Abdurrahman Dilipak
EĞİTİM Mİ DEDİNİZ!
Eğitiminiz de, Cultur (Kültür dediğiniz şeyi kastediyorum)’unuz da, sporunuz da sizin olsun. Bizim çocuklarımızı eğmeyin, eğdirmeyin. Bizim çocuklarımız “ekin tarlası” değil; onların kendinize göre tohumlarının genleriyle oynayıp, kendi fıtratı dışında besleyerek, kendi tasarladığınız dünyanın normlarına göre kurduğunuz eğitim-kültür seralarında, uluslararası sistemin modellediği maliyet, hız, kalite ve rekolteye göre sebze, meyve yetiştirir gibi yetiştirmeyin. Onlar kültür ırkı mantar değil, tek hücreli yaratıklar değil. Siz spor diye onların fiziki bedenlerini, endüstri toplumunun ihtiyaçlarına göre şekillendirmek istiyorsunuz. Ona göre beslenecekler: Daha güçlü kaslar, daha dayanıklı kemikler, daha şehvetli, arzulu… Olimpiyat sloganındaki gibi, daha hızlı, daha güçlü, daha yükseklere ulaşmak için çocuklarımızı yarış atına dönüştürmeyin.
Biliyorum, onları Prometheus’a benzetmeye çalışıyorsunuz. Onlar Tanrı Dağı’ndan, Olimpiyatlar’da ve mitolojide olduğu gibi, tanrıdan bilginin ışığını çalacaklar, onunla dünyaya hükmedecekler. Pandora’nın kutusu…
Güç Zeus’tadır, Moloch’tadır; estetik Afrodit’tedir! Avrupa aslında güç ve estetiğin çocuğudur! Zeus Mısır’dan kalkar, Afrodit’le Girit Adası’nda buluşur. İdeal gencin adı Paris’tir. Aşk onlar için sekstir. Yani burada anlatılmak istenen, Avrupa’nın Firavun dönemi Mısır’ın ve Antik Yunan’ın çocuğu olduğudur!
Pandora, Yunan mitolojisinde yaratılan ilk kadındır. İsmi “tanrıların armağanı” anlamına gelir. Zeus tarafından, ateşi insanlığa veren Prometheus’tan intikam almak için yaratılmış ölümlü bir insandır. Zeus ona asla açmaması tembihiyle gizemli bir kutu vermiştir. Merakına yenik düşüp kutuyu açtığında, tüm kötülükler dünyaya yayılmış, kutuda sadece umut kalmıştır. Athena karakteri ise Olympos panteonundaki en güçlü ve saygın 12 tanrıdan biridir. Savaş, bilgelik, zeka, strateji ve barış tanrıçasıdır. O, tanrıların başı Zeus’un ve akıl tanrıçası Metis’in kızıdır. Zeus, Metis’i yuttuktan sonra Athena, babasının zırhını kuşanmıştır. Kutsal sembolleri baykuş ve zeytin dalıdır. Baykuş, güzel sanatların da sembolü idi, değil mi? Zeytin dalı da barışı sembolize eder.
Öte yandan, bugün modern dünyada spor ve kültür kelimeleri, kökenleri bakımından insanı ve doğayı geliştiren, fiziksel veya zihinsel emek gerektiren kavramlardır.
Spor, bugünkü anlamda Latince “Disportare” (işten uzaklaşma, eğlenme, dinlenme amacıyla yapılan etkinlik, oyun) kelimesinden gelir.
Kültür ise Latince “Cultura” (ekip biçme, tarım) kelimesinden gelir. Latince’de “Colere” (toprağı işlemek, ekip biçmek) fiiline dayanır. Toprağa verilen emek ve bakımın insan zihnine de verilmesi metaforuyla zamanla “eğitim, terbiye, zihinsel gelişim” anlamlarını kazanmıştır. Modern antropolojik anlamını (bir topluma ait değerler bütünü) ise 19. yüzyıl sonlarındaki Alman akademik çevrelerde kazanarak dünyaya yayılmıştır.
Biyolojik açıdan spor, organizmaların (mantarlar, bazı bitkiler ve bakteriler) olumsuz çevre koşullarına karşı hayatta kalmasını ve türün çoğalmasını/üremesini sağlayan, genellikle dayanıklı ve tek hücreli üreme yapılarıdır. Tarımda ise hem olumlu hem de olumsuz sonuçlar doğurabilen kritik biyolojik faktörlerdir. Biyolojik açıdan spor, organizmaların (mantarlar, bazı bitkiler ve bakteriler) olumsuz çevre koşullarına karşı hayatta kalmasını ve türün çoğalmasını/üremesini sağlayan, genellikle dayanıklı ve tek hücreli üreme yapılarıdır. Tarımda ise hem olumlu hem de olumsuz sonuçlar doğurabilen kritik biyolojik faktörlerdir.
Ezbere dayalı, bir şeyin anlamını bilmeden tekrar suretiyle yapılan, akletmeksizin, o şey üzerinde düşünmeden tekrarlanarak yapılan bilgi yüklemesini kitabımız “Kitap yüklü eşek” olarak tanımlar.
Maarif insanı irfan sahibi yapar. Kişi arif insan olur. O, akleden, düşünen biridir. O, beş duyu yoluyla insanın aklederek farkına vardığı gerçekliğin basamaklarından yükselerek hakikate ulaşır. Bu süreç “kesbi”dir. Kişinin kendi çabasıyla elde edilir. Hakikat ise aslında sonsuz bir tekamül yoluna açılan kapıdır. Orada vicdan, fıtrat, hikmet, merhamet, şefkat, sevgi gibi kalbe yerleştirilen “vehbi” bilgiler vardır. Bu bilgiler ilahi bir ikram olup vahiyle ilişkilendirilmesi gereken bilgilerdir.
Hazreti Yakup pedagoji bilmediği için ya da çocuklarıyla ilgilenmediği için mi kardeşleri Yusuf’u kuyuya atmadılar? Hazreti Nuh eğitim, algı yönetimi, halkla ilişkiler bilmediği için mi 945 yıl yaşadı da zevcesi ve oğlu dahil, birkaç düzine insan dışında kimseyi ikna etmedi? Hazreti İbrahim’in yeğeni Hazreti Lut ya da Yunus aleyhisselam’ın başına gelenleri hatırlayın. Hazreti İbrahim’in oğlu Hazreti İshak’ın iki oğlu vardı: Hazreti Yakup ve Esav! Esav iman etmedi, bu sadece eğitim sorunu mu? Bizim İmam Hatiplere, Kur’an kurslarına, Montessori kolejlerine gönderseydik onları, iyi, akıllı, güzel ve başarılı insanlar mı olurlardı!? Hazreti Musa’ya denizi yardıran ilim nasıl bir şeydi, ya da Hazreti Süleyman’a Belkıs’ın tahtını getirten ilim nasıl bir ilimdi? Hazreti Musa coğrafya bilmediği için mi, Sina’dan Kudüs’e giden 10 günlük yolu, 40 yılda aşamadı da Hazreti Harun ve Hazreti Musa Kudüs’e varmadan dar-ı bekaya göç ettiler?
Bana kalırsa, bugünkü cehaletin boyutuna bakınca, geriye söylenecek tek söz kalıyor: “Cehaletin bu kadarı ancak eğitimle mümkündür.” Millî Eğitimimiz Millî Piyango kadar millîdir. İşin garip yanı ne biliyor musunuz? Bu mektebin öğretmenleri “Millî” ile “Milliyet” ayrımını bile bilmezler, tıpkı en çok kullandığımız Şeriat, Laiklik, Cumhuriyet’in manasını bilmediğimiz gibi. Bunlar, “Vatan, Ülke, Yurt, Memleket” nedir bilmeyiz. Bu insanların çoğu bilmediklerini de bilmezler. Bireyi de bilmezler, ferdi de, kişiyi de, şahsı da! Hijyenik dediğinizde “Temizlik tanrısı Hygieia”nın istediği gibi, ona adanmış gibi bir anlamı olduğunu da bilmez sağlıkçıların çoğu. “Organik” diyorsunuz da, olumlu anlamda, “yaban domuzu” da organik. Canlı bir organizmanın parçası olan her şey organiktir. “Doğal mı” dediniz? Doğada tabii şekilde bulunan her şey “doğal”dır. Bana evrende doğal, tabiat dışı bir şey söyleyebilir misiniz?
Dünya haritasına bakın, ağır kütle yukarıda, hafif kütle aşağıda durur. Ya da sivri tepe yukarıda, yayvan taban aşağıda durur. Size göre dünya haritası doğru mu duruyor? Dünyanın sıfır noktası 1960’a kadar İstanbul’du, ama size Greenwich’i öğrettiler. Noel Baba dedikleri kişi, İslam öncesi Hanif gelenekten gelen İsevi bir İncil hafızı yani Müslüman biriydi.
Aydınlanma felsefesi, Prometheus’un tanrıdan çaldığı ışıktır. Eğitim kurumlarının logosu da budur. Ya da Olimpiyat meşalesi de bunu anlatır. Olympos tanrıların yurdudur. O ateş oradan alınır. Olimpiyat meşalesini tutuşturan atlet, aslında yaşayan bir Prometheus’tur.
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir,” değil mi? Her okulun kapısına yazdınız. “Hayatta” diye başlayan cümleler genellikle olumsuzdur. “Ben yaşarken” ya da “ömrü hayatımızda” mutlaka yaparım ya da yapmam demek için bu ifadeyi kullanırsınız. “Hayatta yapmam” derken, ben ölene kadar o işi yapmayacağım ya da beni öldürseniz de yapmam demektir. Ya da insanlık hayatı boyunca o şeyin derecesini ifade etmiş oluyorsunuz. Bu kelimeyi çıkartırsanız anlam değişmez. Mesela bana göre hayatımdan da daha değerli olan şey imanımdır. Sonrasındaki “en hakiki” kelimesi de yanlış. “Hakiki” olan bir şeyin mümkün olan en doğru şeklini, Hakka ait olan, yaratılışla ilişkili bir gerçeği ifade eder. “En sonsuz” diyemeyeceğiniz gibi, “en hakiki” de diyemezsiniz. “Hakiki Mürşit” ifadesinde, eğer kendini mürşit ilan eden sahtekarlardan söz etmiyorsanız, “mürşit”, bir şeyin hakikatine vakıf olup başkalarını irşat eden kişi demektir. Son iki kelime “mürşit ilimdir.” İsmi fail isim olmaz. Mecazi anlamda insanların aklında olumlu bir mesajmış gibi duran bu küçük cümle kalıbı bile, bugünkü öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz tarafından anlaşılmış değildir ve anlatılmaz.
Tarih de böyle, coğrafya da. Matematik ve geometride formül ezberletirler. Din de öyle, “gün doğarken, şu kelimeyi, şu kadar tekrarlarsan duan kabul olacaktır” gibi şeyler öğretiliyor çocuklara. Amentüyü ezberletiyorlar da, kader, rızık, ecel, ezel, ebed, Elestü Bezmi, Galu Bela zamanı hakkında bu gençlerin sahih bilgileri yok. Partilerin genel başkanları bile rızık ve hayat vadediyorlar. Gerçekten kader, rızık ve ecele iman ediyor mu, ya da neye iman ettiklerinin farkında mı bu insanlar? Kaderi değiştirmekten söz eden, ezel-ebed mesajları veren liderlerin ağızlarından çıkanları kulakları duyuyor mu? Bizimkiler, dua ederken talep ettikleri şeylerin esbabına tevessül etmelerini onlara vacip kılar. Bunun farkındalar mı? “Allah bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek ister.” Görevimiz Allah’ın rızasının tecellisinin vesilesi olmaktır. Ama İsrailoğulları gibi “Ey Musa sen ve Rabbin yetersiniz, bizi niye zor işlere davet ediyorsun ki” diyenlerden olmayalım.
Bilmiyoruz, bilmediğimizi de bilmiyoruz, öğrenmek de istemiyoruz. Allah (c.c.) zalim ve cahil bir topluluğa hidayet nasip etmez. Selam ve dua ile.