Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Cami nedir, ne değildir...

Derin Gerçekler

Bugün, Ankara Keçiören’de, Ovacık Mevkiine bitişik Eser Tepe’de yeni bir cami açılıyor. Adı “Vahdet camii”. Yanında Külliyenin de tamamlanmasından sonra Dergahı, sohbet, ders odaları okuma odaları, kütüphanesi ile bir külliye olacak inşallah. Tabi itikaf odaları, tahkim odası gibi odalarda. Zaten camiler müminlerin Allah (cc) önünde saflarını sadece şeklen değil, her anlamda saflarının sık ve doğru olduğunu gösterdikleri mekanlardır.
Bütün Camiler Kabe’nin şubeleridir.
Allah’ın huzurunda Namaz kılanlarının Tevhid temelli Vahdet’inin tecelligahıdır aynı zamanda.

Cami, saadece namaz kılınan bir yer değil, Camiyi Mescid’den ayıran şey Camide farz-ı kifayelerin taksim edildiği yerdir. Caminin dört köşesinde, 5 vakit kıldığımız namazın aralarında günde 20 halka oluşturulur. Bunların bir kısmı ders halkalarıdır, bir kısmı Farz-ı Kifaye meclisleridir. Dullar, yetimler, yolda kalmışlar, yurtlarından çıkartılmışlar, miskinler, tebliğ, hastane, hapishane ziyaretleri, çevre ya da aile, kadın, çocuk, gençlik, emekli, esnaf, işçi, sanayici, öğrenci, aklınıza gelen, hayatın her alanı ile ilgili kurullar oluşturulur. Kur’an, meal okumaları, Akaid, tefsir-usulü tefsir derslerdi, Kur’an tarihi, kıraati, hadis, Siyer, hadis usulü hadis dersleri, Fıkıh-usulü fıkıh dersleri, İslam Tarihi, Kelam, Peygamberler tarihi, Dünya tarihi, coğrafya, mantık, matematik, Astronomi, sağlık ve beslenme, ahlak dersleri, akla gelip ihtiyaç duyulan her konuda bir ders halkası oluşturulabilir. Yeni bir hadise zuhur eder, orada hemen istişare heyeti oluşturulur, hadise, izlenir, değerlendirilir, derecelendirilir, ihtimal-maliyet ve risk analizi yapılır ve cemaat o konuda bilgilendirilir ve eylem için ayrı kurullar oluşturulur.

İki günümüzün birbirine eş olmadan ferdi ve cemaat olarak ilerlememiz için, cami her yıl artan çocuk sayımızı, esnafımızın gelirinin, istihdamının artıp artmadığına bakmamız gerekir. Evlilik sayısı, boşanma sayısı, kriminal risk, uyuşturucu kullanımı ahlaksızlık bizim cami olarak meselemiz olmalı.

Bakın Allah’ın evine ırk, ulus, kavim, mezhep, tarikat, ideoloji, siyaset bayrağı asılmaz. Şunun bunun camisi olmaz. Orası “Allah’ın evi”dir. Allah’ın evinde tek aidiyet kulluk ve iman üzerinedir. Kim ki, dinine ve mabedine, ön ya da son bir sıfat eklerse o şey din olmaktan çıkar, kişi eklediği ya da çıkarttığı ile baş başa kalır. Biz “din büyüklerini ilah ve rab edinmeyin” denmedi mi? Peygamberleri İlah ve Rab edinenler yanlış yaptılar. Mezheplerini tarikatlerini din ve devlet büyüklerini mutlaklaştıranlar yoldan çıkan sapkınlardır. Peygamberler Allah’ın kulu ve resulüdürler.

İş o hale geldi ki, Allah'a iman ettikten sonra emrine uymazsan haram, Resulün sünnetine uymazsan mekruh, birileri gibi düşünmez, onların peşine takılmazsan, onları eleştirecek olursan dinden çıkıyorsun (Haşa)..
Biz Müslümanlardanız ve Müslümanlar kardeştir.

Aynı Allah’a, Resulüne, kitaba iman edenler, tek bir millet, tek bir ümmet, tek bir cemaattir. Kim ki ikinci bir cemaatten söz ediyorsa haşa kendine yeni bir ilah, yeni bir resul, yeni bir kitap edinmiş olmalıdır. Biz Müslümanlardanız ve Müslümanlar kardeştir. Onları işleri kendi aralarında istişare ve şura işledir. İşi ehline verirler ve liyakati esas alırlar. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kimi yönelik olursa olsun mazlumdan yana zalime karşı olurlar, zalim babaları da olsa, mazlum düşmanları da olsa. Yaşadıkları zamana ve mekana karşı adil şahitlik ederler. Torpil, rüşvet’ ten uzak dururlar. Cami cemaati ihvan ve komşuluk ahlakı ile kendi aralarında istişare ve şura ile karar verirler. Onlar söz verdiklerinde sözlerinde dururlar. El emin kişilerdirler.

Onlar söz verdiklerinde sözlerinde dururlardı, herkes onların elinden, dilinden, yaptıklarından emindiler. Evet, evet onlar bilirler ve yalan söylemezlerdi, söz verdiklerinde sözlerinde dururlardı. Biz bugün onlara ne kadar benziyoruz. Bugün biz ötekiler için imrenilen güzel örnekler miyiz?

İnsanlar bu halimizle bize bakıp Müslüman olurlar mı, Şu halimize bakın, Sünni-Sufi hepsi birbirine girdi. Şii, Vahhabi tartışması yapıyoruz. Herkes ayrıca kendi içinde tartışıyor. Maturidi-Eş’ari tartışması yapıyoruz. Kerbela giden yolda birileri mızraklarının ucuna Allah’ın ayetlerini geçirmiş savaşıyorlardı, bizimkiler dillerinin ucuna Allah’ın ayetlerini geçirmiş savaşıyorlar. Hayır hayır hayır, böyle bir Müslümanlık yok. “Ey iman edenler, iman ediniz”.. Çevrenizde kaç “müellefetül Gulub” var. “Hılful Fudul” yapıyor musunuz, Tebliğ yapıyor musunuz? Herkes cehenneme mi gönderiyorsunuz, yoksa cehenneme doğru koşan insanları Allaha, resulüne ve Kitaba çağırarak onları cennete mi davet ediyorsunuz.

Onlar arasında Vahşiler, Halih b. Velid’ler, Ömer’ler olamaz mı? Taif halkından daha kötü bir halkımız mı var. Hani onlar Resulün (sav) yoluna diken dökmüşlerdi, ayağına taş atıyorlar, ve arkasından küfrediyorlardı da o onlara hadlerini bildirmek için parmak sallamıyor, Hz. Musa’nın Firavuna giderken emredildiği şekilde yaptığı gibi “bizi öldürmeye gelenler bizde dirilsinler” anlayışı ile, “güzel söz ve hikmetle onları Hakk'a, esenliğe, cennete çağırıyordu”. Şimdi bizimkileri birileri, güç, servet, iktidar ve itibar vaadi ile, ağuyu altın tas içre bala karıştırıp sundukları kendi sofralarına çağırıyorlar ve biz ötekilerle onların sofrasında, ortak idealleri konuşuyoruz onlarla.. Onların normlarına uygun hareket için yasalar çıkartıyoruz, kurumlar ve kurullar oluşturuyor, anlaşmalara imza atıyoruz. “Vay onların haline”. Onların ve onlara destek olup, bunlar olurken sessiz kalanların vay haline. Yakın bir gelecekte başlarına gelenleri gördüklerinde son pişmanlık fayda vermeyecektir. Eğer biz Allah’ın ipini bırakırsak, Allah da bizim ipimizi bırakır, o “ıslah edici” maskeli “bozguncular”ın. Peşine takılacak olursak, korkarım, “içimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden” biz de onlarla birlikte helak oluruz. Camilerimiz bu anlamda, övünme-dövünme makamı değil tevbe istiğfar makamıdır. Unutmayalım ki, işimiz ve makamımız rüşvet ve torpille elde edilmişse, cüzdanımızda haram para varken, haram para ile alınmış evlerimizden çıkıp, haram para ile alınmış aracımızla camiye gelirsek, ne tevbemiz, ne ibadetimiz, ne de dualarımız kabul olur. Haram para ile hayır olmaz. Hatta haram parasını hayırla perdelemeye kalkanların günahı daha da artar. Kem alat ile kemalat olmaz zira.

Evet, biz kendimize bir bakalım, böyle bir Müslüman mıyız? Gelin yeniden iman edelim! İnsanlar bu gün Gazze halkına bakıp Müslüman oluyorlar, ama dün bize bakıp dinden soğuyorlardı, özellikle de iktidar, güç ve servet sahibi İslam ülkeleri ve Müslümanların haline bakıp dinden uzaklaşıyorlardı.

Bakın birileri dini, ekonomik, sosyal, siyasi alandan tecrit etmek sureti ile vicdanlara, içtimai ferdi planda, planda Mabedlere hapsetmek istiyor. Dini seremoni, ritüel ve ikonalara indirgeyerek, tarih ve gelenekle ilişkilendirerek bir “kültürel aidiyet konusu” haline getirmek istiyor. Din, yaratanın yaratılana vahyettiği, yaratış gayesini açıklayan yaşama biçimidir.

Eskiden biz İnsanları Allah’a, resulü’ne, kitaba, cemaat olmak için camiye çağırırdık. Yeni “Cemaatçıklar”, cami cemaatini kendi liderline, örgütüne, Şeyhine, mezhebine, tarikatına, futbol takımına çağırıyorlar!?

Bizim zamanımızda cami önünde para toplamaz, aksine cami muhtaçlara yiyecek, barınma ihtiyacını karşılayacak kaynaklara sahipti. Allah yolunda malları ile canları ile sevdikleri ile, anne-babası, çocukları, hanımı, kocası, kardeşleri ile camiye gelirdi insanlar. Her şeylerini Allah’ın evine taşırlardı. O günlerde Ana kaynak sadece zekat değil, fitre değil, sadakalarımız, vakıflarımızdı. Cami Allah’ın evinde hep birlikte Hakka yükselişin mekanı idi. Bu gün camiler Diyanetin kontrolünde. Hilafet askıya alınınca teşbih taneleri gibi dağıldık. Camiler devletin kontrolüne geçti. Diyanet ise Devlete karşı dindarları, dine karşı da devleti koruyan iki kapılı kozmik bir odaya döndü.

Cami, kendi çevresinde, eğer bir yetim, havaic-i asliyesini karşılamaktan acizse, o cami cemaatının, namaz kılanların namazları kabul olmayacak, haberiniz var mı? Cami cemaat bölgesindeki insanların havaic-i asliyesinin kefilidir. Biz onlar için harcarsak, Allah onun karşılığını bize on katı, 100 katı, hatta 700 katı ile geri verecek, öbür dünyada ise bizi cennetine kabul edecek? Böyle cami kaldı mı?

Caminin standart imamı olmaz. Hayırlı hizmetler için istihdam edilen bir kişi olacaktır, o namaz da kıldırabilir. Yoksa her namaz vakti, her namaz vaktinde, cemaat kendi içinde en alim, zahid ve o günün mevzusuna hakim birini önüne davet eder. Biz imamımızı böyle seçeriz. Ama biz bu temyiz kabiliyetini de kaybettik. Hutbe de o günlük 20, Haftalık 140 cami faaliyetinin ve ayrıca geçen bir haftanın dünya, bölge ve ülke muhassalası ile, gelecek bir hafta içinde ümmet olarak Kur’an ve Hadisler ışığında mesuliyetlerimizin hatırlatılması içindir. Hatta hutbeden sonra tekrar oturum o hedef için kimin ne yapması gerektiğine ilişkin, sanki resul aramızda da yeni bir ayet gelmiş , o ayet bize ne emrediyor, onu anlamak için birbiri ile yarışan sahabiler gibi, şimdi bunlar olurken biz ne yapmalıyız diye birbirimizle yarışmamız gerekirdi.

Bu yarış içinde oturup, ellerini Allah’a açıb, Allah’ın rızasının tecellisinin vesilesi olmak için, “Ya Rab bu işi benim ellerimle gerçekleştir, bu hizmeti bana/bize nasib et, bizim ellerimizle cezalandır zalimleri, bizim ellerimizle yardım et mazlumlara” diye dua eden Müslümanlar nereler? Yoksa siz, Allaha dua eder gibi yapıp, kendiniz için bir şeyler yapması konusunda onu ikna’ya çalışanlardan, haşa Ona akıl öğretim, Onun sizden istediklerini, Ona “sen onu meleklerin eliyle yap, ebabillerini filan gönder” diyenlerden misiniz. Korkarım size dua ister gibi yapıp belasını isteyenlerdensiniz. Ve zaten Allah sizi görmekte, duymakta ve bilmektedir. O zaman ve mekandan münezzeh olarak aklınızdan ve kalbinizden geçenler ve sizin geçmişinizi ve geleceğinizi bilendir ve hüküm sahibidir. Kadere, rızga, ecele hükmeden O, bize demedi mi, size hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde O hayır yaratmış olabilir. O demedi mi, bizi, mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. O demedi mi, sabreden, şükreden, direnenlerden, O’nun rızasının tecellisinin vesilesi olursak, akıllı, dürüst ve cesur olursak mahzun olmayacağız.

Bu yaşadığımız bütün hadiseler, insanların ve “iman ettik” diyenlerin gerçekten akledenlerden, iman edip etmediklerinin kendilerine gösterilmesi için bir imtihan vesilesi olmaktan öte bir değer taşımıyor. Şunu aklımızdan çıkartmayalım, Ecelimizden önce ya da sonra ölmeyeceğiz. Ölüm bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Ölümsüz hayata doğuştur. “Ölüm”bu anlamda Rabbimize kavuşma günü olarak bayramdır bir mümin için. “Şeb-i Arus”tur. Ölüm aynı şekilde “Asude bir bahar ülkesidir bir rind’e”. Rızgımızdan az ya da çok yemeyeceğiz. Kaderimizden başka bir kaderimiz de yok. O zaman ne gam!

Bugünlükte bu kadar. İnşallah Cuma günü 11.00’de camimizin ibadete açılış töreni var. Bekleriz.

Selam ve dua ile.

Bu yazı toplam 188 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar