Abdurrahman Dilipak
CENNET VE CEHENNEM DEDİKLERİ
Hani omuzlarımıza oturup yapıp yapmadıklarımızı, söyleyip söylemediklerimizi, aklımızdan ve kalbimizden geçen, başkalarına sağır odalarda fısıldayarak söylediklerimizi ve kulaklarımıza fısıldanan şeyleri yazan melekler var ya… Hani şu Kirâmen Kâtibîn melekleri; öbür dünyada onların yazdıkları o defterler önümüze konacak. Cennete mi, cehenneme mi gideceğimiz o defterlerde yazılanlara göre şekillenecek. Din gününde, İlahi Adalet Divanı’nda yapılan sorgulama sonunda ya cennete ya da cehenneme gideceğiz.
Kehf 49’da ne deniyordu: “Artık kitap (amel defteri) ortaya konmuştur; suçluların onda yazılı olanlardan korkuya kapılmış olarak, ‘Vay halimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük-büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!’ dediklerini görürsün. Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye haksızlık etmez.”
Aslında o defterlerde bizim hesaba çekileceğimiz konularla ilgili bizim bilmediğimiz hiçbir şey yok. Onlar bize tek tek hatırlatılacak. Ve sonra Mizan’da, bu dünyada ne kadar iyilik, fayda, güzellik ürettiysek cennetteki yerimizi onlar belirleyecek. Ve Allah bu işlerin karşılığı olan mükafatı katkat fazlası ile verecek. “Kâlû Belâ zamanı”nda, “Elestü bezmi”ndeki ahide uymayarak kişiler kulluk görevlerini yapmamış, emir ve yasaklara dikkat etmemişlerse; haram, zulüm, kötü işler yapmış, kendi nefislerine ve çevrelerine bir zarar vermişlerse Allah onlara bu işlerinin tam karşılığını verecektir.
Zilzâl 7-8’de ne deniyordu: “Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir.” Evet, evet; insanlar bu dünyada yaptıkları ve yapmaları gerekirken yapmadıkları, söyledikleri ve söylemeleri gerekirken söylemediklerinin karşılığı olarak ya kendi sırtlarında kendi cennetlerine tuğla taşıyor olacaklar ya da kendi cehennemlerine kendi sırtlarında yakıt taşıyor olacaklar. İnkâra sapanların, “İman ettim” deyip de aksini yapanların vay haline!
Kur’ân-ı Kerîm’de “cennet” kelimesi 147 kez geçer. “Cehennem” kelimesi 77 kez geçer (51’i Mekkî, 26’sı Medenî surelerde). “A’râf” kelimesi 2 ayette geçer: A’râf Suresi 46. ve 48. ayetlerde. Sure de adını bu ayetlerden alır. “A’râf”, cennet ile cehennem arasında yüksek yerler / sur anlamına gelir.
Cennet sadece bahçelerden, altından ırmaklar akan saraylardan ibaret değil. Dünyada neyi çok isteyip de Allah’ın rızasından mahrum kalmak ya da o işin sonunun ne olacağını bilmediği için Allah’ın rızası için Allah’ın hükmüne razı olarak o şeyden feragat edenlere, ondan çok daha değerli olan daha güzeli verilecek. Tabii ki seçilen ve ikram edilen şey Allah’ın rızasına uygun olacak.
Muhtemeldir ki bir ikram ve cezaya muhatap olanlar, o ikram ve cezanın neye karşılık olduğunu hatırlayacaklar; sevinecek ya da pişmanlık duyacaklar.
Allah (cc) dünyayı yarattı, bir daha yeni dünyalar yaratmayacak değil elbette. Cennette ebedi bir hayat yaşayanlar dilerlerse Hz. Âdem’den başlayarak tarihin sonuna kadar yaşananları çok yönlü olarak gözden geçirebilirler. Ya da dünyayı istedikleri zamanda, istediği yerde yeniden gözlemleyebilirler; o dünya yok edilmiş olsa bile. Mesela kainat turuna çıkmaya ne dersiniz? Asla sonuna varamayacağınız bir yolculuk. “Galaktik bir turist” olarak zaman ve mekan boyutlarını geçen, yaratılmış alemlerin seyri nasıl bir tercih olur?
Madem orada meşru olarak her istediğimiz olacak; yeni kurulacak bir dünyada yeni akıl sahibi insanların arasına meleklerle birlikte bir ruh olarak karışıp onların rüyalarına misafir olmaya ne dersiniz? “Ricâlü’l-Gayb” kategorisinde yeni bir “Hızır” olarak insanlara yardım etmek, yol göstermek, insanların akıllarına ve vicdanlarına dokunarak onlara sırat-ı müstakîm konusunda cesaret vermek, kötülüklerden sakınmaları için onları uyarmak gibi bir görev nasıl olurdu?
Şüphesiz Allah’ın ikramı ile O’nu tesbih etmek kulluğumuzu daha üst seviyede şekillendirecektir. İbrahim 51’de bu konuda Allah (cc) bize ne dedi: “Allah herkese kazandığının karşılığını vermek için böyle yapar. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir.” (Aynı konuda diğer ayetler Bakara 202, Âl-i İmrân 19, Mü’min 17 vb.) Allah (cc) Nebe 40’ta bizi bu konuda uyarmadı mı: “Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkârcının ‘Keşke toprak olaydım!’ diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık.” Pişmanlıkların fayda vermediği, annelerin çocuklarından, şeyhlerin müridlerinden, liderlerin takipçilerinden kaçacakları o gün Kitap’ta bize söylenmedi mi: Yâsîn 65: “O gün onların ağızlarını mühürleriz; yapmış olduklarını elleri bize anlatır, ayakları da tanıklık eder.” Benzer bir ayet Nûr 24: “O gün dilleri, elleri ve ayakları yapmış oldukları şeyler hakkında kendi aleyhlerine şahitlik eder.”
Cennet altlarından ırmaklar akan bahçeler, sonsuz nimetler, tertemiz eşler, gölgeler, tahtlar, ipek elbiseler, altın-gümüş bilezikler, ebedî gençlik, hiç bitmeyen nimetler, korku ve üzüntünün olmamasından ibaret değil; huzur ve ebedî kalış yeri olarak tasvir edilir. İnsanın canının çektiği ve gözünün hoşlandığı her şey oradadır. Ayetlerde bu konu şöyle anlatılır: Bakara 25: “İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara cennet meyvelerinden her rızık verildiğinde ‘Bu, daha önce de bize verilen rızıktır’ derler. Oysa bu onlara benzer şekilde verilmiştir. Orada tertemiz eşler de vardır ve onlar orada ebedî kalacaklardır.” Muhammed 15: “Allah’a karşı gelmekten sakınanlara vaad edilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır. Onlar için orada her türlü meyve ve Rablerinden bir bağışlama da vardır.” Rahmân 46-76 (özet): “Rabbinin huzurundan korkan kimse için iki cennet vardır. Bunlarda akan pınarlar, her türlü meyve (hurma, nar vb.), ipek döşekler, bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş huriler, yeşil yastıklar ve güzel yaygılar bulunur. Daha başka iki cennet daha vardır; koyu yeşil, kaynayan pınarlı, her türlü meyveli…”
Cehenneme gelince şunlar söylenir: Yakıcı ateş, kaynar su, zincirler, pişip yenilenen deriler, korkunç sesler ve ebedî azap yeri olarak tasvir edilir. Orada azap hiç hafiflemez, ölüme de izin verilmez. Bu konuda birkaç ayet örnek vermek gerekirse Nisa 56: “Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri biz ateşe atacağız. Derileri yanıp döküldükçe azabı tatmaları için onların derilerini yenileyeceğiz. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Hümeze 6-9: “O (Hutame), Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir. O ateş ki yüreklere işler. O, onların üzerine kapatılmıştır. Uzun direkler arasındadırlar.” Gâşiye 4-7: “(Yüzleri) kızgın ateşe girer. Kaynar bir kaynaktan içirilirler. Onlara dikenli bir bitkiden başka yiyecek yoktur. O ne besler ne de açlığı giderir.” Diğer bilgiler şöyle: “Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateş” (Bakara 24), “kaynar su ve irin” (İbrahim 16-17, Muhammed 15), “zincirler ve boyunduruklar” (Hâkka 30-32), “cehennemin uğultusu ve kaynaması” (Mülk 7-8), “Keşke toprak olsaydım!” dileği (Nebe 40), “azabın hiç hafiflememesi” (Zuhruf 74-77).
Bir de A’râf’ta kalanlar var. Bu konuda aynı adı taşıyan bir surede şu bilgiler veriliyor: A’râf 46-49: “İki taraf (cennet ve cehennem) arasında bir perde vardır. A’râf üzerinde de herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır. Bunlar, henüz cennete girmedikleri halde (girmeyi) uman cennet ehline ‘Selâm size!’ diye seslenirler. Gözleri cehennem ehli tarafına döndürülünce de ‘Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma!’ derler. A’râf ehli, simalarından tanıdıkları birtakım adamlara (cehennemliklere) seslenerek şöyle derler: ‘Ne çokluğunuz ne de taslamakta olduğunuz kibir size bir yarar sağladı! Allah’ın, kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?’ (Sonra cennet ehline dönerek): ‘Girin cennete! Artık size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz’ derler.” A’râf, cennet ile cehennem arasında yüksek bir yerdir. Orada bulunanlar her iki tarafı da yüzlerinden tanıyan adamlardır. Hem cennet ehline selam verirler hem de cehennem ehline hitap ederler.
Kur’an-ı Kerim’de cennet ile ilgili yaklaşık 150 ayet var. Bu sayıya “cennet” yanında “Firdevs”, “Adn cennetleri”, “Naîm cenneti” gibi ifadeler ve cennet tasvirleri de dahildir. Cehennem ile ilgili yaklaşık 170 ayet var. “Cehennem” yanında “Nâr (ateş)”, “Cahîm”, “Saîr”, “Hutame”, “Sekar”, “Lezâ”, “Hâviye” gibi cehennemin farklı isimleri ve azap tasvirleri bu sayıya dahildir. A’râf ile ilgili 7 ayet var ve bu ayetler A’râf Suresi’nin 46–52. ayetleri arasındadır.
Resûlullah “Ağzınızın tadını kaçıran ölümü sıkça hatırlayınız” der. İmanın temelinde, başlangıç ve dünya hayatının sonuna ilişkin Allah’a ve ahiret gününe iman vardır.
Allah’a ve ahiret gününe iman edenler için bu günler “ahir zaman”a giden günlerdir. Bizler alemlere rahmet olarak gönderilen ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Ayağımızı denk alalım. Başkalarından önce dönüp kendi nefsimize bakalım.
Selam ve dua ile…