Filistin Destekçiliğinden İsrail’in Stratejik Ortaklığına: Hindistan-İsrail ilişkileri
Hindistan ile İsrail arasındaki ilişkiler, temkinli bir tanıma sürecinden çok boyutlu bir stratejik ittifaka dönüştü. Bu süreçte Hindistan’ın Filistin’e verdiği geleneksel destek, dış politikanın temel belirleyicisi olmaktan çıktı.
1947’den bu yana Hindistan ile İsrail arasındaki ilişkiler, Filistin yanlısı bir dış politika çizgisinden savunma ve teknoloji merkezli stratejik ortaklığa dönüştü. Özellikle Narendra Modi döneminde hız kazanan askeri ve ekonomik işbirliği, Gazze savaşı sonrası Yeni Delhi’nin tutumuyla daha görünür hale geldi. Orta Doğu politikaları uzmanı Prof. Dr. Mahjoob Zweiri’nin yaptığı özel değerlendirme ise bu dönüşümün arkasındaki üç temel faktöre dikkat çekti.
Hindistan ile İsrail arasındaki ilişkiler, 1947’den 2025’e kadar derin bir dönüşüm geçirdi. Bu süreçte Yeni Delhi, Filistin davasının geleneksel destekçisi konumundan çıkarak savunma, güvenlik ve ekonomi alanlarında Tel Aviv’in yakın bir stratejik ortağı haline geldi. Bu dönüşüm ani bir gelişme olmadı. Öte yandan Hindistan’daki iç siyasi değişimler, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle oluşan yeni uluslararası dengeler ve ulusal çıkarları yeniden tanımlayan yeni siyasi liderliğin yükselişi bu sürecin temelini oluşturdu.
1950 yılında temkinli bir tanıma ile başlayan ilişkiler, 1992’den sonra tam diplomatik ilişkilere dönüştü. Öte yandan 2014’te Başbakan Narendra Modi’nin iktidara gelmesiyle birlikte askeri, güvenlik ve ekonomik işbirliği benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaştı. Bu süreç, Hindistan’ın Filistin davasına verdiği geleneksel desteğin zayıflamasıyla paralel ilerledi.
Birinci Dönem (1947–1992): Filistin’e açık destek, İsrail ile sınırlı temas
Hindistan, 1947’de bağımsızlığını kazandıktan sonra, Başbakan Cevahirlal Nehru liderliğinde Arap kampına daha yakın bir tutum benimsedi. Bu kapsamda Hindistan, 1947’de Filistin’in bölünmesi planına karşı çıktı ve 1949’da İsrail’in Birleşmiş Milletler üyeliğine kabulüne karşı oy kullandı. Buna rağmen 1950’de İsrail’i resmen tanıdı, ancak ilişkileri minimum düzeyde tuttu ve yalnızca Mumbai’de İsrail konsolosluğu açılmasına izin verdi, büyükelçilik düzeyinde ilişki kurmadı.
Indira Gandhi
Öte yandan Hindistan, Filistin Kurtuluş Örgütü ile ilişkilerini güçlendirdi. 1980’de Indira Gandhi döneminde örgütü resmen tanıdı ve 1988’de Filistin devletini tanıyan ülkeler arasında yer aldı. Bu politika, Hindistan’ın Cemal Abdunnasır ve Josip Broz Tito gibi liderlerle birlikte yürüttüğü Bağlantısızlar Hareketi çizgisiyle uyumluydu. Aynı zamanda Hindistan, Pakistan ile yaşadığı çatışmada Arap ülkelerinin desteğini kaybetmek istemiyordu. Bu dönemde Hindistan Sovyet kampına yakın dururken, İsrail Batı blokunda konumlanıyordu. Buna rağmen iletişim kanalları tamamen kopmadı. Özellikle istihbarat alanında temaslar sürdü. Öte yandan 1970’li yıllarda Pakistan’ın nükleer programına ilişkin gizli işbirlikleri gerçekleşti.
İsrail Başbakanı (Sabra-Şatila kasabı) Ariel Şaron
İkinci Dönem (1992–2014): Normalleşme ve stratejik ortaklığın temelleri
1991’de Sovyetler Birliği’nin çöküşü, Hindistan dış politikası için önemli bir kırılma noktası oldu. Başbakan Narasimha Rao’nun iktidara gelmesiyle birlikte Hindistan, 29 Ocak 1992’de İsrail ile tam diplomatik ilişki kurdu ve Yeni Delhi ile Tel Aviv’de karşılıklı büyükelçilikler açıldı. Bu karar, Madrid Barış Konferansı ile aynı döneme denk geldi. Bu kapsamda Hindistan, Filistin’den tamamen uzaklaşmış görüntüsü vermeden bu adımı atmak için diplomatik bir zemin buldu.
Madrid Konferansı sonrasında ilişkiler hızla gelişti. Özellikle askeri işbirliği belirgin şekilde genişledi. Bu dönemde ticaret hacmi yaklaşık 200 milyon dolardan 1990’ların sonunda 1 milyar doların üzerine çıktı. Öte yandan silah anlaşmaları hız kazandı. Özellikle havacılık, radar sistemleri ve hava savunma alanlarında önemli anlaşmalar yapıldı. Aynı zamanda tarım, su yönetimi ve ileri teknoloji alanlarında da işbirliği gelişti.
2003 yılında İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un Hindistan’a gerçekleştirdiği tarihi ziyaret, savunma ortaklığını pekiştirdi. Bu ziyaret Hindistan’daki Müslümanlar ve sol gruplar tarafından protesto edilse de iki ülke arasındaki stratejik yakınlaşma hız kesmedi.
Bu dönemde erken uyarı uçakları Falcon başta olmak üzere füze sistemleri, radar teknolojileri ve insansız hava araçlarını kapsayan büyük silah anlaşmaları imzalandı. Buna rağmen Hindistan, resmi söyleminde iki devletli çözümü desteklemeye devam etti ve uluslararası platformlarda bazı İsrail politikalarını eleştirmeyi sürdürdü.
Üçüncü Dönem (2014–günümüz): Modi dönemi ve stratejik ittifakın derinleşmesi
Narendra Modi’nin 2014’te iktidara gelmesiyle birlikte ilişkiler daha açık ve güçlü bir stratejik ortaklığa dönüştü. Bu süreç, Hindu milliyetçisi Bharatiya Janata Partisi’nin yükselişiyle aynı döneme denk geldi. Bu yeni siyasi yaklaşım, Filistin yanlısı tarihsel mirasa daha az bağlı ve daha pragmatik bir çizgi benimsedi.
2017 yılında Modi, İsrail’i ziyaret eden ilk Hindistan başbakanı oldu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Öte yandan Netanyahu’nun 2018’de Hindistan’a yaptığı ziyaret, ilişkilerin artık açık bir stratejik ortaklık olarak tanımlanmasını pekiştirdi.
Bu dönemde Hindistan, İsrail silahlarının en büyük ithalatçısı haline geldi. Son yıllarda Hindistan’ın İsrail’den yıllık yaklaşık 1 milyar dolar değerinde silah satın aldığı belirtiliyor. Bu anlaşmalar arasında Barak-8 hava savunma sistemi, Heron tipi insansız hava araçları ve gelişmiş radar sistemleri yer aldı.
Öte yandan terörle mücadele alanında ortak komiteler kuruldu, eğitim programları ve istihbarat paylaşımı genişletildi. Tarafların güvenlik tehditlerine yönelik benzer bakış açıları, iş birliğini daha da güçlendirdi.
Aynı zamanda iki ülke arasındaki ticaret hacmi, silah ticareti hariç olmak üzere 2023 yılında 10 milyar doları aştı. İşbirliği özellikle ileri teknoloji, siber güvenlik, tarım, su yönetimi ve uzay alanlarında yoğunlaştı.
Buna ek olarak, Filistinli işçilerin sayısının azaltılmasının ardından İsrail’e Hintli işçilerin gönderilmesini kapsayan anlaşmalar da imzalandı.
Gazze savaşı ve Hindistan’ın tutumu
7 Ekim 2023’te gerçekleşen Aksa Tufanı operasyonunun ardından Hindistan, İsrail’e destek verdi ve İsrail’in yürüttüğü savaşı meşru müdafaa olarak tanımladı.
Narendra Modi ve Netanyahu
Başbakan Modi, Netanyahu ile yaptığı temaslarda İsrail ile dayanışma içinde olduklarını açıkça ifade etti.
Birleşmiş Milletler’de ise Hindistan, İsrail’i kınayan veya derhal ateşkes çağrısı yapan bazı karar tasarılarında çekimser kaldı. Bu tutum, Hindistan’ın geçmişteki pozisyonlarına kıyasla belirgin bir değişime işaret etti. Buna rağmen Hindistan, resmi olarak iki devletli çözümü desteklediğini açıklamaya devam etti ve Mayıs 2024’te Filistin’e Birleşmiş Milletler’de ek ayrıcalıklar verilmesi yönünde oy kullandı.
Hindistan- İsrail ilişkilerinde Pakistan faktörü
İsrail, Pakistan ile yaşadığı krizlerde Hindistan’a açık destek verdi. Özellikle Keşmir meselesinde Hindistan’ın yanında yer aldı. İsrail, 1999’daki Kargil savaşı sırasında Hindistan’a askeri destek sağladı. Aynı zamanda Cammu ve Keşmir’deki saldırılar karşısında Hindistan’ın kendini savunma hakkını desteklediğini defalarca açıkladı.
Bu ortak güvenlik tehditleri algısı, iki ülke arasındaki stratejik ittifakın daha da güçlenmesine katkı sağladı.
Hindistan-İsrail ilişkileri neden değişti?
Hindistan ile İsrail arasındaki ilişkiler, temkinli bir tanıma sürecinden çok boyutlu bir stratejik ittifaka dönüştü. Bu süreçte Hindistan’ın Filistin’e verdiği geleneksel destek, dış politikanın temel belirleyicisi olmaktan çıktı. Bunun yerine güvenlik ve ekonomik çıkarları önceleyen pragmatik bir yaklaşım benimsendi.
Hindistan’ın küresel bir güç olarak yükselmeye devam etmesiyle birlikte İsrail ile ilişkiler, dış politikanın daha geniş kapsamlı yeniden yapılanmasının bir parçası haline geldi. Öte yandan resmi söylem iki devletli çözümü desteklemeyi sürdürse de son on yıldaki pratik uygulamalar, Hindistan’ın İsrail ile ortaklığını açık şekilde derinleştirdiğini ortaya koydu.
Orta Doğu politikaları uzmanı akademisyen Prof. Dr. Mahjoob Zweiri, Fokus Plus’a yaptığı değerlendirmede Hindistan-İsrail ilişkilerindeki hızlı dönüşümün üç temel faktörle açıklanabileceğini söyledi:
1. Arap-İsrail çatışmasına bakışın değişmesi
Çatışma artık yalnızca Filistin meselesi olarak görülmüyor. Aynı zamanda İsrail’in bölgeye entegrasyonu meselesi olarak değerlendiriliyor. Hindistan’ın desteklediği İbrahim Anlaşmaları da bu yaklaşımın bir parçası oldu. Bu kapsamda Hindistan, özellikle ABD yönetimiyle ilişkilerinde ekonomik ve siyasi kazanımlar elde etmeyi hedefledi. Bu yaklaşım, Netanyahu’nun Filistin meselesini ikinci plana iterek İsrail’in bölgesel entegrasyonunu güçlendirme stratejisiyle örtüşüyor. Hindistan, bu politikayı dış ilişkilerinde ve özellikle Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerle ilişkilerinde dikkate aldı.
2. Hindistan’daki iç siyasi değişim
Başbakan Narendra Modi hükümetinin yükselişi, Hindistan’ın Filistin meselesine bakışını yeniden şekillendirdi. Hindistan’daki siyasi elitler artık Filistin meselesine geçmişte olduğu gibi merkezi bir konu olarak yaklaşmıyor. Öte yandan ülkedeki ekonomik dönüşümler ve milliyetçi siyasi söylemler, Filistin meselesinin dış politikadaki önceliğini azalttı. Buna rağmen Hindistan’da Filistin meselesini desteklemeye devam eden akademik ve kültürel çevrelerin varlığı sürüyor, ancak bu seslerin etkisi geçmişe kıyasla daha sınırlı.
3. Hindistan-Çin rekabeti bağlamında İsrail faktörü
İsrail-Çin ilişkilerinin gerilemesi ve Çin’in Filistin meselesindeki pozisyonu, İsrail’i ABD ve Hindistan’a daha yakın hale getirdi. Hindistan ise İsrail ile ortaklığı, ileri teknolojiye erişim için önemli bir fırsat olarak görüyor. Özellikle siber güvenlik ve askeri teknolojiler alanında iş birliği, Hindistan’ın stratejik kapasitesini artırıyor. Öte yandan İsrail, Hindistan ile işbirliği sayesinde teknolojik gelişimini Batı’nın bazı kısıtlamalarından bağımsız şekilde ilerletebiliyor.(Redhwan Al-khutabi/Fokus+)
“Makalede yer alan ifade ve görüşler yazara aittir. Tevhid Haber’in yayın politikasını yansıtmayabilir.”
