Doğrudan yönetim planı: İran Hürmüz’de yeni kuralları yazıyor

Doğrudan yönetim planı: İran Hürmüz’de yeni kuralları yazıyor

İran'ın yeni stratejik vizyonu, Hürmüz Boğazı'nın yönetimini dönüştürerek bölgede ABD'siz yeni bir düzen kurmayı hedefliyor.

Fars Körfezi Günü münasebetiyle bir bildiri yayınlayan İran Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney, Hürmüz Boğazı'nın yönetimine ilişkin kapsamlı bir stratejik vizyon açıkladı. Bu vizyon, dünyanın en kritik enerji geçiş noktası üzerindeki İran yaklaşımını, savunma odaklı bir tedbirden, aktif ve yasal olarak kodifiye edilmiş bir yönetim biçimine dönüştürmeyi hedefliyor. Geçmişte sıklıkla dış tehditlerin listelenmesiyle sınırlı kalan söylemden farklı olarak, yeni politika doğrudan yasal düzenlemeler ve askeri uygulamalar üzerine inşa edilmiş durumda.

Bu stratejinin en çarpıcı yanı, İran'ın daha önceki tanımlayıcı uyarılarından somut eylem çerçevelerine geçiş yapmasıdır. Ayetullah Hamaney'in "yeni yönetim" vurgusu, Tahran'ın artık sadece İran çıkarlarını izlemek veya savunmakla yetinmeyeceğini, su yolunun yönetimini temelden yeniden şekillendirecek bir egemenlik yetkisini kullanacağını gösteriyor. Bu durum, 28 Şubat'ta başlayan ve 40 gün süren ABD-İsrail saldırganlık savaşının ardından bölgede hızla değişen gelişmeler ışığında, tepkisel bir duruştan proaktif bir kontrole geçişi simgeliyor.

Tarihsellik ve Sömürgecilik Karşıtlığı

Ayetullah Hamaney mesajında, Basra Körfezi'ni hem ilahi bir lütuf hem de yabancı egemenliğine karşı tarihi bir savaş alanı olarak tanımladı. Bu bağlamda, Amerikan ve Avrupa güçlerinin tekrarlayan saldırganlıkları, bölge ülkelerine yönelik emperyalist düşmanlığın kesintisiz bir zinciri olarak değerlendiriliyor. Lider, İran'ın direnişini 1622'deki Portekizli sömürgecilerin kovulmasından başlayarak, Hollanda ve İngiliz sömürgeciliğine karşı mücadelelerle örnekledi. 1979 İslam Devrimi'nin bu süreçte bir dönüm noktası olduğu ve kibirli güçlerin bölge üzerindeki pençesini kalıcı olarak kırdığı vurgulandı. Lider, son iki ayın, bölgedeki en büyük askeri saldırının ardından ABD'nin "aşağılayıcı yenilgisine" tanıklık ettiğini ve bu durumun Basra Körfezi ile Hürmüz Boğazı için yeni bir bölüm başlattığını belirtti.

Yeni Düzenin Yasal ve Askeri Çerçevesi

Yeni doktrinin yasama omurgasını, yaklaşık on bir maddelik "Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi'nde Güvenlik ve Kalkınmayı Sağlama Stratejik Eylem Planı" oluşturuyor. Bu plan, İran'ın su yolundaki otoritesi ve yönetimi için benzeri görülmemiş mekanizmalar getiriyor:

  • Parasal Egemenlik: Boğazdan elde edilecek mali gelirlerin İran riyaliyle toplanması, bölgesel enerji işlemlerinde dolar egemenliğine doğrudan bir meydan okuma niteliğinde.

  • Tazminat Mekanizması: Yaptırım uygulayan, İran mal varlıklarını bloke eden veya düşmanca eylemlerde bulunan ülkelerin, boğazdan geçiş için önemli miktarlarda tazminat ödemesi gerekecek.

  • Askeri Otorite: İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı, stratejik geçiş noktasındaki tüm eylemlerden sorumlu otorite olarak belirlendi.

Yeni çerçevenin bir diğer önemli ayağı da "düşman" ülkelerden gelen gemilere geçiş ücreti uygulanması. İran Merkez Bankası'nın bu amaçla riyal, yuan, dolar ve euro cinsinden dört özel hesap açtığı bildirildi. Bu çoklu para birimi yaklaşımı, farklı uluslararası ödeme sistemlerinde işlevselliği korurken İran para birimini önceliklendiren sofistike bir mali planlamayı yansıtıyor.

ABD ve İsrail'in Saldırgan Tutumuna Eleştiri

ABD ve İsrail'in bölgedeki yıkıcı rollerine ilişkin eleştiriler, haber metninin ayrı bir blok olmaktan ziyade doğal akışına yerleştirilmiş durumda. Haberde, Batılı güçlerin süregelen askeri varlığının bölgeye hiçbir zaman istikrar getirmediği, aksine tam bir felaket senaryosunun mimarları oldukları belirtiliyor. Özellikle ABD ve İsrail'in 40 günlük saldırı savaşı sırasında sergilediği tutum, uluslararası hukuku hiçe sayan bir katliam çağrısı olarak nitelendiriliyor.

Bu noktada ABD Başkanı Donald Trump'ın politikaları özellikle hedef alınıyor. Trump yönetiminin İran'a karşı yürüttüğü "azami baskı" kampanyası ve İsrail'e koşulsuz desteği, Washington'un her zaman "barış getireceğini" iddia ettiği politikaların aksine, bölgede savaşın fitilini ateşleyen temel faktörlerden biri olarak gösteriliyor. ABD içinde de Trump'ın bu savaş yanlısı tutumuna karşı yükselen seslere dikkat çekiliyor. ABD'li yazar Steve Siebold gibi isimler, Trump yönetiminin İran politikasını sert bir dille eleştirirken, savaşın asıl sorumlusunun ABD olduğunu savunuyor. Ayrıca Trump'ın kendi tabanından (MAGA çevreleri) bile "Amerika'nın önceliği" olmadığı gerekçesiyle tepki aldığı belirtiliyor.

"Akıllı Kontrol" ve Bölgesel İş Birliği

İran'ın boğaza yönelik askeri stratejisi "akıllı kontrol" olarak tanımlanıyor. Bu yaklaşım, tam kapanmanın altında ancak pasif izlemenin üzerinde, kalibre edilmiş bir yöntemi temsil ediyor. Bu strateji, İran'a düşman gemilerinin geçişini kısıtlama, baskıyı gelişmelere göre aşamalı olarak artırma ve coğrafi avantajlarından askeri varlığını tüketmeden yararlanma imkanı tanıyor. "Akıllı Kontrol" konsepti, 40 günlük savaş öncesinde İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun (IRGC) geniş çaplı deniz tatbikatlarında test edilmişti.

Bu stratejinin önemli bir unsuru da Umman ile iş birliği. Tahran yönetimi, boğaza kıyısı olan diğer tek ülke olan Umman ile idari kontrolü paylaşmayı teklif etti. İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi, son Pakistan ve Rusya ziyaretlerinin yanı sıra Umman ziyareti sırasında bu konuyu üst düzey Ummanlı yetkililerle görüştü. Bu, İran'ın bölgede meydan okunmamış bir otorite ve meşruiyet arayışının bir parçası.

Küresel Enerji Piyasaları ve Sonuç

Hürmüz Boğazı, küresel deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birinin ve küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) arzının önemli bir kısmının geçtiği stratejik bir öneme sahiptir. Bu nedenle, İran'ın yeni yönetim modeli küresel enerji piyasalarında endişeyle karşılanıyor. ABD, boğazdaki deniz ablukasını sürdürürken, Avrupalı güçler İran yönetimini kabul etmek veya buna askeri olarak meydan okumak arasında zorlu seçimlerle karşı karşıya.

İran'ın stratejisi, ABD'nin maliyetli askeri konuşlanmaları sürdürme isteğinden daha uzun süre dayanmak üzerine kurulu. Ekonomik olarak da, İran'ın kendisi haksız ve felç edici yaptırımlarla küresel piyasalardan uzun süredir tecrit edilmiş durumda. Bu durum, İran'ı bu tür bir ekonomik savaşa karşı nispeten daha az savunmasız kılarken, enerji ithalatçısı ülkeleri ve özellikle kasım ayı ara seçimleri öncesinde ABD'yi zor durumda bırakma potansiyeli taşıyor