HÜRMÜZ BOĞAZI GERÇEĞİ: WASHINGTON’IN SÖYLEMLERİ VE SAHADAKİ TABLO
Washington, İran'ın yetenek ve potansiyelinin tamamen yok edilmesi ve Tahran'ın her ne pahasına olursa olsun bir anlaşma için yalvardığı gibi yanlış ve yanıltıcı anlatıları desteklemek amacıyla gerçeği kasten gizledi.
ABD Enerji Bakanı, birkaç gün önce Körfez ülkelerinin petrol ihracatının savaş öncesindeki seviyelere geri döndüğünü açıklayarak ABD yönetimindeki “yanıltıcı söylemler korosuna” katıldı.
Bakan bununla da yetinmedi ve tartışmalı rakamlar ortaya koydu. Buna göre ağustos ayının son gününde Hürmüz Boğazı’ndan yaklaşık 17 milyon varil petrol geçti. Buna, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin başvurduğu alternatif boru hatları üzerinden ihraç edilen 4 ila 5 milyon varil daha eklendi.
Ancak savaştaki gelişmeleri ve günlük seyri takip eden bir kişinin, ABD’li bakanın açıklamalarının gerçekle örtüşmediğini anlaması için çok fazla çaba harcamasına gerek yok.
Söz konusu açıklamalar, Başkan Trump yönetiminin, Hürmüz Boğazı’nı yeniden deniz trafiğine açma konusundaki başarısızlığını örtbas etmek amacıyla yürüttüğü medya kampanyasının bir parçası niteliğinde.
Buna “medya kampanyası” diyoruz; çünkü Başkan Trump da medyanın karşısına çıkarak Körfez ülkelerinin petrol ihracatının eski seviyelerine döndüğünü söyledi. Ancak tam da bu sırada petrolün varil fiyatı 95 doların üzerine çıkıyordu. Bu durum, ABD’li yetkililerin söylemlerinin gerçeği yansıtmadığına dair açık bir gösterge olarak değerlendiriliyor.
GERÇEK BAŞKA
Bu, Trump yönetiminin İran’a karşı yürütülen savaşın seyri konusunda doğruluğu ve güvenilirliği tartışmalı açıklamalar yaptığı ilk olay değil.
Savaşın geçtiğimiz aylarında Washington’dan birçok açıklama geldi. Ancak peş peşe yaşanan gelişmeler, ABD’nin gerçeği kasıtlı biçimde gizlediğini ve bunun yerine yanlış ve yanıltıcı anlatılar öne sürdüğünü gösterdi.
İran’ın askerî kabiliyetlerinin tamamen yok edildiği, Tahran’ın her ne pahasına olursa olsun bir anlaşma için yalvardığı yönündeki iddialar bunlardan bazılarıydı.
Ancak Hürmüz Boğazı’nın petrol taşıyan gemilere yeniden açıldığı iddiası, artık sıradan bir ABD vatandaşı açısından bile açıkça sorgulanabilir bir söylem haline geldi.
Çünkü ABD vatandaşları bir tarafta bu açıklamaları duyarken, diğer tarafta başta benzin olmak üzere temel petrol ürünlerinin fiyatlarının kendileri ve aileleri açısından ağır bir yük oluşturmaya devam ettiğini görüyor.
ABD’deki akaryakıt fiyatlarının yanı sıra, Trump ile Enerji Bakanı’nın iddialarını çürüten üç temel gerçek bulunuyor.
BİRİNCİ GERÇEK: HÜRMÜZ’DE DENİZ TRAFİĞİ HÂLÂ ÇOK DÜŞÜK
İlk gerçek, son birkaç gündeki deniz trafiğine ilişkin uluslararası gözlem verileriyle ilgili.
Bu veriler, içinde bulunduğumuz ayın ilk günlerinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinde sert bir düşüş yaşandığını ve daralmanın sürdüğünü açıkça ortaya koyuyor.
Buna göre boğazdan günlük yalnızca 6 ila 12 gemi geçti.
Oysa tarihsel normal ortalama günlük yaklaşık 60 ila 85 gemi seviyesinde bulunuyor.
Bu da mevcut geçiş hacminin normal kapasitenin yalnızca yaklaşık yüzde 7 ila 10’una denk geldiği anlamına geliyor.
Verilere göre hareket ettiği tespit edilen gemilerin büyük bölümünü küçük bölgesel gemiler, dökme yük gemileri ve bölgesel bakım-hizmet gemileri oluşturuyor.
Buna karşılık dev petrol tankerlerinin, sıvılaştırılmış doğal gaz taşıyan LNG tankerlerinin ve uluslararası şirketlere ait büyük gemilerin dış koridorlardan çıkışı neredeyse tamamen durmuş durumda.
Aynı veriler, Körfez içinde ve bölgesel geçiş güzergâhlarının dışında bulunan açık bekleme alanlarında yaklaşık 250 ila 400 ticari geminin demirlediğini gösteriyor.
Bu gemiler güvenlik koşullarının istikrara kavuşmasını ya da geçiş için gerekli izin ve koordinasyonun sağlanmasını bekliyor.
İKİNCİ GERÇEK: PETROL FİYATLARI
İkinci gerçek petrol fiyatlarıyla ilgili.
Petrol fiyatları günlük olarak dalgalanmaya devam etse de boğazın yeniden kapatılmasından bu yana genel olarak 90 doların altına düşmedi.
Oysa geçtiğimiz temmuz ayında Washington ile Tahran arasında mutabakat zaptı imzalanmasının ardından Hürmüz Boğazı’nın açılması, petrol fiyatlarının yaklaşık 75 dolara gerilemesine katkıda bulunmuştu.
Dolayısıyla şu soru gündeme geliyor:
Körfez ülkelerinin dünya piyasalarına yeniden günlük 21 ila 22 milyon varil petrol sevk ettiği söylenirken petrol fiyatları nasıl hâlâ bu kadar yüksek kalabiliyor?
Üstelik günlük bu büyüklükte bir arz, dünya piyasalarında önemli bir petrol fazlası oluşturabilecek seviyede.
Özellikle son aylarda ABD ve Latin Amerika ülkelerinin petrol ihracatlarını artırdığı, bazı ülkelerin ise günlük petrol tüketimini azaltmaya yönelik politikalar uyguladığı düşünüldüğünde bu durum daha da dikkat çekici hale geliyor.
ÜÇÜNCÜ GERÇEK: KÖRFEZ ÜLKELERİNİN İHRACATI HÂLÂ SORUNLU
Üçüncü gerçek ise doğrudan Körfez ülkelerinden geliyor.
Bu ülkelerdeki kaynaklar, petrol ve doğal gaz ihracatının büyük ölçüde durmuş durumda olduğunu ve bu konuda önemli bir değişiklik yaşanmadığını belirtiyor.
İran’dan bazı petrol yüklü gemilerinin dünya piyasalarına çıkışına izin alan Irak bunun istisnasını oluşturuyor.
Diğer Körfez ülkeleri ise petrol, doğal gaz, petrokimya ürünleri ve diğer ürünlerin ihracatında ciddi sorunlarla karşılaşmaya devam ediyor.
Özellikle son günlerde İran tarafıyla önceden koordinasyon sağlamadan Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bazı gemilerin doğrudan hedef alınması dikkat çekti.
Washington buna karşılık olarak üç İran petrol gemisini hedef aldı.
Tahran’ın ise bu saldırıya sessiz kalması veya kendisiyle koordinasyon sağlamayan gemilere karşı boğazı kapalı tutma kararından geri adım atması beklenmiyor.
İKİ SEÇENEK
Hürmüz Boğazı’nın açılması ve deniz trafiğinin savaş öncesindeki seviyesine dönmesi iki ihtimalden birine bağlı.
BİRİNCİ SEÇENEK: KAPSAMLI ANLAŞMA
İlk seçenek, Tahran ile Washington arasında savaşı kalıcı şekilde sona erdirecek kapsamlı bir anlaşmaya varılmasıdır.
Böyle bir anlaşmanın, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin herhangi bir engel veya zorluk olmadan yeniden başlamasını güvence altına alacak düzenlemeleri de içermesi gerekiyor.
Bu seçenek bölge ülkeleri ve dünya açısından en iyi ve en güvenli yol olarak görülüyor.
Çünkü hem süreci kısaltabilir hem de kayıpların büyüklüğünü azaltabilir.
Ancak ABD’nin bölgede hegemonya kurmayı ve diğer aktörleri güç kullanarak kendi iradesine boyun eğdirmeyi amaçlayan projesiyle bağlantılı ciddi zorluklar ve engeller bulunuyor.
İKİNCİ SEÇENEK: TARAFLARDAN BİRİNİN KESİN ZAFERİ
İkinci seçenek ise taraflardan birinin savaşta kesin bir zafer elde etmesi.
Bu durumda kazanan taraf boğaz üzerindeki kontrolünü tesis edecek ve Hürmüz’ün işleyişini kendi çıkarları ve bölge ülkeleriyle ilişkileri doğrultusunda düzenleyecek.
Mevcut verilere göre ABD, İran’a karşı başlattığı savaşta ilan ettiği hedeflerden hiçbirine ulaşamadı.
Hatta savaş, Hürmüz Boğazı’nın İran ve dünya açısından ne kadar büyük bir jeoekonomik öneme sahip olduğunu Tahran’a daha açık biçimde göstermiş oldu.
Bu nedenle İran, bedeli ne olursa olsun boğaz üzerindeki kontrolünü sürdürmekte kararlı görünüyor.
Kesin bir zaferin ortaya çıkmadığı ve karşılıklı askerî saldırıların sürdüğü mevcut koşullarda, Hürmüz Boğazı’nı askerî seçenek, ekonomik baskı ve yanıltıcı medya söylemleri yoluyla yeniden tam kapasiteyle işletmeye açmak oldukça uzak bir ihtimal olarak görünüyor.
Bu süreç devam ettikçe kayıpların bütün taraflar açısından daha karmaşık ve daha ağır bir hal alması bekleniyor.
Not: Bu makalede dile getirilen görüşler, TEVHİD Haber’in görüşlerini yansıtmayabilir. Görüşler yalnızca yazara aittir.
