Abdurrahman Dilipak
Biz 'Muhammedi' değiliz(!)
Biz “İsevi, Musevi”, gibi, “Muhammed’i” değiliz.
“İslam”, Hz. Muhammed’in (sav) kuralları kendinin koyduğu beşerî bir din değildir.
“İslam” Yaratan’ın, yaratılan için tayin ettiği bir dindir,
Resulleri o dinin elçileridir.
Örnekleri, Önder'leridir.
Biz Müslümanız! Allah’ın yarattığı insan için seçtiği tek bir din var, onun adı da “İslam”dır.
Bu dine girenlere de “Müslüman / Mü'min” denir.
Müslümanların son peygamberi ise “Alemlere rahmet” olarak gönderilen “ahir zaman” peygamberidir!
İslam, sadece Türk’lerin, Arapların, Farisilerin dini değildir.
İslam. atalarımızın dini olduğu için biz Müslüman değiliz.
Biz, İslam; Allah’ın dini olduğu için Müslümanız.
Bugün İslam dünyasında sıkıntılı olan bir şey var.
Bu her cemaat ve oluşumun kendini merkeze koyma ve diğerini (biliçli ya da biliçsiz) yok sayma paradoksu.
Misal; Selefilerin o Vehhabi denilen avami takımı.
Sufileri ve Sünnileri Müslüman kabul etmez. Onlara göre “fırka-i naciye” kendileridir.
Yine onlara göre, “Kendilerine ehli sünnet ve cemaat diyenler” ise ''haşa'' “Müşrik”tirler.
Bunlara göre Şii’ler ise zaten “Mürted”dir.
Safevi Şia’sına göre ise sahih olan tek bir İslam vardır, o da kendileridir. (Bu arada Hz. Ali'ye, Hz. Hasan ve Hüseyin’e, Ehl-i Beyti’ne 12 İmam’a selam olsun) Bu kafadakiler kendileri dışındakileri Müslüman kabul etmezler.
Şia bir mezhep değil, dinin ta kendisidir. Sünnilere göre ise, Şia sapkın bir mezheptir, Vehhabilik de öyle.
Aslında Selefilik, Caferilik ya da ehli Sünnet vel Cemaat, ya da sufi gelenek bir mezhebler topluluğu olarak kendilerini İslam’ın merkezinde görürler. Tabi ki hepsi de tek başına ehli sünnet vel cemaattır.
Aslında “Selefilik”, “Şia”, “Ehli Sünnet vel Cemaat” ya da “Sufi”lik (İonia sofistikesi ya da Hind Mistisizm’i değil) tek başına ne “İslam”ı temsil edebilir. Ne de mezhep olabilir. Her Müslüman için gerçek “Selefi dönem”, Hz. Muhammed (sav) sonrası İslam’ın bütün olarak uygulandığı ilk dönemdir.
“Şia” da 4 halife döneminin sonuna gelirken “ısırıcı melikler” dönemini başında, Hz. Ali’den ve Ehl-i Beyt’ten yana taraf olmaktır.
Her Müslüman bu anlamda (meselenin ruhu anlamında) “Selefi” olduğu gibi “Şia”dır da.
Öte yandan “Ehli sünnet vel cemaat olmadan” Müslüman olunabilir mi?
Böyle bir şey Mezhep olabilir mi?
Hanefi, Şafi, Maliki, Hambeli diye birçok mezhep geldi geçti ama hala ufkumuzu aydınlatmaya devam ediyorlar. Bu anlamda her Müslüman “ehli sünnet vel cemaat” olacaktır. İman etmeden cennete giremeyeceğimiz gibi, birbirimizi sevmeden iman etmiş sayılmayacağız! Her Müslüman saflaşma, ihlaslı bir hayat için, feragat ve fedakârlık, kardeşlik ve Muhammed bağlamında önde gidenlerden olmak için “Sufî” olacaktır.
Kur’an-ı Kerim bu konuda bize ne diyor: (Rûm Suresi 31-32): "Hepiniz Allah'a yönelerek O'na karşı gelmekten sakının, namazı kılın ve müşriklerden olmayın. Onlar ki dinlerini parçaladılar ve mezhep mezhep (fırka fırka) oldular. Her parti (hizb/fırka) kendinde olanla sevinip övünmektedir."
(Enbiya 93): “Ama insanlar kendi aralarında birliği paramparça ettiler. Oysa hepsi bize dönecektir.” (Müminun 53) “Ne var ki, peygamberlerden sonra gelen insanlar, aralarındaki bu din bağını paramparça ettiler. Öyle ki, her grup kendine ait inanç ve görüşle böbürlenir”.
Her biri de kendini “Fırka-i Naciye” olarak görürken, kendi taifesi dışında kalanları tekfir etmektedir. Bir hadis-i Şerif’te şöyle buyurulur: “Yahudiler 71 fırkaya ayrıldılar, Hristiyanlar 72 fırkaya ayrıldılar. Ümmetim de 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan biri hariç hepsi ateştedir (cehennemdedir). Kurtulan (fırka-i nâciye) ise benim ve ashabımın yolunda olanlardır."
Tek bir çeşit “Nakşi” mi var, ya da “Nurcu” mu var?
Risale-i Nur’u 3 kelime ile özetleyin deseler, “İman, İhlas, Uhuvvet” derler.
Bugün maalesef gelinen noktaya baktığımızda istisnalar hariç görürüzki; birbirine selam vermeyen, hatta birbirini tekfir eden 7 ayrı toplulukturlar.
Sahi İslam dünyasını birleştirmekten söz eden “Millî Görüş hareketi” kendi içinden kaç parti çıkarttı, kaça bölündü?
Sanırım bu hastalıklardan kurtulmak için el-aleme nizam verme iddiasından önce, kendi içimizde, aramızdaki tefrikaya son vermek için kendi “nefsimizi hesaba çekip”, “tövbe-istiğfar etmemiz”, “yeniden iman etmemiz” gerekmektedir.
Hep başkasını eleştirmekten vazgeçelim.
Ramazan ayındayız.
Ciddi bir nefs muhasebesine, özeleştiriye, kendi günah ve ihmallerimizi itiraf etmeye, tövbe istiğfar etmeye, yüzümüzü Hakk'a dönmeye ihtiyacımız var. İman etmeden cennete giremeyeceğiz, Aynı Allah’a, (cc) resulüne, kitaba iman edenler, tek bir millet, tek bir ümmet, tek bir cemaattir. Onlar istişare ve şura ile karar verirler, işi ehline, liyakatine göre verirler, adaletten sapmazlar.
Bir topluluğa düşmanlıkları bile onlar adaletten saptırmaz.
Peki öyle mi?
Hangi tarikat cemaatini ötekilerin hocaları ile Kabe’ye gönderir? Her birinin ayrı Hac ve Umre turları, şirketleri var.
Hepsinin ayrı zekât ve fitrelerini, kurban derilerini toplayan insani yardım örgütleri var.
Hani, ne oldu da birr ve takvadan vazgeçtiniz.
Hepsini ayrı Medya’sı, okulu, hatta Kur’an Kursu ve camisi-cemaati var.
Tekrar söylüyorum: Müslümanlar tek bir millet, tek bir ümmet, tek bir cemaattir. Onlar kardeştirler. Kim ki, kendini bir başka millete, cemaate, ümmete nispet ediyor, vahdetten sapıp, kendini başka bir cemaate nispet ediyor ya da Müslüman kardeşliğinin dışında, uluslararası sistemleri kendine rehber ediniyorsa, onlara benzemeye çalışıyor, kendi hayat tarzını onların dünya görüşünü, onları siyaset ve ideolojilerini kendi dünyaları için temel referans olarak kabul ediyorsa, kendi dünyalarını, ötekilerin kavram ve kurumları, normlarına göre dönüştürüyorsa, onlar kendilerine ya yeni bir ilah, ya yeni bir kitap, ya da yeni bir resul bulmuşlardır.
Biz; bu hale, masonları, komünistler, Faşistler, Yahudiler, Hristiyanlar başımıza musallat oldu diye düşmedik.
Onların hepsi Şeytan'ın dostlu ve Şeytan “Kalu bela” zamanından beri başımızın belası.
Ama öte yandan Şeytan da Allah’ın iradesine bağlı.
Biz “Allah’ın ipi”ni bırakıp, O'nun Rızasına giden yoldan sapınca, Şeytan ve onun dostları, kafir cinler başımıza musallat oldular.
Şeytan’ı lanetleyeceğiz de Onun İlahlık ve Rab’lik iddialarına “La” diyeceğiz de sonra da ''Bizim İlahımız ve Rabbimiz Allah’tır (cc), biz “İslam Milletinden, Muhammed ümmetindeniz” diyeceğiz. Bu yapı içindeki öbekler de bizim cem olduğumuz camide cem olan yapılar da “cemaatimiz”i oluşturacak o zaman.
Şimdi batıda yeni bir akım başladı.
“Biz İsevi, Musevi değiliz, Müslümanlardanız. İslam Allah’ın dinidir, sadece Türklerin, Arapların, Farisilerin “milli”, onlara özel dinleri değil. Zaten onlar da “Muhammedi” değil.
Onlar da Müslüman, Hz. Âdem de Hz. Nuh da Hz. İbrahim de Hz. Musa, Hz. Davud, Hz. İsa da Müslümandı” diyorlar.
Ellerindeki İncil’den misaller vererek, şöyle diyorlar: İsa Müslümandı.
İsa yalnızca tek bir Tanrı'ya inanıyordu (Yuhanna 17:3)
İsa, kendisinin Tanrı'nın elçisi olduğuna inanıyordu (Yuhanna 17:3, Yuhanna 7:28, Yuhanna 8:42)
İsa iradesini Tanrı'ya teslim etti (Markos 3:31-35, Matta 7:21)
İsa sünnet edildi (Luka 2:21)
İsa asla domuz eti yemedi ve domuz etinden nefret etti.
İsa'nın sakalı vardı ve Müslümanlar gibi mütevazı giyiniyordu.
İsa, Müslümanlar gibi namazdan önce ağız çalkalamayı öğretti ( Yuhanna 13:10)
İsa yüzüstü yere yatarak dua etti (Matta 26:39)
İsa, barış selamını kullandı ve öğrencilerine birbirlerini selamlamayı öğretti (Luka 10:5, Yuhanna 20:19)
İsa faizi yasakladı (Çıkış 22:25)
İsa bir aydan daha uzun süre oruç tuttu (Matta 4:2)
İsa lanetli haça tapmadı ve onu giymedi.
İsa hiç sarhoş olmadı.
İsa cihatı vaaz etti (22:35-36)
İsa, cennete giden tek yolun doğru işler olduğunu söyledi (Matta 5:17-20)
İsa, mucizelerin Tanrı'dan kaynaklandığına inanıyordu (Yuhanna 5:30)
İsa, kendi kanıyla kurtuluşa inanmıyordu (Matta 5:17-30)
İsa yalnızca Allah'a ibadet etti ve O'na teslim oldu! İsa Aramice konuşuyordu. Aramice'de "Tanrı" kelimesi "Alaha" anlamına gelir! Müslüman olmuş bir kişi itiraf ediyor: "Beni Müslüman olmaya yönlendiren şey İsa'ydı..."
İslam dünyası bugün “Allah’ın ipi”ni bırakmış, Alemi İslam'ın çoğu lideri, Şeytana tapanlardan Epstein çetesinin şantajı ile rehin alınmış durumda. Oltayı yutan balık yem istemiyor. Bunların da Gazze konusunda bile yiğitçe bir çıkışlarını, duruşlarını göremiyoruz, politik, yarım ağızla söyledikleri dışında. Onların da sözleri başka yöne işaret ederken ayakları başka yöne gidiyor. İnsanlarda Allah’ın ipini bırakmış, ondan medet ummak yerine, din ve devlet büyüklerinden himmet, atifet, medet ümit ediyorlar.
(İsra 81)’de bize ne deniliyordu: “De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.” Allah (cc) bize ne dememiz gerektiğini söylüyor. Peki biz ne diyoruz. “Batıl geldi Hak zail oldu…”
Yani Masonlar, Komünistler, Yahudiler, Faşistler, kapitalistler geldi biz bu hale düştük.
Oysa Allah (cc) bizim ellerimizle o zalimleri cezalandırmak, mazlumlara yardım etmek istiyordu.
İman ettik dediğimiz kitaptaki hükmü tersine çevirdik.
Bu ayetin mecazi mesajı şu değil mi? “De ki ışık geldi, karanlık zail oldu. Zaten karanlık aydınlığın yokluğudur. Kafamızdaki bilgi, kalbimizdeki iman nuru ile biz geldik, karanlıkları aydınlattık, zaten karanlıkları yok olmaya mahkûmdur” Bu ayeti okurken böyle mi düşünüyoruz, yoksa başımıza gelen belalar için başkalarını suçlayarak bahaneler mi arıyoruz.
Unutmamamız gerekir ki, Şeytan'ın varlığı günah işlememizin bahanesi değildir.
Biz şöyle mi diyoruz. “Paramız yetmez, gücümüz yetmez, başımıza bela almayalım. Dua edelim, Allah (cc) bizim yerimize onları kahr-u perişan etsin” mi diyoruz yoksa. Unutmayalım ki, biz yaparken de aslında yine o şeyi yapan/yapacak olan da Allah’tır.
Allah (cc)ın kolaylaştırdığında daha kolay, zorlaştırdığında daha zor bir iş yoktur.
O, “O’nun ipi”ni bıraktığımız için işlerimizi sarp dağlara sardırmaktadır ve Chemtrails örneğinde olduğu gibi, üstümüze pislik yağdırmaktadır. Çünkü “Cahillerden, zalimlerden, mütrefinlerden olduk ve üstümüze Vehn çöktü”.
Tekrar hatırlatırım ki, ki, “iman etmedikçe cennete giremeyeceğiz, birbirimizi sevmedikçe gerçekten iman etmiş sayılmayacağız”. Selam ve dua ile.