceğini gösteriyor.

Press TV'de yayınlanan ve Dr. Ahmed Habibullah tarafından kaleme alınan analizde, İran'ın 'direniş diplomasisi' kavramını modern diplomasi literatürüne kazandırdığı vurgulanıyor. Bu yeni modelin, sakin diplomasi, kamu diplomasisi veya 'top diplomisisi' gibi geleneksel yöntemlerden farklı olarak, tüm bu araçları içermekle birlikte, uzun vadeli cesaret, yılmaz sebat ve derin bir stratejik öngörü gerektirdiği belirtiliyor. İranlı diplomatlar, müzakere masasında bir yandan karşı tarafın sinsi niyetlerini anlamaya çalışırken, diğer yandan kendi uluslarının meşru haklarını güvence altına almak için yeni fikirler ve öneriler sunmak zorundadır. Bütün bunlar, üzerlerinde muazzam bir psikolojik baskı varken, hatta kendilerinin ve ailelerinin hayatlarının düşman güçler tarafından sürekli tehdit edildiğini bilerek yapılır. Bu durum, emperyalist güçlerin diplomatik teamülleri nasıl hiçe saydığını ve uluslararası hukuka saygı duymayan bir anlayışla hareket ettiğini gözler önüne sermektedir. Zira ABD ve İsrail, daha önce İranlı nükleer bilim insanlarına ve üst düzey komutanlara yönelik düzenledikleri suikastlarla, diplomasinin temel kurallarını ayaklar altına aldıklarını defalarca kanıtlamıştır.

Analiz, İran'ın bu direniş modelini orman metaforuyla açıklıyor: ABD, Siyonist rejim, Avrupa ve Arap müttefikleri 'tilki' rolünü oynarken, İran 'kirpi' rolünü üstlenmiştir. Tilki, her zaman çeşitli, sinsi ve aldatıcı taktiklere başvurur: sekiz yıllık emperyalist savaş, kadife devrim girişimleri, suikastlar, şiddetli halk hareketlerini kışkırtma, insanlık dışı yaptırımlar, ayrım gözetmeyen bombalamalar, terör örgütleri kurma ve destekleme, propaganda kanalları fonlama... Ancak tüm bu aldatıcı girişimlerde başarısız olmuştur. İran ise tüm bu süreç boyunca basit, kararlı ve şeffaf bir çizgi izlemiştir. 1979 İslam Devrimi'nden bu yana İran, dünyadaki ezilen ulusları destekleme ve onların meşru haklarını savunma sözü vermiş, bu sözünde samimi olmuştur. Devrimden bu yana -hatta son 300 yıldır- İran hiçbir ülkeye saldırmamış, hiçbir ulusun içişlerine karışmamış, uluslararası hukuku ihlal etmemiş ve çoğu zaman kendi hak ve çıkarlarını feda ederek ezilen halkların yanında yer almıştır. Bu onurlu yolda büyük liderini, üst düzey askeri komutanlarını, bilim insanlarını, entelektüellerini ve masum insanlarını feda etmiştir. Karşıt görüşteki Batılı analistler ise İran'ın 'direniş diplomasisini' 'idealist ve pratikten uzak' olarak nitelendirmekte, bunun uzun vadede sürdürülebilir olmadığını savunmaktadır. Ancak bu eleştiriler, İran'ın 47 yıldır süren yaptırımlara ve tehditlere rağmen ayakta kalması ve hatta nükleer teknolojiden uzay bilimlerine kadar pek çok alanda önemli ilerlemeler kaydetmesi karşısında geçerliliğini yitirmektedir.

İran'ın direniş diplomasisinin başarısı, yalnızca savaş ve nükleer anlaşma gibi konularla sınırlı değildir. Analize göre, son 47 yılda İran, bilim ve teknoloji, eğitim, kültür, turizm, insan kaynakları yetiştirme, imalat, yüksek teknoloji ekipmanları, ilaç, gıda tedariki gibi pek çok alanda dış ilişkilerini geliştirmiştir. Binlerce yabancı öğrenci, İran üniversitelerinde ve ilahiyat okullarında eğitim görmekte, mezun olduktan sonra İran'ın başarılarının, tarihinin, kültürünün ve yüksek ahlaki değerlerinin iyi birer elçisi olmaktadır. İran ayrıca her yıl farklı ülkelerden entelektüellerin, akademisyenlerin ve öğrencilerin katıldığı uluslararası konferanslar, seminerler, yarışmalar ve ortak etkinlikler düzenlemektedir. Bu çabalar, emperyalist güçlerin İran'ı 'izole etme' stratejilerinin ne kadar başarısız olduğunu göstermektedir. ABD, maksimum baskı politikasıyla İran'ı uluslararası sistemden tecrit etmeye çalışırken, Tahran kendi alternatif ağlarını kurmuş, Doğu ve Güney ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmiş ve çok kutuplu dünya düzeninde kendine sağlam bir yer edinmiştir.

Analizin vurguladığı bir diğer önemli nokta ise 'direniş diplomasisi'nin İran'da sürdürülebilir bir ekonomik kalkınma modeli yaratmış olmasıdır. Kendi kaynaklarına ve yeteneklerine güvenen ve bunları müzakere masasında pazarlık konusu yapmayı reddeden İran, zamanla büyük ölçüde bağımsız bir ekonomi geliştirmiştir. Bugün İran, temel tüketim mallarından ekipman ve makinelere, otomobilden ilaç üretimine kadar neredeyse tüm ihtiyaçlarını karşılayacak sanayilere sahiptir. Bu, emperyalist güçlerin yaptırım ve abluka politikalarının, hedef ülkeyi teslim almak bir yana, kendi kendine yeten, daha dirençli ve yaratıcı bir ekonomik modele dönüştürdüğünün canlı bir örneğidir. Tarihsel referansla bakıldığında, ABD'nin Küba'ya onlarca yıldır uyguladığı ambargonun benzer bir etki yarattığı, ancak İran'ın çok daha büyük bir nüfusa ve kaynak zenginliğine sahip olduğu düşünülürse, bu başarının önemi daha iyi anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak, Dr. Habibullah'ın analizinde belirttiği gibi, 'direniş diplomasisi', İran'ın sayısız zorluk ve varoluşsal tehdide rağmen başladığı ve devam ettiği yeni bir aydınlık yoldur. Cesur İran ulusu, yiğit İran silahlı kuvvetleri ve bilge ve ihtiyatlı liderlik, sağlam durmuş, Allah'ın desteğine güvenmiş, ideolojilerini pratikte izlemiş ve dünyaya onurlu bir şekilde yaşamanın mümkün olduğunu göstermiştir. İran ulusu ayrıca diğer uluslara, kutsal ilkelerden ödün vermeden aynı yolu izleyebileceklerini ve çarpıcı başarılar elde edebileceklerini kanıtlamıştır. Bu model, özellikle emperyalist güçlerin dayatmalarına maruz kalan ezilen uluslar için bir umut ışığı olmaya devam etmektedir.

on4haber