Abdurrahman Dilipak
GAZZE DAHA BİR FRAGMAN
Kelebeklerin, uğur böceklerinin, arıların başına gelenler biz insanoğullarının da başına gelecek…
Aslında biz önce havayı, suyu, toprağı kaybettik. Üçünü de zehirledik ve sömürdük, kirlettik. Hala da zehirlemeye, kirletmeye, sömürmeye devam ediyoruz. Onun için yediğimiz sebzeler, meyveler, tahıllar, hatta ballarımız bile zehirli. Zehir yiyor, zehir içiyor, zehir soluyoruz. Ve fıtrata ihanetin bedelini hastanelerde, mezarlıklarda, engelli sayısındaki patlamada görebilirsiniz. Hayvanları da aşılar, antibiyotik, hormonlu yemlerle besliyoruz.
Unutmayın bitkilerin ve hayvanların başına gelenler bizim de başımıza gelecek.
Bu rezillikten insan sorumlu. En ağır sorumluluk ise siyasiler, bürokratlar, mektepliler ve sivil toplum ve cemaat dediğimiz yapılara ait, medyaya ait.
İnsan önce hakikatin bilgisini kaybetti, sonra da gerçekliğin bilgisini. Belhum adal topluluğunun ihtirasları, Din ve Ahlak’la bağını koparan bu insanımsıları birer canavara dönüştürdü. Şeyhleri Şeytan olan, Vereset-üş Şeytan olan “Kitap yüklü eşşekler” yığınla cahili ve zalimi peşlerine takıp, yokuş aşağı koşar gibi, yeryüzünde bir cennet vaadi ile cehenneme doğru sürüklüyor. COVID günlerinde de mRNA ile sağlık vaad ediyorlardı değil mi? Bu yalanlara inanan yığınları bugün mezarlıkta ziyaret ediyor birçok kişi.
Erdoğan mana olarak demiş ki, “Nüfusumuz hızla azalıyor. Bu sonuç bir savaştan daha büyük bir yıkma sebep oluyor”. Ama bu sonucu hazırlayan sebep ve süreçleri, bunda kendi ve çevresindekilerin sorumluluklarını hiç sorgulamıyor. Sorgulamak şöyle dursun, hala İstanbul sözleşmesinin hükümleri aynen yürürlükte. Hala Lanzarote yürürlükte. Grevio gitti yerine bin beteri UN WOMAN geldi. Kimliklerimize LGBT kimliğini tanımlayan GENDER yazıldı, kimsenin kılı kıpırdamıyor. Bu GENDER tanımının Kararnamesi Efgan Ala zamanında imzalandı, Süleyman Soylu zamanında icraata konuldu, bakalım şimdiki içişleri bakanımız alnımıza çalınan bu kara lekeyi, “kimlik”lerimizden silmeye gücü yetecek mi?
Erdoğan bu şikâyette bulunuyor ama, bu belayı başımıza saran ne KADEM’den, ne de Fatma Şahin’den vazgeçebiliyor. Mecelle kuralıdır, “def-i mazarrat celbi menafiden evladır”. Hz. Muhammed (sav) Veda Haccı’nda birtakım yasaklarla ilgili olarak o konudaki hükmü ilk kendi yakınlarına uyguladı.
Millete bugün ha bire hibrit, kısırlaşmış tohumların ürünlerini yedirdiler, kullanılan ilaçlar, gıda, kozmetik ürünler, tekstil, hepsi doğrudan ve dolaylı kısırlaştırıcı etkiye sahip. Ama öte yandan da birileri çıkıp nüfusumuzun azalmasından şikayet ediyor. Siyasilerin genel olarak ağızları halka duymak istediği şeyleri söylüyor, ayakları başka yöne gidiyor.
Tehdit sadece biyolojik değil, aynı zamanda birileri aklımızla ve algılarımızla oynuyor. Sistematik cahiller yetiştiriyor mektepler. Zira cehaletin bu kadarı ancak eğitimle mümkündür. Toplum büyük ölçüde muhakeme yetisini kaybetti. Millet toparlanmak istiyor ama maalesef mevzuat müsait değil. Kendi ata tohumunu bile yasaklayan bir yönetim anlayışına, mevzuata mahkûm edildik maalesef. Sonuçta hem ağlıyor hem gidiyoruz.
İstanbul sözleşmesinden, bu tür yanlışlardan söz ettiğim, şikayet ettiğim için, “bize hakaret ediyor” diye hakkımda 81 ilde suç duyurusunda bulunan ve aleyhime tazminat davası açıp, 5 yıl yargılanmamı sağlayanlar kimlerdi. 5 yıl sesimi kesmek için İsrail’e karşı uygulayamadıkları boykotu bana uygulayanlar, uygulatanlar kimlerdi. O suç duyurularında imzası bulunun hiç kimse beraat etmeme rağmen özür dileme nezaketinde bile bulunmadı. O iş beni değil, kendilerini ilgilendirir.
Bütün bunların hesabının sorulacağı bir din günü var, ama sanırım çoğu kimse Allaha ve ahiret gününü hesaba katmıyor. Birileri amirlerinden korktuğu kadar Allah’ın gazabından korkmuyor gibi sanki. Allah’ın gazabı bu dünyada da ahirette de onların yakasını bırakmayacak, kalpleri mühürlendikten sonra, son pişmanlıkları fayda vermeyecek. Bunlar olurken onları alkışlayanlar, bu haksızlıklar karşısında sessiz kalanlara gelince “içimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden” ötekileri yakacak ateş, bunlara da dokunacak, “haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytanlar”a dönüştükleri için.
Bunlar kendi içimizdeki ve çevremizdeki olaylarla ilgili misaller. Dahası da var: Alemlere rahmet olarak gönderilen ahir zaman peygamberinin ümmeti olarak, hiçbir Müslüman dünyada olup bitenleri, devam eden olayları, onları yapanları görmezden, duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip değildir. Peki Gazze’de olanlar kimin umurunda. Tek sorun Gazze değil, ülkemizde, bölgemizde, İslam dünyasında, tüm dünyada uyuşturucu, fuhuş, kumar, soygun, vurgun, zulüm, adaletsizlik, gasp, rüşvet, torpil almış başını gidiyor. Bunların hesabı da bizden sorulacak. Ne diyordu Hz. Ömer “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu / Gelir adli ilahi sorar Ömer’den onu”! Bu hesap hepimizden sorulacak.
Demem o ki, Gazze’lilerin, kadın, erkek, bebek, çocuk, genç, yaşlı demeden başına gelenler, bu gidişle bizim de başımıza gelecek. Ahir zamana doğru giderken, Gazze bu felaketi haber veren bir fragman. Bu ateşi burada söndürmek ve sorumlularını cezalandırmak zorundayız. Yoksa Gazze’yi yakan ateş bizi de yakacak. Başımızda bir peygamber de olsa bu hüküm değişmeyecek. Peygamberin kurtarıcı gücü yok, onlar kurtuluşa çağırırlar. Peygamberlerin sahip olmadığı gücün liderlerinizde, örgütlerinizde, şeyhlerinizde olduğunu zannetmeyin! Hz. Lut ya da Hz. Nuh kavmini kurtarabildi mi? Onları geçelim, Hz. İbrahim babasını kurtarabildi mi?
İnsanlık, istisnaları dışında bir cehennem çukurunun kenarında bekleşiyor. Şeytan onların algıları ile oynayarak, onlara cehennemi Cennet olarak gösteriyor. Ağu’yu altın tas içinde bala karıştırıp sunuyor. Onların gözlerini böyle boyuyor.
Aslında herkes imtihan oluyor. Kader, rızık, ecel üçgeni içinde her an bir imtihanla karşı karşıyayız. Her şey Allah’ın iradesi içinde, ABD’de, Çin de, İsrail de, derin yapılar, Masonik örgütler hepsi, tüm Şeytani yapılar, hayır da şer de, evet, Allah’ın iradesine tabi. Bizim görevimiz Allah’ın rızası içinde hareket etmektir. Allah (cc) bizi mükafatlandırmak için bizim ellerimize zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istiyor.
Fragmandan sonra sıra bize gelmeden, uyanın kardeşlerim derin uykudan uyanın. Yarın çok geç olabilir. Yeryüzünün bütün akıllı, dürüst/ahlaklı, cesur insanları birleşin!
Selam ve dua ile…