"Ayağımızda Prangalar Var"

"Ayağımızda Prangalar Var"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kanaltürk televizyonunda gündeme ilişkin soruları cevapladı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Dolmabahçe'deki Başbakanlık Çalışma Ofisi'nde gazetecilerin karşısına geçti. Kanaltürk ekranlarından canlı yayınlanan Merkez Siyaset programında Bugün TV Genel Yayın Yönetmeni Tarık Toros, Bugün Gazetesi Yayın Yönetmeni Erhan Başyurt, Bugün Gazetesi Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan ve Kanaltürk Ankara Temsilcisi Sami Dadağlıoğlu, gündemdeki soruları Başbakan Erdoğan'a sordular.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, muhalefet partilerinin kendisiyle ilgili ''Yüce Divana göndereceğiz'' dediğini belirterek, ''Şimdi bunu söyleyen insanlarla siz neyi konuşacaksınız?'' dedi. Bu tür bir şeyi söyleyen insanın önce iddiasını ortaya koyması gerektiğini ifade eden Başbakan, ''Ha biz iktidara gelince iddiamızı açıklayacağız. Geç bu işi. Varsa bir iddian, koy ortaya, hemen git mahkemeye, yargıya git. Şu anda da yargıya gidebilirsin. Şu anda da yargı açık. Hemen davanı aç. Ama şu anda açılmış bir tane davaları yok bu konuda'' diye konuştu.

Erdoğan, 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası C Grubunda Porto Riko'yu yenerek, 4. maçını da kazanan (A) Milli Takımın başarısıyla ilgili görüşlerinin sorulması üzerine, ekibin öz güven içinde olduğunu, hazırlık döneminde takımın o havasını görünce kendilerine inandığını, güvendiğini söyledi.

Rusya maçını seyretme imkanı bulduğunu bildiren Erdoğan, şöyle devam etti:

''Gönlüm Yunanistan maçını da izlemek isterdi, ama İstanbul'da olduğum için televizyondan izledim. Maçtan sonra takım kaptanı Hidayet'i aradım, tebrik ettim. Dün akşamki maçta gerçekten takımın hırsı, azmi, kararlılığı, kazanma noktasında çok daha iyiydi. Rusya maçına göre dün akşamki maçı daha heyecanlı, kararlı buldum. Ersan'ın da dün akşamki performansı çok yüksekti. Üçlüklerde maşallah bayağı iyiydi. Ben kendilerini özellikle alan savunmasındaki başarıları ve pota altında verdikleri mücadele sebebiyle tebrik ediyorum. Şimdi Çin ile oynayacakları bir maçları var. O maçtan sonra zaten diğer grubun dördüncüsü ile oynayacaklar. Biz de yakından izleyeceğiz. Yani izleme fırsatı bulduğum yerde gidip bizzat maçlarını izleyeceğim. Ama bir taraftan da kampanya yürüyor. Kendileriyle beraber bu heyecanı paylaşmak, onları şampiyonluğa giden yolda yalnız bırakmamak benim için de milli bir görev. Onlara tek tek başarılar diliyorum.''

-HALK OYLAMASI

Bir gazetecinin, halk oylaması öncesinde siyasetteki gerilime işaret ederek, ''Referandum yeni bir başlangıç olabilir mi? Siyaset bir noktada buluşabilir mi? CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Bahçeli ile bundan sonra atılan köprüler yeniden kurulabilir mi?'' yönündeki sorusuna Başbakan Erdoğan, kendileri tarafından atılan bir köprü bulunmadığını, ancak muhalefetin böyle bir köprü tesis etme gayreti olmadığını söyledi.

CHP'nin önceki genel başkanına yönelik hep kendisinin ilgi gösterdiğini, baş başa görüşme yaptığını, kendilerini ziyaret ettiğini, ancak onların bir iade-i ziyarette bulunmadığını belirten Erdoğan, arkadaşlarıyla birlikte CHP'nin yeni genel merkezine ziyarete gittiğini, ancak AK Parti Genel Merkezi yapıldığında da bir iade-i ziyaret olmadığını kaydetti.

-''TERÖRLE MÜCADELEDE BİLE KONSENSÜS SAĞLAYAMADIK''-

Başbakan Erdoğan, CHP Genel Başkanından 3 kez ziyaret talebinde bulunduğunu ve 3'ünün de cevapsız kaldığını bildirerek, şunları kaydetti:

''Hep şuna inandım. Biz siyasetçiyiz, biz lideriz. Biz liderler olarak yeni kuşaklara hep örnek olmalıyız. Kaldı ki biz ülkeyi yönetiyoruz. Sayısal olarak parlamentoda yüzde 65'lik bir çoğunluğa da sahip olsanız, parlamentoda mümkün olduğunca bir ortak akıl oluşturmada, bir uzlaşmada, konsensüs sağlamada bunu ne kadar başarılı sürdürürseniz, şüphesiz ki ülke de geleceğe çok farklı bir şekilde hazırlanır. Ama biz terörle mücadelede bile maalesef konsensüs sağlayamadık. Birkaç meselede bir şey başarıyorsunuz, örneğin bir başörtüsü meselesi... Başörtüsü meselesinde sağladığınız bu başarıda da yine muhalefet alıyor bunu Anayasa Mahkemesine taşıyor. Şimdi o gün Anayasa Mahkemesine taşıyan muhalefet bugün çıkıyor meydanlarda 'Başörtüsü sorununu ben çözerim' diyor. O gün 411 sayısını Anayasa Mahkemesine taşıyorsun, bugün kalkıyor diyorsun ki; 'Bunu ben çözerim'. Bunun altında imzan var. Bu ne perhiz, bu ne ne lahana turşusu. Siyaset ilkeli olmayı, dürüst olmayı gerektiriyor. Eğer siz dürüst olmazsanız, ilkeli olmazsanız, gelecek kuşaklara nasıl örnek olacaksınız. Burada bu hep hedeften saptırılıyor. Bizim üzüldüğümüz nokta budur. 12 Eylül bir kırılma noktası olur mu? Benim kimseye ön yargım yok. Böyle bir şeyin içinde de değilim.''

-YÜCE DİVANA GÖNDERME SÖYLEMİ-

Başbakan Erdoğan, bu sorular karşısında üzüldüğünü ifade ederek, ''Bana bu soruları soruyorsunuz da acaba beni idam sehpasına göndermeye hazırlanan muhalefete ne soruyorsunuz?'' diye konuştu.

Ana muhalefet ve muhalefet partisinin kendisiyle ilgili ''Biz Yüce Divana göndereceğiz'' dediğini dile getiren Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Şimdi bunu söyleyen insanlarla siz neyi konuşacaksınız? Yüzünü, gözünü, her şeyini sizden esirgeyen insanlarla siz neyi konuşacaksınız? Bu tür bir şeyi söyleyen insan önce iddiasını ortaya koymalı. 'Ha biz iktidara gelince iddiamızı açıklayacağız'. Geç bu işi. Varsa bir iddian koy ortaya, hemen git mahkemeye, yargıya git. Şu anda da yargıya gidebilirsin. Şu anda yargı kapalı değil ki. Yargı şu anda da açık. Hemen davanı aç. Ama şu anda açılmış bir tane davaları yok bu konuda. Sadece bu işi söylem olarak, kafaları bulandırmak için yapıyorlar. Tayyip Erdoğan ile ilgili varsa Yüce Divana götürecek kadar önemli bir iddianız, hemen başlatın süreci. Neyi bekliyorsunuz? Beklemeyin hemen açın davayı. Ve ona göre de süreç başlamış olsun. Bizim milletvekilliğimiz bittiği anda da zaten o dosyalar açılacaktır. Böyle bir süreci başlatmıyorlar. Dert ne biliyor musunuz? Bilgi ve duygu kirliliği meydana getirmek. Yani vatandaşın kafasını karıştırıyorlar. Bakıyorlar ki bu iktidar IMF'ye olan 23.5 milyar dolar borcu kimden aldı? MHP'den, DSP'den aldı, ANAP'tan aldı. 23.5 milyar dolarlık borcu 6.6 milyar dolara indirdi. Bu iktidar Merkez Bankasını bu koalisyon hükümetinden 26.5 milyar dolar döviz rezerviyle aldı. Şimdi kasada 75 milyar dolar var. O iktidar memur-işçi nemalarında 13.5 katrilyon borçluydu. Bu borcu biz ödedik. Konut edindirme yardımları aynı şekilde. Bu borçları da biz üstlendik. Tüm bunların olduğu dönemde Türkiye'nin kamu net borç stoku, yani devletin borcu yüzde 74'teydi milli gelire oranı, şimdi yüzde 45'te. Devletin borcunu da buraya indirdik. Devletin borçlanma faizi yüzde 63'tü, ama şu anda yüzde 8. Yani yüzde 54-55 benim vatandaşımın cebinde kalıyor. Enflasyon yüzde 30'du, şimdi 7.6'ya indi. Bütün bunlar açık net ortada.''

Bunların yanında yatırımları sürdürdüklerini, eğitimde 150 bin derslik yaptıklarını, tüm okul kitaplarını ücretsiz verdiklerini bildiren Erdoğan, üniversite öğrencilerine sağlanan bursu 45 liradan 200 liraya çıkardıklarını, bu rakamın, 120 lira beslenme yardımıyla birlikte 320 liraya ulaştığını aktardı.

Erdoğan, ilköğretimde yoksul erkek öğrenciye 20, kız öğrenciye 25 lira, ortaöğretimde erkek öğrenciye 35, kız öğrenciye 45 lira verdiklerini belirterek, şöyle devam etti:

''81 ile üniversitelerimiz girmiş. Sağlıkta devasa yatırımlar var. Artık her ilimizde modern hastaneler inşa ettik. Koğuş gibi odalardan sıyrıldık, 1-2 yataklı odalar ve her odasında tuvaleti, lavabosu var. Bütün bunların yanında ilaçları artık istediği eczaneden alabiliyor. İstediği hastaneye gidebiliyor. Diğer tarafta 130 tane adalet sarayı inşa ettik. Dünyadaki adalet saraylarıyla adeta modern anlamda böyle bir yarışın içindeyiz. Ulaşıma bakıyorsunuz, Cumhuriyet tarihinde 6 bin 100 kilometre bölünmüş yol yapılmış, biz 7.5 yılda 12 bin 300 kilometre bölünmüş yol yapmışız. İç hatlarda THY'de taşınan yolcu sayısı 8 milyon yolcu iken 2002'de, şimdi 40 milyonu aştı. Dış hatlarda 20-22 milyon yolcu gidip geliyordu, 44 milyon yolcuya çıktı. Bunlar Türkiye'nin çıtayı nasıl yükselttiğini gösteriyor. Turizmde 13 milyon turist, 8.5 milyar dolar gelir vardı. Şimdi turist sayısı 27 milyonu aştı, gelirimiz 22 milyar doların üzerine çıktı. Bütün bunları yapan bir AK Parti iktidarını neyle Yüce Divana göndereceksin. Burada talan varsa, bu anlattıklarım neyin nesi?''

''YANDAŞ YARGI OLUŞTURMA NOKTASINDA MAHİR OLAN CHP'DİR''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, referandumda önemli olanın 'evet' veya 'hayır' olduğunu belirterek, ''Nasıl geçerse geçsin. Burada kabul veya ret dışında bir mesaj yok. Mesaj budur. Yüzde 50 artı 1 neyse odur'' dedi.

''Muhalefet, pakette olmayan hususlar üzerine eleştiriler yapıyor, böylece sanki paketteymiş gibi imaj veriyor. Bir korkutma var. Ben bunlardan ikisinin milletin hassas duygularına hitap ettiği için sanki etkilediği yönünde kaygı taşıyorum. Deniyor ki; 'Eğer evet çıkarsa, bölücü örgüt cesaret bulacaktır, Türkiye'nin bölünme süreci hızlanacaktır'. Ve yine deniliyor ki; 'Eğer pakete evet derseniz, Türkiye kaosa sürüklenecektir'. Pakette en ufak böyle kaygı verecek bir şey var mı? MHP lideri Bahçeli'nin demeci var; 'Evet çıkarsa PKK güçlenir' diyor'' şeklindeki soruya, Erdoğan şu yanıtı verdi:

''Peki hangi maddeyle? Bunu sormak gerekmez mi? Bu 26 maddenin hangisi böyle bir yol veriyor? Desinler ki; 'Şu madde sebebiyle PKK terör örgütü güç bulur'. Biz burada bir defa darbe anayasasını ne yapıyoruz, yargılıyoruz. Ama burada bölücü örgüt lideri bugün eğer hayattaysa, sağlayan, ona İmralı'nın yolunu açan 3 kişi var; merhum Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz'dır. Onların koalisyon hükümeti döneminde teslim edilmedi mi? Teslim edildi. Onu Kocatepe muhribiyle İmralı'ya götüren kim? Bunlar değil mi, bunların iktidarı değil mi? Oraya götürdüler, orada yerleştirdiler, şimdi sıkılmadan şunu da söylüyorlar; 'Neden F tipi cezaevine nakledilmiyor da orada besleniyor?' Bunu da söylüyorlar zaman zaman. Oraya götüren sizsiniz. Niye götürdünüz? Demek götürmenin bir anlamı, bir sebebi var.

'Peki siz o götürmeyi paylaşıyor musunuz?' diye sorarsanız, evet paylaşıyorum. Bana göre yapılan iş doğrudur. Ama ala-ü valayla oraya götüren sizsiniz. Ve idamdan kurtulmasını sağlayan da sizsiniz. Ve çok enteresan, geçenlerde bir televizyon kanalında merhum Ecevit'in konuşmasını dinliyorum, AB'ye verilen sözler, AİHM, bununla ilgili verilmiş sözler, bunlar anlatıldıktan sonra, 'erteledik' diyor. Arkasından Sayın Bahçeli'ye soruyorlar, 'Siz ne düşünüyorsunuz?', 'Sayın Başbakan gerekli açıklamaları yaptı, benim herhangi bir söz söylememe gerek yok' diyor. Sizden geldi bu. O süreçten bu hale geldi. Şunu söylüyorum, diyorum ki şu paketin içerisinde bölücü terör örgütünün güçlenmesine yönelik bir tane madde söylesinler, desinler ki şu madde. Bu, arkadaşlar bilgi kirliliğinin daniskasıdır. Bu, kafaları bulandırmak için, kalkıp bunlar bir iz bıraksın diye atıyorlar iftirayı. Ondan sonra sen bu kara propagandayı silebilirsen sil. Yaptıkları iş bu.''

-''YARSAV BU İŞİN İÇİNDE AKTÖR''-

İşin gerçeğiyle muhalefetin anlattıklarının yakından uzaktan alakası olmadığını kaydeden Başbakan Erdoğan, bu paketin tam aksine daha adil bir yargılanma sistemini getirmek suretiyle yeni bir çığır açtığını ifade etti.

''Eğer evet denirse kaos çıkar'' denildiğinin hatırlatılması üzerine de Erdoğan, Türkiye'de yıllar yılı milletin çoğunluğunun 'Darbe anayasasının silinmesi gerekir' dediğini belirterek, şöyle devam etti:

''Yani köşe yazarlarından tutun da halka varıncaya kadar. Peki şimdi ne oldu da bunlar darbe anayasasını savunur hale geldiler? Darbe anayasasını savunanlar kimler arkadaşlar? Hiç bir araya gelemeyenler. CHP, MHP, BDP, Türkiye Komünist Partisi, İşçi Partisi, YARSAV. Düşünebiliyor musunuz, YARSAV bu işin içinde aktör. Kim bu YARSAV? Üyelerinin hakim ve savcılardan oluştuğu bir vakıf veya dernek, aktif rol oynuyor. Şimdi nedir bu? Bu bir ihsası reyde bulunmaktır. Sen nasıl olur da ihsası reyde bulunursun? Nasıl olur da böyle bir çalışmanın içerisinde yer alırsın, rol alabilirsin? Şimdi yarın, şahsım veya bir başka arkadaşım, herhangi birinin hakim veya savcı olduğu mahkemeye ben nasıl güveneceğim, nasıl gönül huzuruyla gideceğim? Güvenilebilir mi?''

''YARSAV'ın AB'nin gereği olduğunun'' söylendiğini vurgulayan Erdoğan, ''AB'nin gereği bu değil. AB, tümüyle yargı camiasını kapsayan böyle bir birliğin kurulmasını istiyor ama o birlik sadece hakimlerin, savcıların sosyal, ekonomik böyle birçok sorununu çözmeye yönelik, dertleri dinleyen ve bunları çözüme kavuşturan bir birim. Dolayısıyla vatandaşın hiçbir güvencesini böyle bir oluşum asla sağlamaz'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, ''2 maddeyi çıkaralım, diğer maddelere evet'' dediğini hatırlatarak, bu Anayasa Mahkemesine götürüldüğü zaman mahkemenin esastan inceleme yaptığını vurguladı. Erdoğan, ''Esastan incelemesi aslında doğru değil, ama yaptı. Bir redaksiyon da orada yaptılar. Bu redaksiyon yapıldıktan sonra da önümüze bu paket geldi. Peki bu 2 madde denildi ve siz yargıya saygınız varsa, yargının bu kararından sonra zaten '26 maddede biz evet deriz' demiştiniz, şimdi ne oluyor da evet değil de hayır kampanyası başlatıyorsunuz? Arkadaşlar sebep şu; bunu tamamıyla siyasi veya bir genel seçim havasına sokmak gayretleri var'' dedi.

-''GÜVEN OYLAMASI HAVASINA SOKULMAK İSTENİYOR''-

Başbakan Erdoğan, referandum sürecinin güven oylaması havasına sokulmak istendiğine işaret ederek, şunları söyledi:

''MHP Genel Başkanı, gittiği yerlerde, 'Bu bir güven oylamasıdır' diyor. Ana muhalefet partisinin lideri bazen kaçırdı onu ağzından, söyledi, sonra 'Bu bir güven oylaması değildir' dedi. Bizde de aynı durumlar, benzer şeyler 1-2 arkadaşımız tarafından söylendi. Aslında bu bir güven oylaması değil. Bu bir siyasi partinin, iktidar veya muhalefet partisinin ne kadar oy alıp almadığını belirleyen bir seçim değil. Oy pusulası önümüze gelecek, bir karede 'evet', diğerinde 'hayır' yazıyor. Orada herhangi bir partinin amblemi yok, partinin amblemine oy vurmayacağız, mührü vurmayacağız.''

''Son günlerde, 'evet oylarının az olması bir mesajdır, şu oranda olması bir mesajdır' gibi değerlendirmeler de yapılmaya başlandı. Nasıl yorumlarsınız?'' sorusunu da Erdoğan, şöyle yanıtladı:

''Bu da işte bunun farklı bir versiyonu. Şimdi 70 diyenler de var. Ben bunların hiçbirini doğru bulmuyorum. Burada önemli olan evet veya hayır. Nasıl geçerse geçsin. Burada kabul veya ret dışında bir mesaj yok. Mesaj budur. Yüzde 50 artı 1 neyse odur. 'Şu kadar almış, bu kadar almış'. Burada parti filan yok ki. Bundan sonra 8-9 aylık bir süremiz var. O süre içerisinde istediğimiz gibi parlamentoda da parlamento dışında da konuşuruz. En az 3 ay seçim meydanlarına döküleceğiz, seçim meydanlarında konuşuruz.''

-''MİLLETİN ANAYASA YAPMASINA MI 'HAYIR' DİYORSUN?''-

Muhalefete, anayasa değişikliğinin maddelerini konuşmaları, neye karşı olduklarını söylemeleri çağrısında bulunan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Niçin 'hayır' diyorsun bunu anlat. Yani kadınların haklarının anayasal güvence altına alınmasına mı 'hayır' diyorsun? Çocuk istismarına karşı çıkılmasına mı 'hayır' diyorsun? Yıllarca konuşulan toplu sözleşme, bunun yapılmasına mı 'hayır' diyorsun? Memurların toplu iş sözleşmesinden istifade etmesine mi 'hayır' diyorsun? Kamu denetçiliği kurumunun kurulmasına mı 'hayır' diyorsun? Bunları konuşalım. Bunlara girmiyorlar.

Mesela biliyorsunuz, kalkıp da ta AİHM'e gitmesini ortadan kaldıracak. Biliyorsunuz, eskiden darda kalan sıkıntılı insanlar, bu noktada ta oralara gidiyordu, ama parasının olması gerekiyordu. Ama şimdi böyle bir şeye hiç gerek yok. Kendi ülkende Anayasa Mahkemesine müracaatla kalkıp buradan o istediğin bilgiyi alabiliyorsun. Milletin anayasa yapmasına mı 'hayır' diyorsun? Yani belli bir elit mi yapsın bu anayasayı, bundan mı 'hayır' diyorsun? Hakim ve savcıların biliyorsunuz verdikleri kararda bir güvenilirlikleri vardır. Ama şimdi bakıyorsunuz, savcı veya hakim bu kararı verdiği zaman HSYK anında onu görevden alabiliyor. Böyle şey olur mu ya, bunları yaşadık bu arada. Bunların ortadan kalkması için bir defa çok ciddi bir adımın atılması, bu noktada 'evet'in artması gerekiyor.''

''İlk derece mahkemeleri'' denilen 11 bin civarında hakim-savcı bulunduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bu 11 bin hakim-savcının kalkıp oy kullanmasına bunlar karşı çıkıyorlar. Niye katılımcılığa karşı çıkıyorsun? Bırakın onlar da katılsın bu işe. Bak, burada bir siyasi partinin ataması yok. Yani bizim hükümet olarak burada herhangi bir HSYK üyesini atama yetkimiz yok. İlk derece mahkemelerinden, yani Van'daki hakim veya savcı burada tercihini kullanacak. Bizde böyle bir şey yok. Anayasa Mahkemesiyle ilgili parlamentonun atama diye bir şeyi yok, tercih yetkisi var. Barolar Birliği 3 tane isim verecek, bu isimlerden bir tanesini Meclis tercih edecek. Sayıştaydan 2 isim gelecek, yine parlamento bir tanesini tercih edecek. Yani bunların hiçbirisinin, 'parlamento tarafından atanmıştır' hükmü altına girmesi bile yanlış. Siyasi iktidar olarak zaten bizim böyle bir yetkimiz de yok. Adalet Bakanı yıllar yılı zaten buranın üyesiydi, Bakanlık Müsteşarı zaten üyesiydi. Bu bizim yeni getirdiğimiz bir şey değil, kaldı ki biz yetkilerini de şimdi kısıtladık.''

-''SİZ KENDİNİZ KAMERAYLA MI SEÇİLDİNİZ?''

Başbakan Erdoğan, referandumda 'evet' çıkarsa Abdullah Öcalan'a özgürlük getirileceğinin söylendiği, ''Yandaş yargı oluşturulacak ve kendilerini yargılayacak olan yargıçları seçecekler, Yüce Divandan kurtulacaklar'' eleştirisi yapıldığı ve internette dolaşan bir ses kaydına göre, 3 Yargıtay üyesinin BDP'nin boykot kararını kendilerinin aldırdıklarını söylediği yönündeki soruya da şöyle yanıt verdi:

''Yandaş yargı oluşturma noktasında mahir olan CHP'dir. Biliyorsunuz daha önce gerek Seyfi Oktay, gerek Mehmet Moğultay zamanlarında atanmış 3 bin civarında hakim-savcı var ve o zamanlarla ilgili hatta geçenlerde sayın Moğultay gene açıklama yaptı, 'Ben kendi parti mensuplarımı, kaba ifadeyle yandaşlarımı değil de MHP'lileri, ülkücüleri mi atayacaktım, Refah Partilileri mi atayacaktım?' diyor. Çok açık, net.

Şimdi bu tür bir zihniyet, bu tür bir anlayış CHP zihniyetidir. Dönemimizde yapılacak atamalarla ilgili olarak biliyorsunuz Danıştay şöyle bir anlayış getirdi; 'Mülakatlar kamerayla yapılmalıdır, kamera olmadan mülakat olmaz'. Öbür taraftan da Yargıtay ve Danıştay kadrosuzluktan yakınıyor. Tabii böyle bir mantık varsa, 'Kusura bakmayın, böyle bir mantıkla eleman alımı yapmayız' dedim. Bugüne kadar siz kamerayla mı eleman alıyordunuz. Böyle bir şey var mı ya? Nereden çıkardınız bunu? Bu bir defa bu hükümete saygısızlıktır. Bugüne kadar yapılmış bir şey değil, bunun yasalarda hiçbir yerde yeri yok, hiçbir uygulaması yok ve siz şimdi kalkıyorsunuz, böyle bir şey getiriyorsunuz. Siz kendiniz kamerayla mı seçildiniz? Normal olarak seçimler yapılmıştır ve sizler de oralara atandınız. Kim sizi kamerayla seçti, böyle bir şey var mı? Ama siz şimdi kalkıyorsunuz, bu hükümet için böyle bir şey getiriyorsunuz, kusura bakmayın. Ve şu anda tabii ki milyonlarca dosya birikiyor. Bu anlayış değişmediği sürece bizim bunlarla çalışmamız zaten mümkün değil. Ondan sonra 'Yok şöyle, yok böyle' deniyor.''

''BEN YARSAV DEDİM, ORADA KESTİM. YARSAV'DAN SONRA BİR DE ÇETELER VAR. BUNLAR MÜŞTEREK BİR ÇETE OLUŞTURDULAR. MÜŞTEREK ÇETE ÇALIŞIYOR. EVET'İN ÇIKMASI HALİNDE ÇETELERİN BİTECEĞİNİ BİLİYORLAR''


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, halk oylamasında ''evet'' sonucunun çıkması halinde çetelerin biteceğini belirterek, ''Çünkü çetelerle mücadelede çok önemli bir kırılma noktası, bunu çok iyi biliyorlar. Ben YARSAV dedim, orada kestim. YARSAV'dan sonra bir de çeteler var. Bunlar müşterek bir çete oluşturdular. Müşterek çete çalışıyor'' dedi.

Kanaltürk'te canlı yayınlanan ''Merkez Siyaset'' adlı programda soruları yanıtlayan Başbakan Erdoğan, 1991'de Telekom'un özelleştirilmesinin gündemde olduğunu, Telekom'a 25 milyar dolar teklif geldiğini ve o zaman Türkiye'nin borcunun 22 milyar dolar olduğunu söyledi.

Özelleştirme sürecini Danıştay ve Anayasa Mahkemesinin engellediğini ifade eden Erdoğan, bu anlayışın ülkeyi bir adım ileriye götüremeyeceğini bildirerek, ''Hep engellediler. Aynı şeyi daha yeni İzmir Alsancak Limanı için yaptılar. 1.2 milyar dolar ve 30 ay engellediler. Faiziyle 1.6 idi. 30 ay sonunda, yapılan özelleştirmenin uygun olduğuna karar verdiler. Ama bu arada adamcağız teminatını yaktı ve gitti. Peki şimdi bu zararı neyle telafi edeceğiz. O zamanki zararı nasıl telafi edeceğiz. Şimdi bu anlayışla nereye gidersiniz'' diye konuştu.

Anayasa Mahkemesinin 11 asıl, 4 yedek olmak üzere 15 üyesi bulunduğunu bildiren Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bu 4 yedek asıl olacak. 2 yeni üye. Bunlar için de çıldırdılar. 'Ekonomist olamaz, şu olamaz, bu olamaz, sadece hukukçu olacak' dediler. Peki onu da düzenledik. Cumhurbaşkanı bunların atamasını yapacak. Burada yeni sistem içerisinde şu geliyor; bir tanesi Barolar Birliğinin illerden seçerek gönderdiği bir kişi olacak. Ama 3 isim gönderecek. Bu 3 isimden birini parlamento seçecek. Parlamentonun bulaştığı yer burası. Bir diğeri, 2 tane Sayıştay üyesi olacak Anayasa Mahkemesinde. Bunların da süreleri dolduğu zaman bunların yerine gelecek her isme 3 isim gönderecekler. 65 yaşına kadar görev yapma süresi kalkıyor, 12 yılla o da donduruluyor.''

-''BUNA İLERİ DEMOKRASİ, BİRİNCİ SINIF DEMOKRASİ DENMEZ''-

Başbakan Erdoğan, Avrupa'daki bazı ülkelerde Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamını veya bir kısmını parlamentoların seçtiğini belirterek, şunları kaydetti:

''HSYK Başkanı diyor ki; 'Onlarda öyle ama bizde henüz böyle bir kültür oluşmuş değil'. Her sıkıştığınızda bu ülkenin insanını enayi yerine koyuyorsunuz. Onlar hep gelişmiş oluyor, bu ülkenin insanları gelişmiş olmuyor. Bu saygısızlıktır. Bu ülkenin parlamentosuna da bu ülkeyi yönetenlere de saygısızlıktır. Yani bu ülkenin en akıllısı onlar. Onlardan başka akıllı yok. Onlar seçerse doğru, onlar seçmezse yanlış. Böyle bir yaklaşım olur mu? Buna ileri demokrasi, birinci sınıf demokrasi denmez. Ben buna ikinci sınıf demokrasi bile diyemiyorum. Bu yaklaşım tarzlarını duyduğum zaman kendimden de utanıyorum.''

HSYK'nın durumunun da aynı olduğunu, tek tutunulan şeyin Adalet Bakanı ve Müsteşarının yer alması olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Adalet Bakanı ve Müsteşar ilk defa mı buraya geldi? Yıllar yılı var. Bizim dönemimizde gelmedi ki? Adalet Bakanı ve Müsteşar diğer ülkelerin bir kısmında var. Yok diye bir şey yok. Şimdi bunların hazmedemedikleri şey, bu onların arka bahçesiydi. Bir kast sistemi vardı. Şimdi bu kast sistemi çöküyor. Şimdi bu halkın ön bahçesi olacak'' dedi.

Bu çevrelerin, ilk derece mahkemelerinden gelenlere bile güvenleri olmadığını, ancak 11-12 bin civarındaki hakim ve savcıyı kendilerinin atamadığını kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

''Dert başka, çünkü kendilerine güvenleri, inançları yok ve Türkiye geneline yayılmış yargı camiasına saygıları yok. Çünkü bunların eliti var. Bu elit kesim, egemen kesim, 'Biz ne dersek o olacak' anlayışıyla yaklaşıyor ve bunun için de bu arka bahçe olarak görevi sürdürmek için... Şimdi o telefon görüşmeleri, teknik takibe takılma var ya, işte bunlar hepsi bunun neticesi. Tabii ister istemez bakanlığımız da araştırmaları, çalışmaları yapıyorlar, yapacaklar. Gerçekten böyle bir şey var mıdır, yok mudur? Bu iddiaların araştırılması lazım. Varsa bunlar ülkemiz için hayra alamet değil.''

-''BU KUNDAKLAMALARIN YAPILMASI BOŞUNA DEĞİL''-

''Hayır çıkması için terör örgütü elebaşından medet umulması, gerçekten doğruysa çok ciddi bir skandal'' denilmesi üzerine Başbakan Erdoğan, ''Ben şunu da söyleyeyim. Burada bu tür şeyler ilk defa yaşadığımız şeyler değil. Her şeyden önce sağduyulu bölge halkım, benim Kürt kökenli vatandaşlarım, bugüne kadar o bölgede bize çok oy verdi. Ama bu insanlar hep ölümle tehdit edildiler. Bakın şu anda bugün ya da dün ilköğretim okullarına kundaklamalar yapıldı. Bu kundaklamaların yapılması boşuna değil. Hepsi bunların sinyalleri'' diye konuştu.

Erdoğan, ''Boykot çağrısının bir devamı mı diyorsunuz?'' sorusu üzerine de ''Devamı mahiyetinde. Korku yaratmak, korku havasının neticesinde vatandaşın sandığa gitmesini engellemek. Şehir merkezinde buna benzer adımlar atıyorlar. Tabii biz de her türlü tedbiri aldık, alıyoruz, almaya devam edeceğiz. Bölgedeki vatandaşlarımız bence kararlı olmalılar. Biz hükümet ve devlet olarak bütün imkanlarımızı seferber edeceğiz, yanlarında yer alacağız'' dedi.

''Ses kaydına ilişkin soruya, 'Başka şeyler de var' dediniz? Yani hayır propagandasına dönük farklı bir kampanya veya perde arkasında başka şeyleri mi kastettiniz?'' sorusuna da Erdoğan, şu yanıtı verdi:

''Evet olabilir, şimdi daha neler çıkacak ortaya. Bu kampanyada özellikle 'evet'in çıkması halinde nelerin biteceğini onlar biliyorlar. Çünkü çetelerle mücadelede çok önemli bir kırılma noktası, bunu çok iyi biliyorlar. Ben YARSAV dedim, orada kestim. YARSAV'dan sonra bir de çeteler var. Bunlar müşterek bir çete oluşturdular. Müşterek çete çalışıyor. 'Evet'in çıkması halinde çetelerin biteceğini biliyorlar. Cumhurbaşkanlığı seçiminde kimler neler yaptı, hatırlayın. Şimdi benzer şeyler yine yapılabilir. Ama milletimin sağduyusu bunların hepsini aşmaya yetecektir.''

-TERÖR ÖRGÜTÜNÜN BİR NUMARALI HEDEFİ-

''PKK ile mücadele noktasında referandumun getirileri ne olacak'' sorusu üzerine de Başbakan Erdoğan, PKK terör örgütü ile halkın arasını açmanın çok önemli olduğunu, şehirden dağa gidişi engellemenin, belki bu arada dağdan inişi hızlandırmanın büyük önem taşıdığını aktardı.

Bunun sadece iktidarın yapacağı bir iş olmadığını belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''İktidar bütün enstrümanlarını kullanacak. Bu, sosyal ekonomik enstrümanlardır, psikolojik enstrümanlardır, bunun yanında tüm diplomatik ilişkilerdir, askeri, güvenlikle ilgili atılmış adımlardır ve tüm bunların yanında medya çok önemli. Medyanın atacağı adımlar, atacağı başlıklar bunlar çok önemli. Çünkü terör örgütünün bir numaralı hedefi, propagandasını yapmaktır. Yazılı ve görsel medya bunlara yer verdiği sürece güç kazanacaktır, bunu aşmamız lazım.''

Erdoğan, bunun yanında halkın endişelerini gidermenin birinci derecede görevleri olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

''Evet ile birlikte inşallah bölgede çok daha farklı bazı tedbirler geliştirmek, adımları atmak için Terörle Mücadele Yüksek Kurulumuzun başlattığı bazı çalışmalar var, bunlar devam ediyor. Burada kararlıyız. Ama burada süreci unutmayalım. Bizim milli birlik, beraberlik, kardeşlik süreci sıradan bir süreç değil. Burada 'Demokratik Açılım' başlığını verdiğimiz süreç, sıradan bir süreç değil, bir projenin hayata geçirilmesi. Peki bu akşamdan sabaha mı? Mümkün değil, akşamdan sabaha. Yani şu anda 30 yıllık terörün meydana getirdiği tahribatı sizler kaldırmanın mücadelesini vereceksiniz. Bunun tabii dal budak saldığı, içeride ve dışarıda ayakları var. Bunlar üzerinde çalışmalar sürdüreceksiniz. Ciddi dış destekler aldığını inkar edemeyiz. Maalesef dış destek de alıyor. Bunlarla ayrı mücadele ediyorsunuz.''

Başbakan Erdoğan, terörün bir sektör haline geldiğini, sektörün uyuşturucu, insan kaçakçılığı ve farklı ayakları bulunduğunu ifade ederek, şöyle dedi:

''Tüm bunlarla beraber sektör çalışıyor. Siz bir tarafı müdahale edip çökertiyorsunuz, öbür taraftan bakıyorsunuz ayağa kalkıyor. Burada bizim medyayla olan çalışmamız çok büyük önem arz ediyor. Burada akademisyenlerin desteğine ihtiyacımız var. Bu son oluşturduğumuz Kamu Güvenlik Müsteşarlığının kurulmuş olması, gerek medya, gerekse akademisyenlerle çok ciddi bir havuz oluşturacak, bilgi bankası oluşturacak. İnşallah bu adımları attık.''

''BİZİM İŞİMİZ KONUŞMAK, KONUŞARAK ANLATMAK. ÇÜNKÜ HALKA GİDİP HESABI VERECEK OLAN BİZİZ. YARGI MENSUPLARININ HALKA VERECEKLERİ BİR HESAP YOK''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, düşünce özgürlüğü noktasında hassasiyetleri bulunduğunu, hakaret olmadan eleştiri noktasında en ufak bir tereddütü olmadığını belirterek, ''Ama kalkıp da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını, 'Türküm demekten utanan bir Başbakan' diye pankarta asıp, onu sallandıran, buna da 'Ağır eleştiriye girer, bu hakaret değildir' diyen bir yargı anlayışına saygı duyamam'' dedi.

Kanaltürk televizyonunda katıldığı ''Merkez Siyaset'' programında soruları yanıtlayan Erdoğan, ''Önünüzde iki önemli mitinginiz var. 3 Eylül Diyarbakır, 5 Eylül İstanbul Kazlıçeşme. Özellikle Diyarbakır mitingi bir beklenti oluşturdu. Başbakan Diyarbakır'a geliyor, Diyarbakır Güneydoğu'nun lokomotif vilayeti, Başbakan ne mesaj verecek, bu miting bir dönüm noktası olacak mı?'' sorusu üzerine, yarın Ağrı'ya gideceğini, kendisi için Ağrı'nın Diyarbakır kadar önemli olduğunu, daha sonra Şanlıurfa'ya ve Bursa'ya gideceğini söyledi.

''Bizim için oralar da çok önemli, çünkü bizim doğuda başka, batıda başka, kuzeyde başka, güneyde başka gibi değişikliğimiz söz konusu değil'' diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

''Biz her yerde bu çerçeve içinde mesajları verdiğimiz için Diyarbakır'da vereceğimiz mesaj da o beklentilere cevap oluşturacak mesajlar değildir. Şimdi burada çıtayı kasıtlı olarak yükseltenler var. Örneğin diyorlar ki; 'Biz Başbakanın burada farklı mesaj vermeyeceğini biliyoruz'. 'Biliyoruz' diyen kişi bakıyorsun 'tek dil' diyor. Benim bugüne kadar 'tek dil' diye bir mesajım olmamıştır.''

-''BİZİM BAYRAĞIMIZIN ALI, SADECE TÜRK'ÜN KANI DEĞİLDİR''-

Afyonkarahisar'dan yola çıkarken bu noktada 4 mesajı olduğunu belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bunlar; tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Biz bu 4 başlıkla yola çıktık. 3 tane de ayrı başlığımız vardı. Biz etnik milliyetçiliğe, bölgesel milliyetçiliğe, dinsel milliyetçiliğe karşıyız. Dil konusuna gelince, resmi dil olarak tek bir dil tanırız, Türkçe. Ama herkes kendi dilini rahatlıkla konuşabilmelidir. Hatta bunun için de kendi ana dillerinde kurs açmalarına zemin hazırladık. Burada hedef saptırma gayretleri var. Buradan geri adım atmayı bekleyenler var, biz geri adım atmayız. Biz Türk bayrağının yanında başka bir bayrağın dalgalanmasına bu topraklar üzerinde 'evet' diyemeyiz. Bunun bilinmesi lazım. Bunu bugün İstanbul'da bu şekilde nasıl söylüyorsam, yarın Ağrı'da da aynı şekilde söylerim daha önce Diyarbakır'da söyledim, yine aynı şekilde söylüyorum.

Niye? Çünkü biz ana muhalefet partisinin liderinin yaptığı gibi, doğuda 'Biz şu an genel affı getireceğiz' derken, Kayseri'ye gelince 'Ben onu kastetmek istemedim. Başka şeyi kastettim' diyemeyiz. Bizim kitabımızda bu yok, ama biz şunu biliriz; bizim bayrağımızın alı, sadece Türk'ün kanı değildir. Orada Türk'ün kanı da var, Kürt'ün kanı da var, Çerkez'in de Laz'ın da Arnavut'un da Boşnak'ın da kanı var. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin kanı var. Bunu etnik unsurlar olarak söylüyorum. Çünkü bizi zaten millet yapan bu. Ne diyor şair; 'Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak uğrunda ölen varsa vatandır.''

-''HALKI REHİN ALMAYA HAKKINIZ YOK''-

Özellikle Çanakkale Şehitliği ile ilgili program yapılması önerisinde bulunan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Oradaki kabristanı ortaya çıkardık, orada güzel tablolar var. Orada kimler nerelerden gelmiş, Çanakkale'de şehit olmuş. Şimdi arkadaş senin neyine gerek kalkıyorsun 'Türk bayrağının yanında başka bayrak olsa ne olur?' Yani her şeyi bitirdin de bu mu kaldı? Burada senin samimiyetin nasıl olur da gündeme gelir. Bir defa bu samimi bir yaklaşım tarzı değil. Bu tamamen ülkemizi, milletimizi bölmeye yönelik bir yaklaşım tarzıdır.

Bunların da saati saatine uymaz. Ondan sonra neymiş? Seçime katılımı boykot edeceklermiş. Hani sen demokrattın, hani barıştan yanaydınız? Vatandaşın demokratik hakkını kullanmasını engelliyorsun. Bundan daha büyük bir suç olur mu? Bunu yapan kim? Parlamentonun çatısı altında olan bir parti. Bu da bir tercihtir. Bu tercihi bırak sen vatandaş yapsın. İster oy kullanmaya gider, istemezse gitmez. Ama siz bu yaklaşım tarzınızla halkı rehin alıyorsunuz. Halkı rehin almaya hakkınız yok. Bunu geçen seçimlerde de yaşadık. Birçok köyün muhtarı tehdit edilmiştir. Burada buna benzer şeyleri yapmayacakları ne malum.''

Bildiriler dağıtıldığının söylendiğinin belirtilmesi üzerine Erdoğan, vaktin erken olduğunu, bundan sonra da bu tür şeylerin yapılabileceğini ifade ederek, şöyle konuştu:

''Demokrasi diyorsanız, demokratik bir seçim diyorsanız gelin destekleyin. Bırakın vatandaşı kendi haline. Oyunu kullanmayacaksa o kullanmasın. Kalkıp da 'Bu köy, bu mahalle, bu apartman ne kadar gitti oy kullandı, bunların hepsinin tespitini yapacağız. Eğer oy kullanmışsanız ondan sonra da gereğini yapacağız' gibi bir havada bu işi götürürseniz, o zaman demokrasiden, demokratlıktan bahsedemezsiniz. O zaman bu parlamentonun çatısı altında 'Biz barışı istiyoruz' diyemezsiniz.''

Anayasa değişikliği paketinde birinci derecede demokratça yaklaşım sergilediklerini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Çünkü daha ileri bir demokrasi diyorsanız bunun bir bedeli olacaktır. Ama daha ileri bir demokrasi değil de 'aynen durumu muhafaza edelim' derseniz, o zaman zaten hiçbir şey yapmaya gerek yok. Oturun aynen devam edin. Burada bir milli iradeye saygı var. Milli iradenin tecellisine saygı var. Bunun bedeli ne olursa olsun bunu halledelim diyoruz. Burada özgürlükler mücadelesi var. Özgürlükler mücadelesi için bunun önünü açalım diyoruz.''

-''KADININ YERİ HİÇ ANLAŞILAMAMIŞTIR''-

Türkiye'de yıllardır kadının hep sömürüldüğünü, ikinci sınıf vatandaş olarak görüldüğünü ifade eden Erdoğan, kadının yerinin hiç anlaşılmadığını söyledi.

AK Partinin muhafazakar demokrat bir parti olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Kadında en üst makam olarak 'annelik' diye bir makam var. 'Cennet anaların ayağı altındadır' şeklindeki o kutsal ifade anne içindir, baba için değildir. Bunun için analarımızın ayaklarının altını öperiz, hiçbir zaman da bundan bir kompleks duymayız. Onlar bizim her şeyimiz, varlık sebebimiz. Ama bundan gocunanlar ve rahatsız olanlar var.''

Eşit işe eşit ücret uygulamasını AK Parti iktidarının getirdiğini kaydeden Erdoğan, şöyle dedi:

''Kadınlarla ilgili komisyonu parlamentoda biz oluşturduk. Bu adımları biz attık. Parlamentoda kadın noktasında en güçlü gruba biz sahibiz. Sayımız fazla ama şu anda sayısal olarak güçlü gruba 30 bayanla biz sahibiz. Ana muhalefete bakın, MHP'ye bakın, yok denecek noktada. BDP'nin kadın noktasında sayısal durumu ise bağımsız geldiler, daha sonra bütünleştiler. Bütün bunlara baktığımızda kadın teşkilatı itibariyle Türkiye genelinde AK Parti'nin kadın kolları Türkiye'de bir numaradır. Bunu özellikle kurmamızın nedeni nedir? Bazı yerlerde erkek ile kadının çalışmasına sıcak bakmayan illerimiz vardır. Anadolu mesela bu noktada daha tutucudur. Ama kadın kolları kurulduğu zaman, onlar da siyasetin içinde yer alıyorlar. Şu anda il genel meclisi ve belediye meclisi üyeliklerinde çok ciddi sayıda bayan vardır. Gençlik kollarında da aynı şekilde genç kızlarımız yer almışlardır.''

Yeni anayasa paketinde kadın hakları, çocukların istismarının önlenmesi, özürlülerin devlette görev alması, şehitlerin dul ve yetimleriyle ilgili anayasal bir teminat getirdiklerini ifade eden Erdoğan, ''Neredeydi bugüne kadar bunlar? Buna 'hayır' denir mi? Ben halkımı, vatandaşımı bunlara 'evet' demeye çağırıyorum. Bazıları diyor ki 'Efendim burada teferruatı yok'. Teferruatı burada olur mu? Teferruatı bunun kanunlarla belirlenir. Anayasalar, daha kısa metinler halinde ortaya konur. Eğer siz yasalarla mevzuatla düzenleyeceğiniz şeyleri anayasa metnine koyacak olursanız, o zaman ciltlerle anayasa meydana gelir'' diye konuştu.

-''ÖZGÜRLÜKLERİN BİLİNMESİ ÖNEMLİ DEĞİL, UYGULANMASI ÖNEMLİ''-

''Özgürlükler en tabii insan hakkıdır, insanlar eşit doğar, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var. Bunlar zaten bilinen şeyler. Bunları anayasaya koymaya ne gerek var'' şeklinde eleştiriler olduğunun hatırlatılması üzerine, Başbakan Erdoğan şunları söyledi:

''Özgürlüklerin bilinmesi önemli değil, uygulanması önemli. Burada bir defa anayasada bunun metin olarak teminat altına alınması, ondan sonra da uygulayıcılar açısından bunun uygulama alanına girmesi. Biz bunun bedelini ödemişiz. Bakın ben şahsımdan size örnek vereyim. Okuduğum şiir, Milli Eğitimin Talim Terbiye Kurulunun tavsiyesiyle kitaplarda yer almış bir şiir. Bu şiiri okuduğum için bölücülükle yargılandım, bundan mahkum oldum, girdim cezaevinde yattım. Düşünebiliyor musunuz? O zamanki maddeyi biz daha sonra ne yaptık? Kaldırdık. Ondan sonra bu noktada artık cezaevine girenler yok noktasında.''

-''DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ NOKTASINDA HASSASİYETLERİM VAR''-

Son zamanlarda basın mensuplarına yönelik bir baskı oluşturulmaya başlandığını belirten Erdoğan, bunun da kendilerine yeni bir yük getirdiğini, bu şerefli yükü üstlenmenin, temizlemenin kendilerine nasip olacağını ifade etti.

Erdoğan, ''Bu yasama dönemi için bir şeyler söyleyebilir misiniz'' sorusuna şu yanıtı verdi:

''Hele şu adımı bir atalım, (referandumdan) 'evet' ile çıktıktan sonra yeni seçimi beklemeden bunun adımını anında atarız. Düşünce özgürlüğü noktasında hassasiyetlerim var. Yeter ki hakaret olmasın, eleştiri noktasında en ufak bir tereddütüm yok. Ama kalkıp da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını, 'Türküm demekten utanan bir Başbakan' diye pankarta asıp, onu sallandıran, buna da 'Ağır eleştiriye girer, bu hakaret değildir' diyen bir yargı anlayışına saygı duyamam. Böyle bakan bir yargı anlayışı var. Diyor ki; 'Sen Başbakansın, katlanacaksın'. Normal vatandaşı getir, sor. 10 kişiden 9'u 'hakarettir' der. Ama onlara sorduğunuz zaman, 'Ağır eleştiri' diyorlar. Aynı şeyi sana yapalım bakalım, sen ne diyeceksin yargı mensubu olarak. Sen buna 'Ağır eleştiri' diyebilecek misin?''

-''YARGI MENSUPLARI KARARLARIYLA KONUŞUR''-

Yargı mensuplarının, kendileriyle ilgili en ufak bir şey söylendiği zaman ''Siyasiler bize şöyle sataşıyor, böyle sataşıyor'' dediğini söyleyen Erdoğan, ''Yargı mensupları kalkıp da kürsülerden konuşarak bu işleri yapmaz. Yargı mensupları kararlarıyla konuşur, ama şu anda yargı mensupları bizden fazla konuşur hale geldiler. Bizim işimiz konuşmak, konuşarak anlatmak. Niye? Çünkü halka gidip hesabı verecek olan biziz. Yargı mensuplarının halka verecekleri bir hesap yok'' diye konuştu.

Bir işçinin çift sendikaya üye olmasının kendilerini hiç üzmeyeceğini bildiren Erdoğan, ''Bir şeyin üzerinde duruyorum. Bir konsensüs sağlansa da keşke Türkiye'de memur-işçi ayrımını ortadan kaldırsak. Bunu bazı sendikalar kabul ediyor, bazıları etmiyor. Bunu niye söylüyorum? Batıda böyle bir ayrım yok. Eğer bu ortadan kalkmış olsa, sadece çalışanlar olacak. Çalışanlar olduğu zaman çok daha farklı bir sendikacılık anlayışı olacak'' dedi.

''Emekli Sandığı ve SGK için de geçerli midir bu?'' sorusunu da Erdoğan, şöyle yanıtladı:

''Onlar zaten bu işleri yürütenler, takip edenler olacak. Ama onlar da yeni bir yapılanmaya gidecekler böyle bir adım atıldığı zaman. Yeni bir yapılanmayla bunların hepsi aynı havuzda toplanarak, süreç nedir, ne değildir, hangi yılları nasıl kapsayacak, bunların hepsi orada değerlendirilecek. Bunların altından kalkılır, bunlar problem değil. Önemli olan şu andaki işçi-memur sendikalarının birleşme sürecidir. Memur çalışırken sıkıntılı. 'Emekli olduktan sonra fazla ücret alıyorum' diyor. İşçi ise çalışırken memurdan fazla ücret alıyor, emekli olduktan sonra düşük ücret alıyor. Bu ondan rahatsız, öbürü ondan rahatsız. Bunları birleştirdiğiniz zaman bu sıkıntı tamamen ortadan kalkacak.''

-''HER ŞEY TÜRKİYE İÇİN''-

İşçinin çalıştığı zaman mesai ücreti aldığını, memurun mesai ücretinin olmadığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

''Benim yanımda müsteşarım, öyle zaman oluyor ki gece 24.00'te ayrılıyorsam ofisimden, o saate kadar benimle beraber. Benim müsteşarım benimle beraber çalışır. Ama aldığı ücret belli, oynamaz o, değişmez. Bir yerden de takviye yaptığınız zaman hemen kalkarlar hakkında soruşturma açarlar. 'Bu insan ne kadar çalıyor, ne yapıyor, katkısı nedir, bu adam özel sektöre gitse bunun bedeli nedir?' kimse bunu düşünmez. Bizim özel sektör boyutumuz da olduğu için olaya bakarken biraz da özel sektör nazarıyla bakıyoruz. Yanımızda çalışan insanın verimini artırmak için bir yerde de marifet iltifata tabi, yoksa zayi olur. Bunun hakkını vereceksin, vermediğin zaman netice alamazsın. Bu netice nereye gidiyor sonunda, her şey Türkiye için, her şey Türk milleti için.''

''AMA BEN ŞUNU İDDİA EDİYORUM; YANİ 'EVET'İN ÇIKMASIYLA TÜRKİYE'Yİ BİZİM SIÇRATMADAKİ PERFORMANSIMIZ MUKAYESE EDİLEMEYECEK DERECEDE ARTACAKTIR. YANİ BİZ PRANGALARIMIZDAN
KURTULACAĞIZ''


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, referandum oylamasına ilişkin, ''Ben inanıyorum ki bugün merhum Türkeş hayatta olsa, merhum Türkeş, 'evet' derdi. İnanıyorum ki Muhsin kardeşim hayatta olsa, o da 'evet' derdi. Nitekim şu anda bağımsız ülkücüler de bu oylamaya, ki onlar bu işin bedelini çok ağır ödediler, onlar da evet diyor.'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Kanaltürk televizyonunun ''Merkez Siyaset'' programında, muhalefet liderlerinin AK Parti hakkında miting meydanlarında ağır ifadeler kullandığı hatırlatılarak, ''Miting meydanları inanılmayacak kadar gergin. Bu tansiyon nasıl düşecek? Bu ifadeleri söyleyen insanlarla yarın nasıl yüz yüze bakılır?'' diye sorulması üzerine, şunları söyledi:

''Bu akşamki görüşmemizin başında sorduğunuz sorunun cevabı budur. Nasıl bakarsın? Her zaman yaptıkları iş bu. Bunun şu anki anayasa tartışmasıyla ne alakası var. Şimdi soruyorum, şimdi bir siyasi tartışma adabına uyuyor mu? Bunu bir siyasi liderin ağzına yakıştırabiliyor musunuz? Onun için diyorum çocukları bunlar televizyonda konuşurken, televizyon karşısına koymayın. Çünkü şu ifadelerden bu çocuklar nasibini yanlış alır ve bunlar yakışık almayan yaklaşım tarzlarıdır. Allah aşkına gençlere, çocuklarımıza bunlar mı örnek olacak? Bunlara bu ifadelerle cevap veremem ki. Sorsan ona 'kalpazan' ne demek? Tanımını bile yapamaz. Hani eğer kalpazanlığın ne olduğunu bilmiş olsa, mensubu olduğu siyasi partisinin geçmişine bakması lazım ve o geçmişinde bunların nasıl karşılıksız para bastıklarını göreceksiniz. Ama ben şu mübarek ramazan ayı içinde söyledim, onların diliyle bunlara cevap veremem. Edebim, adabım da buna müsaade etmez. Milletime havale ediyorum. Milletim onlara en güzel dersi 12 Eylül akşamı verecek.''

Başbakan Erdoğan, bir ülke yönettiklerini, onun için yapamayacakları işleri halka hiç vadetmediklerini, ne aldatan, ne aldanan olduklarını vurgulayarak, ''Ve biz meydan meydan bilgi vermeye, halkımızı aydınlatmaya çalışacağız. Bunlar geçmişten bu yana ne yapmışlar, bunları söylesinler. Yapacaklarının da kalkıp ben Türkiye'deki bütün kadınlara ayda şu kadar para vereceğim dediği zaman bir insan bunun karşılığını göstermesi lazım. Bunu nasıl vereceksin arkadaş, bunu sorarlar. Ana muhalefetin lideri bunu söylüyor. Nasıl vereceksin bunu? '' diye konuştu.

Muhalefetin politikası ne olursa olsun, AK Parti'nin gerçekçi bir politika izleyeceğinin altını çizen Erdoğan, şöyle devam etti:

''Çünkü Allah göstermesin bir bütçe sarsıldığı zaman Türkiye'yi en az bir 10 yıl, 20 yıl daha gelecek iktidar tek başına ayağa kaldıramaz. Bunlara zaten benim halkım iktidar vermez, o ayrı mesele. Benim vatandaşıma güvenim sonsuz. Niye? Geçmişlerini biliyor, neler yaptıklarını biliyor bunların. Onun için MHP, CHP, ANAP 3,5 yıl kalabildi. Ondan sonra kendileri bıraktı gitti, yürütemezler. Bakın şu çok partili hayatta 59. hükümet düşünün yani ortalamasına baktığınız zaman 16 ay ya, 16 aylık iktidarlarla siz bir ülkede istikrarı sağlayabilir misiniz? Başarıyı sağlayabilir misiniz? Sağlayamazsınız, bakın şimdi biz bu işi rayına oturttuk. Hep 'erken seçim, erken seçim' diyorlardı, bakın şimdi diyebiliyorlar mı? Bir defa bu erken seçim ifadesini kullanmak bile şu ülkeye ihanettir. Niye? Çünkü bu ülkeye yatırım yapacak ister içeriden, ister dışarıdan herkes istikrara bakar. İstikrar yoksa yatırım yapmaz, hem ekonomik istikrarı arar, hem demokratik istikrarı arar. Şimdi biz bunları sağladık ve bunları da sağlamaya devam edeceğiz.''

DİNÇ KALMASININ SIRRINI AÇIKLADI

Başbakan Erdoğan, ''Oruç tutmayan bir insanın bile dayanmasının zor olduğu bu kadar yoğun bir miting programınız var. Nasıl dinç kalıyorsunuz? Bir sağlık ve zihin reçeteniz var mı? Emine Hanım faktörü ne kadar devrede?'' şeklindeki soruya da takviyenin söz konusu olmadığını, ancak sahura muhakkak kalktığını söyledi.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Özellikle de bölgeler arası dengeler de farklı. Hepsinden öte yalnız bir şey var; öyle alanlara gittik ki on binlerce insan, Kayseride mesela resmi rakam 60 bin. 40 derecenin üzerinde sıcak vardı. Fakat o vatandaşın heyecanı, coşkusu, ister istemez size her şeyi unutturuyor. Ondan daha büyük vitamin olur mu? Ondan daha büyük enerji olur mu? Oradan o enerjiyi alıyorsunuz. O şekilde şu ana kadar sürdürdüm. Herhangi bir özel reçete uygulamıyorum. Ama tabii yediğim içtiğimde gündüz hararet vermeyecek şeylere dikkat ediyorum. Eşimin de bu noktada kendine has şeyleri var.''

''Bir altın çilek patlaması oldu sizin alışverişinizden sonra'' ifadesi üzerine de Erdoğan, gülerek, ''Tarabya'da öyle bir uğradığımız bakkal dükkanındaki şeydi, ondan sonra hakikaten Türkiye'de bir hareketlenme oldu ve bazı illerde altın çilek getirip hediye ediyorlar sağ olsun, ama fiyatları da bayağı ilerlemiş'' dedi.

Altın çiçeğin C vitamini çok yüklü olan bir meyve olduğunu ve şu an bu meyvenin özel olarak üretilmeye başlandığını belirten Erdoğan, ''Bunlar da güzel şeyler. Alternatif ürünleri ne kadar artırırsak ülkemizde, o kadar güzel olur'' diye konuştu.

-''BBP'NİN AYRILIŞ SEBEPLERİNİN İÇİNDE BU VARDI''

12 Eylül darbesinin mağduru 2 partinin darbe anayasasının değişmesine hayır dediğinin ifade edilmesi üzerine de Başbakan Erdoğan, şu an CHP'de o dönemin mağduru olanın partinin başında değil içinde olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

''Partinin şu anda başında olan zat mağdur değildi zaten, öyle bir şey söz konusu değildi. Ama içeride belki bazı kişiler söz konusu olabilir. MHP'ye bakıyorsunuz, MHP'nin başındaki de mağdur olmadı. Mağdur olanlar zaten Büyük Birlik Partisi'nde kaldı. Orada da merhum Muhsin kardeşimin tavırları, duruşu zaten çok açık, net ortadaydı. Ve ayrılış sebeplerinin içinde bu vardı. Ben inanıyorum ki bugün merhum Türkeş hayatta olsa, merhum Türkeş, 'evet' derdi. İnanıyorum ki Muhsin kardeşim hayatta olsa, o da 'evet' derdi. Nitekim şu anda bağımsız ülkücüler de bu oylamaya, ki onlar bu işin bedelini çok ağır ödediler, onlar da 'evet' diyor. Şimdi bana da hakaret ediyor, onlara da hakaret ediyor. Bana hakaret ediyor, 'Sen' diyor, 'eskiden bunlara şöyle diyordun, böyle diyordun' Ya öyle diyordum, böyle diyordum. O zaman da farklı bir siyasi partinin şeyiydik, ama bizim ortak paydalarımız fazlaydı. Siz aynı çatı altında olduğunuz halde koptunuz ayrıştınız ve şimdi onlara hakaret ediyorsunuz. 'Uşaksınız' diyorsunuz. 'Şöylesin' diyorsun, 'böylesin' diyorsun. Niye onların tercihlerine saygı duymuyorsun? Sen şu anda geçmişini bir defa inkara başladın. Bir araya gelemeyeceğin ve paslaşamayacağın bir zihniyetle şu anda bir aradasın. Daha önce söylediğin farklı şeyleri inkar edenlerle bir aradasın. İşte başörtüsünün örneğini verdim, onlarla bir aradasın. Tam bir vagon durumundasın. Böyle sürdürüyorsun bu süreci.''

''MHP'ye oy veren kardeşlerim yine MHP'li olarak tercihlerini kullansınlar o ayrı mesele ama bu bir halk oylaması'' diyen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Burada gelip MHP'nin amblemine oy kullanmayacaklar. Oraya mührü vurmayacaklar. Aynı şekilde CHP'nin tabanında oy kullanan, aklıselim sahibi olan kardeşlerime, vatandaşlarıma da sesleniyorum. Onlar da aynı şekilde tercih oyunu kullanırken bu hassasiyet içinde kullansınlar. BBP'ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum, onlar da aynı tercih içerisinde bu oyu kullansınlar''

Bunun bir genel seçim olmadığını vurgulayan ve vatandaşlardan buna dikkat etmelerini isteyen Erdoğan, ''Bu bir AK Parti projesi değil, Tayyip Erdoğan Projesi değil, bu bir millet projesi. Darbe anayasasının maddelerini ortadan kaldırıp, yeni bir millet anayasasını getiren bir proje'' diye konuştu.

-''YETER, KARAR MİLLETİNDİR DİYELİM''

Gazetelerde mevcut anayasa metni ve onun yerine gelen metnin her gün bir madde olarak yayınlandığını belirten Erdoğan, vatandaşların, broşürler ve kitapçıkları da okumasını isteyerek, şunları söyledi:

''Ne getiriyor, ne götürüyor? Yani bu leblebi, çekirdek getirmiyor ya. Yani bahsedildiği gibi kayısıdan bahsediliyormuş, bundan bahsediliyormuş. Bu kadar sulandırılmaz bu iş. Böyle bir şey bu işin içerisinde yok. Burada ciddi şeyler yatıyor. Üstünlerin hukukuna son veriyoruz. Ya, bundan daha güzel şey olur mu? Hukukun üstünlüğüne geçiyorsun. Bundan daha güzel şey olur mu? Bunu başarıyoruz. Ve istiyorum ki ben artık Merhum Menderes'in o ifade ettiği, 'Yeter, söz milletindir', biz de diyoruz ki buna, 'Yeter, karar milletindir' diyelim. Ondan sonra da mührü buna göre vuralım. Ama genel seçimlerde ne diyorlarsa desinler, tercihlerini hangi istikamette kullanıyorlarsa o zaman kullansınlar.''

Başbakan Erdoğan, ''13 Eylülde getirin türbanı çözelim' sözleriniz bugün Kılıçdaroğlu'na hatırlatıldı. Kılıçdaroğlu, 'Benim de sorum Erdoğan'ın imzasıyla 2006 yılında gelen kanun teklifiydi. Terör örgütü üyelerine af getiriyordu, Başbakan buna yanıt versin' dedi. Bu konuda neler söylersiniz'' denmesi üzerine, bunun ''dört dörtlük bir demagoji olduğu'' ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bakın 2006, 2010. Bunun arasında biz 22 Temmuz genel seçimlerini geçirdik, yerel seçimleri geçirdik. Ayıptır. Dürüst ol, dürüst. Ama bu zat, dürüstlükten çok uzak. Bizim kitabımızda terörist başını veya terörist liderleri veya teröristleri affetmek gibi bir şey bugüne kadar asla meclise gelmemiştir. Dört dörtlük bir yalandır. Benim altında imzam olan böyle bir şey meclise asla gelmemiştir. Böyle bir şey meclise gelmiş olsaydı, bunlar 22 Temmuzda, şurada burada bunu tepe tepe kullanırlardı. Ve biz buna rağmen yüzde 47 oy alacaktık öyle mi? Benim milletim, terör örgütünün liderini affeden bir başbakanın partisine yüzde 47 oy verecekti.''

-''AYAĞIMIZDA PRANGALAR VAR''

Başbakan Erdoğan, referanduma ilişkin kamuoyu yoklamaları konusundaki bir soruyu yanıtlarken, ''Bir defa şu kadar evet çıkacak, şu kadar hayır çıkacak, bunun üzerinde durmayı ben doğru bulmuyorum'' dedi.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Önemli olan 'evet'in çıkmasıdır. Bizim hedefimiz bu. Yani ne kadar çıkarsa ne olur, ne kadar çıkmazsa ne olur bu önemli değil. Ama ben şunu iddia ediyorum; yani 'evet'in çıkmasıyla Türkiye'yi bizim sıçratmadaki performansımız mukayese edilemeyecek derecede artacaktır. Yani biz prangalarımızdan kurtulacağız. Şu anda bizim ayağımızda prangalar var. Ve biz bu prangalarla çalışıyoruz. Düşünebiliyor musunuz?