İran sokağı mücadelenin merkezinde: İç dayanışma “saha ve iç cephe” denkleminde kendini kanıtlıyor

İran sokağı mücadelenin merkezinde: İç dayanışma “saha ve iç cephe” denkleminde kendini kanıtlıyor

İran’da sokaktaki dayanışmanın sürmesi ve halkın kararlı duruşu gölgesinde, iç cephe ile askeri sahadaki koordinasyonu güçlendiren bir bütünleşme denklemi pekişiyor...

ABD–İsrail’in İran’a yönelik saldırı sürecine ilişkin veriler, önceden yapılan değerlendirmeler ile İran iç kamuoyunun gerçek durumu arasında belirgin bir fark bulunduğunu ortaya koyuyor. Özellikle sokaktaki halkın tutumuna dair beklentilerin karşılanmadığı görülüyor. Washington ve Tel Aviv yönetimlerinin iç cephede çözülme ve rejime karşı bir hareket beklentisine karşın, Tahran başta olmak üzere ülke genelinde geniş katılımlı gösteriler dikkat çekiyor. Bu gösterilerde halkın, yönetime ve silahlı kuvvetlere destek verdiği, böylece son 4 ay içinde ikinci kez iç karışıklık beklentisinin boşa çıktığı ifade ediliyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın savaşın amacını “İran halkını özgürleştirmek” olarak tanımlamasına rağmen, hedef alınan noktaların büyük ölçüde sivil altyapı ve kamu hizmetleri olduğu belirtiliyor. Enerji tesislerine yönelik tehditlerin de gündemde olduğu aktarılıyor.

Savaşın ikinci ayına girilmesiyle birlikte çatışmanın yalnızca askeri boyutta değil, siyasi ve toplumsal alanlarda da yeni bir dengeye doğru evrildiği ve çok yönlü bir “direnç modeli” oluştuğu değerlendiriliyor.

İran’da sokak hareketliliği sürüyor

İran’da halkın süreçte pasif bir unsur olmadığı, aksine doğrudan mücadelenin parçası haline geldiği ifade ediliyor. Tahran ve birçok şehirde düzenlenen kitlesel yürüyüşlerde binlerce kişi ABD–İsrail saldırılarını protesto ederken, devlet ve orduya destek mesajları veriyor. Bu mobilizasyonun geçici değil, süreklilik arz eden bir nitelik taşıdığı vurgulanıyor.

Ayrıca kamu kurumlarının ve hizmetlerin savaş koşullarına rağmen işlemeye devam etmesi, iç dengelerin korunduğuna işaret ediyor. Üniversite ve altyapı hedef alınmasına rağmen sokaktaki varlığın azalmak yerine arttığı belirtiliyor.

Halktan doğrudan destek: Altınlarını satıp bağışlıyorlar

Sosyal medyada yayılan görüntülerde, bazı İranlıların altın birikimlerini satarak elde ettikleri geliri silahlı kuvvetlere bağışladıkları görülüyor. Bu durumun yalnızca sembolik değil, fiili bir destek anlamına geldiği ve halkın sürece aktif katılımını gösterdiği ifade ediliyor.

“Trump’ın ateşkesi”ne güvensizlik

İran kamuoyunun, “Trump ateşkesi” olarak adlandırılan öneriye temkinli yaklaştığı, bunun savaşın sona erdirilmesinden ziyade yeni bir tırmanış için zaman kazanma hamlesi olarak görüldüğü aktarılıyor. Bu nedenle halkın ateşkese mesafeli durduğu ve saldırılar devam ettiği sürece bu tür teklifleri reddettiği belirtiliyor.

Bu yaklaşımın, İran yönetiminin politikalarıyla da örtüştüğü; Tahran’ın savaş tamamen sona ermeden ve tekrarının önüne geçecek garantiler sağlanmadan müzakereye yanaşmadığı ifade ediliyor.

“Göz göze” politikası sürüyor

İran’ın saldırılara karşı “göze göz” yaklaşımını benimsediği, sahadaki askeri karşılık ile halk desteğinin birbirini tamamladığı bir yapı oluştuğu değerlendiriliyor. ABD ile doğrudan müzakere kanallarının bulunmadığı, yalnızca arabulucular üzerinden mesaj alışverişi yapıldığı belirtiliyor.

Çok boyutlu bir mücadele

Konuyla ilgili konuşan bir siyasi kaynak, savaşın ikinci ayında İran’ın yalnızca askeri değil, siyasi ve toplumsal düzeyde de caydırıcılık oluşturmaya çalıştığını ifade ediyor. Halkın organize ve etkili bir aktöre dönüştüğü, iç cepheyi hedef alan girişimlerin başarısız olduğu vurgulanıyor.

Ayrıca savaş sürecinde yaşanan suikastlar, sivil hedeflere yönelik saldırılar ve iç karışıklık girişimlerinin toplumdaki birlikteliği zayıflatmak yerine güçlendirdiği kaydediliyor.

Sonuç

İran’da halk, sürecin yalnızca izleyicisi değil, doğrudan bir parçası olarak öne çıkıyor. Sokaktaki mobilizasyon ile sahadaki askeri karşılık arasında kurulan bu denge, iç cephenin çözülmesine yönelik beklentileri boşa çıkarırken, ülke içindeki birlik görüntüsünü güçlendiriyor.